şükela:  tümü | bugün
  • 2000 yılında hayata veda eden büyük beşiktaşlı. maalesef onu izleyebilen şanslı kuşağa yetişemedik. ilgilenlerin fikir edinebilmesi için şöyle bir yazı linkleyelim:

    http://arsiv.hurriyetim.com.tr/…7/24/spor/07spo.htm
  • futbol oynadığı dönemde, devrin en büyük takımlarından olan anderlecht tarafından transfer edilmek istenmiş, hatta transfer işlemleri tamamlanmıştır. ancak bir gece alkolü fazla kaçırıp arabasıyla kaza yapması ve kaza haberinin basını uzun süre meşgul etmesi sonucu anderlecht yönetimi transferden vazgeçmiştir.
  • bir röportajından hatırladığım kadarıyla, erman toroğlu'nun en beğendiği türk futbolcuymuş. "ne futbolcular geldi geçti, onun gibisini görmedim" gibisinden bir kısım kaldı aklımda röportajdan geriye. beraber top da oynamışlar, sonra bir maçta kavga etmişler, uzun yıllar konuşmamışlar.
  • sağdan soldan okunanlar ve anlatılanlarla sıkı sıkıya bağlanılan george best. tabi bizde efsaneleri anlatıcak veya onları yüceltecek belgeseller çekilmez. çekilemezde. sadece sağdan soldan duyabilirsiniz. makalelerde türkiye'nin gördüğü en yetenekli adam olduğunu okursunuz ama yanında hep bir ama vardır. alkoliktir. kadınlara düşkündür ve asidir. yılmaz güney'in arkadaşı, vedat okyar'ın adam gibi adamıdır.
    yusuf hem babamın hem amcamın hem dayımın gördüğü en yetenekli futbolcu. onların anlattığına göre rakipleri zevk için çalımlayan adam.

    ilgilenenler zaten biliyorlardır. yusuf tunaoğlu beşiktaş a takımına şenol ve birol'un satılmasıyla geçti. o zamanlar antremanlara gidenler a takımındaki abilerine attığı inanılmaz çalımlarla antremanları şölen haline döndürdüğünü söylerler. 1965,1966 ve 1967 yılları yusufun altın yıllarıdır. üst üste kazanılan iki şampiyonluk. 38 hafta yenilmeme serisi hep bu yıllarda olmuştur. ligde artık kimse onu tutma görevini istemiyordur. onu tutanlar ya futbolu bırakıcak kadar rezil oluyor ya da artık onu tutmayı bırakıp ''ne halin varsa gör abi'' tarzında hareketlerde bulunuyordu. artık gerçek hem beşiktaş seyircisi hem de türk futbol tarihi açısından efsaneydi. adı her yerde anılıyor ve büyüdükçe büyüyordu.
    genç yaşta evlendiğinden ve henüz çocuk sayılabilecek yaşta baba olduğundan gençliğini fazla yaşayamamıştı. kadınların ona olan ilgisi onu zamanla çiçek pasajının tam göbeğine attı. artık ünlü hatunlarla çıkıyordu. alkolün su gibi seksin hava gibi ihtiyaç olduğu yıllardaydı. artık antremanlarda formunu koruyamıyordu. hafiften göt göbek yapmıştı.

    askerlik o zamanlar bir görev olduğundan tam o sırada askerlik imdadına yetişmişti. askeriyenin disiplini ile formuna yeniden kavuşmuş ordu milli takımında harikalar yaratıyordu. ordu milli takımın belçika ordu milli takımıyla yaptığı maçta anderlechtli yöneticilerin dikkatini çekti. beşiktaş'ın ajax'a deplasmanda 2-0 yenildiği maçtan sonra artık anderlechtli yöneticiler onu izlemeyi bırakıp resmi teklifte bulundular. tüm konularda anlaşılmış ve kontrat dahi imzalanmıştı. işte yusuf'un hayatı o günlerde tepe aşağı yuvarlanmaya başladı. tam tüm her şey ayarlanmış dönemin dünyadaki en ünlü takımına transferi tamamlanmak üzereydi ki o gece alkolün su olduğu o gecede yusuf trafik kazası geçiriyordu. tabi anderlechtli yöneticilerin kulağına giden bu haber sonrasında kontrat iptal ediliyor ve yusuf beşiktaşta kalıyor.

