şükela:  tümü | bugün
  • en büyük etkiyi yaratan kişinin kendisiyle yüzleşmesidir ki,çoğu zaman bu acı verir ama kendimizi hatta hayatı anlamamız açısından olmazsa olmazlardandır...
  • bir söz var, kimin bilmiyorum.öldüyse ruhu şad olsun, yaşıyorsa allah uzun ömür versin:

    "korkaklar bin kere, cesurlar bir kere ölür."

    yüzleşmek bir kere ölmeyi göze almaktır.
  • sana hiç bakamadım.
    korktum.
    gözlerindeki, ‘’beni’’ görmekten.
  • bazen herşeyden acı olandır.o kadar acı verirki kendini bütün hayat boyu kandırmayı tercih ettirebilir.
  • bazen bir başka insanı ayna kabul etmektir. bazen bir başka insana ayna olmaktır.
  • çok çok büyük ve sağlam göt isteyen şey. t-x teknolojisinde ve hüsmen dayı formunda birinin üstesinden gelebileceği iş.
  • bireysel ya da toplumsal hatalarla yüz yüze gelmek, yüz yüze getirilmek. sorgulama/hata üzerine düsünme-özelestiri-degisim zincirinin ilk halkasi. hatalarla yüzlesmenin en iyi yöntemi onlari sakli olduklari sandiktan cikartmaktir sanirim. anahtariysa o sandigin: (bkz: sanat)
  • insan doğasına o kadar ters bir olgu ki, belki de insanın sıçıp kendi bokunu yemesi gibi bir şey.
  • eşyaları toplamak, kıyıda köşede unutulmuşları tekrardan ortaya çıkartmak ve bunları kutuları yerleştirmek esnasında, insan istemsiz olarak kendisiyle ve geçmişiyle yüzleşiyor. bazen yüzünü döküyor bazen de gülümsüyor. öyle ki daha 27 yaşımın ilk aylarındayım, hatırası olan eşyaları atamama huyumdan dolayı on dakikada bir başka bir şeyle geçmişe gidiyorum. biraz önce üniversite yıllığımı bulup benim hakkımda yazılanları okudum. 2 seneden fazla geçmiş üzerinden ve o zamanlarda da "gitmek" aşkıyla yanıp tutuşur, haftasonları ise bir yerlere kaçarmışım. var olanı reddetmek ve hayalime göre olanın izini sürmek, dışarıdan da belli oluyormuş demek. bu iyi, en azından bir modaya kapılıp hareket etmiyorum; kodlarımda olanı yerine getiriyor ve bu süreçte oldukça yavaş hareket ediyorum. proje, sınav, dönem, zaman yetişmeyecek derken, bir bakıyorsun her şey bir şekilde hallolmuş; yetiştirilmesi gerekenler listesi güncellenmiş. ama yine de pek değişmemişim, sözlük öncesi yazılarıma bir göz gezdirdim, o zamanda dertlerimle birlikte inceliksiz planlarım varmış. akıllıca planların genelde işe yaramadığı derme çatma bir dünyadayız, basit ve aptal krokiler daha kolay gerçekleşiyor. harekete geçmek ve yola çıkmak en önemlisi, ilerisini ileride düşünürüz. "anı yaşa" zevzeklerine dönüşmeye başladığımı hissettim nedense. anı yaşamıyorum şu an, sadece jumbo taşıma kolilerinin ortasında ayin yapıyorum. toparlanma ve yüzleşme ayini. ne çok oyuncağım, ıvır zıvırım varmış. üzerinde 4 sene öncesinin tarihi yazan küçük lastik bir top, kutusu açılmamış puzzle, suluboya seti, simpsonlar ve binlerce kilometre kablo.

