şükela:  tümü | bugün
  • romanları resmen güme gitmiş adamdır. ismi lâzım değil, satış rakamları yüz binleri bulan bunca bok püsür sözüm ona edebiyat eserinin arasında çok az kişi tarafından fark edilmiş kitab-ı duvduvani, unomastica alla turca ve zaman çöktü adlarında üç adet romanı vardır; artık doğan kitap yerine kanat kitap'tan çıktığı için mi yoksa başka bir şeyden mi bilmem bizim köyde kendimden başka okuyanını görmedim. hoca'nın yerinde olsam hollywood'a bilimkurgu senaryoları yazıp paranın amına kordum... ha romanlarının hepsi günümüzde geçer, orası ayrı mesele. kendisine olan sevgim bana "osmanlıda köleliğin sonu" kitabını da okutmuştur ve hiç de fena olmamıştır.
  • --- alıntı ---

    bilim adamı yazdığının arkasında olmaz. bilim adamı yazar, yanlışlanmaya açık olur. bir şey zaten yanlışlanma imkânı varsa bilimdir. şimdi ben bu kitabı yazdım, attım ortaya. tarihçiler okuyacaklar. onlar kendi metodolojileri içinde çalışan bir sosyal bilim grubu. şunu diyebilirler: ya görmediğim kaynak vardır ya bir iç tutarsızlık vardır. o zaman ben, arkasındayım diye ısrar mı edeceğim? tabii ki düzelteceğim.”

    --- alıntı sonu ---

    kaynak: 'bilim adamı yazdığının arkasında olmaz' / 21 aralık 2012 / röportaj, abdullah yavuz altun / zaman

    tema:
    (bkz: bilim felsefesi/@derinsular)
  • son kitabı "torosyan'ın acayip hikâyesini" büyük bir keyif ve şaşkınlıkla okuyorum. tarih-lenk'ten sonra güzel oldu.
  • sabancı üniversitesi'nde derslerine koşa koşa gittiğim hocalar listemin 1 numarasıdır kendileri.

    yanılmıyorsam sultan abdülaziz'in rum bir metresi olduğunu söylemiş ve saraydaki 700-800 cariyeyi aldatmanın nasıl bir tatmin sağladığını sorgulamıştı
  • umarım, sonu tarih-lenk'te yerin dibine soktuğu i.o. gibi olmaz. "tarih bilmiyorlar, toplumu tanımıyorlar" diyen münevverimiz de, "cami minaresi" konusunda ağır hata yapmış, nice yiğit bu yolda "orhan pamuk'a tarihi ayar!" deyu deyu sayıklayarak helak olmuştu. tarih-lenk'de de hatalar vardı gerçi, ancak kötü niyetli bakmıyordum ben. olabilir, hatasız kul olmaz.

    sarkis torosyan'ın "çanakkale'den filistin cephesi'ne" (from dardanelles to palestine) hatıratını okudum. hiç vakit kaybetmeden, "torosyan'ın acayip hikâyesi" kitabını okuyayım dedim ki, taner akçam'dan gelen müdaheleler ve hatasında anlaşılmaz "ısrarlı" tutumu sonucunda isteğimi yerle bir etti maalesef. gene de, edhem eldem ve halil berktay ile birlikte, tartışmayı piç etme yöntemlerine karşı akçam'ı kurda kuşa yedirtmemiştir. takdir ettim.

    kaynak:
    - taner akçam, "yüzbaşı torosyan tartışmaları: ya da suskunluğun sessiz anlaşması", t24, 22 şubat 2013
    http://t24.com.tr/…kunlugun-sessiz-anlasmasi/224224
    - halil berktay, " hakan erdem’den bir açıklama (ve yorumum)", taraf, 21 mart 2013
    http://www.taraf.com.tr/…ir-aciklama-ve-yorumum.htm
    - taner akçam, "torosyan tartışmaları: biten nedir?", t24, 4 nisan 2013
    http://t24.com.tr/…-tartismalari-biten-nedir/227102
    - tal buenos, "leading historians object to akçam's anti-methodical construction of armenian memory", today's zaman, 11 nisan 2013
    http://www.todayszaman.com/…moryby-tal-buenos-.html
    - halil berktay, edhem eldem & hakan erdem, "inaccurate commentary on debate surrounding sarkis torosyan 'memoirs'", today's zaman, 21 nisan 2013
    http://www.todayszaman.com/…eldem-hakan-erdem-.html
  • bu akşam biraz ortayolcu gördüm kendisini. ama tabi yanındaki adamın(kemal çiçek) yanında hobsbawm kalır.
  • karşısında da cemil koçak oturuyordu.

