şükela:  tümü | bugün
  • talaşın siyaha boyanıp çay diye yutturulduğu, bezelyenin ezilip antep fıstığı diye baklavalara koyulduğu bir memlekette sizce doğal mıdır? sorusunu sordurtan gerçek.
  • yine bir cehalet ornegi ile karsi karsiyayiz. bir de cehalet ortaya cikmasin diye sut ureticileri ile beraberim şeklinde bir girizgah yapilmis. ancak dizdar soyadli doktorun ve karatay gibi tiplerin el ustunde tutuldugu bir ortamda bu cahilligi, 2015 senesinde, hazreti google a bile sormadan buraya gelip ahkam kesmeyi cok yadirgamamak lazim....neyse efendim, simdi tum sevenler icin, (basitlestirerek ) anlatalim:

    1- sut bir kan urunudur denilebilir, inek memesinde dolasan kandan her turlu bakteri, protein, ilac ot kok gecisi dogrudan sute olabilir. mesela inekcagiz o sira hasta ise aldigi her turlu antibiyotik, ilac vs. dogrudan sute gecer. yani, ister siz evde bakin, ister ciftlikte inek hasta oldugunda ilac verilirse bu sutu kirletir.

    2-sut inekten sagıldıktan sonra (eger bir kooperatif, firma vs toplamaktaysa-sokak sutculerini bir yana birakiyorum), sogutmali kamyonlarla tasinir (bkz: soguk zincir), ancak firma kendisi uretiyorsa memeden cikan sutu hemen +4 c ye sogutacak tertibata da sahiptir zaten.

    3-fabrikaya, pompalanan, tankerle getirilen sut oncelike bazi testlerden gecirilir. bu testler, mikrobiyolojik testler (toplam bakteri sayısı ile korele testtlerdir bunlar), biyokimyasal testler, asidite, ve kuru madde testleridir. buradaki amac, belirli bir toplam bakteri sayisina tekabul eden sonuclara haiz sutlerin alinmadan fabrikadan geri cevrilmesidir (bir suru para verip kutulamazsin, ya da yogurt yapmazsin). ya da asiditesi kotu cikan sutler(eksime diyelim) geri cevrilir. maalesef tak diye kapida sute antibiyotik bulasmis mi diye hemen bakmak hala mumkun degildir, bu nedenlede sut alinan hayvanlar takip edilmektedir.

    4-simdi gelelim en onemli kisma, icme sutune islenecek sute neler oluyor. fabrikaya alinan kalite kontrolden gecen cig sut, ya pastorize sut ya da uzun omurlu sut olarak degerlendiriliyor. pastorizayon ne demek, su demek efendim, coexiella brunetti (q-fever denen hastalik etmeni), brucella abortsi (yavru atma hastaligi etmeni), mycobacterium tuberculosis (verem etmeni) adli uc bakteriyi oldurme amaci guden bir isil islem sureci demek. bunu evde anneler kaynatarak yaparlar. ancak burada soyle bir problem var: anneler sutu 30 dakika kaynatmak zorundadir. soyle diyelim anne sut pastorizasyon normu 95c x 30 dakikadir (malum nedenlerden daha yusek sicakliklara cikamazlar), bu sicaklikta bu bakteriler direkt oldugunden bu kadar uuzn sureler kaynatmak sutte besinsel problemlere yol acabilir (bu benim hipotezim, deneyini yapinca yazarim buraya). ancak fabrikada bu normlar su sekildedir (85 c -90 c’de 15 saniye). plakali isi degisitirici denen bir muhendislik harikasinda sut cok hizli bir sekilde isitilip hemen ardindan da sogutulur. simdi pastorize sut hemen sogutulup, +4 c de paketlenip soguk depoya alinir. sizin bakkaldan aldiginiz, gunluk sut budur. icerisinde laktik asit bakterisi diye anilan ve bagirsaga falan faydali bakteriler bolca bulunur. bu nedenden dolayi bu sut uzun sure dolapta acilmasa dahi son kullanma tarihinden bir sure sonra isitilirsa vs. cokelek olusturur, adi gecen bakterilerin metabolik faaliyetleri sonrasinda artan ortam asiditesine bagli olarak (laktik asit fermentasyonu).

    5- simdi gelelim uht'ye yani nasil oluyorda, pakette sut 3-4 ay boyunca birsey olmadan kaliyor, bu sorunun cevabi yukaridaki maddede sakli, uht islemi (135-150c de 2-6 sn) seklinde bir sicaklik normu kullanir. bu sebepten bu yuksek sicaklikta hicbir bakteri vs kalmaz iceride, bu nedenlerde bu sut oda sicakliginda rafta cillop gibi kalir. tabi tetra pak denen paketleme teknolojisini de yabana atmamak lazim her iki tur sut icin de. derdin protein almaksa, kalsiyum almaksa , immunoglobulin almaksa bu sut gayet isini gorur. bu sutten yogurt da yapabilirsin evde, dedigimiz gibi tek eksigi dogal bakterileri yoktur icerisinde.

