1. ipek kıramer ile evlenmiş, babasının ardından siyasete atılmış, ama her zaman omuzlarına babasını geçme misyonu yüklenmiş siyaset adamı.
  2. "menderes ailesinin drami baba menderes'in idamiyla bitmez. aydin milletvekilligi yapan ailenin en buyuk ferdi yuksel menderes 8 mart 1972'de ankara'daki evinde olu bulunur. basucunda ise kur'an-i kerim. kareli bir kagida yazdigi veda mektubunda 'hayatta kaderin butun cilveleri beni buldu. kotu hadiseler karsisinda daha fazla tahammul gosteremeyecegim. artik yasama gucumu kaybettim' der. yuksel'in intihari kusku doludur. 15 gun once birlikte calisma yaptiklarini anlatan simdiki rp ankara milletvekili saban karatas veda mektubundaki yazi ile yuksel'in el yazisinin biribirini tutmadigini belirtiyor. ancak annesi berrin hanim'in 'birakin oyle kalsin. uzerine daha fazla gidip de yaramizi desmeyin' ikazi uzerine aile yakinlari dosyayi kapatir. ailenin diger ferdi mutlu menderes de ankara'da 8 mart 1978 tarihinde gecirdigi trafik kazasi sonucu hayatini kaybeder. kazaya iliskin soru isaretleri vardir ancak bunlar yillardir aydinlanmamistir. adnan menderes'in hayattaki son oglu aydin menderes tir. "
  3. ölümünün ya da daha doğrusu kendisini öldürmesinin üzerinden neredeyse 30 koca yıl geçmiş. yaşadıkları gerçekten de acı ve dayanılması güç şeylermiş ama ne olursa olsun sonu böyle bir ölüme bağlanmamalıymış elbette.

    eşiyle* yaptığı sorunlu evlilik, sakat doğan evlatları ve eşinin çocuğunu sahiplenmemesi intihara yol açan nedenlerdenmiş. ama daha gerçekçi darbeyi babası* vurmuş. tamamen kulaktan dolma bilgilerle öğrendiklerime göre kendi işini kurmak isteyen oğul menderes, bu yeni işi için nakit para aramaktadır. ancak bir türlü sonuca ulaşamayınca devlet bankasından kredi çekmeye karar verir. tabii ki bu karar için de babasına danışması şarttır.

    adnan menderes, oğlunun, kendisi aktif olarak siyaset yaşamının içindeyken göz önüne gelmesinden, hele hele bir devlet bankasından kredi almasından kesin şartlarla imtina eder. oğluna rant sağladığının, devletin parasının kendi ailesine yönlendirdiğinin sanılmasından korkarak/çekinerek oğlunun kuracağı işe dolaylı da olsa engel koyar.

    başbakan ya da hiç olmadı politikacı oğlu olsa da iş konusunda istediklerini yapamayan ve üstüne üstlük bir de düzensiz bir ev hayatına sahip olan yüksel menderes sonunu kendi hazırlamaya karar verir ve intihar eder.

    bu kıssadan bize ne hisse çıkar peki?
    devletin malı deniz yemeyen domuz! bu kadar basit. bu ülkenin şartları kiminin oğlunu intihara sürükler, kimininkini de türkiye'nin en büyük şirketlerinin başına...
  4. adnan menderes'in belgrad büyükelçiliği başkatipliği ve 3. dönem aydın milletvekilliği yapmış oğludur. ankara üniversitesi hukuk fakültesi, cenevre üniversitesi "sciences politiques" fakültelerini bitirmiştir.
  5. adnan menderes'in idam sehpasında "devlet tarafından okutulsun" dediği oğlu.

    "türkiye'ye 10 sene başbakanlık yaptım. sekiz senemi türk tarihi yazacak, iki senemi de dalkavuklarım. oğlum yüksel'in devlet tarafından okutulmasını istiyorum. kaleminden altın damlasın. bizim gibi olmasın."
  6. http://www.kameraarkasi.org/…l_ipek_menderes_03.jpg

    'yüzyılın aşkları' belgeseli, yüksel - ipek menderes çiftinin öyküsüyle başlıyor

    darağacının gölgesinde aşk...

