şükela:  tümü | bugün
  • talaşın siyaha boyanıp çay diye yutturulduğu, bezelyenin ezilip antep fıstığı diye baklavalara koyulduğu bir memlekette sizce doğal mıdır? sorusunu sordurtan gerçek.
  • günlük süt üretimi yapan ama bu sütü bir firmaya satıp karşılığında para alan bir mandıraysanız "kesin katkı maddesi var!" diyeceğiniz, sütü üreten ya da satın alan, bunu kutulayıp-şişeleyip satan bir firmaysanız "katkısız, doğal!" diyeceğiniz bir sorunsal.

    sike sürülecek aklı olmayanlar da geliyor bu konuda kesin-doğru-genel bir bilgi almak için sözlüğe dadanıyor ya, sen iç kardeşim sana etki etmez katkı maddesi varsa bile.
  • şaşırılmaması gerekendir. markette olan her üründe az ya da çok katkı maddesi illa ki vardır.

    üreticilerin tek derdi kazandıkları paradır, bunun için de ürünlerin raf ömrü uzun olmalıdır. yani bizlerin sağlığı onlar için önemsizdir.

    günlük süt ancak mahalle sütçüsüne ulaşamadığınızda almanız gereken bir ürün. kutu sütlere zaten girmiyorum, en tehlikelisi onlar. eğer mükünse mahalle sütçünüzden sütünüzü alın. dikkat ediyorsanız istanbul'da bu adet yavaş yavaş tekrar gelmeye başladı. artık insanlar bilinçleniyorlar ve doğala yani eskiye dönme çabasındalar. talep oldukça emin olun doğal ürünlerin arzı da artacak.

    ha mahalle sütçüsünün sütü %100 güvenilir mi? hayır. ama her halukarda günlük sütlerden hele hele kutu sütlerden iyidir.
  • kesinlikle aldatmacadır. bir kere tamamen doğal olabilmesi için o ineğin tamamen doğal ortamda otluyor olması gerekir. hiç bir süt üreticisi bunu yapamaz. sadece köyde bir kaç ineği olan adam yapabilir o da günde 20-30 litreden fazla süt veremez. çiftlik sahipleri de mecburen süt yemi destekli silaj vermez zorundalardır. silaj az yer kaplayan ve uzun süre bozulmadan durabilen besin olduğu için en çok tercih edilendir. ama sonuçta silaj da malum gdo'lu mısır. artık tohumlardan yeni mahsul elde edilemiyor.

    demek ki daha inekten çıkan süt doğal değil. buraya kadar hadi kabullendik diyelim. elimizdeki süt en iyisi. ama bu süt inekten nasıl alınıyor? süt sağım makineleriyle. evinizde belki denk gelmişsinizdir, bir süt kutusunda çok az süt kalsın. dışarıda unutmuş olun. 2 gün sonra kazara onu koklarsanız o koku sizi kusturur. garanti. hatta üstünkörü yıkanmış bir kap olsa bile aynısı olabilir. sonuçta yağlıdır süt. süt makineleri ne kadar temizleniyor sorusu geliyor burada aklımıza. bilmeyenler için süt makinesi şimdi o boruların içi nasıl temizleniyor? normalde her kullanımdan sonra özel uzun bir fırçası ile temizlenip bol su ile durulanması gerekiyor. nasıl temizlendiğini gördüğüm ve yapmayı denediğimden biliyorum. tek bir makinenin temizliği eli yatkın biri yaparken en az 20 dakika sürüyor. 100 inekli bir çiftik için 8-10 makine gereklidir. diyelim çiftliğin sahibi bonkör çıktı 10 makine aldı. sabah ve akşam süt alınıyor ineklerden. günde 400 dakikaya ihtiyaç var bu temizlikler için. asgari ücrete çalıştırdığın hiç kimse o kadar işin içinde oturup sıcak suyunu hazırlayıp fırçalı telle o boruları temizlemez. ne yapar? bazen deterjanlı suyu bir kaç defa makineyi çalıştırıp çeker sonra temiz suyla yapar geçer. bazen sadece su olur. şimdi iki durumda da hem bakteriler için ortam var. bakteriyi geçtim deterjanlı su ile temizlikten sonra bir sonraki süte deterjan karışmış olacak. (bkz: iki ucu boklu değnek)