    sonrasında ise onun takım oyunu oynamadığını, sürekli bencillikler yaptığını söyleyen ve bu yüzden yedek kulübesine mahküm halde oturan bir futbolcu izleniyor. tabi bu arada yusuf bazı maçlarda patlamalar yapmıyor değildi ama yeterince yıpranmıştı. 1974 de izmir'in siyah beyaz ekibine gitmişti. altayda pek iştahlı oynamıyordu. iyi oynadığı tek maç olarak beşiktaş maçı anlatılır. hatta o maç hakkındaki bazı efsanelere göre yusuf gol atmak için topu sürmek yerine beşiktaşlı futbolcuların üzerine üzerine gitmiştir. hemen hemen hepsine maç boyunca çalım atmıştır.
    zaten bir sene sonrada çok sevdiği beşiktaş'ına geri dönüp futbolu bırakmıştır.

    bugün sadece babalarımızdan veya dedelerimizden duyabileceğimiz hikayelerle futbolun unutulmaz efsanesi.

    eğer yusuf ingilterede olsaydı sir yusuf, almanyada olsaydı imparator yusuf olurdu. bizde ise 3-5 saniyelik görüntüleri olan bir futbol emekçisi. hatta onu sadece kötülemek isteyenler için alkolik.
    3-5 saniyelik görüntüleri demişken yusuf'un herhangi bir futbol maçını veya futbol topuna dokunuşunu görmüşlüğüm yoktur. kendisini sadece yılmaz güney'in arkadaş filmindeki kısa sahnesinden hatırlamaktayım. keşke görebilseydim, keşke izleyebilseydim.
  • --- spoiler ---

    sanlı kaptan bağırıyordu: "yusuf'u tutun, yusuf'u tutun!", "kolaysa gel de sen tut kaptan" dedim ona.

