aynı isimdeki diğer başlıklar:
şükela:  tümü | bugün
  • tolkien'in saruman ile uzun adami, orkarla aktrolleri kastettigi fantastik roman.
  • yüzüklerin efendisi serisi isimlerinin geçirdikleri bir evrim süreci varmış.

    yüzüklerin efendisi kitaplarını çıkartacak yayınevi kitapların her birine farklı isimler vermenin daha cazip olacağını düşünüyor. tolkien’den fikir istiyorlar. tolkien de 24 mart 1953’te yayınevi sahibine yazdığı mektupta fikirlerini belirtiyor:

    -the ring sets out and the ring goes south;
    (cilt 1 – yüzük ortaya çıkar ve yüzük güneye gider)
    -the treason of ısengard and the ring goes east;
    (cilt 2 – ısengard’ın ihaneti ve yüzük doğuya gider)
    -the war of the ring and the end of the third
    (cilt 3 – yüzük savaşı ve üçüncü çağın sonu)

    aynı mektubun devamında aşağıdaki başlıkları da yazıyor ve bunlardan daha iyisini bulamadığını söylüyor:

    - the shadow grows (cilt 1 – gölge büyüyor)
    - the ring in the shadow (cilt 2 – gölgedeki yüzük)
    - the war of the ring or the return of the king (cilt 3 – yüzük savaşı veya kralın dönüşü)

    daha sonra tolkien, 8 ağustos 1953’te yayınevi sahibi rayner unwin’e yazdığı mektupta ise daha uygun başlıklar olabileceğini ifade ediyor ve serinin isminin the lord of the rings (yüzüklerin efendisi) olmasının uygun olacağını düşünüyor:

    -the lord of the rings ı the return of the shadow
    (yüzüklerin efendisi ı: gölgenin dönüşü)
    -the lord of the rings ıı the shadow lengthens
    (yüzüklerin efendisi ıı: gölge uzuyor)
    -the lord of the rings ııı the return of the king
    (yüzüklerin efendisi ııı: kralın dönüşü)

    17 ağustos 1953’te yazdığı mektupta ise başlıklar son şeklini alıyor fakat son kitabın başlığını rayner unwin’in seçimine bırakıyor.

    the lord of the rings: vol. ı the fellowship of the ring
    (yüzüklerin efendisi cilt ı – yüzük kardeşliği)
    the lord of the rings: vol. ıı the two towers
    (yüzüklerin efendisi cilt ıı – iki kule)
    the lord of the rings: vol. ııı the war of the ring or the return of the king
    (yüzüklerin efendisi cilt ııı – yüzük savaşı veya kralın dönüşü)

    teşekkürler tolkien..

    kaynak: the letters of j.r.r. tolkien kitabında yer alan mektuplar.
  • 6 kitap ve 62 bölümden oluşan eser.
    bölümlerin, türkçe ve ingilizce olarak özetleri de şu şekildedir:

    yüzük kardeşliği
    1. kitap

    bölümler:
    ı – dört gözle beklenen davet – hobbitler arasında bir efsane olarak anılan bilbo baggins, esrarengiz yolculuğundan döneli 60 yıl olmuştu. merak konusu olan serveti ve yılların onu neredeyse hiç yaşlandırmamış olması pek tuhaf karşılanıyordu. bilbo, eylül’ün 22’sinde 111. yaşını kutlamaya hazırlanıyordu. 99 yaşındayken evlat edinip, varisi ilan ettiği ve çıkın çıkmazı’nda birlikte yaşadığı yeğeni frodo da aynı gün doğmuştu. üstelik bu yıl 33 yaşına basarak, rüştüne erecekti. sonunda beklenen gün geldi ve hobbitköy’de muazzam doğumgünü kutlamaları başladı. tüm hobbitleri mutlu edecek kadar yiyecek içecek vardı ve gandalf’ın düzenlediği havai fişek gösterileri de muhteşemdi. bilbo, bir “tatil”e ihtiyacı olduğuna karar vermiş ve shire’dan ayrılmak için doğumgününü seçmişti. 144 yakın akraba ve arkadaşın katıldığı aile yemeğinin sonunda özel bir konuşma yaptıktan sonra, yüzük’ünü parmağına geçirerek kaybolmuş ve herkesi bir kere daha şaşırtmıştı. daha sonra çıkın çıkmazı’na giderek, gandalf’la konuştu. sahip olduğu herşeyi frodo’ya bırakıyordu. yüzük’ü de bırakmaya karar vermişti ama son anda ondan ayrılamamıştı. gandalf’ın ısrarı, biraz da zorlamasıyla, sonunda bırakabildi. bu da kendini ağır bir yükten kurtulmuş gibi hissetmesini sağladı. o gece, kimselere görünmeden, daha önceden hazırlamış olduğu eşyaları ve üç cüce arkadaşıyla shire’dan ayrıldı. ertesi günü frodo, bilbo’nun dost ve akrabalara bıraktığı “manidar” armağanları dağıtmakla geçirdi. bir yandan da bilbo’nun saklı hazinelerinin peşinde olan hobbitlerle mücadele etmesi gerekmişti. akşama doğru gandalf da veda etmek üzere frodo’yu ziyaret etti ve yüzük’ü kullanmaması konusunda onu uyardıktan sonra, yola çıktı. frodo onu uzun bir süre göremeyecekti.

