şükela:  tümü | bugün
  • ülkeden binlerce kilometre ötede kuzey topraklarında güzel bir akşam ufak ufak demlenilirken bir adet başörtülü asyalı görülür akabinde 10 dakika sonra bir adet de gayet türban takmış (geleneksel hint elbiselerinden filan değil, bildik türban) bir adet kabasaba esmer herif! görülür.

    2 shot daha yapılır, memleketin hali ne olacak denile denile eve gidilip sızılır.

    (sonradan asyalı ile tanışılmıştır, malezyalı dünya tatlısı bir insandır ancak özenle türban takmış herifin ne idüğü asla çözülememiştir)
  • moskovada bir kafe. ismi de tiki bar. rusyaya yeni gelen bünye ırkçı saldılarla ilgili oldukça fazla hikayeyi dinlemiş ve ezberlemiştir. tek barmen olduğu için herkes bir içecek için yaklaşık 20-30 dk. beklemek zorundadır. bu arada da sarhoş olduğundan şüphelenilen 2 tipik rus(tipik derken tipik türk insanının 2 katı cüsseye sahipler) barda yemek yemektedirler. hemen dibimdeki beni şöyle bir süzdükten sonra atlar;

    -selam, türksün de mi?
    +(hastr direk tanıdılar) ee evet?
    -napıyorsun burda?
    +çalışıyorum.
    -bırak dostum ya, siz türkler güzel rus hatunları için burdasınız, işiniz gücünüz onları bafilemek(burda ayağa kalkıp bafileme olayını görsel olarak uzun bir süre tekrarlar)
    +(korkma katsayım artmakta tabi bu tepkiye) ya yok işte öyle değil, bakın şurda çalışıyoruz, şöyle yapıyoruz felan filan.
    -tamam tamam anladım ben seni gel sana bir kahve ısmarlayayım(kredi kartını çıkartır, tok bir sesle barmeni çağırıp bu arkadaş ne istiyorsa ver der)
    +(altıma sıçtım sıçıcam)ehehe hiç gerek yok aslında, neyse sağolun.(denerek içecekten vazgeçilip geri dönmeye yeltenirim ama adam kolumdan tutup ısrar eder ve bu sırada gerçekten tırstığımı farkeden bu rusun diğer arkadaşı atlar olaya)
    *bak dostum bizden kesinlikle korkma, biz ibne felan değiliz, sana kesinlikle birşey yapmıcaz, bizden korkma, tamam?(burda merhaba dünyalı biz dostuz modunda adam, diğeri de yemeğine dönmüş vaziyette, bense fırsat bu fırsat)
    -ehehe gaçayım!

    velhasıl ortamdan kaçılmıştır ama sen gel gör diğer sefer aynı yere gidildiğinde aynı adamlar aynı yerde oturmaktadırlar. bu yüzden olayı riske atmamak için ortama girilmeden direk kaçılır.
  • yanınıza bisikletiyle gelen yaklaşık 10 yaşındaki sümüklü bir piçin önce size saati sorması, sonra fransız mısın diye sorması, türk olduğunuzu öğrenince git ülkemdeeen pis türk diyip suratınıza elindeki sigarayı fırlatması, ardından bisikletiyle uzaklaşması. dumur halinde uzaklaşmasını seyrederken o an aklınıza gelen tek cümle olan fuck you'yu böğüre böğüre söylemeniz.
  • paris'te eiffel kulesinin orda zenci satıcılar vardır. anahtarlık, biblo bok püsür falan satarlar. ben de arkadaşımla beraber fotoğraf çekiyorum eiffel'e karşı işte bilimum turist aktivitesi içerisindeyiz. etrafımızda da kalabalık bir ispanyol grup var. satıcılardan biri geldi yanımıza italyanca ispanyolca birşeyler söyledi, anlamadık. anahtarlık satmaya çalışıyor işte elinde kocaman bir halka, halkanın etrafında eiffel anahtarlıkları... baktı anlamıyoruz ingilizce sordu nerdensiniz diye, türkiye'den geliyoruz dedik. bunu duyunca " 5 tane bir milyon " dedi. oha dedim, nerden biliyorsun falan. meğersem 1 yıl istanbul'da kalmış bu . sonra işte alacak mısınız 5 tanesi 1 € diye tekrar sordu. yok almayacağız diyoruz. bu sefer hadi be oğluuğm , hadi be oğluuğm diye ısrar ediyor. ben de o sırada arkadaşa baktım hadi bea oğluuğm dercesine
    daha fazla dayanamadık, aldık 5 tane eyfel anahtarlığını... .

