şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 90 dakikalık, 2017 yapımı film.

    6 / 10.

    we need to talk about kevin ile izleyenleri tabiri caiz ise "şeytan çarpmışa" döndüren lynne ramsay'ın yeni psikolojik gerilim denemesi.

    başarılı yönetmenin zaman zaman korku ustalarına da selam duran başarılı görüntü ve renk yönetimine sahip, hayal ve gerçek arasında tuhaf bir konumda yer aldığı düşünülebilecek filmi genel olarak beklentilerin altında kalsa da yapımın tamamının hayal kırıklığı yarattığını söylenemez.

    joaquin phoenix'in başarı ile hayat verdiği joe karakterinin derinlerine yeterince inemeyişimiz, diyaloglardaki zayıflık senaryonun alarm veren kısımlarından yalnızca bazılarıydı.

    joe'nun yaşadığı posttraumatic stress disorder (post-war syndrome/savaş - travma sonrası stres bozukluğu) ise yaklaşık 5 saniyelik bir flashbackle geçiştirilmiş, bu kitapta mı böyle ya da yönetmen tercihi mi onu da tahmin etmek güç ayrıca.

    sonuç olarak türü sevenleri üzmeyeceğini tahmin ettiğim; uzatılmamış süresi ve akıcı yapısıyla, iyi çekilmiş lakin senaryolaştırma kısmında zayıflıkları bulunan bir psikolojik gerilim.

    her eve imdb

    ek1:

    (bkz: we need to talk about kevin/@karinca beli)
  • ing. "hiç gerçek anlamda (burada) yanımda olmadın"
  • buralar taxi driver karşılaştırmaları ile dolacak.

    (dolmadı)
  • 2011'den bu yana yeni bir film için uzun süre bekleten lynn ramsay'in, we need to talk about kevin'in üstüne çok şey koyarak geri döndüğü yeni başyapıtı.

    çok güçlü, çok travmatik ve sonuna dek hipnotize edici bir gerilim ile dolu. eğer ödül sezonuna girseydi çok konuşulurdu bu yıl. yarışa girmediğine üzüldüm.

    senaryo bir puzzle gibi, film boyunca yavaşça birleşiyor o parçalar, ilmek ilmek örmüş ramsey ve yer yer korku-gerilime kayan o senaryo yağ gibi akıyor. cannes'daki ödül boş yere değilmiş.

    joaquin phoenix, depresif, geçmişi travmalarla dolu ve intikam hırsıyla dolan bir karakteri olabilecek en iyi şekilde yaşamış. performansları arasında top 5'e girecek cinsten.
    bu yıl eğer ödül sezonuna girseymiş, oscar yarışında gary oldman rakipsiz kalmazmış.

    özetle, bir kez izleyerek doyulacak bir film değil. her açıdan muhteşem bir hikaye, yönetim ve oyunculuk kompozisyonu.

    umarım türkiye'de de bir an önce vizyona girer.
    10/8.5
  • amazon'un dağıtımcılık işini eline yüzüne bulaştırması nedeniyle hak ettiği değeri görememiş ve muhtemelen göremeyecek muhteşem film.

    izleyeli sanırım 4 ay falan oldu ama hala etkisini kaybetmiş değil. cannes'dan tasdikli harika birer yönetmenlik ve oyunculuk performansı içeriyor ywnrh. amazon'a kızmamın sebebi de bu çünkü ödül sezonuna yetiştirilebilseydi ortalığı kasıp kavurabilecek bir potansiyele sahipti. hatta belki de #metoo ve #timesup konjonktürünün de etkisiyle lynne ramsay'e oscar bile kazandırabilirdi. joaquin phoenix ödülü alır mıydı emin değilim ama en azından bir adaylık daha kazanacağı kesin gibiydi. sadece bu 2 performanstan ibaret değil tabii ki film. jonny greenwood imzalı son yılların en iyi soundtrack albümlerinden birine, olağanüstü bir görüntü yönetmenliğine ve son derece başarılı bir senaryoya da sahip. taxi driver ile çok fazla karşılaştırıldı fakat film yalnızca modernize bir uyarlama değil, çok daha fazlasını sunuyor seyirciye bundan emin olabilirsiniz. sonuç olarak yılın en iyi yapımlarından biriydi ancak sinema sektörünün business tarafının -belki de amazon'un sektördeki acemiliğinin- kurbanı oldu bir nevi.

