şükela:  tümü | bugün
  • mustafa inan tarafından yazılan makalenin metni :

    '' memleketimiz, ilim adamı, mühendis, doktor ve kalifiye işçi olarak birçok kabiliyeti, sürekli bir şekilde kaybetmektedir. bu kimseler, belirsiz bir süre için, dış memleketlerde çalışmayı istemekte ve yurtlarını aileleriyle birlikte terk etmektedirler.

    ''kabiliyetlerin göçü'' adını verebileceğimiz bu hareket, son zamanlarda, o kadar çok hız kazanmıştır ki, artık yurdumuz hayati önemi olan meselelerden biri haline gelmiştir. yurdu terk eden bu kabiliyetler, sosyal bünyeleri ve ekonomik gerçekleri yüzünden birbirlerinden çok farklıdır; bu yazımızda sadece, ilim adamları ile okumuş meslek sahiplerini de ele almak istiyoruz.

    önce, bu tip göçlerin karakteristik özelliğinden bahsedelim :

    a) bahis konusu olan göçlere, düşük bir tempoda olsa bile, tarihin her devrinde rast gelmek kabildir.
    b) bu problem yalnız yurdumuza mahsus değildir. pek az bir istisna ile hemen bütün dünyayı ilgilendiren bir konudur. yalnız meselenin zaman ve mekan bakımından yaygın olduğunu ifade etmekle durumun olağan bir mesele sayılması ve dolayısıyla az önem verilmesi gerektiğini de söylemek istemiyoruz.
    c) ilgi çekici bir nokta da, göçün yönüdür. bu hemen daima, ''az gelişmiş'' ülkelerden ''fazla gelişmiş'' memleketlere doğru olmaktadır. her ne kadar, ileri memleketler arasında da bu tipten yer değiştirmelere rastlansa bile, önemli değildir. bu arada, amerika birleşik devletlerinin özel durumuna temas etmek olayın neden bakımından ışık tutucudur ; bu memleket, ilim ve meslek adamlarının hareketleri bahsinde yalnız ''çekici merkez'' rolünü oynamaktadır.
    d) kabiliyetlerin göçünde önemli noktalardan biri de, yurdu terk edenlerin çok kere üstün değerlerde kimseler olmasıdır. bu alanda dış pazar adeta sütün kaymağını almaktadır. göç veren memleket için, meselenin bu yönünün ne kadar hayati olduğu aşikardır.

    şimdi de olaya çeşitli yönlerden bakan, bazı çevrelerin fikirlerine gelelim :

    yaygın olmayan fikirlerden birisi şudur ;
    ''ekonomik yönden fazla gelişmiş memleketler az gelişmişlere yardımda bulunmaktadır; buna karşılık yardım gören ülkeler de ilim ve meslek adamlarını ihraç etmekle bir nevi borçlarını ödemektedirler.''

    olayı böyle tasfir etmekle, belki borcunu, ödemiş bir kimsenin huzurunu duysak bile bu şekilde borç ödemenin çok pahalıya mal olduğu bir gerçektir durumumuz, borcunun üreteceği malları satarak karşılayacağı yerde, makinaları elden çıkaran bir fabrikatörünkine çok benzemektedir.

    2. göç edenler meselesine çok önem verilmemesini savunan, diğer bir düşünce tarzını şöylece özetlemek gerekir ;

    ''ikinci cihan savaşından sonra, barış konusunda fikirlerde büyük gelişmeler oldu; birleşmiş milletler, avrupa konseyi gibi çeşitli organizasyonlar sayasinde milletler birbirlerini daha çok yaklaştı ; memleketler arasındaki sıkı sınırlar gevşedi ; insanlık dünya barışında önemli ilerlemeler kaydetti. bu sebeple bir ilim veya meslek adamının kendi yurduna veya, başka bir diyarda çalışmış olması bir problem teşkil etmemektedir ; çünkü bu kimselerin daha prodüktif olarak çalışacakları yeri seçmeleri dünya çapında bir refah artışına hizmet olacaktır.''

