şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bugün cumhurbaşkanlığı sözcüsü ibrahim kalın konuşmasında kullanmış bu sözcüğü.

    ingilizcesi için:
    (bkz: hermeneutic)

    ekşisözlük'te bulunanı ve türkçede yaygın kullanımı için:
    (bkz: hermeneutik)
  • kendimiz dışındaki evreni düşünelim ve bunların içinde insan dışı canlıları ele alalım. bu canlıların doğaya aktardığı bilgiler ve çevrelerinden kazandığı edinimler var. bunların bizimle olan etkileşimlerini ele alalım. kendimiz dışındaki, yani insanoğlu haricindeki canlıları anlamak konusunda aciziz. arada dil gibi bir aracı mevcut değil ve yapımız gereği -demek ne derece doğru, bilemem- farkındalığı yaşamamız, bizi idrakı en kısa sürede kullanmaya itiyor. nesnenin varlığı ile manasını birleştiren ve kavram denilen soyut yapı, bilginin, dolayısıyla tecrübelerin aktarımında önemli bir işleve sahip. yaşayarak tecrübeyi edinmek yerine, dil ile aktarılan bir tecrübe konusunda bilgi sahibi olabiliyoruz. burada önemli ölçüde anlaşılabilme mümkün görünse de, yaşanmışlık paylaşımı olmadan manayı tümüyle idrak etmek imkânsız. dili kullanamadığımız yerde, yani doğada gözlemle bilgi sahibi olmak mümkünken, manaya yaklaşabilmek için bizzat olayı yaşamak ve paylaşımda bulunmak gerekli. düşününce, bir hayvanı, onunla hiçbir şey yaşamadan ve hiçbir şey paylaşmadan anlayabilmek imkansız. bu durumda ortaya çıkan anlama ve anlaşılma kavramları bile çok kısıtlı. insan dışındaki canlıların kendilerine ait olan evrenlerine girmek bizim için imkânsız. peki insan olarak bizim evrenimiz nelerden oluşuyor? bütününü bilmesem de içinde yaşadığımız sosyal yapının, bunun oluşmasındaki rolü büyük. farkındalığımız ve bunu tatmin için arayışlarımızla birlikte sosyal çevremizin içinde, kendi evrenimizin oluşumuna katkıda bulunuyoruz. iletişimde edindiğimiz her bilgi, anlık psikolojimizden başlayarak karakterimize ve benliğimize kadar çeşitli kademelerde etkiye sahip. iletişimin yapısı ve içeriği ile değişmekle birlikte, insanlar olarak birbirimizin evrenine katkıda bulunmamız ve de mananın kişiler arasındaki yolculuğunu kısa ve basit kılmamız mümkün oluyor. nesnellik insanlar arasında mümkün olmamakla birlikte, iki öznenin etkileşiminden bahsediyoruz. diğer yandan varlık ve manadan oluşan nesneye ulaşmamız, yani ondaki manayı idrak etmemiz için; dolayısıyla evrenimizi değiştirmesine müsaade etmemiz için onu özne statüsüne koymamız şart.

    mevzuya biraz da bilginin özellikleri üzerinden bakalım. dil olmadan bilginin ve anlamın iletiminin zorluğuna değinirken, dil ile bunların paylaşımının basit olabileceğinden bahsettik, fakat ne kadarının nasıl iletilebildiği ve bu konudaki zorluklardan söz edilmedi. bilginin kavram olup bilincimize yolculuğunu ele alırsak, anlamı bir aracı olarak görebiliriz. gözlemlediğimiz, okuduğumuz, duyduğumuz; yani herhangi bir şekilde edindiğimiz bilgiyi doğrudan aktarmamız mümkün. insanlar olarak birbirimizi anlayamamaktan şikayet ediyoruz. bir manayı iletmesi gerekmeyen bilgileri aktarmak çok basitken, kişinin evreninde bir manaya tutunamamış bilginin iletimi ancak zahiren, dolayısıyla tesirsiz oluyor. insan, bildiğini yaşamına bir şekilde aktaramazsa, yani bilgi insanın hayatında ve evreninde fiziksel, ruhsal, zihinsel ve diğer açılardan bir yer bulamamışsa, burada bir anlamdan bahsetmek pek de mümkün olmasa gerek. herhangi bir nesneyi ele alalım. hayatında hiç kalem görmemiş, kalemin yazarken çıkardığı sesi işitmemiş, ona dokunmamış biri için, kalemin bir manası yok. böyle bir durumda kalem sözcüğü sadece kalem adı verilmiş bir nesnenin varlığından haberdar olmayı sağlasa da bir anlam oluşmaz. fakat kalemin görüldüğü yahut ona dokunulduğu andan itibaren, deneyimleme başlar ve dolayısıyla mananın ortaya çıkışı söz konusu olur. hep tecrübeden bahsettik, bence bilmenin doğasında, hayaller ve buradan ortaya çıkmış duygu ve düşüncelerin de önemli bir yeri var. bir kalemle yazacaklarımı hayal ederken, daha nasıl tasvir edeceğimi düşünmeden içimde oluşan duygularla bile o kalemin bendeki manası değişecektir. bunun dışında kurduğumuz hayaller sonucu zihnimizde, daha gerçekte var olmamış bir şey için bir bilgi oluşmakta. zihnimde bir şey tasvir ettiğim vakit, artık o şey hakkında bilgim olacak. zihnimde bir binayı tasarladığımda, onun hakkında bilgim olacak ve o bina zahiren var olmasa bile benim evrenimde bir yere sahip olacak. sadece tecrübelerimiz olsaydı, dünyayı değiştirmemiz mümkün olamazdı ki, sürekli bir devinim içinde kendimizi tekrar eder dururduk. gerçi bu konulara felsefede birçok yerde değinilmiştir. bilginin mana ile birleşiminden sonra benliğe katılmasından bahsetmek mümkün görünüyor.

