şükela:  tümü | bugün
  • senaryo, kurgu eksikleri ya da gariplikleri olsa da bir şekilde kendini izlettiren filmlerden.

    --- spoiler ---

    bir insan evladı da çıkıp oldboy dememiş.
    --- spoiler ---
  • yönetmenliğini lynne ramsay'in yaptığı, başrolünde joaquin phoenix'in yer aldığı 2017 yapımı film.

    dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 70 cannes film festivali'nde yapan film burada ''en iyi senaryo'' ve ''en iyi erkek oyuncu'' ödüllerini kazanmıştır. ülkemizde ise ilk olarak geçtiğimiz ekim ayındaki filmekimi 2017'de gösterilmesi planlanan film dağıtım sorunu yüzünden gösterime girememişti fakat geride bıraktığımız nisan ayındaki 37. istanbul film festivali'nde seyirci ile nihayet buluşmuştur.

    film, geçmişinde birçok travmatik olay atlatan eski asker joe'nun, kayıp bir kızı bulma görevi sırasında yaşadıklarını konu ediniyor. mesleğinde bir ömre yetecek kadar şiddete tanık olan joe, geride kalan hayatını, seks ticareti için kaçırılan kızları kurtararak kazanmaya başlamıştır. new york senatörünün kızını kurtarması için kiralandığı zaman ise bir komplo ağının içine sürüklenir. joe kısa sürede, kendisini ölü görmek isteyen düşmanlarıyla savaşmak zorunda olduğunu kavrayacaktır.

    film konusu itibari ile her ne kadar taxi driver filmi ile benzerlik gösterse de kalite olarak kesinlikle yanına yaklaşamayacak düzeyde. karakterin geçmişi nedeniyle ruh hali ve dışa yansıması oldukça başarılı bir şekilde işlenmişken konunun genel işlenişi yönünden maalesef sınıfta kalıyor. filmde asıl konuya kanaatimce biraz geç girilmesi ve filmin kısa olmasından dolayı geriye kalan sürede konunun apar topar bir şekilde işlenerek gerekli ayrıntılara değinilmemesi filmin en büyük handikaplarından. senaryodaki bazı eksikliklerden kaynaklı filmin sonunda bazı sorular cevapsız kalıyor ve bu da bir boşluk oluşturuyor. filmde vurucu birkaç sahnenin dışında hatırda kalıcı pek bir sahne yok. zaten psikolojik ögelerin daha ağırlıkta olduğu film, aynı başarıyı aksiyon kısmında yeterince karşılayamıyor ve durgun bir film izletiyor. filmde müzik kullanımı ve görüntü yönetmeninin başarısı öne çıkan diğer detaylar.
  • you were never really here : incinmiş çocukların öyküsü

    yaşı her ne olursa olsun travmalarından ibaret olan insanlar, daima çocuk kalırlar. bildikleri rakamları sayar ve kurtarılacakları ânı beklerler ve sonra : you were never really here

    yersiz çözümlemeler ile uğraşmayacağım, bu kadar ağır dertlerle boğuşmanıza da gerek yok, bir şekilde travmatik bir çocukluk yaşayan insanların perdeye baktığında gördüğüyle, yaşamayanların gördüğü bambaşka şeyler.

    aile içi şiddete, savaşa, çocuk tacizine, faili meçhul ölümlere lanet olsun.
  • doksan dakikalık psikolojik buhran, we need to talk about kevin'in yanına yaklaşamayacak bir film. yönetmenin sanki çok fazla söyleyecek şeyi varmış da hepsini birbirine karıştırmış gibi, nereye çekersen oraya gidiyor hikaye. yaşananlar gerçek mi yoksa hayal mi emin olamadım. bir filmden tam olarak tat almak için baş karakter ile kendimizi özdeşleştirebilmemiz gerekir, geçmişini neler yaşadığını tam olarak bilmiyoruz, iyi mi yoksa kötü biri mi bu da belli değil; repliksiz uzun sahneler tahammül sınırlarını zorlayan cinsten. isterdim ki kötü adamımız vali beyi biraz tanıyalım, üç beş bir şey söylesin, intikam dakikalarına hazırlanalım o da yok. bari küçük kıza bir kaç replik verseydiniz yok amk yok, leon indirip tekrar izlemeye gidiyorum, aradan kaç yıl geçmiş üstüne koyamadılar arkadaş.
  • bir lynne ramsay şaheseri. müthiş bir psikolojik film.