    ıı – geçmişin gölgesi – bilbo’nun ortadan kaybolmasının yankıları hobbitköy’de uzun bir süre devam etti. bu süre içinde frodo, çıkın çıkmazı’nın yeni efendisi olmaya epeyce alışmış ve zamanını arkadaşları peregrin took (pippin) ve meriadoc brandybuck (merry) ile geçirir olmuştu. bir yandan da elli yaşına yaklaşmakta ve içinde tuhaf kıpırtılar hissetmekteydi. tam bu sıralarda dışardaki dünyada tatsız değişimler olduğu yolunda söylentiler dolaşmaya başlamıştı. gri limanlara giden ve geri gelmeyen elfler çoğalmış, mavi dağlar yolunda cücelerin sayısı artmıştı. duyumlara göre mordor’daki karanlık güç uyanmış ve saldığı korku dört bir yana yayılmıştı. bilbo’nun gidişinden sonra sıklıkla frodo’yu ziyaret eden gandalf, 9 yıl aradan sonra frodo’nun 50. yaşını kutlayacağı sene tekrar uğramıştı. ama getirdiği haberler endişe vericiydi. gandalf frodo’yu yüzük’ün, kendisinin de yeni yeni keşfettiği, tehlikeleri konusunda uyarmak için gelmişti. o’na âli yüzüklerin etkilerinden bahsetti ve bilbo’dan frodo’ya geçen yüzük’ün, karanlık efendisi sauron’un imal ettiği, elf irfanları’nda söz edilen “tek yüzük” olduğunu bir ateş deneyiyle ispatladı. sauron uzun zaman önce yitirdiği bu yüzük’ün sandığı gibi imha edilmediğini öğrenmişti ve eski gücüne kavuşmak için onu geri almak istiyordu. zaten yüzük sauron’un yenilgisinden sonra ele geçmiş ve ulu nehir anduin’e düşmüştü. ta ki, nehir kıyısında yaşayan hobbit türü bir ırktan smeagol (gollum)’un eline geçene kadar… fakat artık shire’daydı ve sauron da bunu gollum’dan öğrenmişti. orta dünya’nın geleceği için yüzük’ün ateş dağı orodruin’deki kıyamet çatlakları’na atılıp, yok edilmesi gerekiyordu. bu zorlu görev için frodo seçilmişti ve shire’dan ayrılıp, görevi yerine getirmekten başka çaresi yoktu. yanına da hem bahçıvanı, hem arkadaşı, hem de hobbit diyarının elflere ve ejderhalara en meraklı kişisi olan sam gamgee’yi alacaktı.

    ııı – üç kafadar – frodo, kendisinin ellinci, bilbo’nun 128. yaşgününde shire’dan ayrılmaya karar verdi. gidişinin esrarengizliğini ortadan kaldırmak için de, çıkın çıkmazı’nı torbaköylü lobelio baggins’e sattı ve çocukluğunu geçirdiği, doğudaki erdiyarı’nda bir ev aldı. haber, hobbitköy’de büyük yankı uyandırdı ve dedikodulara neden oldu. gandalf, kendisini endişelendiren birtakım haberleri araştırmak üzere önceden yola koyulduğundan, frodo ayrılık hazırlıklarını arkadaşlarıyla birlikte sürdürdü. doğumgünü akşamı dört kişilik küçük bir veda yemeği yediler ve ertesi sabah merry eşyalarla mobilyaları alarak önden gitti. frodo da, son bir kez shire’ı yürüyerek görmek istediğinden pippin ve sam ile birlikte o gece çıkın çıkmazı’nı terketti. gandalf gelmemişti ve bu durum frodo’yu çok kaygılandırıyordu… yol’u takip ederek erdiyarı’na yöneldikleri gün bir kara süvari’nin onları takip ettiğini görüp gizlendiler. frodo bu atlının, ne olduğunu ve ne aradığını bilmemesine rağmen, saklanmaları gerektiğini düşünmüştü. aynı günün akşamı, başka bir kara süvari’yi, gildor inglorion başkanlığında ilerlemekte olan bir yüksek elf grubu sayesinde atlattılar. frodo’yu tanıyan gildor onları orman içinden geçen yoldan götürdü. akşam elflerin hazırladıkları yiyeceklerle büyülenen sam ve pippin uyurken, frodo gildor’dan kara süvariler’in düşman’ın hizmetkarları olduğunu öğrendi. gildor ona, gandalf’ı beklemeden ayrıkvadi’ye ulaşmasını ve kara süvariler’den sakınmasını öğütledi.

    ıv – mantarlara çıkan kestirme yol – ertesi gün frodo, yollarını kısaltmak amacıyla brendibadesi nehri’ne ulaşan kestirme bir yoldan gitmeyi seçti. böylece hem merry’yi fazla bekletmemiş olacak, hem de korkunç kara süvariler’e görünmeden ilerleyebileceklerdi. nitekim yoldan ayrıldıklarında, onlardan birinin hâlâ peşlerinde olduğunu gördüler. ormanlık alanda epeyce zahmetle gün boyu gittikten ve biraz da yollarını şaşırdıktan sonra, bir açıklığa ulaştılar. orada çiftçi tırtıl’ın arazisine varmış olduklarını farkettiler. küçükken gizlice mantar toplamak için çiftçinin tarlalarına giren ve köpekleri tarafından kovalanmış olan frodo ondan korkuyordu ama ne şans ki pippin bay tırtıl’ın ahbabıydı. böylece çiftçi onları içeri davet etti ve o gün siyah ata binmiş, tuhaf bir adamın baggins hakkında sorular sorduğunu anlattı. neyse ki bay tırtıl çok dostça yaklaşıyordu. onlara akşam yemeği ikram ettikten sonra üçünü yük arabasıyla şat’a, merry’nin merakla onları beklediği yere, bıraktı. üstelik koca bir sepet dolusu mantar da hediye etti.

    v – suç ortakları ortaya çıkıyor – merry’yle nehir kenarında buluşur buluşmaz, hep beraber bir şata binerek brendibadesi nehri’ni geçtiler. karşıya vardıklarında siyah bir şeklin öteki kıyıda ertafı araştırmakta olduğunu belli belirsiz seçebildiler. frodo’nun erdiyarı’nın kuytu bir köşesi olan çukurçay’daki yeni evine ulaşıp, mükellef bir akşam yemeği daha yedikten sonra, merry’ye başlarından geçenleri anlattılar. nihayet frodo, ağzından baklayı çıkararak, önünde kendisini bekleyen tehlikeli bir yolculuk olduğunu ve hemen yola çıkması gerektiğini söyledi. fakat arkadaşlarının kendisinin bu seyahati nisan’dan beri planladığını, hele hele yüzük’ü bildiklerini öğrenince çok şaşırdı. dahası merry ve pippin de bu zorlu yolculukta ona katılacaklarını bildirince iyice duygulandı. üstelik bunu çok önceden kararlaştırmış oldukları için, merry gerekli tüm hazırlıkları da yapmıştı. gandalf’a planlarını anlatmak üzere tombiş toluk’u çukurçay’da bırakmaya ve gün ışırken yola çıkmaya karar verdiler. kara süvariler tarafından muhtemelen izlenmekte olan yol yerine, tekinsiz bir yer olarak bilinen yaşlı orman’dan geçeceklerdi.

