şükela:  tümü | bugün
  • takımadaların birinde bilimadamları maymunlarla ilgili deneyler yapmaktadırlar.bir gün kumlanmış bi patates verilir maymunlara.yiyemezler ilkönce.sonra genç bi maymun derede yıkayıp öyle yemeyi akıl eder.ve bunu annesine gösterir.sonra bunlar adadaki diğer maymunlara öğretirler bunu.ve sembolik olarak yüzüncü maymun patatesi yıkamayı öğrendiğinde, diğer adalardaki bilimadamlarından haber gelir: aralarında hiç bir bağ olmayan diğer adalardaki maymunların hepsi patatesi yıkayarak yemeyi öğrenmiştir.
    bu öykünün fizikteki sıcacık morfogenetik alanlar,kuantum ve holografik evren konularıyla bağlantısı olduğu düşünülmekte ve bir kritik kitleden bahsedilmektedir.
  • bir benzeri de balıklar hakkında söylenen mesel. bilindiği üzere ilk canlı formları suda varolup belirli bir süreç sonunda karaya adım atmışlardır. işte kendi hallerinde okyanuslarda yaşayan bu balıklardan 100000000000000000000000000001. si lan acaba suyun dışında da yaşayabilir miyim diye düşünmüş ve kendini karaya vurmuştur. ancak solunum sistemi buna müsait olmadığından birkaç dakika içerisinde ölmüştür. birden balıklar arasında efsane haline gelen balığımız yeni bir fikrin öncüsü olmuş ve balıklar karada yaşayabilmek ümidiyle kendilerini deli gibi karaya vurmaya başlamışlardır. (biyoloji kitaplarından hatırlıyoruz bu sahneyi)

    bir iki derken epey uzun bir müddet ve sayısız zaiyattan sonra artık karada da nefes alabilir hale gelmişler, mutlu mesut günlere yelken açmışlardır.*
  • matrix'teki neo karakterinin kendisinden esinlenildiğini düşündüğüm maymun. diyecem gene dalga geçtiğim sanılacak oysa ki ciddiyim.
  • neo dur.
    evetdir.
  • bazı yörelerde de yüzüncü maymun olarak bilinen olgu.
  • bir çe$it kritik kutle teorisi deney-kanıt olgusu olarak sürekli pi$irilip pi$irilip insanların önüne sunulan sözde ilke.
    1950'lerde bir grup bilimadamı japonya'nın koshima adasına giderek, adada ya$ayan maymunlara tatlı patates verirler..belirli bir zamandan sonra maymunlardan biri verilen patatesleri okyanus sularıyla yıkamayı öğrenir..takip eden zaman içerisinde de diğer maymunlarda patates yıkayan maymunu izleyerek davranı$ı tekrarlamaya çalı$ırlar.daha sonra bilimadamları patatesleri yıkayan maymunların bulunduğun ada ile tamamen izole edilmi$ diğer adalardaki maymunlarında aynı beceriyi hiçbir ileti$im olmaksızın edindiklerini gözlemler.bu konu lyall watson tarafından dünyaya duyurulur ve bir grup insan tarafından desteklenerek efsanele$mi$ $ekliyle günümüze kadar gelir..
    skeptic dergisinin sahibi michael shermer bu konu hakkındaki kanıtları toplayarak $u sonuca varır..ve aslında yüzbirinci maymun deneyi asla yüz maymun kullanılarak yapılmamı$ ve yeterinci kanıt olmadığından bo$luklar ki$isel yorumların zenginliğiyle doldurulmu$tur..ve zaman aralığı ilkede bahsedildiği kadar kısa değildir..farklı bir bakı$ açısını kendisi kitabında $öyle dile getirir;
    "ara$tırma 1952'de, yirmi maymundan olu$an bir grupla ba$ladı ve adadaki her maymun dikkatle gözlendi.1962'de grup 59 maymuna çıktı ve 59 maymunun tam olarak 36 tanesi tatlı patatesleri yıkıyordu.davranı$ın aniden kazanılması gerçekte 10 yıl aldı ve yüz maymun gerçekte 1962'de sadece 36'ydı.kaldıki 36 maymun evde dahi kritik bir kutle değildi.bu arada diğer adalarda da bazı benzer davranı$ların gözlemlendiği doğruydu.fakat bu gözlemin yapıldığı zaman aralığı 1953-1967 yılları arasındaydı ve diğer adalarda maymunların bu yeteneği kendilerinin öğrenmi$ olması veyahut onlara bir yerli tarafından öğretilmi$ olması kuvvetle muhtemeldi..bu olağanüstü iddiayı destekleyecek kanıt yetersiz olduğundan, yuzbirinci maymun ilkesi kabul edilemezdi.."
  • bildiğin hikayedir.

    yıllardır duyardım, adadan adaya yayılmış da, maymunlar hiç birbirini görmüyormuş da... tam şu mistik soslu kişisel gelişimciler ile yaradılışçılara uygun hikaye, kıssa!

    the 100th monkey

    --- spoiler ---

    please note:

    the 100th monkey theory has been on the wow site since 1996, and we occasionally receive letters claiming that it was a hoax or fake.

    we contacted penny gillespie, who was married to ken keyes and participated in his work and writing. here is her response:

    i'm not sure what you mean by "fake." the hundredth monkey is a real book and hundreds of thousands of copies were printed and circulated, often through university courses. people bought them by the case and gave them away.

    the story of the hundredth monkey came from a writing by rupert sheldrake.

    after our book was printed, there was some question about whether the study was authentic. ken presented the story as a legend, or phenomenon; the concepts of morphogenetic fields and critical mass are very true and the story serves to illustrate them.

    hope that answers your question.

    all the best,

    penny gillespie
    president's club, platinum wellness consultant
    www.5pillars.com/pennygillespie

    --- spoiler ---

    türkçe meali ile, bu bir hikaye ve birinin yazısından alınma.

    a, anlattıkları doğru mu? çoğunlukla.

    deney gerçek mi? hayır!

    bilimsel bir gerçekliği kaynak götüm diyerek anlatan biliminsanı olur mu? olmaz!

    hadi dağılın.

    ekleme : unutup gittiğim ve zamanında ağız beş karış açık dinlediğim bu hikayeyi bana hatırlatıp, aramam ve gerçeği öğrenmeme vesile olan başlık açıcı suser ve bakınız ile bu başlığa gelmeme neden olan verhoygen'e teşekkür ederim.
  • elinizde adam gibi kaynak olmasa da başına "bilimsel" yazıldığı anda inanmaya niyetli tonlarca insanı kekleyebileceğinizi gösteren güzelce çarpıtılmış deney.
  • hurafedir.

    olayı maymun özelinden çıkıp incelersek,
    okuma bilmeyen insan kalmaması gerekirdi.
    okumak fazla komplike kaldı diyorsanız çinlilerin yemek yediği çubuğu herkesin kullanabilmesi gerekirdi derim.
    eğer bu da yetenek işi derseniz, çinlilerin çatal/kaşık kullanıyor olması gerektiğini söylerim.

    insanı bu işe karıştırma lan derseniz, bütün köpeklerin "otur" komutundan anlaması gerektiğini söylerim.

    sadece maymun lan diyenleri duyar gibiyim, o halde neden tüm maymunlar şapka çıkarıp para toplamıyor diye cevaplıyorum.

    ancak, mahalle maçı kurallarının güzide ülkemin tamamınca bilinmesi hususu bana da "ulan yoksa?" dedirtmiyor değil.