şükela:  tümü | bugün
  • eski raki sofrasi argosunda, rakiyi sek icmek anlamina gelen soz obegi..
  • yeni bar argosunda, içmenin bokunu çıkarıp badigardlardan dayak yemek anlamına gelebilir.
  • ayaklı meyhaneden içki içen müşteriler, kadehteki rakı bitince ellerinin tersiyle ağızlarını sertçe silerlermiş adetten. bu harekete denirmiş yumruk mezesi işte, oradan gelirmiş bu söz.
  • sunanin yetenegine gore yumruktan once, beraber veya sonra alinabilecek bir meze turu;
    sayet once verilecekse yiyenin basini öne egerek iyi bir aparkat acisi saglamasina yardimci oldugundan hayalara vurulmus siki bir tekme iyi bir secenektir,
    beraber sunmak oldukca zordur siki bir calisma ve bol egzersiz gerektirir ama iyi oturtulmus bir kroseyle beraber sunulan karin yada kasiga diz darbesi ozellikle yakin doguste etkilidir,
    sonra sunuldugunda yumruk + kafa kombinasyonu olayi cozer.
  • eski oturak alemi muhabbettinde, kavgaya girişmeden önce rakıdan alınan son yudum. şimdilerde yolluk olarak hem kısaltılmış, hem de yumuşatılmıştır.
  • yumruk mezesi, rakıyı içmeden hemen önce alınan bir lokma mezedir, belli bir çeşit meze değildir, ama genellikle peynir gibi kuru mezelerden seçilir, önemli olan içki yudumundan hemen önce alınmasıdır.
  • zazie'nin belirttiği gibi içkiyi katıksız ve bir hamlede içtikten sonra elini yumruk şekline getirip ağızı silme anlamına gelir.

    eski türk filmlerinde meyhanelerde şişe kafaya dikilir ve kötü adam ağzını elinin tersiyle siler.
  • ayaklı meyhanelerin mezesidir. günümüzde birçoğumuz, rakının yanına illa ki atıştıracak bir şeyler ararız. şahsen bu benim için şart değil ama tıklatmalık gıdalar olursa daha da lezzetleniyor bu meret. şimdi gelelim esas konumuza, yani yumruk mezesine.

    reşat ekrem koçu'dan gelsin;

    “ayak takımı için … bir de ayaklı meyhaneler vardı. ayaklı meyhaneler seyyar içki satıcılarıydı; ekseriyetle ermenilerden olurdu; dükkânı, tezgâhı, fıçısı, ustası, sakisi hep kendisiydi. bellerine ucu musluklu, içi rakı veya şarap doldurulmuş gayet uzun bir koyun bağırsağı sararlar, sırtlarında bir cüppe, cüppenin iç cebinde bir kadeh olur, omuzlarına da alamet olarak birer peşkir atarlardı. ayaklı meyhaneler en çok bahçekapı ve yemiş iskelesi, galata ve civarında dolaşırlardı. müşterilerini gördü mü etrafı kollayarak bir bakkal veya manav dükkânına girer, kuşağının arasındaki musluktan kadehi doldurup peşi sıra giren müşterisine, vucudunun hararetiyle ısınmış içkiyi sunardı. kadehi bir yudumda yuvarlayan baldırı çıplak ayyaş da ya bir üzüm tanesini yahut mevsimine göre bir meyveyi meze yapardı; çoğu da ağzını elinin tersiyle silip gider, buna da “yumruk mezesi” denilirdi.”

    sözün özü; rakıdan esaslı bir yudum aldıktan sonra, yumruğunuzun dışıyla ağzınızı silmenize "yumruk mezesi" denir.

    (bkz: başlık nick uyumu)