    vı – yaşlı orman - hobbitler, sabah gün ışırken sislerin arasından geçip yaşlı orman’a girdiler. orman onların gelişinden pek hoşnut görünmüyordu. hobbitler de ormana girdiklerinden beri huzursuzluk içindeydiler. sanki ağaçlar kıpırdıyor, fısıldaşıyor ve nefretle adımlarını izliyor gibi geliyordu onlara. bir süre sonra şenlik ateşi meydanı’na vardılar. çok uzun zaman önce yaşlı orman çalıçit’e gelip yaslandığında onu korkutup, sindirmek amacıyla hobbitler bu meydanda yüzlerce ağacı kesip, yakmışlardı. orman saldırmayı bırakmış ama o günden sonra da hobbitlere düşman olmuştu. açıklık bu arazide biraz dinlenen frodo ve arkadaşları eski bir patika yolunu takip ederek, orman’ın içindeki yüksek tepeciğe vardılar. burada çevreyi gözlemleyerek, gidecekleri yönü saptadılar. fakat orman onları içerilere doğru çekiyordu ve hiç gitmek istemedikleri, orman’ın garipliklerinin merkezine, gündüzsefası nehri vadisi’ne yönlendiriyordu. nehrin kıyısına vardıklarında etrafın söğütlerle çevrelenmiş olduğunu gördüler ve aynı anda hepsine birden uyku bastırdı. frodo ayaklarını yıkamak üzere gittiği dere kıyısında, merry ve pippin sırtlarını dayadıkları yaşlı söğüt altında uyuya kaldılar. sam ise bu tekin olmayan uyku halinden sıyrılıp, midillileri aramaya koyuldu. birden sesler duyarak, geri döndü. pippin söğüt ağacı içine hapsolmuş, merry beline kadar söğüt çatlağına sıkışmış, frodo da nehre düşmüştü. sam frodo’yu nehirden çıkardı ve frodo hemen “imdat” diye yardım istemeye başladı. tam bu sırada abuk sabuk bir şarkı söyleyen birinin yaklaşan sesini duydular. bu tom bombadil’den başkası değildi. hemen yardıma koşup, merry ve pippin’i yaşlı söğüt adam’dan kurtardı. sonra da bir şarkı tutturarak önden ilerlemeye başladı. dört hobbit, midillileriyle birlikte onu izlediler ve sonunda orman’dan çıkarak tom bombadil’in, nehrinkızı ile birlikte yaşadığı evine vardılar.

    vıı – tom bombadil’in evinde - eve girdikleri andan itibaren içlerini bir huzur kaplamıştı. evde tom bombadil’in hanımı altınyemiş ile tanıştılar. hep birlikte mükellef bir akşam yemeği yediler. hepsi çok yorgun olduklarından yemekten sonra yattılar. o gece her biri farklı bir rüya gördü. ertesi gün altınyemiş’in çamaşır ve sonbahar temizliği günüydü. yani yağmur yağıyordu. o gün daha ileri gidemeyeceklerini anlayan hobbitler, tom bombadil’le oturup, sohbet ettiler. tom onlara orman’dan, yaşlı söğüt adam’dan, büyük höyükler’den, höyüklü kişiler’den bahsetti. frodo’nun sorusu üzerine tom, kendisinin en yaşlı olduğunu, karanlıklar efendisi’nden hatta eski günler’in öncesinden beridir orada yaşadığını, görüp görülecek en eski devirleri bildiğini anlattı. sonra shire’dan, hobbitlerin çıktığı yolculuktan ve yüzük’ten konuşmaya başladılar. bir ara tom frodo’dan yüzük’ü istedi. herkesin şaşkın bakışları arasında onu parmağına taktı ve kaybolmadı! yüzük’ün onun üstünde bir etkisi yoktu. ayrıca bir deneme yapmak isteyip, fırsatını bulunca yüzük’ü parmağına geçiren frodo’yu da görebiliyordu. gecenin ilerleyen saatlerinde tom genç hobbitlere ertesi günkü yolculuklarıyla ilgili nasihatler verdi, höyükler’den kaçınmaları, ama eğer rast gelirlerse ne yapmaları gerektiği konusunda onları uyardı. ayrıca, ertesi gün başları derde girecek olursa, onu yardıma çağırabilecekleri bir de şarkı öğretti.

    vııı – höyük yaylalarında sis - hobbitler ertesi sabah tom ve altınyemiş’le vedalaşarak, höyük yaylaları’na doğru yola koyuldular. bu yaylalar uğursuz yerlerdi; efsane haline gelen öyküleri shire’da bile bilinirdi. hobbitler, yaylaların batı’daki alçak eteklerinden geçip, doğu yolu’na varmayı planlıyorlardı. epeyce bir süre yürüdükten sonra, daire biçimindeki açıklığın ortasındaki bir dikilitaşın dibinde mola verdiler ama nasıl olduğu bilinmez bir şekilde uyuya kaldılar. uyandıklarında akşam olmuş, her yeri kalın bir sis tabakası kaplamıştı. yol’u bulmak için sisin içinde ilerlemeye başladılar. bir süre sonra, en önde yürüyen frodo, çıkış kapısı zannederek, iki dikilitaşın arasından geçti ve birden arkadaşlarının arkasında olmadığını farketti. onları ararken bir höyüklü kişi tarafından ele geçirildi. kendine geldiğinde bir höyüğün içindeydi. bir taşın üstünde sırtüstü yatıyordu. arkadaşları da aynı biçimde yanında uzanmaktaydılar. höyüğün içi koyu yeşil bir ışıkla kaplanmıştı. frodo bir anda içine dolan cesaretle, onlara doğru yaklaşan eli kesip, koparttı. aynı anda tom bombadil’in öğrettiği şarkıyı mırıldanmaya başladı. çok geçmeden tom höyüğe ulaştı. bir şarkı söyleyerek höyüklü kişiyi kovdu. frodo ile birlikte sam, merry ve pippin’i dışarıya taşıdı. dışarı çıkınca hobbitler ayıldılar. hiç birşey hatırlamıyorlardı. tom hepsine höyüğün hazinelerinden birer kama verdi. bu kamalar batıil insanları tarafından dövülmüştü ve ilerde işlerine yarayabilirdi. bu arada tom midillilerini de getirmişti. yollarını kaybetmede bu kadar becerikli olan hobbitlere kendi topraklarının sınırlarına kadar eşlik edecekti. hep birlikte yola koyuldular ve uzun bir süre gittikten sonra nihayet yol’a ulaştılar. tom onlara bree’ye varana kadar durmamalarını, bree’de sıçrayan midilli adlı bir handa konaklayabileceklerini söyledi. hobbitler o gece bree’ye vardılar.

