şükela:  tümü | bugün soru sor
1536 entry daha
  • balkan coğrafyasını çok severim. elveda rumeli'yi büyük bir zevkle izliyordum (bizzat anneannemin köyünün iki adım ötesinde çekiliyordu). rumeliden çıkan türküleri, gerek arnavutça gerek yugoslavca gerek türkçe gerek yunanca olsun severek dinlerim. geçen senenin yazında balkanlar turu yapmaya karar verdiğimde de içimde bildiğim ve hatırladığım şeylerden kaynaklı heyecanlar vardı. ailemin yarısı buradan, üç dört kelime makedonca biliyorum anneannemden dedemden duyduğum kadarıyla. yetmiyor tabi ki hiçbir şeye. fakat yine de balkan halkları (türklere karşı sürekli ırkçılıkla anılan sırplar bile) ben ve iki arkadaşıma karşı sürekli sıcak kanlıydı. özellikle arnavutlukta, kosovada ve makedonyada türk olduğumuz için el üzerinde tutulduğumuz zamanlar bile oldu. yugoslavyanın tek müslüman ülkesi (kosova büyük oranla özerk ülke sayılıyor) bosnada yaşadım ben sadece ırkçılığı. sırp ve sırp bozması olan karadağlılar o kadar sıcakken boşnakların bu tavrı inanılmaz dumura uğratmıştı beni.

    mostar'da kafe sahibiyle küçük bir tatsızlık yaşadık önce. hostel aramak için dışarı çıkacağız bir iki saatliğine çantalarımızı bırakabilir miyiz? diye sorduğumuzda evet demişti. biz de kadına zahmet vermemek için gerçekten bir iki saat içinde (2 saat bile olmamıştı) geri geldik. geldiğimizde kadın trip atan sevgiliye döndü bi anda. bi uflamalar puflamalar. ulan ben orada senin siktiriboktan elma suyuna 2 euro vermişim, ayıp olmasın diye parasız halimizle birden fazla kez sipariş vermişiz. ve saatinde de geri dönmüşüz. neyin tribi? biz yine uzlaşmacı tavrımızla çıkarken "have a nice day" diyip ayrılacaktık ki kadın "not anymore" dedi. günümü siktiniz dedi lan kadın bize durduk yere. sinirli sinirli ayrıldık tabi biz de sonra.

    asıl olaysa başkentte oldu. saraybosna'da hostel fiyatları pahalı geldiğinden ve ucuza ev bulduğumuzdan balkan turu boyunca bir kez ev tutmuştuk. yoldayken internetimiz olmadığı için saat problemleri yaşadık ve hem ev sahibimiz önce bizi bekledi, sonra da biz onu bekledik. bu tatsız 3 4 saatten sonra eve geçtiğimizde de alışık olmadığımız bir kültürle ilgili sorular sormaya başladık haliyle. örneğin balkanlarda çoğu çeşmeden su içebilirsiniz. türkiye'de özellikle büyükşehirlerde bu imkansızdır. içme suyu değildir yani içeceğiniz şey.

    bosna'ya ilk gelişimiz olduğundan sorduk biz de burada da içiliyor mu diye. o an gergin olduğu için mi artık bilmiyorum ama ev sahibinden şu cevabı aldık: "evet, bu türk suyu değil." nüfusu istanbul'un yarısı kadar bile olmayan bir ülkenin vatandaşından bu ayarı yemek dokundu tabi biraz. bosna türkiye ilişkileri de iyi denir hani hep. cevap veremedik tabi orada ama yol boyunca ve yoldan dönünce de ne zaman balkanlar gelse aklıma bu olay gelir. anneannemler yugoslavya'nın dağılma dönemini yaşadığı için müslüman ya da makedon olmayan bir yugoslavdan uzak durulması gerektiğini düşünürler. boşnaklar için de "müslüman sırp" derler. ırk genellemelerine karşı biri olarak ilk defa anneanneme hak vermiştim o gün.

    (sırplar yugoslavya bölünürken hem boşnaklara hem de diğer müslüman halklara büyük zorluklar çektirdiler, o yüzden yugoslavya sonrası bir ülkenin müslüman vatandaşı için sırp kelimesinin karşılığı acımasız, soğuk, vahşi gibi kötü anlamlı kelimelerdir. müslüman sırp tabiri de boşnaklar ve diğer müslümanlar arasındaki gerginlikten doğmuş bir tabir.)