    8 mart 1972 gecesi yüksel menderes'in boşandığı eşi ipek'e bıraktığı son mektup "seni severek sana veda ederim" cümlesiyle bitiyordu...

    ipek tümer, 8 mart 1972 çarşamba gününün ilk saatlerinde bir kabus gördü. rüyasında bir morgda yatıyordu. yanında, boşandığı eşi yüksel menderes'in ölüsü vardı. morgda eski eşinin bedenini bir yanından öbür yanına taşıyorlardı. yatağında bu kabusla boğuşurken kapısının çalınmasıyla uyandı. kapıda günaydın gazetesi muhabiri ertuğrul akbay bekliyordu. elindeki fotoğraf makinesinin flaşı, her an patlatılmaya hazır şekilde açıktı.
    tümer, gazeteciyi içeri buyur etti.
    "- hayrola" diye sordu.
    "- yüksel bey..." diye kekeledi akbay...
    "- ne oldu? evlendi mi?"
    "- hayır, daha kötü!.."
    "- ne yani öldü mü?"
    "- evet!.."
    koltuğa çöktü ipek...
    akbay'ın o anda, o koltukta çektiği fotoğraf, halen günaydın gazetesi arşivinde duruyor.
    mahzun bir kadın ile şaşkın bir kız çocuğunun yüzü var fotoğrafta...
    bir rüyanın, belki de bir kabusun bittiği anın fotoğrafı...

    yüzyilin aşklari
    yıllar önce bbc'de "yüzyılın aşkları" belgesellerini izlediğimde, bu serinin türkiye versiyonunun da yapılabileceğini düşünmüş ve "yüksel - ipek menderes ilişkisi, orada yayımlanan pek çok öyküden daha fazla belgeselleştirilmeyi hak eden bir öykü" diye geçirmiştim aklımdan...
    o zaman aklımdan geçirdiğim şey, bu akşam cnn türk'te belgesel olarak geliyor karşınıza...
    bbc için hazırlanan "yüzyılın aşkları" serisi, salı akşamları dünyadan örneklerle yayına girecek. bu aşklarla birlikte bizim hazırladığımız türkiye'den örnekler de yayımlanacak.

    ilk bölüm bu akşam:
    ve konusu, yüksel ve ipek menderes'in darağacının gölgesinde filizlenen trajik aşk hikayesi...

    son mektup
    8 mart 1972'ye dönelim.
    ankara kavaklıdere'de, bugün hala ayakta olan güney apartmanı'nın 10 numaralı çatı katı...
    41 yaşındaki yüksel menderes, konuklarını uğurlamış, evde yalnız kalmıştı.
    saat ilerleyince bir miktar yatıştırıcı almış, üzerine bir şişe viski içmişti.
    2 yıl önce boşandığı eşi ipek'in eski mektuplarını okudu, onları birer birer salona yaydı. sonra oturup üç mektup yazdı:
    biri kuzenine...
    biri annesine...
    biri de ipek'e...
    ipek'in savcılıkta öğreneceği ve savcının okuduğu satırlardan not alıp saklayacağı bu "son mektup" şöyleydi:
    "yıllar önce beni seven, benim de sevdiğim eşsiz sevgilim... ipeğim... canım ipeğim...
    sana bazı günlerimizin hatırası olarak benden kalan biçare buseyi bırakırım (...) ne olur eşsiz sevgilim, aşkımızın eseri olan çocuklarımızı sen kabullen. (...) seni sevdim. yanından uzak olsam da yine sana yakınım. gerisi boş. bir an için var, sonra yokuz. ne olur kabir acımı paylaş.
    seni severek sana veda ederim."

    'kötü şartlar...'
    yüksel menderes, annesi berin hanım'a bıraktığı mektupta da "babamdan daha kötü şartlarda gidiyorum" demişti.
    babası adnan menderes de ölüme giderken "oğlum yüksel'e" diye başlayan bir vasiyet - mektup bırakmış, "cesaretini hiç kaybetme" demişti.
    ama olmamıştı işte...
    onun idamının ertesinde ve idam sehpasının gölgesinde gelişen bir aşk, yürümemişti.
    nedeni, yeni evlilerin devraldığı o büyük "menderes" efsanesi miydi?
    yüksel'in yeni hayatında o efsanenin yerini doldurma gayreti miydi?
    ipek'in henüz 17 yaşında olması ve gençlik coşkusunun, yaslı bir aileyi yeniden hayata döndürmeye yetmemesi mi?
    mazinin tortusu kinler mi?
    içki mi?
    aile içi şiddet mi?
    ihanet mi?
    kıskançlık mı?
    sorun her neyse, hata her kimdeyse, kopma noktası neresiyse; kopmuştu işte...
    ve umut dolu bir aşk, geride mutlu mutsuz anılar, şiddetli tartışmalar, sorunlu çocuklar, hayal kırıklıkları bırakarak tarihe karışmıştı.