    ıx – sıçrayan midilli hanında - bree, insanlarla hobbitlerin, huzur içinde, bir arada yaşadıkları yerleşim yerlerinden biriydi. hobbitler köye girince doğruca hana yöneldiler. orada onları hanın sahibi arpadam kaymakpürüzü karşıladı. kendilerini tanıtıp, handa oda istediler. frodo bree’de tepedibi adını kullanmayı seçmişti. güzel bir akşam yemeğinden sonra, frodo, sam ve pippin birçok konuğun toplandığı hanın büyük salonuna geçti. merry onlarla gitmemişti. bir süre konuşmaları dinledikten sonra hobbitler de sohbete katıldılar. frodo ise, kuytu bir köşede oturan ve kendisine “yolgezer” denilen esrarengiz bir yabancı ile konuşuyordu. bir süre sonra pippin bilbo’nun veda partisini anlatmaya başladı. onun kaçışlarından veya yüzük’ten bahsetmesinden korkan frodo, dikkatleri dağıtmak için masanın üstüne çıkıp bir şarkı söyledi. şarkısının sonunda içkinin de etkisiyle yere yuvarlanırken yüzük parmağına geçiverdi ve frodo birden kayboldu. bu, handakiler arasında çok büyük bir şaşkınlık ve korkuya neden oldu. masaların arasından emekleyerek geçip yolgezer’in yanına oturduğuna ilişkin anlattığı hikayeye ise kimse inanmış görünmüyordu. bu arada yolgezer onun hikayesine inanmamakla kalmamış, buna yüzük’ün sebep olduğunu bildiğini ima etmişti. ayrıca frodo’nun gerçek adını da biliyordu ve onunla bu gece özel olarak konuşmak istiyordu. aynı şekilde bay kaymakpürüzü de ona söylemesi gereken birşey olduğunu hatırlamış ve konuşmak istediğini bildirmişti.

    x - yolgezer - hobbitler oturma odalarına geçtiklerinde yolgezer’in de onlarla birlikte gelmiş olduğunu farkettiler. gezgin adam onların meselesi hakkında çok şey biliyor gibiydi ve ayrıkvadi’ye giden yolda onlara rehberlik yapmak istiyordu. hobbitler kararsız kalmışlardı. bir yandan yolgezer’in onları başta kara süvariler olmak üzere, tehlikelere karşı uyarmış olmasına güveniyor, bir yandan da bu işle ne gibi bir ilgisi olacağı konusunda kuşku duyuyorlardı. görüntüsü onlara hiç de güvenilir gelmemişti. bu arada bay kaymakpürüzü geldi ve aslında üç ay önce frodo’ya yollaması gereken, ama bir türlü fırsat bulup gönderemediği bir mektup getirdi. mektup gandalf’tandı ve planlanandan daha erken yola çıkmaları gerektiğini yazıyordu. bu arada karşılarına yolgezer diye bir kolcu’nun çıkabileceğini, o’nun kendisinin dostu aragorn olduğunu ve yardım edeceğini de eklemişti. yüzük’ü kullanmaması konusunda bir uyarı yapmayı da ihmal etmemişti. mektuba ve yolgezer’in samimiyetine inanarak frodo onun kendilerine rehberlik etmesi konusunda kararını verdi. tam bu sırada merry nefes nefese odaya daldı ve kara süvariler’i bree’de gördüğünü, hatta onlardan birini yol’daki son eve kadar izlediğini anlattı. o ev, frodo’nun hanın salonunda “kaybolması”ndan sonra, hiç de güvenilir gözükmeyen bir güneyli ile birlikte handan sessizce ayrılan bill eyrelti’nin eviydi. bill ve güneyli süvariler’in casusu olmalıydılar. yolgezer, bu şartlar altında hobbitlerin odalarında yatmamalarını önerdi ve geceyi birlikte geçirdiler.

    xı – karanlıkta bir bıçak - aynı gece kara süvariler frodo’nun çukurçay’daki evine baskın düzenlediler. tombiş toluk canını zor kurtardı. frodo’yu evde bulamayan süvariler atlarını aceleyle bree’ye doğru sürmeye başladılar. hobbitler sabah uyandıklarında “esas” odalarına zorla girilmiş ve herşeyin paramparça edilmiş olduğunu gördüler. üstüne üstlük handa bağlı tüm at ve midilliler de salıverilmişti. üç saat sonra bill eyrelti’den çelimsiz bir midilliyi, hem de üç katı bir fiyata, satın almak zorunda kaldılar. taşıyabilecekleri kadar erzağı da yüklenip, ayrıkvadi’ye doğru yola çıktılar. önce yol’u izlediler ve daha sonra kendilerini fırtınabaşı tepesi’ne götürecek olan yaban yollara yöneldiler. bataklıklardan ve eziyetli patikalardan geçtiler. fırtınabaşı tepesi’ne vardıklarında bree’den yola çıkalı bir hafta olmuştu. tepeden geniş bir alan göz alabildiğine görülebiliyordu. yolgezer, frodo ve merry’yi yanına alıp, pippin ile sam’i yamaçta korunaklı bir çukurda bırakarak tepeye tırmandı. tepede sanki büyük bir ateş yakılmışçasına otlar kavrulmuştu. bir taşın üzerinde de gandalf’ın üç gün önce orda olduğu anlamına gelebilecek işaretler buldular ama emin değillerdi. frodo çevreyi incelerken, beş kara noktanın dağın eteklerine yaklaşmakta olduklarını gördü. o geceyi yamaçtaki çukurun içinde geçirirlerken, yolgezer hobbitlere beren ile tinuviel’in öyküsünü anlattı. öykü bittiğinde, ay da gökyüzünde yükselmeye başlamıştı. birden herkesin içinde bir dehşet duygusu ve tehlike hissi belirdi. kara süvariler çukura yaklaşıyorlardı. frodo karşı konulmaz bir arzuyla yüzük’ü parmağına taktı. o anda siluetleri çok net bir biçimde görmeye başladı. beş taneydiler, kapkara cüppeleri vardı ve beyaz yüzlerinde gözleri adeta yanıyordu. onlar da frodo’yu görebiliyorlardı. içlerinden bir tanesi, miğferinde taç olan, frodo’ya doğru bir hamle yaptı. frodo elbereth’in adını haykırarak ona kılıcını saplarken, aynı anda sol omzunda buz gibi bir acı hissetti. kendinden geçmeden önce yüzük’ü çıkarıp, avucunda sıkı sıkı tuttu.