    joe karakterinin film boyunca gel-gitlerini ve travmalarını öyle güzel betimlemiş ki, izlerken bir dostoyevski romanı okur gibi hissettiriyor. joe, kafasının içindeki travmaları asla atlatamayacağını düşünüyor. sürekli zihninde canlandırıyor. ona göre, dünya hiçbir zaman güzel bir yer olmayacak, hayat hiçbir zaman güzel olmayacak.

    --- spoiler ---

    bu durumu en çok mcleary hayallerini anlatırken, joe'nun daha başında kopup, cümleler sonunda "whaat?" diye karşılık verdiğinde anlıyoruz.

    --- spoiler ---

    işler iyice kötüye giderken her defasında ölümü düşünüyor. ölüme giderken güçsüzlüğünden dem vurup, gerçek hayatta insanları öldüren, duygusuz ve acımasız bir karakterle birlikte kendini güçlü hissetme tutkusunu yaşamaya çalışıyor.

    --- spoiler ---

    filmin sonu ise joe'nun gel-gitlerini güzel bir perde ile suratımıza çarpıyor. ölümünü düşleyen joe, öldükten sonra herkesin hayatına aynı şekilde devam edeceğini hayal ediyor. hemen akabinde hayatında hep istismara uğramış, babası tarafından bile istismar edilmiş, hayatında herkesten korkan nina'yı ve nina'nın ilk defa ona güven veren birini karşında gördüğünü fark ediyor. bir kız çocuğuna verdiği ufak bir güven duygusunu bile, kimseye bir faydası dokunmayacak bir ölüme tercih ederek "güzel bir gün" 'e devam ediyor.
    --- spoiler ---
  • joaquin phoenix'in adeta döktürdüğü, aşırı derecede şiddet sahneleri iceren psikolojik gerilim filmi. tabi ki recep ivedik, cumali ceber izlenen ulkemde hakettiği degeri goremeyecektir. bu arada film " ben festival filmiyim "diye bağırıyor. tavsiye edilir.

    --- spoiler ---

    çekiç reyiz
    --- spoiler ---
  • pazar akşamı izlenmiş, bir eski aşkın* aşkından* ötürü, başlarda kafanın içinde çalan şu şarkıyla izlenmiş lynne ramsay filmi.

    geleneksel denebileceklerin aksine, "arka plan" verme denemesiyle yenilikçi ya da en azından ezber bozucu olacağı söylense de bu planları/kesitleri vermesinde olduğu gibi filmin geneline yayılan bölüklük ve parçalanmışlıkla kafa karıştıran yapım.

    --- spoiler ---

    joe efendi'nin geçmişinden getirdiği kafasına poşet geçirmek suretiyle nefessiz kalmasının filmde günümüze gelen sürekliliklerden biri olduğu hâlde, aynı bölüklük ve parçalanmışlıkla serpiştirilmiş diğer "geçmiş kesitleri"nin yorumlanmasının izleyiciye bırakılması bir "tercih"den ziyade bir başarısızlığa işaret etmekte gibi.

