şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 1968 yapimi cüneyt arkin ve zeynep degirmencioglu* filmi.
    yonetmen aram gulyuz.

    filmi de anlatayim tam olsun:

    emine isimli bir koylu kizimiz gunun birinde gonlunu bir subaya kaptirir, mercimegi firina verirler. bir turk filmi klisesi olarak emine hamile kalir. amma velakin emine'nin karni sisedursun, subay beyden bir daha haber alinamaz.
    emine'cik, filmin kotu adamiyla evlenir.* gel zaman git zaman; aysecik dogar, buyur, serpilir, cok da iyi at binmektedir. kotu adam erol tas'sa emine'ye kotu davranmakta, piç aysecik'i hor gormektedir.
    koyun sevimli dedesi* aysecik'i kurtarmak icin onu karisinin uzerine kuma olarak alir. butun koy bunlarin dedikodusunu yapadursun; aysecik de firtina gibi ata binmekte*, civar koylerde yapilan tum yarislari kazanmaktadir.**
    bu hizli binicinin ununu duyan istanbullu bir beyefendi aysecik'i transfer eder. aysecik my fair lady kivaminda egitilir, giydirilir, falan filan. bu arada istanbul'da da yaris kazanmaya devam etmektedir. aysecik'i tranfer eden abimizin bir de rakibi vardir ki, kendisi cuneyt arkin olmaktadir.* cuneyt abimiz daha yuksek bir ucret odeyerek aysecik'i renklerine baglar.
    fekat bu guzel olayi kutlamak icin verilen bir resepsiyonda cuneyt abimiz yuzbasi uniformasini giymesin mi? aysecik'in o anda nevri doner, "bana subay oldugunuzu soylememistiniz. ben subaylardan nefret ederim! nayir n'olamaz.. " diyerek ortamdan uzaklasir, eski yuvasina siginir.
    bu arada aysecik annesini kurtarmak ve erol tas'tan intikam almak icin koyune geri doner.* annesini alir, istanbul'a getirir.
    nasil oldugunu hatirlamiyorum ama cuneyt abimiz de aysecik'in kendi kizi oldugunu ogrenmistir. gider soyler, e aysecik de vurur haliyle adami.
    aysecik demir parmakliklar ardinda karar gununu beklerken, cuneyt abimiz "numhurbaskani'na nikacam nutmayin neni" diyerek cankaya'ya yukselir. orada ogreniriz ki aslinda adamcagiz; emine'yle isi pisirdigi donemde gizli goreve gonderilmis, aylarca yillarca tutsak kalmis, en sonunda yurda dondugunde de emine'yi bulamamistir. kizinin ofkesine hak vermekte ve cumhurbaskani'ndan aysecik icin af dilemektedir.
    neyse aysecik hapisten cikar; emine, filmdeki ikinci my fair lady vakasi olarak sehirlilestirilir, iki eski asik birbirine kavusur, aysecik cuneyt abi'ye "baba, babacim!" der...
    mutlu son.
  • uzun metrajlı erbaş yalanlarının ana teması,konu başlığı.
  • bir cüneyt arkın filmi olmasının yanı sıra, puşkin'in bir romanın da ismidir. rus edebiyatının ilk başyapıtlarından. ataol behramoğlu nun çevirisi ile, iş bankası yayınlarından bulunabilir. 120-130 sayfa civarındaki hacmiyle bir solukta biten bir kitap.
  • aleksandr puşkin'in dünya klasikleri arasında ki romanının adıdır, bu roman onun son düzyazı çalışmasıdır. bu roman rus ve dünya edebiyatı üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. dünya klasiklerinin içinde sıkılmadan ve çabucak okuyabileceğiniz sürükleyici bir tarihsel aşk romanıdır, sürekli olaylar olaylar. 18. yüzyıl rusyası’nı anlatır. dünya klasiklerine yeni başlayanlar için güzel bir başlangıç seçimi olacaktır.
  • ilk gençlik zamanlarında okunması gereken kitaplardan biri.
  • devlete, orduya bağlılığı ve soyluluğu aşık olduğu kıza kavuşmaktan bir adam öne koyan pyotr andreyiç'in kazak isyanıyla imtihanını anlatan puşkin eseri.

    en aklımda kalan yeri o meşhur düellodur. belki de puşkin'in kendisinin de düello sonucu ölmesinden olabilir. puşkin de pyotr andreyiç gibi şiddete eğiliminden ya da barbarlığından değil, kitaptaki gibi sevdiği kadın için, ağırına giden bir durumda dövüşmeyi bilmediği halde onurunu korumak için düello etmiştir. bu belki de soyluluğun gerekliliğidir.

    kitapta da aslında iki rakip arasında kavga veya nefret belirtilerine rastlanmaz.
  • elinize tek alışta okuyup bitirebileceğiniz akıcılıkta bir roman. vatanseverlik, şeref ve kişisel kıymetlilerin arasında tercih yapmaya dair güzel mesajları olduğunu düşünüyorum ben. aklıma en çok takılan cümlelerden biri "elbiseni yeniyken, şerefini gençken koru".
    kitap boyunca pugaçev'i takip ettim ben, ondan bahsedilsin diye bekledim. kitapta pugaçev çok güzel bir kalmuk masalı anlatıyor, üzerine düşünmeye değer;

    "bir gün kartal, kuzguna: ''kuzgun kardeş, söylesene'' demiş; ''şu dünyada nasıl oluyor da sen üç yüz yıl, bense topu topu otuz yıl yaşıyorum?'' kuzgun: ''şundan, azizim'' diye yanıtlamış onu; ''sen taze kan içiyorsun, bense leşle besleniyorum.'' kartal düşünmüş: ''haydi, ben de leşle beslenmeyi bir deneyeyim'' demiş. kartalla kuzgun uçup gitmişler. derken bir at leşi görmüşler aşağıda. inip çökmüşler başına. kuzgun bir yandan gagalıyor, bir yandan övgüler düzüyormuş leşin lezzetine. kartal bir gagalamış, iki gagalamış, sonra kanat çırpıp havalanırken, ''yok arkadaş'' demiş kuzguna; ''üç yüz yıl leşle beslenmektense, bir kere taze kan içmek çok daha iyi, sonrası allah kerim''.
  • puşkin'den tercüme ettiğim (yüzbaşının kızı) na yazdığım mukaddemede de söylediğim gibi , edebiyat sahasında, henüz yaratma devrine girdiğimize kani değilim. tercüme işine kuvvet vermek, ancak tercüme edilecek eseri de seçebilmek lazım.
    bana kızacak ve darılacaklar bulunacağını pek iyi bildiğim halde şu hakikati bir kere daha iytiraftan çekinmeyeceğim :
    bizde san'at tekniği tam bir esere tesadüf, imkansız değilse bile, pek zordur. kitapçılarımızın harıl harıl basıp okuyucularımızın da gürül gürül okudukları (roman) adını taşıyan kitaplarda, kendi hesabıma, bu san'attan bir eser göremiyorum.

    cicili bicili kaplar, şatafatlı imzalar, sütün sütün reklamlar, fakat san'attan mahrum, büyük kafa mahsulü olmaktan uzak bir takım yazılar!

    samizade süreyya erdoğan - 1935

    80 yıl sonra suser yorumu: rahat ol süreyya, insanın edebiyat mukavemeti sizin ve sizden öncekilerin dönemlerine ait.