    (bkz: sen şuraya geç de beraber olduğumuz anlaşılmasın)
  • hakan erdem de iyi bilir, eski alimler arada "hekim (yani hikmet sahibi), hakimle (yani hukmu suren ve veren) musahabet etmekten, onun yamacina girmekten imtina etmeli" diye hatirlatirdi hep. gerci kimbilir, belki ikbalini bir turlu bulamayip da sarayda, hukumdarin eteginin dibinde gununu gun eden tuzukurulara icin icin hasetle bakan, bu hasediyle o tuzukurulara veryansin eden alimler cikarmistir oyle sozleri. sonucta kadim zamanlar onlar, hayatini kazanmak oyle kolay mi simdiki gibi? elbet bir hukumdarin lutfunu talep edecek, kendi kurtulusunu onun izzet u ihsanına baglayacaksin. televizyon vardi da onlar mi cikmadi ilmini pazarlamaya? matbaa vardi da onlar mi basmadi kitaplari uc bes baski? ne yapsin fakir alim, devletlusune yaranmaktan, yamanmaktan baska.

    hakimin masasina oturmak, davetine icabet etmek de degil mesele; sonucta davete icabet etmemek zor zanaat vesselam. fakat bazen kimler tarafindan nerelere davet edildigini, neden baskalari degil de kendisinin davet edildigini ve kendisiyle beraber baska kimlerin de davet edildigini dusunmek, hatta buna biraz uzulmek de gerekebilir. evet, hakimin masasina oturmak degil yalnizca mesele. ama bir zamanlar mustafa armaganlari, erhan afyonculari, murat bardakcilari filan dile dolarken bir anda onlarla sen kahkahalar esliginde, masadaki hemen hemen hicbirinin uzmani olmadigi ermeni meselesi hakkinda hakim huzurunda istisarelerde bulunmak tuhaf canina yanayim. eh, ne diyelim, eskiler hakliymis galiba yine bir kez daha. hekim hakime yakin durmamali ki hikmetinden sual olunmasin.

    zeyl: biraz zaman geçsin istedim bu zeyl için. hakkında yeni bir şeyler söylemek değil önceden söylediklerime ek çıkmak istediğim için zeylle yetinip yeni bir entariye geçmiyorum. bilirim ki hocasının hoşuna gitmedi onca emeğinin, maddi-manevi yardımının geçtiği talebesinin sözleri. muhtemelen talebe taifesinin hamlığına, kadir kıymet bilmezliğine verdi. ama aradan onca zaman geçti. haksızlık mı yaptım, yargısız infazda mı bulundum, yakışıksız laflar mı ettim diye mütemadiyen kendime sorduğumda ve dönüp dönüp bu entariyi okuduğumda, yine hep aynı noktaya dönüyorum: benim tanıdığım, hocam bellediğim, ilmi ve kaleminden ilham aldığım hakan erdem'in izzet ü itibarı, reddetmesi mümkün olmayan bir cumhurbaşkanı davetine icabet etti diye düşmez pek tabii. mesele de o değil zaten. ama hakan erdem gibi keskin bir zekanın, ne tür pr maksatlarıyla tertip edildiği izahtan vareste ve kimlerin davet edileceği enikonu belli olan meclislere iştirak etmesinin, daha doğrusu bu tür meclislere yakıştırılmasının, ona saygı ve hürmette kusur etmemiş talebelerinde herhangi bir akis yaratmayacağını düşünmesi işin şaşırtıcı tarafı. onu sevip sayan, bu mesleğe gönül vermelerinde tarifsiz tesirinin olduğu birçok talebesinin, onun, kadir mısıroğlu, mustafa armağan gibi ne idüğü belli olmayan tarihçi bozuntularının bilfiil hizmet ettikleri şeyin bir parçasıymış gibi görünmesine hayıflanması, kendisini karalamak istediklerinden değil bilakis kendisinin izzet ü itibarını çokça düşündüklerinden. daha yetiştirilecek onca öğrenci, yazılacak bol bol kitap ve makale, hakkıyla dinleyebilecek kulaklara verilecek sürüyle konuşma varken, ilmi ve enerjiyi kaygan zeminlerde heba etmeye ne hacet?