şükela:  tümü | bugün
  • iş için şirketin parasıyla gidilince pek güzel olan hadise. akşamdan iş çantasını, pasaportunuzu paranızı vb hazırlarsınız. adeta insan kendini gizli göreve giden ajan gibi hissediyor.
  • eşe dosta parfüm, hatıra eşya, içki, ıvır zıvır almak anlamı da taşıyan güzel eylem.
  • her seferinde tc devletine 70 milyon tl ( 70 ytl) fuzuli vergi yatırmanızı gerektiren olay.
  • gitmeden evvel yapılması gereken aşılar varsa karantina daire başkanlığın sayfasından bilgi alınabilir.

    http://www.hssgm.gov.tr/karantinasayfa/index.asp
  • ne zaman yurtdışına çıksam, türkiye'nin kasvetli ortamından uzaklaşıp ferahlıyor ve 20 kilo vermişcesine rahatlıyorum. ne etrafta sizi dikizleyen bir göz, ne politik gerginlik hiç bir şey yok.

    özellikle televizyonu açtığınızda haberleri seyredersiniz ve 5 10 dk boyunca ana manşet dosyalarını görürsünüz. genelde de bunu kimse siklemez. ama işte var mı var. öyle saatlerce de haberler olmaz. sonra kalkar dizi yerine programlar seyredersiniz. sokakta asker görmezsiniz, gazetede televizyonda dergilerde. ne haberlerde ne herhangi bir ortamda bir takım elbiseli korumalarıyla dolaşan yarıtanrı kılıklı politikacılar, hiç biri.

    bunlar ne anlama gelir? gerginlikten uzak sade bir yaşam. pantolonunuz yırtılsa bile umrunuzda olmaz. niye? burada kaç paralık adam olduğunuz o pantolondan bellidir. ama (özellikle batıda) başka yerde siz daha değerlisinizdir pantolonunuzdan.

    neyse,
    yurtdışına çıkmak, bir tür, kafesten ve gerginlikten uzaklaşmak gibidir.
  • yurtdışına gitmek ile 2 şey anlatılır: birkaç haftalığına yurtdışına çıkmak ya da uzun süreli yurtdışında kalmak. kısa süreli yurtdışı çıkışları tatil havasındadır. uzun süreli yurtdışında kalmak, yurtdışında gerçek olarak yaşamaktır ve bambaşka bir hayat deneyimidir. örneğin avrupa'da uzun süre, sürekli yaşayarak kalmadan, sadece 1-2 haftayla yabancıların avrupa'da durumunu, oranın hayatını ve avrupalıların yabancılara bakışını göremezsiniz. yurtdışına gitmeyi istemek ilk başlarda çekici gelir, ancak aradan 5-10 yıl geçince bazen türkiye'yi çok özleyecek ve hatta türkiye'ye dönmeyi bile isteyeceksiniz. yurtdışındaki üniversite ya da başka bir eğitim ile yurtdışında uzun süreli yaşamak karıştırılmamalıdır, çünkü üniversite hayatı kapalı bir çevredir, gerçek hayatın içine girmezsiniz. hep sizin gibi öğrenciler olur etrafınızda. ancak gerçek anlamda yurtdışında yaşamak demek, iş bulmak, çalışmak, iş ortamına girmek ve o ülkenin çevresine girmek demektir. bambaşka birşeydir bu, ve eğitim ortamından çok daha zor ve yorucu bir deneyimdir.
  • gidiş süresine ve gidilen yere bağlı olarak heyecan katsayısı değişir. 1 yıldan uzun bir süreliğine gidiyorsanız ilk aklınıza gelen arkanızda bıraktıklarınız olsa da asıl sorunun yanınızda götürmeye kalkıştıklarınız olduğunu uçağa binerken farkedersiniz genelde.
  • geleceğe dair hedeflerimden biri. içimden bir ses, doğup büyüdüğüm ve şimdilerde çalıştığım şehrimde gezerken ara ara sesini yükselterek günü geldiğinde başka ülkelere gideceğimi söylüyor. haksız da değil. aklımda japonya ve finlandiya'ya gitmek, hangisinde rahat edersem oraya yerleşmek var.

    japonya'ya gidersem sony ürünlerini acayip ucuza düşüreceğimi, anime koleksiyonu yapıp misshannahminx'i bulacağımı ve bol bol uhu çekeceğimi düşünmekteyim. pes'te japonları ütüleyerek, çekik gözlü olmayan bir yerel kahraman olacağımdan şüphem yok.

    finlandiya'ya kapak atarsam da, her haftasonu fiyord kaçamakları yapıp çölde bedeviye hayran hayran bakan kutup ayısı gibi muazzam güzellikteki fiyortlara bakmayı, bulursam (ki bulamayanı dövüyorlarmış) finli bir elfle evlenmeyi düşünmüyor değilim. thor'un çekiç salladığı, loki ile dalaştığı koca iskandinav yarımadasında bir hayat kurmak şükela olsa gerek. hem finlandiya'da nokia da var. telefonları ucuza maledip eşe dosta nokia telefon armağan ederim. forsum olur. köyde namım yürür.
  • türkiye'ye her gittiğimde başıma gelen hadise.