    --- spoiler ---

    kara temmuz'un aldıklarından.
  • vefatının 11. yılında bugün saygıyla andığımız futbolcumuz.
  • lise yıllarında öğle aralarında top koşturduğumuz bir arazi vardı ayazağa 'da okulumuzun hemen yanında. bu arazi düzeltildi çimlendirildi hayırsever iş adamlarının*** katkılarıyla buraya bir stad konduruldu, adı da yusuf tunaoğlu stadı koyuldu. maalesef daha sonra şehrin göbeğindeki stad kendi haline bırakıldı.
  • babamın her zaman hem sergen'in hem de diğer beşiktaş efsanelerinin önüne koyduğu bir isimdir kendisi. george best'in türk klonudur adeta. kendisinin altayspor'dan bir resmini babamın o dönemde aldığı hayat spor isimli bir dergiden çektim. buyrun: http://i.imgur.com/17c3xeb.jpeg
  • son çalımı atamadı ‘‘futbol sihirbazı’’ yusuf tunaoğlu, 54 yıllık yaşamında tek engele takıldı başını hiç öne eğmeyen, dünya iyisi bir insan... bir futbol sihirbazı... iri cüsseli, yakışıklı... çalımlarıyla rakiplerini sarhoş eden, ‘beşiktaş’ın öz evladı’ kalbine yenik düştü. kimseyi telaşlandırmadan, yormadan, tek başına ve sessizce yaşama veda etti. türk futbolunun sessiz yıldızlarından biri, yine sessizce sahneden ayrıldı... yusuf tunaoğlu, profesyonel futbolcu olarak forma giydiği 13 yıl türk futbol kamuoyunun gündeminde hep ilk sıralarda oldu. formasını çıkardıktan sonra futboldan kopmadı, teknik adam, yazar olarak yeşil çimlerin kokusunu içine çekti. ama sessizdi, hiç uluorta görünmedi, kimseyle alıp veremediği yoktu. tanımayanlara çocuk yaşlarından itibaren yusuf tunaoğlu ile el ele yürüyen sanlı sarıalioğlu, ‘‘onu, izleyenlere anlatmak komik bir çaba. ancak gençlere tanıtmak gerekirse iki cümle yeterli olacaktır; başını hiç öne eğmeyen dünya iyisi bir insan. bir futbol sihirbazı’’ diyor. 1946 yılında doğan tunaoğlu'nun altınmızrak kulübü'nde başlayan futbol macerası 1960'ta, beşiktaş junior takımı'na girmesiyle önemli bir dönemeci aldı. iki yıl junior, iki yıl genç takımda oynadı, 18 yaşını doldurur doldurmaz profesyonel sözleşme imzalayarak a takım formasını giydi. büyük yetenek beşiktaş formasıyla çıktığı ilk maçlarda dikkat çekti. iri cüsseli bu genç sahada dans eder gibi, üzerine gelen rakipler yokmuşçasına futbol topuyla oynuyor, kendinden geçiyor ve izleyenleri büyülüyordu. 9 yıl birlikte futbol oynadığı, kamplarda, deplasmanlarda aynı odayı paylaştığı vedat okyar, ilginç bir itirafta bulunuyor: ‘‘onunla aynı formayı giyerken bazen oyunu bırakır, yaptıklarını izlemeye dalar giderdim. bu inanılmaz futbol yeteneği, herkesi hayretler içinde bırakırdı.’’ kaza engelledi kariyerinin en parlak döneminde, 1965 yılında avrupa da keşfeder yusuf tunaoğlu'nu. ordu milli takım'da forma giydiği dönemde, belçika kulübünün yetkilileri bu futbol sihirbazını mutlaka kadrosuna almak ister. ancak tunaoğlu pek istekli değildir. tam da transfer görüşmelerinin yapıldığı sırada, bir gece otomobiliyle bir kaza geçirince bu sayfa kapanır. eğlenmeyi, yaşamayı seviyordu ve kimseyi kıramıyordu. bu yüzden çok eleştirildi. türk basının duayenlerinden necmi tanyolaç, 22 haziran 1973 tarihinde tercüman gazetesindeki bir yazısında onu, ‘‘futbol mezbahasında alıcı değil kesici bekleyen’’ yıldızlar arasında gösteriyor ve ‘‘anderlecht'e gitseydi avrupa'da bir yıldız olacaktı’’ diyordu. beşiktaş tutkunu son dönemde iki yıl altay'da oynadı. 1974-75'te formasını giydiği izmir kulübünün beşiktaş'la inönü stadı'nda oynadığı bir maçı anlatıyor sanlı kaptan, ‘‘tek başına bizi mahvetti. beşiktaş'ın tozunu attı.’’ futbola olduğu kadar beşiktaş'a tutkun olan yusuf tunaoğlu'nu tanıyan herkes aynı yorumu yapıyor: ‘‘çok büyük beşiktaşlı, beşiktaş tarihinde altın bir sayfadır. beşiktaş onu asla unutmamalı.’’ öz evlat ölümü de kişiliğini tamamlayan bir son dakika notu gibiydi. kırılgan, kendini kimselere anlatmayan, kimseyi rahatsız etmeyen yusuf tunaoğlu, kalbinde sıkıntı hissetmesine rağmen çevresindekilerin ‘‘doktora götürelim’’ teklifini geri çevirdi. hayatı boyunca doktordan korktuğunu da gizlememişti. otelde saat 02.00'ye kadar sohbet edip yemek yediği arkadaşlarına, ‘‘iyi geceler’’ dedikten sonra odasına çekildi ve kimseyi telaşlandırmadan, yormadan tek başına, sessizce veda etti. vedat okyar'ın ifadesiyle, ‘‘beşiktaş öz evladını kaybetti...’’ kadınlar peşindeydi futboluyla tribünleri büyüleyen yusuf tunaoğlu, zirvede olduğu dönemlerde kadınların da gözdesiydi. bu yakışıklı, gözleri derin bakan adam için antrenmanlardan sonra, şeref stadı'nın kapısında dört-beş araba duruyordu. dönemin yıldızlarındandı ve magazin dünyası da onu malzeme yapmak için fırsat kolluyordu. bir kez de kamera arkasına geçti, yılmaz güney'in ‘‘arkadaş’’ filminde rol aldı. yusuf’un futbolu yusuf tunaoğlu'nun futbolunu spor yazarı ve araştırmacı cem atabeyoğlu, ‘‘türk futbolunda unutulmaz 200 ünlü’’ kitabında şu satırlarla anlatıyor: ‘‘güzel bir konserde büyük bir virtuozu dinlerken, güzel bir bale gösterisini izlerken duyulan zevk eşitti onun futbolunun verdiği zevk...’’ bir anı ikinci yarıda 3 gol attı 9 yıl boyunca yusuf tunaoğlu ile birlikte forma giyen, oda arkadaşı vedat okyar, yunanistan'ın aris takımıyla yaptıkları bir hazırlık maçını anlatıyor: ‘‘yusuf yedekteydi. ilk yarıyı 3-0 yenik kapattık. antrenör milev onu ikinci yarının başında oyuna aldı. ve yusuf, tam üç gol birden attı, maç 3-3 bitti, stattan zor çıktık.’’ hep beşiktaşlı kaldı 54 yaşında kalbine yenik düşen yusuf tunaoğlu, türk futbolunun ve beşiktaş'ın unutulmaz isimleri arasındaki yerini aldı. 14 yaşında adımını attığı beşiktaş kulübü'nde milyonları peşinde koşturan, özel izleyicileri olan tunaoğlu, benzersiz futbol stili ile çok kısa sürede sivrildi. bir dönem altay forması giymesine karşın beşiktaş'tan hiç kopmadı ve içindeki beşiktaşlılık ateşi yaşamının son gününe dek sönmedi. beşiktaş camiası ve türk futbol kamuoyu, bir efsaneyi kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor.

    kaynak: hürriyet