    eğer bilgi, duyularımızdan geçtikten sonra zihnimizde bir mana bulmakla kalmayıp bu bilginin, karakterimizde ve davranışlarımızda etkilerini görebiliyorsak, bilginin, insanın varlığıyla ve evreniyle, yani tüm benliğiyle birleşmesinden bahsedebiliriz. dahası, böyle bir bilgi aktarıldığında varlık ve mana birlikte artarıldığından, benlikten bir parçanın da aktarımı söz konusu olur. aktarım hem zahiren hem batinen olmakla birlikte, tesirli olur. özneden özneye bir benlik parçasının iletimi. sanırım iletişimin tama yakın olduğu durumlardan bir tanesi.
  • yorumbilim hakkında bilinmesi gereken 9 gerçek

    yorumbilim ne anlama geliyor? terim nerede ortaya çıktı ve günlük hayatta nasıl kullanılır? “hermeneutics: a very short ıntroduction” adlı kitabın yazarı jens zimmerman bizlere yorumbilim hakkında herkesin bilmesi gereken 9 gerçeği söylüyor.

    1-yorumbilim, tiyatro oyunları veya romanları yorumlama gibi çalışma alanlarına odaklanır fakat aynı zamanda, günlük hayatta arkadaşlarımızın davranışlarını yorumlarken ya da hayatımızda gerçekleşen olayların sonuçlarını anlamaya çalışırken de yorumbilimden yararlanırız.

    2-yorumbilim anlama ve kendini anlaşılabilir kılma sanatıdır. saf mantıksal analiz ve genel yorumsal ilkelerin ötesine geçer.

    3-yorumbilimin ingilizce karşılığı olan hermeneutics kelimesinin kökeni antik yunan diline dayanıyor. hermeneuein ‘dile getirmek, açıklamak, tercüme etmek’ anlamına geliyor ve ilk kez kutsal mesajların ya da zihinde oluşan fikirlerin insan dillerinde nasıl ifade edildiğini tartışan düşünürler tarafından kullanıldı.

    4-yorumbilim aynı zamanda anlamayı oluşturan koşulların analiziyle ilgilenen felsefi bir disiplinin adıdır. örneğin, yorumbilimci filozoflar, kültürel geleneklerimizin, dilimizin ve tarihsel varlıklar olarak doğamızın anlama sürecini nasıl mümkün hale getirdiğini inceler.

    5-yorum bilimci düşünürler, anlama sürecinin; kelimeler, işaretler ve olaylar gibi belirli şeylerin anlamlı bir bütün haline getirilerek yorumsal olarak birleştirme etkinliği olduğunu savunur. bir nesneyi, kelimeyi ya da olguyu hayatımızın içerisinde anlamlı bir bağlama oturttuğumuz sürece anlaşılır olduğu, yani bizimle anlamlı bir şekilde konuştuğu zaman gerçekten anlayabiliyoruz.

    6-alman filozof hans-georg gadamer (1900-2002) ile başlayan felsefi yorumbilim, insan anlayışının detaylı ve sistematik bir şekilde incelenmesine verilen addır. gadamer, dünya algımızın öncelikli olarak teorik değil pratik olduğunu savunur. nesneleri belirli bir mesafeden tarafsız bir şekilde incelemeyiz fakat biz onların etrafında hareket ettikçe zaten var olan anlamlı ilişkiler bütünlüğünde nesneler kendilerini bize ifşa ederler.

    7-modern yorumbilim ayrıca dijital devrimin, metinleri anlama koşullarını nasıl değiştiğini de sorguluyor. örneğin metin kodlamaları zaten bir tür yorumlama oluşturuyor ve farklı arama parametreleri, metinleri; önceden seçilmiş, belirli bir odak üzerinden temsil ediyor.

    8-antik yunan filozofu eflatun (m.ö. 427-347) yorumbilim terimini ilk olarak, şairleri ‘kutsal olanın müfessirleri’ olarak tanımlarken kullandı ve onun öğrencisi aristoteles (m.ö. 384-322) konuşmada ve yazıda kullanılan kelimelerin, iç düşüncelerin dışavurumu olduğunu savunduğu, yorumbilim hakkında günümüze ulaşan ilk tezi yazdı.

    9-yorumbilimci düşünürler bilincimizin; diğer bireylerden bağımsız olarak kendimizi büyük hayat okyanusunda süzülen ‘farkındalık adaları’ olarak hayal ediyormuşuz gibi şekillendiğini iddia ediyor. kanadalı filozof ve yorumbilimci charles taylor bu yanıltıcı ve bağımsız bilinci ‘bağlantısız öz’ olarak tanımlıyor.