    xıı – nehir geçidine kaçış - frodo’nun yarası omzundaydı ve yolgezer onu iyileştirmek için elinden geleni yaptı. frodo’nun verdiği zarar ise, korkunç kral’ın pelerinin yırtılmasından fazlasına sebep olmamıştı. yolgezer athelas otunun da yardımıyla frodo’nun yola devam edebilecek kadar iyi hissetmesini sağlamıştı. fakat esas tedavi ancak ayrıkvadi’de yapılabilirdi. önce vahşi bir araziden, sonra da buzlupınar nehri’nden geçtiler. tek umutları son köprü’nün tutulmamış olmasıydı, ki tutulmamıştı. hatta yolgezer köprüde, hayırlı bir işaret anlamına gelebilecek bir elf taşı bile buldu. köprüyü geçip kendilerini yine vahşi topraklara vurdular. uzun ve zahmetli geçen yolculukları yolgezer’i hem frodo’nun durumu, hem de azalan erzak yüzünden endişelendiriyordu. buralar bilbo’nun yıllar önceki meşhur macerası sırasında trollerle karşılaştığı yerlerdi. hatta yol’a çıkmak için bir patikadan inerken bilbo’nun taş kesilmiş trollerine de rastladılar. merry ve pippin’in onları canlı zannetmeleri grubun neşesini yerine getirdi. bir süre dinlendikten sonra, patikayı izlediler ve sonunda yol’a çıktılar. çıktıktan az bir zaman sonra da ayrıkvadi’den gönderilen elf beyi glorfindel’le karşılaştılar. onunla birlikte yol’da ilerlediler. nehir geçidi’ne yaklaştıklarında kara süvariler’in beş tanesi onlara yetişmişti. diğer dördü de geçit’te bekliyordu. frodo glorfindel’in atı üzerinde geçit’ten geçmeyi başardı. nehre atılan süvarileri, birdenbire coşan su önüne kattı. kıyıda kalan diğer atlılar ise geri çekildiler. frodo düştüğünü hissetti.

    yüzük kardeşliği
    2. kitap

    bölümler:
    ı – nice buluşmalar - frodo uyandığında kendini ayrıkvadi’de buldu. üç günden beri yatıyordu. elrond onu tedavi etmişti ve kolu neredeyse tamamen iyileşmişti. üstelik gandalf da oradaydı. frodo’ya geçit’te ve su taşkını sırasında neler olduğunu anlattı. akşama kadar dinlenen frodo, nehir geçidi’ndeki zaferi kutlamak için verilen büyük davete katıldı. hobbitler şölenin şeref konuklarıydılar. frodo yemek boyunca birçok yeni yüzle karşılaştı: elrond, güzeller güzeli kızı arwen, bilbo’nun yolculuğunda ona eşlik eden cücelerden glóin –ki onunla yanyana oturduğu için uzun uzun sohbet de etti. şölen bitiminde ateş salonu’na geçildi. ve frodo orada gecenin kendisi için en güzel sürpriziyle, ayrılışından beri ayrıkvadi’de yaşamakta olan bilbo ile karşılaştı! o gece bilbo eärendil hakkında henüz yazmış olduğu bir şarkıyı söyledi. daha sonra elfler’i şarkıları ve öyküleriyle başbaşa bırakarak, frodo’yla birlikte odasına çekilip, maceralarını konuşmaya daldı.

    ıı – elrond’un divanı - ertesi gün ayrıkvadi’de büyük divan toplandı. toplantının amacı sauron’un dünyayı saran karanlık gücüne karşı yapılması gerekenlere karar vermekti. divan’da elrond, gandalf, frodo, bilbo, glóin, oğlu gimli, glorfindel, aragorn, ayrıkvadi’den birçok elf ile kuzey kuyutorman elfleri’nin kralı thranduil’in oğlu legolas, gondor’un vekilharcı denethor’un oğlu boromir gibi uzaktan gelen yabancılar da bulunuyordu. glóin endişeyle, balin’in bir süre önce moria’ya gittiğini ama artık ondan haber alamadıklarını; onun yerine bilbo ve yüzük hakkında sorular soran mordor habercilerinin geldiklerini anlattı. sonra yüzük’ün tüm geçmişi, nasıl yapıldığı, kimlerin ellerinde dolaştığı ve sonunda bilbo’ya, ondan da frodo’ya geçişinin hikayesi anlatıldı. ayrıca kadim günlerde yaşanan çeşitli olaylara, kılıç bilmecesine, dünyanın içine sürüklenmekte olduğu karanlık kıyamete değinildi. gandalf da yazortasında başına gelenleri, ak saruman’ın onu hapsettiğini, ulu arifin artık içini hırs bürüdüğünü anlattı. divan’da yüzük’ün asla kullanılmaması gerektiği ama sauron’dan sonsuza dek uzak da tutulamayacağı konuşuldu. çünkü yüzük dünya üzerinde kaldığı sürece –ister gizli, ister ırak bir yerde- çok büyük bir tehlike arzediyordu. dolayısıyla yüzük’ün mordor’daki ateş dağı’na atılarak yok edilmesine karar verildi. sonunda bu görevi, kendisi de söylediklerine şaşarak, frodo kabul etti ve kararı elrond tarafından da onaylandı.