    hijyen meselesi çok sakat. bunun daha toplama aracı var, pastörizesi var şişelemesi var. yapacak bişey var mı derseniz bu ülkede yok. o yüzden köylere giderseniz el ile süt sağan var mı sorun ve ondan süt alın. günlük olarak içmeye çalışın. marketten aldığınız sütle kıyaslanamayacak derecede farklı olduğunu görürsünüz.
  • kutu süt mü sokak sütü mü konusunda tartışmaya girmeyeceğim, malum ülkedeki herkes gıda, siyaset ve futbol uzmanı.
    ama piyasadaki sütlerin hepsinde katkı maddesi olduğunu körü körüne iddia etmek, radyonun içinde küçük adamlar olduğunu iddia etmek gibi bir şeydir. anlamadığın, üzerinde eğitim alıp çalışmadığın bir konuda nasıl bu kadar rahat ahkam kesiyorsun, anlamıyorum.
    elbette katkı maddesi kullanan süt üreticisi vardır, ama şu anda hiçbir büyük üreticinin böyle bir riske gireceğine kesinlikle inanmıyorum. çünkü siz farkında olmasanız da, tarım-gıda bakanlığı sürekli bu ürünlerden numune alıp laboratuvarlarında analiz yapıyor. ve o analizleri yapan adamlar da bu işin uzmanı, eğitimini almış insanlar, yani bu işi sizden çok daha iyi biliyorlar. analiz sonuçları da direkt olarak halkla paylaşılıyor, hiçbir büyük üretici ticari itibarını tamamen sıfırlayacak böyle bir riske girmez.
    bunun tek istisnası hükümete yakın olmak tabi ki günümüz türkiye'sinde. eğer hükümetin adamıysanız şirinleri bile görebilir, çeşitli tağşişler yapıp ifşa edilmeyebilirsiniz.
  • oooo gıda endüstrisi cahilleri, komplo teorisyenleri gelmiş gene.

    öncelikle, türk gıda kodeksine gore üretim sürecinde gıdaya giren katkı maddeleri etiket üzerinde belirtilmek zorundadır. eğer etiket üzerinde gıda katkısı yazmıyorsa, içinde katkı maddesi yoktur.

    ikincisi, elbette adam ineğin memesinden aldığı sütü sana orda şişeleyip ulaştırmayacak. önce temizleyecek, filtreeleyecek (inekten ve çevresinden gelen iğrenç çer çöp temizlensin diye. gerçi, doğal diye onları da yemek isterseniz bilmem) sonar da pastorize edecek veya uht ile sterilize edecek ve sana şişeleyecek.

    türk gıda kodeksi ve devletin denetimlerine güven miyor musunuz? marketteki bir çok büyük firma haccp sertifikasına sahiptir ve bu sertifika sahipleri düzenli (ve bazen habersiz) olarak denetlenir, süreçleri kontrıol edilir. devlet te aynı zamanda üretimlerin gıda kodeksine uygunluğunu mutlaka denetler.

    buyur, bir ziraat mühendisi sana bilal'e anlatır gibi anlatsın neden katkı maddesi konmadığını: http://anneloji.com/archives/6884

    endüstriyel fabrikalard yapılan yogurt bozulur, bozulmaması diye bir şey yok. ev yoğurduna gore daha dayanıklıdır zira senin temiz zannettiğin ev ortamından bin kat daha steril ortamda yapılır ve dolayısyla bozulma süreci daha geç başlar. ev yoğurdunun ne kadar az besleyici olduğunu öğrenmek ister misin?:

    http://www.devletsah.com/…gurdu-ne-kadar-besleyici/

    sütle ilgili gıda kodeksi: http://www.istanbulsaglik.gov.tr/…aglik/cig_sut.pdf

    komplı teorilerinizi ve endüstriyel gıda fabrikaları hakkında cahilliğiniz geçmediyse gidin hasan emmi2nin her tarafı bakteri ve mikrop kaynayan çiftliğinde ürettiği doğal ürünleri tüketmeye. en hafifinden cırcır olduğunuzda gelip ağlamayın ama
  • "kutu sut on tohlukolusu yooo" diyen arkadaşları da çiğ süt tehlikeleri hakkında bilinçlenmeye davet etmek gerek.

    http://www.ekolojimagazin.com/?s=magazin&id=637

    çünkü o kdar gıda, ziraat ve hijyen uzmanı salak. uluslarası kurululşlar komplocu, herkes sizing kutu sütten zehirlenmenizi istiyor. bunu da siz iki gıdı google bilginizle savunuyorsunuz

    1800lerde yaşasaydınız da gıdadan ölümlerin şimdidkenden nasıl daha yaygın olduğunu ilk elden görseydiniz keşke
  • marketten aldigin yogurt çeşitli yonetmelikler ve uluslararasi kuruluslar tarafindan denetlenir, market rafindam urun alinip firmadan habersiz kontrol edilir, bakteri sayisinin dogru aralikta olup olmadigi sayilir vs vs vs. fabrikalarin uluslarasi kuruluslar ve devlet tarafindan denetlenmesini de ekle buma

    senin ev yogurdunu urettigin ortam ne kadar hjjyenik acaba? bakteri miktarini nasil kontrol ediyorsun? aldigim cig sutu nasil filtreleyip mikron düzeyinde ve gozle gorulmeyen kirlilikleri temizliyorsun? kevgirden on kere gecer senim goremedigin pislikler

    ama ev yogurdu ya, hi hi tabi daha besleyici. (bkz: hey allam)
  • etrafta "pıtırak" gibi türeyen kanser vakalarını katkılı gıdaya bağlayıp 1800'lere özlem duyanları göstermiştir. 1800'de benim diyen adam pislikten enfeksiyondan açlıktan 40 yaşını zor görüyordu, kanser olmaya vakti mi var?

    http://ourworldindata.org/…tistics/life-expectancy/
  • benim günlük sütten anladığım 24 saat içersinde inekten sütün sağılıp satılmasıdır.24 saat içersinde sütün sağılıp,poşetlenip,dağıtılıp ve sonrasında marketin rafa koyup satması mümkün müdür?bence tabiki de hayır...
hesabın var mı? giriş yap