    6-ha diyebilirsiniz ki, arkadas bu sicakliklarda o proteinlere ne oluyor? cancagizim, sutteki en temel protein kazein adi verilen proteindir, bu islemlerde yapisal olarak cilgin degisiklikler gecirdigi rastlanmis sey degildir. simdi bu gida kimyasindan zerre anlamayan doktrun salladigi gibi proteinler denature oluyor (bu terim halkkinda dahi birsey bildgini sanmiyorum, bu olumsuz bir durum degildir her zaman) ondan oyle cok yuksek sicaklara cikmamak lazim vs. gibi zirvalarin hicbir deneysel kaniti yoktur. bu konuda yapilan tum deneylerde besinsel olarak bir sorun ortaya cikmamistir. ayrica, her temel biyokimya bilgisine sahip birey bilir ki, isil denaturasyon kazenin dahil pek cok protein icin tersinirdir. proteinler mutasyona ugradi diyeni, islak odunlar degil, civili sopayla doverim, once bir ziktir git, proteinde mutasyon ne demek, onu ogren oyle gel.

    7-ama dersen ki, aga herkese boyle mi yapiyor. yok canim, sokakta sut satan hasan dayi, yazin sicaginda bi suru para verip ordan burdan topladigi sut , sicakta bakterilerin hizla asiditeyi gelisitirmesiyle, kesilmesin diye icine basiyor sodayi (baz cozeltisini). ya da merdiven alti diye tabir edilen yerde emmi basiyordur antibiyotigi, bakteri falan kalmiyordur, sutte bozulmuyordur. sen de organik diye iciyorsundur.

    8-aga bu sut bu kadar dayanmaz, kesin icine katki katiyorlar diye desteksiz sallayanlar hala varsa, fazla soze gerek yok. eve inegi al agzini memeye daya birader, sen ancak oyle iflah olursun...

    edit: pekcok imla/yazim hatasi
  • kesinlikle aldatmacadır. bir kere tamamen doğal olabilmesi için o ineğin tamamen doğal ortamda otluyor olması gerekir. hiç bir süt üreticisi bunu yapamaz. sadece köyde bir kaç ineği olan adam yapabilir o da günde 20-30 litreden fazla süt veremez. çiftlik sahipleri de mecburen süt yemi destekli silaj vermez zorundalardır. silaj az yer kaplayan ve uzun süre bozulmadan durabilen besin olduğu için en çok tercih edilendir. ama sonuçta silaj da malum gdo'lu mısır. artık tohumlardan yeni mahsul elde edilemiyor.

    demek ki daha inekten çıkan süt doğal değil. buraya kadar hadi kabullendik diyelim. elimizdeki süt en iyisi. ama bu süt inekten nasıl alınıyor? süt sağım makineleriyle. evinizde belki denk gelmişsinizdir, bir süt kutusunda çok az süt kalsın. dışarıda unutmuş olun. 2 gün sonra kazara onu koklarsanız o koku sizi kusturur. garanti. hatta üstünkörü yıkanmış bir kap olsa bile aynısı olabilir. sonuçta yağlıdır süt. süt makineleri ne kadar temizleniyor sorusu geliyor burada aklımıza. bilmeyenler için süt makinesi şimdi o boruların içi nasıl temizleniyor? normalde her kullanımdan sonra özel uzun bir fırçası ile temizlenip bol su ile durulanması gerekiyor. nasıl temizlendiğini gördüğüm ve yapmayı denediğimden biliyorum. tek bir makinenin temizliği eli yatkın biri yaparken en az 20 dakika sürüyor. 100 inekli bir çiftik için 8-10 makine gereklidir. diyelim çiftliğin sahibi bonkör çıktı 10 makine aldı. sabah ve akşam süt alınıyor ineklerden. günde 400 dakikaya ihtiyaç var bu temizlikler için. asgari ücrete çalıştırdığın hiç kimse o kadar işin içinde oturup sıcak suyunu hazırlayıp fırçalı telle o boruları temizlemez. ne yapar? bazen deterjanlı suyu bir kaç defa makineyi çalıştırıp çeker sonra temiz suyla yapar geçer. bazen sadece su olur. şimdi iki durumda da hem bakteriler için ortam var. bakteriyi geçtim deterjanlı su ile temizlikten sonra bir sonraki süte deterjan karışmış olacak. (bkz: iki ucu boklu değnek)

    hijyen meselesi çok sakat. bunun daha toplama aracı var, pastörizesi var şişelemesi var. yapacak bişey var mı derseniz bu ülkede yok. o yüzden köylere giderseniz el ile süt sağan var mı sorun ve ondan süt alın. günlük olarak içmeye çalışın. marketten aldığınız sütle kıyaslanamayacak derecede farklı olduğunu görürsünüz.
  • oooo gıda endüstrisi cahilleri, komplo teorisyenleri gelmiş gene.

