şükela:  tümü | bugün
  • yüzün her santimetrekaresine yansıyan düşünce.

    seneeee, geçen sene. şubat ayı, floransa'da deli koyun gibi geziyorum. birtakım dar sokaklardan geçtikten sonra gül bahçesine dönüştürülmüş bir parka rastladım, oturup dinleneyim dedim. park şehrin biraz yüksekçe bir yerinde olduğundan manzara güzeldi, bunu bir fotoğrafla taçlandırmak kaçınılmaz oldu. hemen sol tarafımda iki tane esmer kız fotoğraf çekiyordu. etrafta başka kimse olmadığı için doğal olarak gidip ingilizce olarak "fotoğrafımı çekebilir misiniz?" dedim. "tabii ki" deyip kırmadılar sağolsunlar, ben de kameraya sırıtmaya başladım eblek eblek. fotoğrafı çeken kıza, arkadaşı şu anda hatırlayamadığım türkçe bir şeyler söyledi. ben de atladım "aa türk müydünüz siz?" diye.

    + aa türk müydünüz ya, hiç de belli olmuyor.
    - evet, siz de mi türksünüz?
    + (tabi burada içimden yok amk mükemmel aksanla türkçe konuşan bir italyanım demek geldi içimden) evet ehehe. aksanınızdan da hiç belli anlamadım türk olduğunuzu.
    - evet genelde ispanyol sanıyorlar beni eheheh.

    tabi orada bu cümleyi duyunca ben dumurlardan dumurlara koştum. kızın yüzünde öyle bir sevinç ve gurur ifadesi vardı ki zannedersin avukatı muhteşem bir delil bularak üzerine kalmak üzere olan cinayetten aklamış kendini. meğer türk olmak ne lanet olası pislik bir şeymiş lan. bilsem atlamazdım ben de türküm diye, italyan taklidi yapmaya devam ederdim. tüh.
  • türkiye'de bile yabancı sanılan birisi olarak götümle güldüğüm sevinç. türk olmaktan utanmayın lan.

    (bkz: bok çıktığı deliği beğenmezmiş)
  • -fiziksel görünüm itibarı ile vasatlığın sınırlarında gezinen(tipsiz bildiğin işte) bir yurdum insanı olarak yazıyorum. hadise güzide bir avrupa şehrinde(lyon) cereyan etti.
    uzatmayayım tam d&r vari bir tükkandan çıkıyordum ki beklenmedik anda acı acı öten dedektör sesiyle irkildim( evet hırsız dedektörü). görevli hemen bitti yanımda. çantamı aramak istediğini belirtti. mağrur, sinirli biraz da küstah bir tavırla istemeden de olsa arayın lan dedim.(search me, u motherfuckers!) bi taraftan rahatım ama kıllanmıyor da değilim, (sonuçta gurbet elde gote gelmek hoş değil.)

    dedim turistim alırım aklınızı vsvsvs. nihayetinde çantadan herhangi bir suç unsuru çıkmadı. görevli özür diledi fekat karşımdaki adamı hala yumruklamak istiyorum-el ayak titriyor sinirden- ve derken hikayenin sonunda duyduğum o unutulmaz cümlelerle tüylerim diken diken oldu:"tahmin edeyim italyansın, italyan'ın neresindensin?" hissettiğim tek şey tarifsiz bir mutluluktu. işte o an dedim tak kelepçeyi zincirle beni sekurity. öfekeden, sinirden eser kalmamıştı. adama sarılmak istedim, utandım. öylesine mesuttum ki... işte böle salak bi mevzu.

    not:biraz ezikilk var sanırsam....
  • avrupa ülkelerinde hep tunus'lu ya da lübnan'lı sanıldığımdan bildiğim ve bende hasıl olmayan sevinç.
  • amerika'da ispanyolca türkiye'de ingilizce konuşulmaya çalışılan benim için...
    unuttum lan ne yazacağımı amk!

    kim sevinmiş olm!
    niye seviniyorsunuz lan!

    tamam tamam hadi dağılın!

    (bkz: konya yolundayım)
    (bkz: aldırın beni burdan)
  • zaten seyahat olayının fıtratı gereği yurtdışında hep yabancı oluyoruz.
  • tanidigim bircok ultra ezik geri zekaliyi hatirlatti bana..
    hatta bir tanesi saclarini sariya boyayip, iki kulagina küpe takip adini
    degistirdi..niye mi ? adamin bulgar pasaportu vardi ve artik türk olmak o'na cok zor geliyordu..
    ama zamaninda bulgar devleti bunun adini zorla boris yaptigi icin kacip gelmisti anavatani türkiye'ye.

    ama iste insan ezik ve sinik olmasin..memleketimin %90'ininin oldugu gibi..
    üst sinif yavsaklari (st.benua ben senuacilar), orta sinif oportünistleri (cakma guccici göt laleleri)
    alt sinif sloganistleri (devlet bize baqmirciler, kahrolssuuunnn blabla gelsin sol diktatörlükcüler)

    neyse iste..yine bir gün yurdun lobisinde oturuyoruz..bu arkadas iceri girdi..yanimizdan gecerken göz göze geldik tabii, "naber abi", "iyidir abi", "oo saclarda bayagi janjanli olmus" geyigi falan..sanki biri kafasina silah dayamis o renge boyamasi icin..belli ki, pahali ve asiri medeni avusturya kuaförüne degil de, begenmeyip inkar ettigi ucuz türk berberine boyatmis saclarini..

