şükela:  tümü | bugün
1777 entry daha
  • küçük bir taahhüt hizmeti almak için görüştüğümüz firmalardan birisinin sahibi türk bir mimardı. proje üzerinde bir müddet çalışıp teklif aşamasına geldik ancak yoğunluğundan olsa gerek bu arkadaşa ulaşmak güçleşince, görüştüğümüz başka bir firmaya işleri yaptırdık.

    yaklaşık 1,5 yıl sonra, başka bir inşaat konusu için yerel bir firmanın temsilcileriyle birlikte danışman olarak bu arkadaş geldi. telefonda konuşmamıza rağmen tanımadım, numarasını değiştirmiş. daha önceden tanışıklığımız olduğu halde yerel firma temsilcilerinin yanında sanki ilk defa tanışıyormuşuz gibi davranıyor. anlamlandırması oldukça zor bir görüşme oldu. neticede daha önce haftalarca proje çalıştığınız kişi, karşınızda “sizi tanımıyorum” davranışında olunca siz de bir çeşit aktörlük yapıyorsunuz.

    toplantı bittikten birkaç saat sonra –mükemmel bir tesadüfle- o kişiyi tanıyan başka bir türk ile görüşme çıkınca hemen sordum: niye böyle dolambaçlı işler yapıyor? sağlam birisi değil miydi?

    meğer türkiye’den 5000 km uzakta, farklı firmalarda taahhüt işi yapan tek yumurta ikizi iki kardeşe denk gelmişim.
    bu tek yumurta ikizlerinin boy, saç, sakal, jest&mimikleri de aynı olabiliyormuş, filmlerde geçerdi de abartılı bulurdum.
  • floransada pitti sarayının önündeki avluda oturuyorduk yan tarfımızda iki kız oturuyorlardı birden öpüştüklerini gördüm. şaşırmıştım ne yalan söyleyim ama yadırgamadım gayet normal birşeymiş gibi görmezden gelip gittim :)
  • yurtdışında feto restoranında yemek yiyen kişinin telefonla hala sahibinden de araba bakması.
  • batı afrika'nın saçma ülkelerinden birindeyseniz, her gün bir yenisiyle karşılaşabileceğiniz olaylardır.

    bizlerden yapılan hırsızlığın kendilerince sıkıntı olmayıp, hatta yapılması gereken bir şey gibi kabul görüp, kendi aralarında hırsızlık yaparken yakalananın kafasından araba lastiği geçirilip yakılarak öldürülmesi gibi..
  • ilk yurtdışı deneyimim demeyeyim de tek hayalim olan amsterdam’a gittiğimde biraz türklerden uzaklaşıp medeniyet göreceğimi düşünmüştüm. tam dam square’da fotoğraf çekilirken arkadan müzik sesi geldi. çalan müzik şuydu:
    (bkz: mihriban)
  • sıcak bir yaz zamanı akrabamı ziyaret etmek hemde eğlenmek için amerikaya gitmiştim. o gün arkadaşlarla buluşup birşeyler yapıcaktık. hazırlanıp dışarı çıktım. buluşma yerine yaklaştığım sırada elimi yüzümü düzelteyim dedim. normalde cep aynam olsada hem çok sıcak,kalabalık hemde çantamdan aramaya erindim. en yakın park halindeki arabaya yaklaştım. camları siyah kaplama olduğu için direk kendimi görüyordum. dur iki dakika rujuma ayar vereyim derken dürzü kornaya bastı. korkudan elim ayağım dolandı. meğersem içinde birileri varmış. yanağım ruj olmuş şaşkın bir şekilde dururken, arabanın camını indirip, kahkalar atarak:

    +now it's more beautiful. lady..
    bir anlık öfke nöbeti geçirip
    - ananızı seveyim sizi gidi pıttırıklar dememle suratlarındaki kahkağa silindi. onları böyle görünce bende kahkaha bastım.
    + abla türkmüydün ya...

    sonuç olarak karşılıklı kusura bakma diyerek dağıldık. yurt dışında bir türkle ne zaman denk geleceğin belli olmuyor. okuyorlarsa selam olsun..
  • olay rio-botafogo'da geçiyor.lapa'da takılırken bir gruba karıştım, eğlenmek için botafogo'ya gideceklerdi beraber gittik, gittiğimiz yer bildiğiniz bilardo salonuydu, sadece bilardo oynamaya geldigimizi dusunup küfür kıyamet 1 saat bilardo oynadıktan sonra mekanda 6 farklı konsept olduğunu farkettim.
    hayatımın en eğlenceli gecelerinden biriydi, selam olsun brazilians.
4 entry daha