    öncelikle, türk gıda kodeksine gore üretim sürecinde gıdaya giren katkı maddeleri etiket üzerinde belirtilmek zorundadır. eğer etiket üzerinde gıda katkısı yazmıyorsa, içinde katkı maddesi yoktur.

    ikincisi, elbette adam ineğin memesinden aldığı sütü sana orda şişeleyip ulaştırmayacak. önce temizleyecek, filtreeleyecek (inekten ve çevresinden gelen iğrenç çer çöp temizlensin diye. gerçi, doğal diye onları da yemek isterseniz bilmem) sonar da pastorize edecek veya uht ile sterilize edecek ve sana şişeleyecek.

    türk gıda kodeksi ve devletin denetimlerine güven miyor musunuz? marketteki bir çok büyük firma haccp sertifikasına sahiptir ve bu sertifika sahipleri düzenli (ve bazen habersiz) olarak denetlenir, süreçleri kontrıol edilir. devlet te aynı zamanda üretimlerin gıda kodeksine uygunluğunu mutlaka denetler.

    buyur, bir ziraat mühendisi sana bilal'e anlatır gibi anlatsın neden katkı maddesi konmadığını: http://anneloji.com/archives/6884

    endüstriyel fabrikalard yapılan yogurt bozulur, bozulmaması diye bir şey yok. ev yoğurduna gore daha dayanıklıdır zira senin temiz zannettiğin ev ortamından bin kat daha steril ortamda yapılır ve dolayısyla bozulma süreci daha geç başlar. ev yoğurdunun ne kadar az besleyici olduğunu öğrenmek ister misin?:

    http://www.devletsah.com/…gurdu-ne-kadar-besleyici/

    sütle ilgili gıda kodeksi: http://www.istanbulsaglik.gov.tr/…aglik/cig_sut.pdf

    komplı teorilerinizi ve endüstriyel gıda fabrikaları hakkında cahilliğiniz geçmediyse gidin hasan emmi2nin her tarafı bakteri ve mikrop kaynayan çiftliğinde ürettiği doğal ürünleri tüketmeye. en hafifinden cırcır olduğunuzda gelip ağlamayın ama
  • etrafta "pıtırak" gibi türeyen kanser vakalarını katkılı gıdaya bağlayıp 1800'lere özlem duyanları göstermiştir. 1800'de benim diyen adam pislikten enfeksiyondan açlıktan 40 yaşını zor görüyordu, kanser olmaya vakti mi var?

    http://ourworldindata.org/…tistics/life-expectancy/
  • cahilliğime verin ama ben çiğ süt satan üretici haricinde bir markanın bu şekilde ürününü pazarladığını hiç duymadım. organik sütü olan birkaç marka var onlarda da böyle bir iddia görmedim. tabii bu demek değil ki markalarda katkı var çiğ sütte yok.
    isterse en hijyenik ortamda üretilmiş olsun sanmam ki eve çiğ süt sokayım. sağım makineyle değilse sağan kişinin hasta olup olmadığı, sağar sağmaz sütün soğutulup soğutulmadığı, evime gelene kadar ısınıp ısınmadığı, ineklerin ne ile beslendiği gibi bilinmezlerde kaybolmaktansa belirli kurallar dahilinde pastorize edilen, analizleri düzenli olarak yapılan günlük sütü ve dahi uht sütü tercih ederim.
    o çiğ sütü alıp 72 derecede ısıl işlemi kendim uygulayacağıma hijyenik ortamda yapılmışını almak daha kolay değil mi yahu.
    ev yoğurdu, mandıradan süt, doğal beslenme gibi şeyler kulağa hoş geliyor tabii ki ama o çiğ sütte kalabilecek ısıya dirençli bir bakteri yüzünden boş yere okkkanın alına gitmeye gerek yok.
  • pakete girmis her seye vebali muamelesi yapip, gercek gidayi bazi bilim cahilerinin isarer ettikleri zannedenlere bazi notlar

    1. brokoli, karnabahar ve bruksel lahanasi insan eliyle genetigi bir cicekten degistirilmis bitkilerdir (surppriiiiz)

    2. bugün yediginiz misirin ilk atasi kucucuk bezelye gibi bir seydi ve bugunku haline insanin eliyle genetik secilimle yani genetik teknoloji sayesinde geldi

    3. dogal demek her zaman saglikli demek degildir.