    türkiye'de ne zaman vizyona gireceği belli değil henüz. belki istanbul film festivali'nde görücüye çıkar.
  • nihayet 37. istanbul film festivali kapsamında izleyebileceğiz! ekim ayına niyet nisan ayına kısmet.
  • 37. istanbul film festivali'nde gitmek istediğim halde bilet alamadığım filmlerden biri. biletler satışa çıktığında param yoktu, olduğunda da tükenmişti.

    (bkz: öğrencilik)

    olur da bilet aldığı halde gidemeyecek olanlar çıkarsa diye bu entryi buraya bırakıyorum. aldığı fiyata bırakmak isteyenler, veya hediye etmek isteyenler olursa bir mesaj uzadığınızdayım.
  • kırsalda yaşayan için sanırım 2020'den önce görme imkanı olmayan film. her övgü cümlesi insanın içini kemirir mi? beşiktaşlı olmamıza rağmen george hagi için bursa'ya izmir'e gitmiştik, bunun için de sanırım uçakla istanbula gitmemiz gerekecek.
  • daha çok psikolojik gerilim modunda geçen bir film. bu türü çok sevmediğim için bana çok ilgi çekici gelmedi. en büyük farkı yüksek şiddet içermesine rağmen bunu seyirciye pek göstermeden bilinç altına etkili bir şekilde işlemesi oldu.
  • spoiler

    senaryo sorunları var, mantık hataları var, cevaplanmamış sorular var. mesela: haydi, diyelim ki pedofil-sapık valinin ölümüne "biz" (film değil) açıklama getirebiliyoruz da onca koruma nasıl geberdi? çocukluk travmasını atlatamamış, ptsd'den muzdarip anti-kahramanı, travis bickle (taxi driver) gibi kahramanlaştırmaması gayet güzel olmuş. yani travis finalde pezevengi öldürüp çocuğu (jodie foster) kurtarıyordu. joe (mükemmel joaquin phoenix) ise hayvani büyüklükteki malikaneye girince herkesin öldürüldüğünü görüyor. bu nasıl oldu? benim entarilerimi okuyanlar bilirler, en sorgulanmaması gerekli filmlerde, en dandik filmlerde bile kalkıp filmi sorguluyorum, elimde değil. bunca korumayı kim öldürdü? kız mı? kızın da joe gibi sağlıklı olmadığını öğrenmiştik ama nasıl oldu da herkesi öldürdü? haydi, diyoruz ki sapık vali oynaşmaya çalışırken kız elindeki usturayla herifin boğazını yardı. öyle tahmin ediyorum. peki korumalar? bu herif 2. kez seçimlere hazırlanırken nasıl bu kadar kolay öldü? filmin sorunu da bu. jason statham abimiz benzer filmlerinde kolayca milleti öldürünce pek takılmıyoruz, zira filmlerinin kalitesi belli ama bu filmde takılmadan edemedim. bu kadar övülen filmde inandırıcılık sorunları olmamalıydı.