    dünya sulhu yönünden savunulan bu fikirde kanaatimizce bir gelişme mevcuttur. zira yine ikinci cihan savaşından sonra, iyice anlaşılmıştır ki dünya yüzüne gerçek barış, ancak milletler arasında ekonomik ve kültürel seviye farklarını gidermekle kabil olacaktır. bu fikre uygun olarak ileri seviyede olan milletler az gelişmiş ülkelere yardımda bulunmuşlardır; ancak seviye farkının giderilmesi başlangıçta dış yardımdan temin edilse bile, zaman geçtikçe geri kalmış memleketler kendi imkanlarıyla kalkınmaya devam etmek zorundadırlar. bu içten kalkınma mecburiyeti içinde ilme, tekniğe ve dolayısıyla onun adamlarına ihtiyaç vardır; kendi kabiliyetlerini durmadan kaybeden milletlerin, seviye farkını kapatmaları hiçbir zaman beklenemez, dolayısıyla da dünya barışına hizmet edilmiş olmaz

    şimdi asıl meselenin nedenine gelelim. olay ciddiyetle ele alınmak isteniyorsa, bu alanda yeter bilginin toplanmasın ve elverişli doğru istatistiklerin derlenmesine lüzum vardır; problem ancak uzun bir araştırmadan sonra çözülebilir.

    şunu da belirtmek gerekir ki, bu konuda ne yurdumuzda ve ne de dış memleketklerde yapılmış doğru ve yeter istatistikler mevcut değildir, '' günde yedi doktor yurdu terk ediyor.'' veya ''115 bin işçi çıkış müsaadesi bekliyor'' tarzındaki havadisleri bizleri ancak heyecanlandırır. bununla beraber dış kaynaklardan aldığım şu sayılar hayli düşündürücüdür. abd'de yüksek öğrenimini yapan 70.000 yabancı öğrenci yanında 20.000 tabancı uyruklu üniversite mezunu da çeşitli alanlarda çalışmaktadır. bu oran ingiltere, almanya gibi benzer ülkelerde de hemen hemen aynıdır. bir kimsenin yurdundan ve birçok hatıralarla bağı olduğu aile, dost çevresinden ayrılması, hayli çetin olmasın rağmen, onu bu şekilde bir göçe zorlayan sebeplerin önemli olması gerekir. araştırılmaların vereceği kesin sonuçlara intizaren, şimdilik hatıra gelenleri şöylece sıralamak kabildir.

    ücret : yurdu terk eden kabiliyetler için, nedense akla ilke gelen, bu maddi noktadır. yalnız yaşa ve kıdeme kıymet verip, kabiliyeti esas tutmayan bir ödeme sisteminde bu faktörün rolü büyük olmakla beraber, kanaatimizce, ilim ve meslek adamlarını yurtlarından söken, gerçek sebep bu olmasa gerekir.

    hayat seviyesi ; çok kere dış memleketlerde öğrenim yapmış kimseler, yüksek bir hayat seviyesine alıştıklarından, mahrumiyeti icap ettiren bir diğer durumda çalışmak istememektedirler. bu maddi sebep de birincisi gibi esas faktör değildir kanısındayız.

    çalışma alanı ; belirli ve özel bir ilim veya teknik alanda yetişmiş kimseler, yurtta ihtisaslarıyla ilgili, iş bulamamakta ve çok kere büsbütün başka sahada çalışmak zorunda kalmaktadır. mesela uçak mühendisliği tahsil etmiş bir kimsenin, nişasta imal etmek yoluna sürüklenmesi gibi, bu durum dönüşte neyle meşgul olacağı düşünülmeden, dış memlekete plansız öğrenci göndermenin ve dönenlerle ilgilenmemenin bir sonucudur.