    ııı – yüzük güneye gidiyor - hemen divan’ın ertesinde ayrıkvadi’den dört bir yana düşman’ın hizmetkarları hakkında bilgi toplamak üzere ulaklar gönderildi. haberciler iki ay sonra geri döndüklerinde ellerinde kayda değer bir bilgi yoktu. elrond frodo’nun yanında gitmesi için bir yüzük grubu oluşturdu. grupta frodo, sam, gandalf, yolgezer, legolas, gimli, boromir, merry ve pippin olacaktı. elendil’in kılıcı elf demirciler tarafından yeniden dövüldü. bilbo da yola çıkmadan önce kendi kılıcı sting’i ve cüce işi mithril zırhını frodo’ya verdi. grup aralık ayının sonuna doğru güneye doğru yola çıktı ve genellikle geceleri ilerleyerek dumanlı dağlar’ın batısından yol aldı. başlarının üzerinde birçok kuş uçuyordu ve bunların düşman’ın casusları olabileceği konusunda endişeleri vardı. grup caradhras’taki kızılboynuz geçidi’nden dumanlı dağlar’ı geçmeye çalıştı, fakat görünen o ki dağ onlardan nefret etmişti ve geçit vermemek için fırtınalar çıkartmış, her taraflarını karla kapatmıştı.

    ıv – karanlıkta yolculuk - grup için, dağların öteki tarafına geçebilecekleri en kısa yol, eskiden cücelerin mekânı olan moria (cüce dilinde kahazad-dum) madenleri idi. fakat oralar şimdi terk edilmişti ve artık korkunç bir yer olarak bilinmekteydi. kararsız kalan grup o gece, sauron’un kurtları varglar’ın saldırısına uğrayınca tek yolun moria olduğu konusunda fikir birliğine vardılar. çünkü ilk saldırıyı geri püskürtmeyi başarmışlardı ama sonraki geceler ne olacağını bilemezlerdi. ertesi günün sonunda moria kapısı’na vardılar ve uzun uğraşlardan sonra gandalf kapıyı açacak parolayı buldu: mellon. tam içeri gireceklerken, kapılar’ın önündeki uğursuz görünüşlü gölden bilemedikleri bir yaratık, yılan gibi yıvışık kolunu uzatıp, frodo’yu suya çekmeye çalıştı. sam güçlükle efendisini kurtardı ve grup aceleyle içeriye kaçtı. moria’nın kapıları sadece dışarı doğru açılabiliyordu. grup’un artık tek seçeneği çıkış kapısını bulmaktı. iki gün boyunca zifiri karanlık maden tünellerinde yürüdüler. frodo’nun görünmeyen şeyler konusunda duyuları daha bir keskinleşmişti ve yürüyüşleri boyunca, sık sık uzaktan onları takip eden birşeyin ayak seslerini duyduğunu hissediyordu. üçüncü günün sabahında, epeyce bir yol gittikten sonra eskiden muhafız odası olarak kullanıldığını sandıkları bir alana vardılar. orası hava bacalarına yakın olduğu için sabah içerisi, gün ışığıyla az da olsa aydınlandı. ışığı izleyerek etrafı biraz araştırınca, bir oda buldular. burası balin’in mezar odasıydı.

    v - khazad-dûm köprüsü - grup balin’in mezar odasında tarihi kayıtların tutulduğu bir defter bulmuştu. gandalf bir süre kayıtları inceledi ve balin’le arkadaşlarının hüzünlü maceralarının yanı sıra, mezar odasının moria içindeki konumunu da öğrendi. böylece dışarı çıkış yolunu bulmak daha kolay olacaktı. tekrar ilerlemeye hazırlandıklarında trollerle desteklenmiş çok büyük sayıda ork ve kara uruk’un saldırısına uğradılar. kendilerini bir süre kahramanca savundular ve saldırının bir anlık durmasından yararlanarak, odanın diğer kapısına yöneldiler. tam çıkacakları sırada orklar’ın dev lideri odaya daldı ve frodo’yu mızrağıyla yaraladı. ork reisini öldürdükten sonra grup doğu kapısından çıktı. gandalf birtakım büyüler kullanarak kapıyı kilitli tutmaya çalışırken, çok güçlü olduğunu düşündüğü bir başka yaratığın karşı büyüsüyle karşılaştı ve ikisinin güçlerinin etkisiyle tüm oda çöktü. geçişi kapatan bu olay sayesinde grup bir süre rahatladı ve kapılar’ın bulunduğu kata kadar inmeye başladı. o bölüme orklar ateşten bir tuzak kurmuşlardı ama grup onların planladığı gibi ana yoldan gelmeyince, tuzağı atlatmış oldu. izledikleri yol onları, cücelerin savunma amacıyla yapmış oldukları, altında derin bir uçurum olan dar bir köprüye, khazad-dûm köprüsü’ne ulaştırdı. grup köprüden geçmeye hazırlanırken, troller de kendi yaptıkları ateşten yarığın üstüne taş bloklar yerleştirerek arkalarından gelmekteydi. daha grup köprüyü geçemeden, dev bir insana benzeyen, elinde bir kılıç ve bir kamçı taşıyan gölgeler içinde korkunç bir yaratık, bir balrog belirdi. gandalf onunla köprünün üzerinde dövüşmeye başladı ve sonunda asasını vurarak köprüyü yıktı. balrog aşağıya düşerken, kamçısını gandalf’ın bacağına dolayıp, onu da kendisiyle birlikte uçuruma çekti. grubun diğer üyeleri koşarak moria’dan dışarıya çıktılar.

    vı - lothlorien - moria’dan çıktıklarında herkes keder içindeydi. ayrılmadan önce, gimli ve frodo aynalıgöl’e bakmaya gittiler. moria kapıları’ndan biraz uzaklaştıktan sonra aragorn, sam ve frodo’nun yaralarını sardı. grup ilerlemeye devam etti ve lórien ormanına girerek, nimrodel nehri’nden geçti. kendilerine geceyi geçirecek bir yer ararlarken, lothlórien elfleri’nden üç muhafız onların ağaç platformlarda uyumalarına izin verdi. ağaçlarda uyumaları iyi oldu çünkü o gece orklar ormanda dolaştılar ve gollum da etrafta göründü. elrond’un grup’la ilgili mesajı lórien’e ulaşmış olduğu için onların lórien’den, üstelik gimli de yanlarında olduğu halde ama gözleri bağlı olarak ve iki muhafız eşliğinde, geçmelerine izin verildi. tüm bir gün yürüdüler. ertesi gün karşılaştıkları elfler ise galadhrim’in efendisi ve hanımı’ndan gözleri açık ilerleyebileceklerine ilişkin bir mesaj getirdiler. lórien eskiden olduğu gibi birçok kadim ve masalsı şeyin yaşandığı çok tuhaf ama çok da güzel bir yerdi. amroth’un yüksek evinin inşa edilmiş olduğu, yaz kış çiçeklerin açtığı çimenlik cerin amroth’a ulaştıklarında, frodo ağaç platforma çıkıp çevreyi gözledi. aragorn ise, orada yaşanmış başka bir zamanın hayalini görmekteydi.