    valinin ölümüne dair açıklama yok (herifin sapık olduğu dışında hiçbir şey öğrenemiyoruz). kızın babasına dair açıklama yok (galiba babası da kızını taciz ediyor). joe'nun kızı eliyle koymuş gibi bulmasına, pek efor sarf etmeden kızı batakhaneden kurtarmasına da ne diyeyim bilemedim. evet, sonradan kızı joe'dan alıyorlar da e joe 15 dk sonra kızı tekrar eliyle koymuş gibi buluyor. valla gta bu kadar kolay bir oyun değildi anacım. lynn ramsay her şeyi özetliyor. joe'nun geçmişini birkaç flashbackle es geçiyor; çocukken babasından şiddet görmüş, bunu anladık da o çöldeki sahneler neydi? açıklama yok. kızın babasının ölüm nedeni gerçekten intihar mı, yoksa vali mi öldürdü? bilemiyoruz. yani senaryo sorunlu. öte yandan orijinal bir senaryo da değil. taxi driver'ın mükemmelen işlediği öyküyü almış, nicolas winding refn'in de drive'daki stili alınmış, harmanlanmış. joe travis gibi sorunlu birisi. ywnrh de taxi driver gibi seçim arifesinde geçiyor. joe da travis gibi küçük kızı kurtarma misyonunu ediniyor. küçük kızlar iki filmde de fahişeliğe itiliyor. drive'a gelelim. drive'da kahramanın geçmişi bilerek gizlenir, burada da bu filmin izinden gidiliyor ama şöyle bir fark var: burada mesela çöle dair yapılan flashbackle oluşan sorular yanıtlanmıyor. halbuki refn flashbacklerle falan uğraşmayarak karakteri bile isteye geçmişsiz bırakmıştı. soruları yanıtlamayacaksan, felsefi bir film değilse niye o sahneyi koyuyorsun ki? bilemedim şimdi...

    demek istediğim iki filmden de kopyalamalar var ama öykü taxi driver kadar iyi işlenmiyor. senaryoda gedikler var. öte yandan son derece sürükleyici bir film. ramsay'in yönetmenliği, senaristliğini aşmış. yönetmenlik, kurgu, j. phoenix ve jonny greenwood çok iyi. ramsay'in şiddeti gösterirken bile göstermemesi gayet yerinde ve güzel bir tercih olmuş. joe içeri girip korumaları öldüresiye dövmeye başlar ama ramsay bu sahneleri tarantino gibi gösterebilecekken kamerayı şiddetten alabildiğine uzaklaştırıyor, güvenlik kameralarını kullanıyor, kapıları kullanıyor, kamerayı sarsıyor vs böylelikle şiddeti göstermiyor. çok iyi. reji de şahane. nasıl başladı, nasıl bitti anlamıyorsunuz, öyle sürükleyici. ses ve ses miksajı da şahane. greenwood'un soundtrack'iyse müziğe cuk oturmuş, bu müziklerle sahneler daha fazla etkiliyor. öte yandan sahneler de etkileyici. ama işte etkileyici sahnelerin, rejinin vs etkisi senaryo sorunları nedeniyle azalıyor. j. phoenix'i bir kez daha övmem gerekiyor. gene mükemmel, gene mükemmel. bu arada joe gösterdi ki phoenix, joker için doğru bir seçim. senaryo da iyi olursa taxi driver benzeri joker filminde gene mükemmel bir performans verebilir. özetle, ywnrh yılın en keyifli, etkileyici filmlerinden ama senaryosu sorunlu, o yüzden yağ gibi aksa da iyi bir film diyemiyorum.

    imdb'de birisi bir teori ortaya atmış. teoriye göre filmde olan çoğu şey aslında olmuyor, hepsi joe'nun fantazilerinden ibaret. yani küçük kız, sapık vali, kızın babası, joe'nun suç ortakları falan aslında yoklar. joe aslında kimseyi kurtarmıyor. gerçek hayatta zayıf karakterli olduğundan (bkz intihara meyilli oluşu) fantazilerinde kendisini kahraman olarak görüyor. yani taxi driver'ın aynısı, orada da "travis aslında kızı kurtarmıyordu" diye bir okuma mümkündü bence. neyse. teoriyi atana göre, joe'yla annesi arasında ensest bir ilişki var, baba bu ilişkiyi öğrenip ikisini dövüyor, ama sonra baba aileden çıkıyor (joe öldürmüş olabilir diyor adam), joe'nun annesini eve kilitlemesi ve gizliliğe önem vermesinin de nedeni bu ensest ilişkiymiş, joe hiçbir zaman ırak'a gitmemiş falan diyor. güzel teori, sevdim ama % 100 doğru diyemeyiz, hatta ben hâlâ ensest okuma için yeterli bir neden bulamadım.

    spoiler

    edit: bir teori ekledim.