şükela:  tümü | bugün
  • bir $air. be$ hececilerin be$incisi. digerleri icin:
    (bkz: 1)
    (bkz: 2)
    (bkz: 3)
    (bkz: 4)
  • mizah manzume ve yazılarını, ilk olarak 'diken' adlı mizah dergisinde (1918-1920), çimdik takma adıyla yayınlamıştır.

    kendisinin anlattığı üzere bir gün köprü üzerinde karaköy'e doğru giderken sedat simavi koluna girer, bir bira içmeye davet eder. kendisine yeni çıkaracağı bir mizah dergisinden bahseder (diken). yusuf ziya ortaç önce bunun şairliğine saygısızlık olarak değerlendirir, birazda bozulduğunu belli eder, fakat sedat bey kendisini ömer seyfettin bey'in önerdiğini ve kendisi için ''türkçe'nin cambazıdır, kafiyelere taklalar attırır'' dediğini söyler. hem onun da minik hikayeler yazacağını söyler aynı dergide. ertesi gün ömer seyfettin ile karşılaşır yusuf ziya ortaç.. ve ömer seyfettin ona hem iyi bir şair olamayacak, hem iyi bir mizah yazarı olacak kadar zeki olduğunu söyler ve elindeki 'türk yurdu' dergisinden yusuf ziya ortaç'ın son şiirini çıkartır, şu iki dizeyi okur;

    ''şair! kadın kalbi sıcak bir mabet değil,
    her yolcuyu sarhoş eden bir meyhanedir!''

    ve sonra söyle der; ''güzeeeel.. ama zekanın güzeli, kalbin değil.. içinden gelmiyor bu ses kafandan geliyor cancağızım!''. daha sonra yusuf ziya ortaç diken dergisine giderek sedat simavi'ye diken isminde bir manzume teslim etmiştir. mutlu olan sedat bey'in ''size karşılığında ne vereyim? üç lira mı, bir okka şeker mi? sorusuna, yusuf ziya ortaç şeker cevabını vermiştir; o günlerde şekerin karaborsada bile bulunmaz olduğundan muzdarip. kendisi de bu anısını ' mizah edebiyatına böyle şekerle başladım, tatlı tatlı!' diye sonlandırır. kendisi bacanağı orhan seyfi orhon'la birlikte türk mizahında çok önemli bir yere sahip 'akbaba' dergisini kurmuş yıllarca derginin kapak konularını belirlemiş ve türk mizahının babalığını yapmıştır. (anı 'bizim yokuş' adlı kitabından) - yusuf ziya ortaç, bizim yokuş, akbaba yayınları, 1966

    ''kendisi mizah yazmadan, türkiye'de elli yıl mizah ustası olmuştu. çünkü o mizah eksperiydi. türkiye'de hiç kimse onun kadar mizahtan, mizahın tadından anlayamazdı. mizahın en eskisinden en yenisine, en soyutundan en somutuna, en yerlisinden en yabancısına kadar hepsini değerlendirirdi. bunun ne zorlu bir ustalık gerektirdiğini de ancak mizahçılar bilir'' (günaydın dergisinin ustura adlı mizah ekinden) - aziz nesin, cumhuriyet döneminde türk mizahı, 1973
  • "dün yine günümüz geçti beraber,
    gece de yanında kalasım geldi.
    duruşu utangaç, bakışı dilber,
    vallahi çapkını alasım geldi.

    yüreğim bağlandı her bir sözüne,
    kara kaşlarına, kara gözüne.
    siyah kahkülünü dökmüş yüzüne,
    uzanıp bir kaç tel çalasım geldi.

    güldükçe gönlüme inciler saçtı,
    baktıkça ufkumda şafaklar söktü.
    içime bir tatlı baygınlık çöktü,
    koynunda rüyaya dalasım geldi."