    "sadece kız kılıklılar kambur durur" diyen adam, gazi olduğu amerikan ordusundan bir kurmay mı yoksa babası mı sorusuyla başlayan, yaşı itibariyle vietnam'a yetişemeyecek kadar gençken, sokakta gördüğü uzakdoğulu kadınlar sonrasında imgesinde canlanıveren uzakdoğulu savaş esiri / mağduru kadınlar kim sorusuyla devam eden, ve bağdat ve dolayısıyla ırak'ın işgali gibi yakın zamanlı bir durum söz konusuysa "uzak doğu" fantezisi nereye oturuyor sorusuyla devam eden yapım.

    yukarıda bir yerde, imdb kaynaklı olduğu da belirtilen, azamî freudyen bir çerçevede, gerçeklikle bağın tamamen koparılıp joe'nun annesi ile olan ensest ilişkisi üzerinden bir okuma olsa da bu da iknâ edici gelmiyor. yukarıdaki sorulardan, yine bir psikolojik okuma ile, joe'nun çocukluğunda babasının sürekli "aşağılama"ları neticesinde dışarıda güçlü ve vahşi ama içeride "kırılgan" bir çocuk olarak kaldığı hikâyesine de işaret edebilecek okumalara da müsait. "âcizim ben!" minvalindeki çöküş sonrası buna bir delâlet olsa da burada önemli olan bu hikâyelerin hangi birisinin doğru olduğu, doğru olup olmadığı değil, filmi farklı katmanlarda okumaya açmak için derinleştirecekken, nihayette ortaya çıkanın su üzerinde yüzen birbirinden farklı yapraklardan müteşekkil bir birikinti kalması. bu hâliyle gerek joe'nun gerekse filmdeki diğer karakterlerin derinliklerine vâkıf olamadığımız, tıpkı süzülen yapraklar gibi izleyiciyi de çeşitli fikirlere sevk eden film.

    buna rağmen thomas townend'in hayata baktığı yerden filme bakıyor olmamız açısından teselli veren yapım. ensest teması açısından bir plan vardı ki, yönetmenin fikri, görüntü yönetmenin icraatı olabilir ki kısa, acısız ve müthişti: joe efendinin küçük kızı beşinci sınıf bir motele getirip babasını beklerken, küçük kızın kuru iman tahtasında kalan su kalıntısı ve buna eşlik eden saçlarının ucunda damlamak üzere birikmiş yağmur damlaları. "ensest"e dair tabuyu - kararında ve fark edilmeden belki de - çok güzel ters düz ederek, diğer taraftan bu durumun ne kadar "cazip" olabileceğini bu kadar kısa bir karede gösterebilecek başka bir plan bulmak zor olsa gerek.

    --- spoiler ---
  • iyi bir film için senaryonun çok da önemli olmadığının bir başka kanıtı.
    her birinden ayrı ayrı 2 saatlik senaryo çıkacak travmaları bir bünyede eritmiş olan, dünyanın yükünü sırtlamış karakterimiz joe'nun güçlü, zayıf, aciz, bitkin, paramparça beynini 1 buçuk saat boyunca izliyoruz.
  • tek perdelik film. zira benim izlediğim salonda ara vermeden bitti. genelde gereğinden uzun filmlerden illallah etmişken bu filmde olması gerekenden en az 30 dakika kısaydı.

    filmdeki kopukluk başlarda karaktere yoğunlaşırken, olay örgüsü gelişme kısmına geldiğinde karakter analiziyle hikaye bütünlüğünü oturtamadan sonuca gelinmiş olmasından kaynaklanıyor. sonuç olarak bu haliyle de benden geçer not aldı.
  • paketini yeni açtığınız kekin ısırık alınmış olduğunu farketseniz..

    aynı his..olm ben bu karakteri/yan hikayeyi/olayı bunun için mi izledim, dedirtiyor.

    gerçekten birşeyleri becerememiş ve pişmanlık hayal kırıklığı yaratan bir film oldu.

    biz sinema seyircileri, başrol kötü adamları nasıl yenecek hissiyatıyla doluyuz hali hazırda, neden burda yenilikçi olacağım derken müptezel flashbacklerle hem kurguya hem hikayeye hem seyir zevkime rahatsızlık veriyorsun?

    final içinse tam not veriyorum.
    ilk kez izlediğim için belkide böyle bir yaklaşımı...ucu açık finallerde karamsarlığı içime gömüp yola devam etti, çok başarılı/akıllıca buldum.