şükela:  tümü | bugün
  • tomris uyar ın öykü kitaplarından birinin ismidir.
    bukağı, bir ağır ceza yükümlüsünün kaçıp kurtulmasını engellemek için ayağına vurulmuş pranganın ucundaki demir halka da olabilir, yırtıcı bir kuşun evcilleşmesi için ayaklarına bağlanmış ipeksi bir mendil de.
    ama bukağı yüreğe vurulursa ne olur?
    tomris uyar bu öykü derlemesinde, bir sıkıyönetim döneminde yaşamın her alanında yüreklerine bukağı vurulmuş kişileri ele alıyor.*
    1980'de sait faik öykü ödülü almıştır.
  • "... kalabalıktan, ölümlerden ve acıdan kaçan bir genç adamdan otel'in anahtarlarını aldım, üç de kalın battaniye istedim. gemileri kıyıya yanaştırmayan, pencere pervazlarını zorlayan azgın bir fırtınanın yanıbaşında ' muhasebe' ye giriştim kendimle.
    ne çok sevmiştim! bedenim ve belleğim ne kadar unutkandı...
    ...
    ölü bir zamansızlık kokusu dolanıyordu ada'da. yaz, çekilmiş bir diş gibi yokluğuyla zonkluyordu.
    bulaşıkları yıkadıktan sonra otelden çıktı, kıyı şeridi boyunca yürüdü. savrulan yapraklarla boğuştu, çamurlu kuma daldı çıktı. mermer parçalarının güzelliğine baktı. bir yaz gecesi, kendi içinde bir gezegen kadar özgür, tek başına, mutlu saydığı denizi gözledi. hırçındı deniz.
    şimdi beyaz olucak yazılarında bunları kaç kereler anlatmıştı. zorlamıştı.
    otelin kocaman, eski anahtarını okşadı.
    kıyıda otururken enis bey'in adımlarını izlediğini, kan tutmuş gibi hep onun gezindiği yerlere döndüğünü, onun oturduğu iskemlelerde onun konuştuğu kişilerle konuştuğunu kavradı. birden. neden korkunun ya da acısının nesneleriyle özdeşleşmişti böylesine?
    neyin gerekçesini arama peşindeydi? "
  • "nice imparatorluklar barındırmış, artık yorgun düşmüş bir toprak, usulca çürüyen gizemli bir kent, cansız bir deniz görüyoruz 'yürekte bukağı'da.
    bu ortamda, bu ortamla beslenen hastalıklı toplum düzeninin yüreklerine geçirdiği bukağıyı çeşitli yöntemlerle zorlayan, silkip atmaya uğraşan, yeni değerler yerleştirme amacını güden kişiler görüyoruz. bu kişiler, savaşarak, direnerek, sevişerek, ölerek, hatta yalnızca dayanarak savunmaktadırlar insan olma özelliklerini.
    şimdilik tek avuntu vardır görünürde: bukağı, bir kez kullanıldı mı, kullananı da hızla yıkımına götürmektedir."

    1980 basımı, okar yayınları tarafından çıkarılmış kitabın arka kapağında, siyah beyaz tomris uyar fotoğrafının altında bu cümleler yazıyor.
  • " radyoda fasıl: sensiz ey şuh.. saat beşbuçuk demek. yorgunum. verebileceklerimden, veremediklerimden yorgunum. biriktirdiklerimden. bir alsalardi , o yürekliliği gösterselerdi.."
  • "... ne çok sevmiştim! bedenim ve belleğim ne kadar unutkandı. benim önemli saydığım günleri hiç unutmayan, beni sevindirecek ayrıntıları kollayan, düşüncelerime hep saygı gösteren gençlik arkadaşlarımı silip atmıştım. sınıfdaşlarımı. tutarlı sınıfdaşlarımı. birarada kalıp bir yozluğu körüklememeliydik. küçük burjuvaca duygularımıza saplanmış kalmamalıydık. tek başına, el değmemişliğimizi, cesaretimizi denemeliydik. dürüst, ödünsüz, gözden çıkarıcı bir yaşam sürdürmeliydik.
    demek onları bir çeşit sayrılık gibi atmıştım bedenimden, kafamdan. çevremi boşaltmıştım. yalnızdım. yerlerine koyduğum yeni ilişkiler nelerdi? başkaları adına savunduğum şeylerin kaçta kaçını uygulamıştım kendim?
    babaevimde 'küstahlık' diye nitelendirdiğim, asla katlanmadığım davranışları, sövgüleri sevimli bulmaya alışmıştım yavaş yavaş, yeni yaşam düzenlerinde.
    neden yalan söylemeli, kabalık sevimli gelmeye başlamıştı bana. alt sınıflardan gelip başarıya ulaşanları, kendilerini devrimci, eylemci sananları, yedikleri çanağa, yaşadıkları aşka utanmadan tükürenleri, savundukları düşüncelerle yaşam biçimlerini asla yan yana götürmeyenleri, götürmek istemeyenleri ağzım bir karış açık dinlemiştim. hepsinden ben, benim sınıfım sorumluydu. onların benim bin güçlükle sıyrıldığım düzmece değerlere yapışmaları hiç mi sarsmamıştı beni?
    sözde-köylülerin sınıf atlama çabaları, iyi yemeklere, lüks lokantalara, okumuş kadınlara düşkünlükleri? seviştikleri kişileri saymamaları, saydıklarından ürkmeleri?
    anlaşılan, bu toplumu yalnız benim sınıfımın yağmaladığını düşünmüştüm. cezam azdı bile..."