    4. kucuk üretici fabrikaya satamadigi kalitedeki urunleri size "ooo kentli dogal meraklisi" diyip size yuzde 500 kar marjiyla kakaliyor olabilir. koy pazarından dogal yumurta alırken ozellikle, aklinizda olsun

    4. dunya capinda gida endustrisini denetleyem bagimsiz kuruluslar var. pakete firmis her sey "cis kaka degildir"

    5. 7.5 milyar nufusu teknolojiyi her anlamda reddederek beslemeye kalkarsaniz dünyanın anasini aglatirsiniz. amac daha az toprakta daha verimli urun elde etmek, sizin kentsoylu dogalcilik sinarikliginizi tatmin etmek degil. sen git gene markette olmadigi icin dogal ve saglikli oldugunu dusundugun şeyleri ye eyvallah ama 7.5 milyar insanin da bu sekilde beslenebilecegini dusunme

    romantizm guzeldir ama bugun elinin altindaki her wey de bilim sayesindedir. ha tabi dogal tas tablettwn entry giriyorsan saygi duyarim
  • bir cümleye yüzde yüz katkısız günlük doğal süt aldatmacası diye başlıyorsanız bir iddiada bulunmanız gerek. böyle olduğunu düşünüoyorum bilen varsa yazsın... mı acaba... sektörden arkadaşlar şöyle dedi böyle dedi derseniz sadece gülerim.
    kendi bilgime dayanarak (bak senden bir adım öndeyim. az veya çok bir bilgim var!)
    sorunun cevabı pastörizasyondur. uht'den farklı olarak sıcaklık daha düşük olduğu için genelde ömrü de daha kısadır. ancak süt gibi çiğ tüketilmesi oldukça riskli (tehlikeli demiyorum, çünkü her zaman sorunlu olmak zorunda değil süt) olan bir gıda için yapılacak en basit ve en temiz koruma (ve temizlik) metodudur bence.
    uht ise çok daha yüksek sıcaklıklara çıktığı için yıllardır tartışılmakta. ama belki istanbul gibi bir şehirde pek fazla alternatif de yok.
    katkı maddesi konusuna hiç girmiyorum bile. çünkü internete girip mantıklı makul bir arama yaptığınızda, gıda endüstrisi ile ilgili bir çok yazı resim ve videoda süt içine katkı konmasına gerek olmadığını ve konmadığını görebilirsiniz (sade süt için konuşuyorum) ancak yoğurttan meyveli sütlere kadar geçince elbette ipin ucu kaçıyor.
    bu arada aklıma iddia edildi haberciliği geldi. ilginç.
  • kutu süt mü sokak sütü mü konusunda tartışmaya girmeyeceğim, malum ülkedeki herkes gıda, siyaset ve futbol uzmanı.
    ama piyasadaki sütlerin hepsinde katkı maddesi olduğunu körü körüne iddia etmek, radyonun içinde küçük adamlar olduğunu iddia etmek gibi bir şeydir. anlamadığın, üzerinde eğitim alıp çalışmadığın bir konuda nasıl bu kadar rahat ahkam kesiyorsun, anlamıyorum.
    elbette katkı maddesi kullanan süt üreticisi vardır, ama şu anda hiçbir büyük üreticinin böyle bir riske gireceğine kesinlikle inanmıyorum. çünkü siz farkında olmasanız da, tarım-gıda bakanlığı sürekli bu ürünlerden numune alıp laboratuvarlarında analiz yapıyor. ve o analizleri yapan adamlar da bu işin uzmanı, eğitimini almış insanlar, yani bu işi sizden çok daha iyi biliyorlar. analiz sonuçları da direkt olarak halkla paylaşılıyor, hiçbir büyük üretici ticari itibarını tamamen sıfırlayacak böyle bir riske girmez.
    bunun tek istisnası hükümete yakın olmak tabi ki günümüz türkiye'sinde. eğer hükümetin adamıysanız şirinleri bile görebilir, çeşitli tağşişler yapıp ifşa edilmeyebilirsiniz.
  • süt satan herkesin yaptığı aldatmaca.

    sanırsın inekler yaylalarda, meralarda besleniyor. ineğe yem yedirdikten sonra ister kapıdan al istersen de marketten, ne fark eder? ineğin bünyesine kimyasal girdikten sonra çıkandan ne hayır gelir?
hesabın var mı? giriş yap