    vıı – galadriel’in aynası - grup galadhrim şehri’ne vardı. orada efendi celeborn ve galadriel hanım ile tanıştılar. onlara yolculuklarını ve moria’da gandalf’ın başına gelenleri anlattılar. sonra bir süre lórien’de kaldılar. bir akşam galadriel, frodo ve sam’i gizli bir bahçeye götürdü. gümüş bir tası bir kaynaktan akan suyla doldurarak sihirli bir ayna yaptı. onlara da eğer dilerlerse aynaya bakabileceklerini söyledi. fakat onları orada geçmişe, bugüne ya da geleceğe ilişkin şeyler görebilecekleri ama aynada gördüklerine dayanarak bir karar almalarının doğru olmayacağı konusunda uyardı. sam bir “elf sihiri” görecek olmanın heyecanıyla suya eğildi. önce frodo’yu gördü, sonra da shire’da birtakım tatsız şeyler olduğunu, bütün ağaçların kesildiğini ve babalığın evinin yıkıldığını. çok endişlenmişti ama görev bitene kadar efendisinin yanında kalmaya kararlıydı. sonra frodo da ayna’ya baktı. gandalf’ı –ya da ona benzettiği bir kişiyi- uzun beyaz bir cüppe içinde, bilbo’yu odasında dolaşırken, deniz’i, batı’dan gelen gemileri ve sauron’un gözü’nü gördü. frodo galadriel’in parmağında üç yüzük’ten biri olan nenya’yı farketti ve ona tek yüzük’ü vermeyi teklif etti. fakat galadriel, iradesinin de gücüyle, bu teklifi reddetti.

    vııı – lorien’e veda - yüzük kardeşleri artık lórien’den ayrılıyor; ama henüz ne yöne gideceklerini bilemiyorlardı. elfler onlara ulu nehir’deki yolculuklarını kolaylaştıracak üç tane hafif kayık verdiler. ayrıca her birine birer elf pelerini ve broşu, elf ipleri ve lembas denilen, az miktarda yense bile kişiyi bütün gün tok ve güçlü tutan bir tür elf ekmeği verdiler. grup nehirde kayıklarla talim yaparken, kuğu biçiminde bir teknenin kendilerine yaklaştığını gördüler. celeborn ve galadriel veda etmeye gelmişlerdi. karaya çıkıp, hep birlikte şölen sofrasına oturdular. ayrılacakları zaman galadriel her grup üyesine bir armağan sundu: aragorn’a kılıcı anduril için bir kın ve yeşil elftaşlı gümüş bir broş, boromir’e altından bir kemer, merry ve pippin’e altın tokalı gümüş birer kemer, legolas’a elf saçıyla gerilmiş bir yay ve bir sadak ok, sam’e bir kutu lórien toprağı, frodo’ya, karanlıkta kaldığında yolunu aydınlatacak, içinde eärendil’in yıldızının ışığını taşıyan billur kristalden bir şişe hediye etti. gimli’ye bir armağan seçmemişti ama ne istediğini sorunca cüce, galadriel’in tek bir tel saçını, dağ ile orman arasındaki iyi niyetin bir göstergesi olarak ilerde torunlarına aktarmak üzere rica etti. sonunda grup lórien’den ayrılıp, anduin (ulu nehir) boyunca yoluna devam etti. bu masalsı diyardan ayrılmak hepsine çok zor gelmişti.

    ıx – ulu nehir - grup elf kayıklarıyla birkaç gün boyunca ulu nehir’de güneye doğru ilerledi. gollum da bir ağaç kütüğünün üstünde onların peşinden geliyordu. bu hem gollum’un güvenilmez ve hain bir yaratık olması nedeniyle, hem de etrafta gezmesi kuvvetle muhtemel her tür düşmanın dikkatini çekeceği için çok tehlikeliydi. yükseklerde bir kartalın uçtuğuna dikkat eden grup, farkedilmemek için geceleri hareket etmeye karar verdi. yolculuklarının sekizinci gecesi ilerlerken sarn gebir’e çok yaklaştılar ve akıntıya kapılıp, şelaleye sürüklenmemek için kayıklarını döndürmeye çalışırlarken doğu kıyısı tarafından orklar’ın saldırısına uğradılar. başlarının üstünde uçan kara şekli legolas okuyla vurup düşürdü ve bu düşmanları durdurdu. grup batı kıyısında küçük sığ bir koyda mola verdi. sam’in yaptığı hesaba göre, lórien’de bir ay geçirmiş olduklarını hayretle farkettiler. bir yol bulmak için aragorn ve legolas kıyı boyunca ilerlediler ve ivinti yeri’nin başlangıcında eski bir keçiyolunu keşfettiler. kayık ve yüklerini bu nakliyat yoluna taşıyıp, ertesi sabah tekrar nehirde gitmeye başladılar. bir süre sonra, kralların sütunları argonath’ın arasından geçtiler. bunlar çok uzun zaman önce númenóreanlar tarafından yapılan ısildur ve anárion’un dev heykelleriydiler. rauros şelalelerine geldiklerinde, karar vermeleri gerekiyordu: ya doğuya mordor’a gidecekler, ya da güneye minas tirith’e yöneleceklerdi.