    (yanardağ, istanbul 1928., s.46-47)
  • portreler adlı harika bir kitap yazmış, kitabında abdülhak hamid, tevfik fikret, cenab şahabettin, halit ziya, abdullah cevdet, ziya gökalp, ömer seyfettin, yahya kemal, peyami safa, ahmet haşim gibi daha burda adını sayamadığım edebiyat dünyamızın bir çok duayeni hakkında cok enteresan anılarını ve hoş anektodlarını aktarmış ve böylece bu kişileri insan olarak daha iyi tanımamıza vesile olmuş yazar/şair.
  • habertürk'ün haberine göre devletten bahşiş istemiş kişi.
  • menderes'e mektuplarından:

    yusuf ziya ortaç: 2 bin dolar bulup arabacik getiremedim

    (müsteşar'a yazdığı mektupta ortaç, almanya 'da okuyan oğlu için para istiyor)
    "almanya'da tahsil gören oğlum bu sene yurda gelmedi. imtihanları var. elbiseleri, pantosu, iskarpini kalmamış. kendisine 2500 lira göndermek niyazındayım. ben de 15 gün içinde isviçre'ye gideceğim. miktar söylemeyeceğim. bunu senin kardeş delaletinle benim aziz başvekilimin takdir ve tensiplerine bırakıyorum."

    "üzelecek bir şey söyleyeyim mi? bizim meşhur otomobil iki aydır garajda. otomatik vitesli olduğu için kullanması zor. param parça ettiler, şimdi amerika'dan yedek parça bekliyorum. (...) ben 2 bin dolar bulup bir arabacık getiremedim. kırılıyorum... amma o kadar darılamıyorum."

    http://www.radikal.com.tr/…etayv3&articleid=1114959
  • en sevdiğim şiirlerden birinin şairidir :

    birgün

    kavuşmak bir gün toprağa,
    bir bahar cümbüşü olmak,
    dört mevsimde ayrı ayrı
    tabiatın düşü olmak...

    bir buluttan düşen yağmur,
    bir yıldızdan damlayan nur,
    bir yeşil yaprakta huzur,
    bir gonca gülüşü olmak...

    yazın savrulmak harmanda,
    kışın şahlanmak ummanda,
    fecre karşı bir ormanda,
    bir kuşun ötüşü olmak...
  • bizim yokuş, portreler adlı anı kitapları ile akbaba mizah dergisi bir yana bırakılacak olursa, şiirimize katkısı oldukça az olmuş milli edebiyatçı.

    "
    benim yarim al yanaklı bir kızdır,
    gözleri pek sevimli bir yıldızdıri
    işte benim yarim de bu güzel kız.
    ömrüm günüm ona feda yalnız."

    kendisi bile bu ve benzeri şiirlerine güldüğünü söyler.

    1923 sonrası şiirlerinde olgunluk denecek bir söyleyişe ulaşır. ancak klişeden öteye gidemez.
  • şiire aruzla başlamış, ziya gökalp'in etkisiyle hece ölçüsüne yönelmiştir. akbaba dergisinde yazdığı fıkra ve siyasal mizahlarında özgün bir dil kullanmıştır. binnaz isimli üç perdelik piyesi en önemli yapıtıdır.

    #eserleri
    roman: şeker osman, kürkçü dükkânı, göç
    şiir: akından akına, bir rüzgâr esti, yanardağ, aşıklar yolu, bir selvi gölgesi, cenk ufukları, kuş cıvıltıları(hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri yer alır)
    tiyatro: binnaz, kördüğüm, nikâhta keramet
    gezi yazısı: göz ucuyla avrupa
    fıkra: ocak, beşik, sen kitap
  • mustafa kemal atatürk'ü ilahlaştırma yarışının katılımcılarından.

    “dağların ardında sönüşü gibi,
    millete can veren, vatan yaratan;
    tanrının göklere dönüşü gibi...
    her zaman ırkıma büyük baş atam,
    tanrılaş gönlümde, tanrılaş atam!”
    bu da, ilhami bekir’den:
    “ilk adam, mavi gözlerle baktı toprağa,
    toprağın haritasını çizdi bayrağa;
    allah değil, o yazdı alın yazımızı.”