• 12 eylül sonrasında maraş'ta 6. kolordu komutanlığında sıkıyönetim komutan yardımcısı olarak görev almıştır. kendisi gözaltına alınan kadınları ilk iş olarak bekaret kontrolünden geçirtmiş, ve böylece "temiz" çıkanların sorgu-işkence süresi boyunca namuslarını korumuştur. hatta bu yüzden o civarda gözaltına alınan birçok kadın tarafından çok sevilir ve güvenilirmiş...
  • express dergisinin ocak sayısından kendisine dair edinilen bilgi şudur; bu kişi maraş katliamını solcuların üzerine yıkmaya çalışmış, maraşın devrimcilerinden hamit kapan ve arkadaşlarının bu suçlardan da yargılanıp ceza almalarını sağlamıştır. hatta sedat yener adlı bir polis 1986 yılında nokta dergisine yusuf haznedaroğlu'nun emrinde hamit kapan da dahil birçok kişiye nasıl işkence yaptıklarını anlatmış; bu itiraflar sayesinde ifadelerin işkenceyle alınması sebebiyle hamit kapan ve arkadaşları hakkında verilen ceza bozulmuş, yargıtay tahliyelerine karar vermiştir.
  • emir komuta zincirinden çıkınca aslında kendilerini melek, çevresini kötü adlandıranlardan... "ne yapıldıysa görev uğruna yapılmış, hep iyiniyet varmış, koşullar gerektirmiş. "

    http://nisanyan.blogspot.com/…008/10/yusuf-paa.html
  • memleketin gri eylül günlerinde maraş'ın üzerine çöken kara bulutun adıydı yusuf haznedaroğlu. belediye başkanından, validen öte bir şeydir sıkıyönetim komutanı, öyle ki o zamanlar bir allah'tan korkulurdu bir de haznedaroğlu'ndan. şimdiki sütçü imam üniversitesi rektörlük alanındaki binalar (12 eylül öncesi kız eğitim enstitüsü idi) sıkıyönetim karargahına çevrilmiş, spor salonundaki soyunma odaları demir parmaklıklarla çevrilmiş, oralara sağlam giren evirilip çevrilmiş, tanklar caddelere, caddeler sessizliğe, sessizlik, belediye hopörlerinden duyulan "sıkıyönetim komutanlığından.." çığırtısına evrilmişti.
    haznedaroğlu tank, marş, kum torbaları, falaka ve askı demektir. bir de "ay akşamdan ışıktır, yaylalar yaylalar"
  • "ben vazifemi yaptım kardeşim. en iyisini de yaptım ve lüzumundan fazlasını yaptım. barlarla, pavyonlarla uğraştım. daha nelerle uğraşmadım ki? eğer biri suç işlediyse, ferdi olarak, onun şeyi mutlaka yapılır." demiş.

    "...onun şeyi mutlaka yapılır", "lüzumundan fazlasıyla"...
    anlaşıldı otur.
  • kardeşim hitabında hem bir had bildirme çabası ama hem de hafif bir gerginlik hissettim. "ya kardeşim yaptık da, bunlar hiç konuşulmayacak zannediyorduk, yok bir de konuşulacak mı?" edası. darbecinin/kontrgerillacının mazlumluk hüznü diyorum ben buna. misal arif doğan'da da benzer bir hüzün vardı, habur karşılamasını ve bin umut vekillerinin seçilmesini anlatırken. bu tam arif kadar idrak edememiş artık yeni bir dönemin başladığını, hala daha cart curt. ama onun da zamanı gelecek. bütün bir türkiye toplumunu suratına postallarını yapıştırarak yönetmeye ne kadar alışmışlar, işkenceci oldukları bile ortaya çıkınca ne kadar dayılar. ama o da dayılıktan hüzne geçecek. sadece birkaç kişinin adı geçince bile, sadece kontrgerilla örgütü azıcık geri çekilince bile provokasyonsuz hayatında çocuklar gibi şen olan türkiye toplumu, sadece yüzündeki postal hafifçe kıpırdayınca bile canlanan bu toplum bu işkencecileri yargılayınca daha da insana benzeyecek. bir de kendini her tür evrensel insan hakkının üstünde gören ve işkencecileri aklayıp duran yargıçları da sarsınca buralar hep başka bir yer olacak.

    ne demiştik, evet haznedaroğlu, onu epey hüzünleneceği günler bekliyor olsun istiyorum, hesap versin istiyorum.

    "onları evlerinde rahat ve elçi olsunlar diye değil
    onları burada, bu yerde
    suçlu ve hüküm giymiş olarak
    görmek istiyorum

    bir ceza istiyorum..."
  • fuat yıldırım, "maraş’ın paşası yusuf haznedaroğlu" http://gezite.org/…rasin-pasasi-yusuf-haznedaroglu/