    neyseee nee.. adabi muhaseret geregi, yanimdaki insanlara takdim edeyim dedim kendisini..adi türk'ler bazen böyle incelikler düsünür..(genelde olan farklidir tabii ! yani mevzu eger bi kizsa, o'na dünyadaki tek türk erkeginin kendisi olduguna inandirmaya calisan eziklerle doludur hayat)

    hadi bi neyseee daha.."christina bu bekir, bekir christina" dedim..bekir beni düzeltti.. "aslinda boris" dedi..allah allah oldum.. yillar icinde temel insan haklarina olan saygim inanca, inanctan öte bir icsellestirmeye dönüstügü icin, herkesi oldugu gibinden ziyade, kendini takdim ettigi gibi kabul eden bir insanim..velakin insanin yasam hakkina, oynamak istedigi rolde dahildir !!

    neyseeee..hayatimda ilk defa böyle bir durumla karsilasiyorum..haliyle "nasi yani" dedim..o umarsiz bir siritmayla "ee ben bulgaristan'dan geliyorum, adimda boris" dedi.. o an hangi duygunun beni esir aldigini net hatirlamiyorum..arasinda kaldigim duygular: "bi insan kendini nasil bu kadar assagilar"dan kaynakli acimayla karisik, o'nun adina utanma hissi, "bunu yaparken ki yavsak rahatligindan dolayi" igrenme hissi, "bunun gibi bir yavsagin aslinda türk olmasindan ötürü", acik söylüyorum nefret hissi..

    simdi bunu yazarken aklima diger ezikler geldi.."aslinda biz yunan göcmeniyiz, greekiz biz greeeek" diyordu can cekisircesine, anlamadigi bir muhabbetin ortasindan dalip, tüm ilgiyi kendi üzerine toplamaya calisan st. benuali türk kizi..
  • yurt dışında değil de türkiye'de yabancı sanıyorlar ya, işte ona bayılıyorum ben. türkçe bilmediğimi sanıp rahat rahat konuşunca insanların gerçek kişilikleri net bir biçimde ortaya çıkıyor.

    şunlar sadece son 3-4 günde yaşadıklarım:

    yer: büyükada

    içindeki tek türk'ün ben olduğu 7 kişilik bir kafileyle adaya ayak bastık. haliyle kendi aramızda ingilizce konuşuyoruz. arkadaşlarımdan birisi "madem faytona binmeyeceğiz bari bisiklet mi kiralasak" deyince akbabanın teki kokumuzu almış gibi bir anda yanımızda bitti:

    -bikes for rent, bikes for rent, rental bikes. do you need bike?

    arkadaşım da haliyle "yes, how much?" diye sordu. verdiği cevap aynen şu:

    -fifty liras

    çekilen fiyatı duyunca kan beynime sıçradı:

    -50 lira ne lan 100 liraya araba kiralıyorsun. bisiklete 50 lira fiyat çekmek de nedir??!!
    -tamam abi kızma. 15 olsun senin gül hatırına.

    adama gerçek bir istanbul beyefendisi gibi "siktir git lan başımdan" dedikten sonra gittik tabelasında 15 lira yazan bir yerden kiraladık bisikletlerimizi.

    ....

    yer: beyoğlu'nda bir kafe.

    aynı ekiple tripadvisor'dan bulduğumuz bir kafeye oturduk. hemen yanımıza bir garson geldi: "welcome to turkey. what can i get for you?" menü tabii ki yok, tek tek soruyoruz şu var mı bu var mı diye.

    bir arkadaşım "how much is hubble?" diye sordu.

    -eeee, hubble, eeee (arkasını dönerek) hüseyin abi nargile ne kadar diye soruyo turist ne diyim?

    arkalardan kıllı bi herif geldi ve garsona "sen çekil bakiyim kenara" diyerek bizimle kendi konuşmaya başladı.

    -hubble, turkish coffee, turkish delight... what can i get for you?
    +(aynı arkadaş) how much is hubble?
    -(bir saniye bile düşünmeden) hubble is one hundred liras.

    "turist soruyo ne diyim" cümlesini duyduğundan beri bu anı bekleyen ben elimle "kalkın gidiyoruz" işareti yaparak ayağa kalktım.

    -what's wrong my friend? is there a problem?
    +şunları duyduktan sonra oturmama gerek kalmadı
    -tamam abim sakin ol. (kafasını geriye çevirerek) oğlum menü getir abimlere. bi türk kahvesi ikram edelim size o ara abi, yorgunluğunuzu alsın.
    +kalsın. şu saatten sonra getirdiğiniz menüyü bi tarafınıza sokarsınız.

    ....

    yer: karaköy vapuru

    ekip aynı. ben kafamı cama yaslamış boğazı seyrediyorum, arkadaşlarım da çay tost falan atıştırmalık bişeyler sipariş veriyorlar. konuşmamızdan "sultanahmet" kelimesini duyan bi amip direk yanımızda bitti:

    -you want to go to sultanahmet? i have a friend he is a taxi driver he can take you to sultanahmet. very cheap.
    +(bir arkadaş) oh really? how much? (bu süzme de hala oh really diyor. güzelim kaç gündür ne anlatıyorum ben sana?)
    -forty- fifty euros. (ebenin amı) i can call him and he can take you really fast.

    sırf nereye varacağını görmek için "no thank you" dedim. herif kösele suratlı çıktı.

    -no no it's very cheap. sultanahmet is very far you can't find it with bus. it is your best option.
    +birader uzak dediğin yer tramvayla 3-4 durak lan. bi siktir git, denizin ortasındayız elimden de alamazlar seni.

    kulağıma kulaklık takmaya korktum "yine biri bizimkileri sikmeye kalkar" korkusundan. buraya gezmeye mi geldim ebeveynlik yapmaya mı belli değil. amına koduğumun köylü kurnazı primatları.
  • bana aşağılık kompleksinin tanımı yapabilir misin abidin ?