    kravat ve fotoğraf
    yüksel, gece yarısından sonra kahverengi takım elbisesini giydi. kravatını taktı.
    yatak odasındaki yeşil yorganı getirip mutfağa serdi.
    babasının başbakanlık günlerinden kalma çerçeveli resmini mutfak tezgahının üzerine yerleştirdi.
    ipek'le nikah fotoğraflarının bulunduğu mavi kapaklı albümü başucuna koydu. sonra havagazını açtı ve yeşil yorgana uzanıp ölümü bekledi.
    sabah 7.30'da eve gelen hizmetçisi anjel karnik, onu bu halde cansız yatarken buldu.
    sağ ayakkabısı ayağından çıkmıştı.
    yüksel, üç kuşaktır aileye kan kusturan uğursuz bir soyağacının son dalıydı.
    babası adnan menderes, o soyağacında bir önceki kurbandı.
    babasının kayınvalidesi naciye hanım'ın iki kardeşi de damatlarını darağaçlarına kurban vermişlerdi.
    biri atatürk'e suikast davasında...
    diğeri yine yassıada'da...
    soyağacı köklere indikçe hepten acımasız bir hal almış ve adnan bey'in evlatlarının da yakasını bırakmamıştı.

    ibretlik öykü
    üzerine nice roman yazılıp, nice film çekilecek bu öyküyü insani boyutta, ama siyasi arka planıyla ekrana getirmek istedik.
    amacımız, tarih kitaplarına kuru satırlar olarak kaydedilen kimi olayların, insanlar bazında ne acılara, ne kavgalara mal olduğunu sergilemek; bir yandan da güçlü bir iradenin bu acılarla nasıl baş edip, nasıl onların üstesinden gelebileceğini sergilemek...
    bu gece, söz konusu ilişkinin kahramanlarından biri, bütün samimiyeti ve cesaretiyle çıkacak ekrana...
    diğeri, duygularını mektuplarıyla aktaracak.
    ama sanıyorum tümüyle bakıldığında "yüksel - ipek menderes" aşkı, birçok ilişki için ibretlik bir örnek oluşturacak.

    işte yüzyılın aşkları...
    can dündar imzalı "yüzyılın aşkları" belgeseli, bu akşamdan başlayarak her salı, saat 22.10'da cnn türk'te ekrana gelecek.
    bu akşam yayımlanacak "yüksel - ipek menderes", serinin ilk bölümü...
    belgeseli barış duran hazırladı.
    müzik; fahir atakoğlu imzalı...
    yüksel menderes'in mektuplarını cihan ünal seslendirdi. belgesel pazar akşamı 19.05'te tekrar yayımlanacak.
    belgeselin gelecek haftalarda ekrana gelecek "dünyadan" bölümünde evita - juan peron, hitler - eva braun, liz taylor - richard burton, grace kelly - prens ranier, john lennon - yoko ono, charlie - oona chaplin, orson welles - rita hayworth, marilyn monroe - dimaggio, j. f. - jackie kennedy, kral 8. edward - wallis simpson, ingrid bergman - r. rosselini, maria callas - onasis gibi çiftler var.
    türkiye'den ise kasımda fatoş - yılmaz güney aşkı ekrana gelecek.

    kaynak - can.dundar@e-kolay.net

    yalçin doğan´dan can dündar´a çok ağir eleştiri
    4/11/2003

    can dündar´ın hazırladığı yüzyılın aşkları belgeseline en ağır eleştiri grubun içinden geldi. yalçın doğan, gerçekle zerre kadar ilgisi olmayan senaryolar olarak nitelendirdi...