    yetki meselesi ; memleketimizdeki mevzuat dolayısıyla, ilim ve teknik alanda yetişmiş üstün kabiliyetli kimselere, durumlarına göre yeter seviyede bir yetki tanınmamaktadır. bilhassa akademik kariyere intisap etmek isteyenler, böyle bir durumla karşılaşmaktadırlar. dış memleketlerin bazılarında arzu ettikleri yetki ve unvanları daha çok kolay kazandıkları için bunlar araları çalışma sahası olarak seçmektedirler.

    ilgi ; kendilerine şiddetle ihtiyacımız olan ilim ve meslek adamlarını aramak, bulmak ; bunların nelerle meşgul olduklarını izlemek ; ve yakından ilgilenmek gerekir. yurdu terk eden kabiliyetler meselesinde ilgisizlik ve işin sahipsizliği en önemli noktalardan biridir. dış araştırma kurumları, eski çalışmam arkadaşlarını, ta deniz aşırı yerlerden aradıkları, onları yeni çalışma imkanları teklif ettikleri halde, , ihtiyacı çok olan bizler, bunlara seyirci kalmaktayız.

    ilmi çevre ; ilmin gelişmesi, bugün için artık onunla ilgili bir çevrenin varlığına mutlaka şart koşar. yurtlarında bu çevreyi bulamadıkları için, sahalarında körleşmemek amacıyla göç eden kimseleri, belirli bir süre için olsun anlamak kabildir. ilim ve tekniğin ilerlemesi, bina alet ve para gibi maddi şartlardan başka gerekli çevre ve geleneği ihtiyaç gösterir.

    yanlış hareketler ; bazen bilerek, çok zaman farkında olmayarak alınan kararlar ve davranışlarla, bir çok ilim ve meslek adamı harcanmaktadır. yeter takdir görmediği için, hassas olan bu kimselere karşı, bu şekilde haksız ve yersiz bir tutum da inzimam edince, bunlar da ''terk-u dar-ü diyar'' etmektedirler.

    meselenin belli başlı nedenleri böylece özetlendikten sonra, şimdi de kısaca tedbirlerden bahsetmek isteriz.

    ilim ve teknik mensuplarının yurda gittikçe artan bir hızla terk etmeleri ''kararsız bir dengede görülen harekete çok benzemektedir. böyle hallerde ise dengenin kurulabilmesi için müdahaleye lüzum vardır ; bahis konusu olayda da ancak etkili tedbirler sayesinde, işi kontrol altına almak mümkündür.

    her şeyden önce peşin hükümlerden vazgeçerek düşüncelerde bir devrim yapmağa ihtiyaç vardır. aceleci ve hissi kararlarla, yurdu terk eden aydınları, az vatansever veya maddi kazanç peşinde koşanlar diye suçlama ile bir şey yapmak mümkün olmaz. işin doğrusu, olayı serinkanlılıkla analiz ederek, geniş bir araştırmadan sonra, hükme varmaktır. böyle bir incelem neticesinde tedbirler de kendiliğinden gün ışığına çıkar. alınacak tedbirler arasında, en az ''yasaklayıcı'' olanlarla iltifat etmek gerekir ; bunlar ateşi söndürmez ancak küller.

    önemli gördüğümüz tedbirler arasında, bu işlerle özel bir surette uğraşacak ayrı bir teşkilatın kurulmasıdır ; bu sayede ''ilmin ve tekniğin gelişmesi ve ilerlemesi'' için sorumlu bir kurum ortaya çıkacak ve ''yurdu terk eden kabiliyetler'' olayı da bir ''sahip kazanacak'' ve şimdi olduğu gibi, çözümü çeşitli teşekküllerin birinin diğerinden beklediği mesele olmaktan kurtaracaktır.

    kısaca söylemek gerekirse, devletin ''ilim'' alanında da , teşkilatlanmaya ihtiyacı olduğu kanısındayız.''