    bu da böyle bir anımdır
    işte o adam
  • ulke: ingiltere

    evinizde internet olmadigi icin adres teyit belgeniz olan bank statement'inizla beraber gider, internet basvurusu yaparsiniz. abone olursunuz ve interneti kullanmaya baslarsiniz. ancak bir hafta sonra bank statement'iniz bir daha istendigi icin baglantiniz kesilir. bunun uzerine zaten 5 gunden once cikmayan bank statement'i bir daha gonderirsiniz, bir daha gonderin derler, bir daha gonderirsiniz. boylelikle 1 ay gecer ve faturaniz elinize gelir. "hadi neeeyse..." diyerek kullanmadiginiz internet'in parasini odemeye gidersiniz, aldiginiz cevap dumur olma sebebidir:

    - fatura odemenizi alamiyoruz, cunku hesabiniz dolandiricilik departmanina gonderilmis.

    atlatilan sokun ustune nedeni soruldugunda" faturayi odeyebileceginizi ispatlayamamissiniz, bank statement gondermemissiniz" denir. halbuki birak bank statement gondermemeyi, gonderilen bank statement'a gore hesapta onumuzdeki 35 ayin faturasini odeyebilecek kadar para vardir, ustelik para odemek icin de siz bunlarin kapisina gitmissinizdir.

    sonucta cingar cikarilir, magazadaki butun musterilerin de duyabilecegi bir sekilde "nasil kotu hizmet verildigi" anlatilir. yarim saat suren cingara dayanamayan magaza muduru, sorunu cozebilmek icin kendini harab eder. ve faturayi odemek icin gittiginiz bir yerde dolandiricilikla suclanan siz ingiltere'den nefret etmeye baslamanin ilk adimini atmis olursunuz.
  • niagara şelalesini türk bir arkadaşla gezerken, arkadaşıma:
    "arkadaş! gittiğim her ülkede her yerde türk görüyorum, ama burda yok ne tuhaf" dememle omzumda bir el hissedip, ardından "gardaş biz varık yozgat'tan geliyom, nivv york'ta berberim"i duymamdır.
  • roma'ya konferansa gidilmiştir, otele eşyalar bırakılır, dışarı çıkılır ve ilk görülen markete dalınır. ilk defa yurtdışına çıkan ve çok heyecanlı arkadaş muz alır ve akabinde bombayı patlatır:

    -how much is muz?
  • interrail kapsamında bratislava'dan viyana'ya gidilecektir. hosteldan çıkış alınır, eşyalar toplanır, tuvalete girilir, duş yapılır, dişler fırçalanır ve artık gitmeye hazırsınızdır. fakat o da ne? banyoda eşyalar unutulmuş ve herifin teki girmiştir. beş dakika geçer, 10 dakika geçer, 20 dakika... trenin kalkmasına az kalmıştır. bünye artık daha fazla dayanamaz ve türkçe küfürler saydırılır. neyse adam çıkar ancak bu sefer arkasından arkadaşı girer. işte kayış orada kopar. elemanların ana ve bacılarından başlayıp yedi sülalesine varıncaya kadar tüm iyi niyetler belirtilir. ilk giren elemandan rica edilir eşyaları almak için (ingilizce tabi). eleman 'ok' der kapıyı tıklatır ve o esnada ne dese beğenirsiniz ey sevgili sözlük okuyucuları? 'abi bi izin ver eleman eşyalarını alacakmış'. baştan aşağıya kaynar sular dökülür. ehe mehe türksün di mi diye muhabbet edilir, ben o küfürleri sana söylemedim ortaya attım kusura bakma falan diye durum kurtarılmaya çalışılır. eleman da 'ya kusura bakma o kadar uzun süre kalmamam lazımdı' falan der, anlayışlı çıkar yani. eşyalar konur, trene koşulur. gezinin geri kalan kısmında her an her yerden türk çıkabileceği hesaplanarak çene sıkı tutulur.
  • olay ingilterede geçmektedir. kütüphanede ders çalışırken hem ara vermek hem de hava almak maksatlı kütüphaneden dışarı çıkıp kütüphane önünde sigara içilir. bu sırada güzel bir ingiliz hanım kızımız yanıma gelir ve "pardon sigara paketimi kütüphanede unuttum, şimdi gidip almak çok zoruma gidiyor fazla sigaranız var mı?" diye sorar. "ne demek, tabiki" deyip bir tane sigara uzatılır. akabinde kız çantasından cüzdanı çıkartıp bozukluk aramaya başlar ve "para ister misiniz?" diye sorar. dumura uğrayan goldfishdonotbounce "yok canım ne gerek var, olur mu öyle şey" gibisinden cümleler kurar ve kız biraz daha ısrar erder. ardından teşekkür edip gider. kendini bir an dilenci gibi hisseden goldfishdonotbounce duruma anlam veremez ve aynı şey türkiye'de olsa ne olur diye düşünmeye başlar.
  • interrail kapsamında gidilen madrid'de hostelde tanışılan kişilerle yenilmiş içilmiş, sabaha karşı yatılmış ve bugun niye türk görmedim hiç diye hayıflanılmaktadır ki sokaktan telefonla konuşurken bağıran bir kişinin sesi dikkat çeker " lan a.q. orda sabah değil mi? hala ne içiyonuz..."

    ve ardından rahat bir uykuya dalınır..