    yüzyılın aşkları bir fiyasko...

    cnn türk'te yeni bir dizi. can dündar'ın hazırlayıp sunduğu dizinin adı yüzyılın aşkları. hoş, eğlenceli bir dizi.

    ne var ki, dizinin daha ilk bölümü fiyaskoyla başlıyor. ilk bölümde, eski başbakanlardan adnan menderes'in oğlu, yüksel menderes'in aşkı anlatılıyor. ipek kramer ile...

    buna aşk demek, aşka bir başka anlam yüklemek demek!.. çünkü, cümle alem biliyor ki, yüksel menderes ile ipek kramer'in evliliğinden (aşkından değil), bir çocukları oluyor. çocuk ne yazık ki, sakat. ipek kramer evi terkediyor ve bir başka hayatı seçiyor. çocuğa babaanne, adnan menderes'in eşi berrin menderes bakıyor. aşk, bu evliliğe teyet geçmiyor.

    yaşadığı dram, yüksel menderes'i intihara sürüklüyor. ipek kramer dizide büyük aşkı yüksel menderes'i ‘‘psikolojik dengesiz’’ olarak niteliyor!.. aşk ve sevgi sözcüklerini ağzına pek almıyor.

    yüzyılın aşkları denilince, insan acıları, olumsuzlukları, her türlü sıkıntıya rağmen, birbirlerine olan sadakatı, bağlılığı ve elele vererek, sadece aşkla aşılan güçlükleri, sonunda aşkın açtığı aydınlık kapıları ve ulaşılan mutluluğu düşünüyor.

    yoksa, gerçekle zerre kadar ilgisi olmayan senaryoları değil!..

    kaynak - http://www.medyatava.net/

    "aşk bu mu" yalçın doğan?...

    yalçın doğan, can dündar’ın cnn’de başlayan “yüzyılın aşkları” dizisine verip veriştirip fiyasko diye nitelemiş. sağ olsun kendince aşkın nasıl olması gerektiği hususunda da biz okurları “aydınlatmış”. eğer aşk yalçın doğan’ın dediği gibiyse vay halimize. aşkın ille de iki kişilik olması şart mıdır? sen elmayı seversin, ama elmanın seni sevmesi farz mıdır?

    aslında uzun yıllar milliyet’te aşk konusunun “baba” yazarının yanında çalıştı. ben olsam o yazıyı (4 kasım 2003/hürriyet) kaleme almadan önce bir “tiyo” alırdım. ne bileyim, bir telefon açıp haşmet babaoğlu’na çıtlatırdım birazcık.

    anlaşılan hiçbirini yapmamış.

    nereden biliyorsun derseniz, aşkı tarifinden.

    gelelim mevzuya:

    can dündar, oturup yüzyılımızda yaşanan aşkları anlatan bir dizi hazırlamış. ilk bölümünde yüksel menderes ile ipek kramer’e yer vermiş. doğal olarak yüksel menderes aramızda olmadığından konuşulacak bir kişi var, o da sayın ipek kramer.

    kramer’in anlattıklarını dikkatlice dinlediğimizde yalçın doğan’a hak vermemek elde değil. sayın kramer aşık olmamış olabilir. ya menderes?

    gerek diziden edindiğimiz izlenim, gerek yüksel menderes’in “acı bir son” ile noktalanan yaşamıyla ilgili yazılıp çizilenler bize “aşık bir adan” portresi çıkarıyor.

    olayın “bam teli” burada.

    yalçın doğan’a göre madem kramer aşık değildi o halde ortada aşk meşk falan yoktu. çünkü inanılan oydu ki aşk iki kişilikti.

    böyle olunca aşkın tanımını da, daha doğrusu nasıl olması gerektiğini de aynen şöyle kaleme alıyordu yalçın doğan:

    “yüzyılın aşkları denilince, insan acıları, olumsuzlukları, her türlü sıkıntıya rağmen, birbirlerine olan sadakatı, bağlılığı ve elele vererek, sadece aşkla aşılan güçlükleri, sonunda aşkın açtığı aydınlık kapıları ve ulaşılan mutluluğu düşünüyor.”

    bu tanımın karşılığı iki kişinin fedakârca bir arada yaşaması, dostluk kurması, paşa paşa geçinmesi olabilir, peki aşk olabilir mi?

