şükela:  tümü | bugün
  • biliyorum cümle saçma oldu fakat bunu yaşayan herkes neyi tanımlamak istediğimi çok rahat anlayacaktır diye düşünüyorum. demin dışarı çıkmaya üşendiğim için yangın merdiveninde sigara içerken aşağı doğru bakarken yine hissettim. böyle ensede bir kas gerilmesi, karında hissedilen ve sanki binlerce kelebeğin bir anda uçmaya başlaması ile mide duvarlarında hissedilen rahatsızlık ya da diğer adı ile "heyecan" uyandırıyor insanda. rahatsız edici olsa da benim hoşuma gitmekte. yüksekten korkan vücut tepkilerini seviyorum sanırım.

    aynı duygu elde telefon varken ya da başka bir eşya varken de oluyor. mesela telefonu dışarı doğru tutup (altı boşluk olacak şekilde) kullanırken aynı şekilde bir gerilme, korku hissediyorum. sanki aşağı düşecek o "eşya" değil de ben olacakmışım gibi. bu aynı duyguyu hissettiğim zaman bazı eşyaları nasıl benimsediğimizi fark ettim ve aklıma geçen gün yine burada okuduğumuzatılmış benlik kavramı geldi. resmen kullandığım eşyalar benliğimin bir parçası olmuş, sanki bir uzvum haline gelmiş ister istemez. ki o kadar minimalizmi yaşamaya çalışan, less is more mottosunu kendime şiar edinmeme rağmen. şimdi fark ettim de her ne kadar bu "motto" bir eşya olmasa da onu kendime şiar edinmek onu da bir uzvum halime getirmeye çalışmak oluyor sanki. bu da kendi içinde bir paradoks barındırıyor aslında. bilemiyorum altan.

    (bkz: kendi kendine konuşurken lafın lafı açması)