şükela:  tümü | bugün
  • ulu
  • (bkz: yücel)
  • dokuzuncu nesil çaylak.
  • demin yüce diye birinden mail geldi, cevap yazarken "merhaba yüce bey" yazdım otomatik. ne acayip di mi? bilinçaltım "yüce kadın olamaz." diyor resmen sdlfkjsdfklsdjlk iğrenç ataerkil olmak.
  • asıl ve eski adı "çalek şêxan" olan mardin'in mazıdağı ilçesine bağlı köyün resmi adı.

    (bkz: mazıdağı/#24393076)
  • kars ığdırlı üyelerinin sayıları onbinleri bulan bir aşiret.

    önemli miktarı haydarpaşa limanında tahmil tahliye ve nakliyecilik yapmakta.
  • bir peygamber vitesi şarkısı.
  • birine aşırı değer vermek, başka birine aşağısama duyacağına ön haber sayılır. birini kendinden küçük görürsen*, başka birini de kendinden yüce zannedeceğini öngörmelisin. (halil cibran'ın özdeyişlerinden 'küçümsemek küçüklüğün* göstergesidir,'e nazire)

    (bkz: yücel), yüceli, yücelik, yüceler, yücelen
    (bkz: yücelmek)
    (bkz: örge)
  • bu terim ilk kez 1757’de izleyicilerde güçlü duygular uyandıran koca dağlar, şiddetli rüzgarlar ve karabasanlar gibi tesirli imgeler içeren eserler için kullanılmıştır.
  • yüce, algıda oluşan; kimi zaman onun sınırlarından içeri uzansa da, dışarıda yaşamaya mahkûm olan şu kavram. şayet algının evreninde kendine sabit bir yer edinirse, mevcudiyetinin hudutları çizilmeye başlanacaktır ve anlama safhasına düşme ihtimali zuhur edecektir. anlama söz konusu olduğunda, yücenin netleşmiş hudutları, her çıkarımda, her tanımlamada küçülecek ve bilinç uzayında, benliğin yukarıdan baktığı ufak bir kütle olup çıkacaktır. hâlbuki yücenin sürdürmesi ve hatta galip gelmesi gereken bir savaşı vardır: bilincin, kendi içinde benlikle olan savaşı.

    insan, kendini yüce karşısında varlık ve yokluk üzerine bir mücadelenin içinde bulur. kabulden doğan, teslimiyete yakınsayan ve aynı zamanda inkâr kaynaklı asilikten kopamayan; yani iki zıt kutup arasında kalan bir devinim yaşanır. hayatının birçok anında kendini gösteren varoluş sancısının tezahürlerinden biri olan bu hareketlilik, insana nefes aldıran ve ona yaşadığını hissettiren süreçlerden biridir. aslında yücenin varlığı, algıda oluşan gerçeklikte beliren terazinin kefesindeki benliğin küçülmesi akabinde, yücelik atfedilenin göğe çıkmasıyla manasını bulur. yahut bilicin evreninde benlik küçülürken bırakılan, dışarıda kalan bir parçanın görece büyümesi yüceliği doğurur.

    atina okulu'nda tartışan aristo ve platon gibi iki türü vardır: soyut olana uzanan matematik ve somut olana dokunan fizik. matematik, ihtişamlı tarafın gökte tahayyülün ötesinde dolaşmasına olanak sağlarken, fizik, gücün, ağırlığın tasavvur zeminine düşmesini engeller. aklın, yüce olanı, kendisine ait iki kanadın arasına hapsetmeye çalışması boşunadır. isteğine vâkıf olamayan aklın, belirsizliğin ve tanımlanamayanın arasındaki sıkışmışlığı ve çırpınışları acı verirken, tatmin uğruna büyüklüğün sınırlarını zorlamaktan azat olan ruh, rahatlar. bilmek ve anlamak üzerine inşa edilmiş güven ve rahatlık zeminini sarsan ve yücelik olarak adlandırılan bu varlık tanımı temelde değersiz gibi görünse de, idrakın dışında hızla gelişen ve bazen insanı acizliğiyle baş başa bırakan süreçler zincirinin ardından insanın dış varlığını küçülten, dolayısıyla iç varlığını yücelten bir oluşa hizmet edebilir. dolayısıyla dünyalar arasında bozulan denge, insanın özünde yeniden sağlanabilir.

    (bkz: das erhabene)