    aşk bir “anarşist bomba” olmasa, insanı nerede ne zaman vuracağı belli olmasa aşk olabilir mi? sadakatin karşılığı olabilir mi? ah keşke hepimizin bir yerlerinde özene beze yarattığımız ihanetleri ölçebilen bir alet olabilseydi.

    aşk bir bakkal defteri midir? sen sırılsıklam aşıksın diye o da sana aşık olmak zorunda mıdır?

    siz elmayı seviyorsunuz, ama elma sizi sevemiyor. ne olacak şimdi?

    ben şahsen demokrat bir baba olmama karşın kızıma ve oğluma, yaşını başını almış evli barklı “aşk yazarları”nı okumalarını yasakladım.

    allah’ınızı severseniz söyleyin, yalçın doğan’ın bu yazısını okuyan bir gencin sere serpe aşık olabilmesinin imkânı var mı?

    aşk, el ele vermekle, sadakatle, bağlılıkla, efendime söyleyeyim güçlüklere birlikte göğüs germekle olsaydı, oh ne kolaydı. aşk tüm bunlardan başka bir şey olduğu için aşktır, birçok şeyi göze almak gerektiği için aşktır.

    aşk, sizin burun büktüğünüz, “gerçekle zerre kadar alakası olmayan senaryolardır” sayın doğan...

    ümit otan / izmir
    5 kasım 2003 04:27
    e posta: umitotan@ttnet.net.tr
    sansursuz.com

    ipek kumbaracıbaşı & yüksel menderes

    başbakan adnan menderes’in büyük oğlu yüksel menderes babasının 17 eylül 1961’deki idamının ardından, ailenin üstünden eksik olmayan o darağacının gölgesinde ipek kumbaracıbaşı ile büyük bir aşk yaşadı.
    öyle bir aşktı ki türkiye’yi altüst eden bir dönemi kapatan idamların gölgesinde filizlendi, olgunlaştı ve bir yuvaya dönüştü.

    öyle bir aşktı ki sancılı bir dönemin izlerini taşıyan yüksel menderes’in intiharının içinde yer buldu.

    menderes ailesinin büyük dramına eklemlenen hüzün ve acı dolu bir aşk öyküsü kaldı geriye..
    ilk mektup ipek tarafından yüksel menderes’e, adalet partisi aydın milletvekili adayı olarak seçim gezisinde olduğu dönemde yazılmış :

    “hayatım kocacığım,
    seni sevdiğimi her gün biraz daha fazla hissediyorum.
    beni şefkatinden, sevginden, alakandan yoksun bırakma. bıraktığın zaman kendimi derin bir uçurumun kenarında düşmek üzere görüyorum. beni canlandıracak ve tekrar hayata bağlıyacak sen ve senin (bazen dışına sızan) sevgindir. senin küçücük karın ipek”

    son mektup onlar ayrıldıktan sonra, yüksel menderes’in ölümünden hemen önce yazdığı :

    “yıllar önce beni seven, benim de sevdiğim eşsiz sevgilim... ipeğim... canım ipeğim...
    sana bazı günlerimizin hatırası olarak benden kalan biçare buseyi bırakırım. ne olur eşsiz sevgilim, aşkımızın eseri olan çocuklarımızı sen kabullen. seni sevdim. yanından uzak olsam da yine sana yakınım. gerisi boş. bir an için var, sonra yokuz. ne olur kabir acımı paylaş. seni severek sana veda ederim.”

    yüksel menderes mektubunu bitince kahverengi takımını giydi. kravatını taktı.
    babası adnan menderes’in büyük boy portresini, ipek’le evlilik fotoğraflarının bulunduğu albümü ve yorganını alıp mutfağa taşıdı.

    ipek’le evlendikleri gün çekilen fotoğraflarına ve babasının resmine son bir kez baktı.
    sonra yorganı yere serdi, havagazını açtı ve sırt üstü yorgana uzandı...
    öldüğünde tarih 8 mart 1972’ydi...

    kaynak
    derki.com
    yüzyılın aşk mektupları
    barış duran

    http://www.kameraarkasi.org/…sel_ipek_menderes.html

yüksel menderes hakkında bilgi verin