    "güzel kızımın düzenli odası" yerine "hayvan oğlumun bomba düşmüş şantiyesi" noktasındayım; bundan çok da mutsuz değilim. sadece şu lanet işleri yalnız yaparken, dikkatim dağılıyor ve entry yazmaya girişebiliyorum. tüm yaşıtlarımın çalıştığı ya da çalışıyor gibi rol kestiği bir yüzyılda, elimde binbir çeşit zamazingo ile "bu benim ne işime yarayabilir" diye sorular soruyorum. evkurcu simsarını çağırmadan önce, dolapları boşaltıyor ve ikinci el fiyatları konusunda elimde tek bir parametre olmamasına hayret ediyorum. 4 kırmızı verse, dev ikea dolabını bırakırım gibime geliyor. belki pazarlıkla 5 kırmızıya çekebilirim ama pazarlık yapmaktan milyonlarca kilometre uzağım, her zaman uzak oldum.

    tartışmak yerine susmayı, haklı çıkmaya çalışmak yerine kabullenmeyi öğrendiğimden beri insanlarla daha az yolum kesişiyor ve başım daha az ağrıyor. konuştuklarımı bilmiyor, duyduklarımı hatırlamıyorum; yazarken ya da okurken kendimi verebiliyorum sadece. bütün bu yabaniliğe rağmen, 6 sene istanbul hiç fena değil ha esteban? 4 sene yurtlarda kalmak, saçma sapan bir sürü adamla aynı odayı paylaşmak? evet, gerçekten iyi katlandım. eskiden aynaya bakardım kendimle yüzleşirken; şimdi ekrana bakıyorum. ne olduğumu yazdıklarım söylüyor artık, aynadaki herifle sadece karşılıklı gülüşüyoruz bu aralar. "ağaç mı dikecen lan?" diye dalgasını geçiyor it.

    savunduklarımın aksini iddia eden bir huzursuz var içimde, yıllardır tekerime çomak sokan, yaptığım tercihleri eleştiren, çizdiğim projelere laf söyleyen ve beni aklı sıra hırslandırmaya çalışan bir sefil. henüz bilmiyor ama o burada kalacak. bu evde yaşayacak olan başka kira kölesini rahatsız etsin artık. hayalet gibi dolaşsın odalarda, kahve yapabiliyorsa yapsın. ben, kendim, mies ve esteban olarak gidiyoruz eve. esteban olmasa bu kadar yükü taşıyamazdım, mies olmasa ne düşündüğümü bilemez ve yazamazdım, kendim olmasam kimseyle konuşamazdım. 4 kişiyiz, mola yerlerinde okey bile oynayabiliriz. 2'ye 2 tek pota maç yapar, kaybedenin birasını içeriz.

    yine de çok sapıtmadan, fazla kaybetmeden, kendimden çok taviz vermeden gidiyor olduğuma seviniyorum. placebo konseriyle başlamıştı istanbul macerası, şimdi de "where is my mind" ile bitmeye yaklaşıyor. kadim dostum zaphod beeblebrox* olmasaydı, her şey olması gerekenden 4 kat daha zor olacaktı, okulu en erken 24 senede bitirebilecektim. oysa ki mimari proje teslimimden önce, benimle birlikte kartondan güneş kırıcı büküp bir yandan da bira içen bir adam bu. çok bira içince makete zulüm eden, kafasındaki projeyi bana uygulatmak için baskıya başlayan, sinirden ağlatan bir adam. uzun yıllar önce bisiklet tasarım yarışması için evlerinin merdivenlerinde beyin fırtınası yaptığımız, beraber sarhoş olup birbirimizi aradığımız, beşiktaş'ın şampiyonlar ligi maçı için inönü'ye gidip birim zamanda maksimum omuzlarda dolaştığımız. gerekirse, bu muhabbeti başlığına taşır çirkinleşirim. gerçi ekşi sözlük ormanı'na ağaç bağışlamadı ama bu entryi okuduktan sonra içinde insanlığa dair bir kıvılcım çakar da bağışlar. bağışlamışsa da, o kıvılcımı bana çaktırır, 5 dakika sonra burada yazmaya utanacağım küfürlerle mesaj kutumu yerinden söker.

    çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler olimpiyatı olsa, altın madalyayı kimseye kaptırmazdım. 6 yaşımdan beri anlamsız hareketler yapıyorum çalışmamak için; bu eforu sırığa, gülleye vay efendim çekice versem şimdiye türk'ün gücünü herkese göstermiştim. olmadı, tesis yetersizliğinden kaldım böyle.

    neyse biraz daha toplayayım ortalığı, eklemekten çekinmeyeceğim şeyler olursa gelir eklerim. tanım ya da format diyen de yok bana, ne güzel lan. blogella gibi oldu, mis.