    x – kardeşlik dağılıyor - grup geceyi nehir’in batı kıyısında, tol brandir’in gölgesi altındaki parth galen çimenliğinde geçirdi. frodo’nun kılıcı sting cılız bir ışıkla da olsa parıldamaktaydı. ertesi gün, yolculuklarının geri kalan kısmı konusunda bir karara varacaklardı. seçim frodo’nundu, çünkü yüzük taşıyıcısı’nın yönünü ancak yüzük taşıyıcısı’nın kendisi tayin edebilirdi. frodo yalnız başına kalırsa daha rahat karara varabileceğini söyleyerek, bir saat düşünme süresi istedi. sonra da amon hen’e doğru tırmanmaya başladı. bu arada boromir de grup’un yanından uzaklaşmıştı. frodo’yu dağın tepesinde buldu ve onunla konuşmaya başladı. yüzük’ü atmamasını, minas tirith’in kurtuluşu için ona vermesini isteyerek, zorla almaya çalıştığı sırada frodo yüzük’ü parmağına geçirip, amon hen’in zirvesine çıktı. orada etrafa baktı ve göz’ün kendisini aradığını hissetti. yüzük’ü parmağından çıkardı. artık yapması gerekene karar vermişti.

    iki kule
    3. kitap

    bölümler:
    ı – boromir’in ayrılışı - aragorn frodo’nun ayak izlerini takip ederek amon hen’in zirvesine tırmandı. etrafı gözlerken aşağıdan, nehir’in batı yakasındaki ormanlık araziden gelen vahşi ork çığlıklarını ve onların arasından boromir’in savaş borusunun öttüğünü duydu. hemen boromir’e yardım etmek için harekete geçti. boromir’in yanına ulaştığında çok geç kalmıştı. ölmek üzere olan boromir nasıl kendini kaybedip frodo’ya saldırdığını, sonra orkların geldiğini ve merry ile pippin’i esir aldıklarını anlattı. ölmeden önce de aragorn’dan minas tirith’e gidip halkını kurtarmasını istedi. aragorn kendini yalnız ve çaresiz hissediyordu. az sonra gimli ve legolas da geldi. hep birlikte boromir’i, silahları ve borusunu da yanına koyarak, bir kayığa yerleştirdiler ve kayığı ulu nehir üzerinden rauros şelaleleri’ne yolladılar. bu arada elf kayıklarından birinin eksik olduğunu; sam’le frodo’nun eşyalarının da gitmiş olduğunu görünce, ikisinin nehre açıldıklarına ve mordor’a doğru yola koyulduklarına kanaat getirdiler. aragorn seçimini yaptı ve esir hobbitleri kurtarmaya karar verdi. çünkü yüzük taşıyıcısı’nın kaderi artık onların elinde değildi. buna karşılık orklar’ın peşine düşüp merry ve pippin’i kurtarabilirlerdi. orklar’ın arayı epeyce açmış olmasına rağmen, büyük bir hızla parth galen’den ayrılıp, yola çıktılar.

    ıı – rohan süvarileri - aragorn, gimli ve legolas, üç gün boyunca neredeyse durup dinlenmeden, rohan topraklarında takibe devam ettiler. orklar tahminlerinden de az dinleniyor ve her geçen gün arayı açıyorlardı. izleri takip ederken aragorn yerde, galadriel’in hobbitlere verdiği yaprak biçimli broşlardan birini buldu. bu grup’a ümit aşılayan bir gelişmeydi. dördüncü gün bir grup rohan süvarisi’ne rastladılar. birlik, rohan kralı théoden’in yeğeni, rohan’ın üçüncü başkumandanı éomer tarafından yönetiliyordu. aragorn onlara yol arkadaşlarını esir alan orkları takip ettiklerini ve amaçlarının hobbit dostlarını kurtarmak olduğunu açıkladı. éomer de iki gün önce bir ork grubuna saldırdıklarını, hepsini öldürmelerine rağmen tarif ettikleri “buçukluklar”a rastlamadıklarını söyledi. éomer aragorn’un, saruman ve yakında çıkacak büyük savaşla ilgili anlattıklarından ve üçünün bu kadar kısa zamanda katettiği yoldan çok etkilenmişti. onlara saruman’ın bir ordu oluşturduğunu ve sınırlarını tehdit ettiğini söyledi. aragorn’dan görevi tamamlandığında tekev’e gelip kralıyla konuşması sözünü aldıktan sonra, rohan’dan özgürce geçmelerine izin verdi. ayrıca aragorn ve legolas’a birer de at tahsis etti. aragorn, gimli ve legolas takibe devam ettiler. gimli, legolas’ın atına binmişti. aynı günün akşamı fangorn ormanı kıyısına, savaşın olduğu alana ulaştılar. fakat ne merry’den ne de pippin’den hiçbir iz bulamadılar. geceyi fangorn kıyısında geçirmeye karar verdiler. o gece beyazlara bürünmüş, saruman olduğunu tahmin ettikleri, yaşlı bir adam gördüler ve sonra da atlarının kaçtığını farkettiler.

    ııı - uruk-hai - bu arada orklar, merry ve pippin’le birlikte yola devam ediyorlardı. grup çeşitli ork türlerinden oluşuyordu: dumanlı dağlar’dan gelen küçükler, grishnákh önderliğindeki mordor orkları ve ısengard’dan gelen, uglúk adlı bir komutan tarafından yönetilen büyük bir grup uruk-hai. ilk mola yerinde esirlerin nereye götürüleceği konusunda orklar arasında anlaşmazlık çıktı. sonunda uglúk’un dediği oldu ve ısengard’a yöneldiler. aldıkları emir gereği hobbitlere zarar vermeyecek, üstlerini aramayacak ve onları canlı teslim edeceklerdi. yolun başlarında ikisini de sırtlarında taşıyorlardı. bir süre sonra kendi başlarına yürütmeye karar verdiler. ayakta durabilmeleri için tuhaf bir içecek veriyorlardı. merry’nin başındaki yarayı da ork yöntemleriyle tedavi ettiler. neredeyse hiç durmadan ilerliyorlardı. çimenlerle kaplı bir düzlüğe vardıklarında, sisten faydalanan pippin gruptan ayrılarak, çimenlerin üstüne yaprak biçimli broşunu bıraktı. arkadaşlarının onları takip etme ihtimaline karşılık bir iz bırakmak istemişti. fangorn ormanı yakınlarında, bir bölük rohan süvarisi orkları çembere aldı; gece ateş yakıp, gün doğumunu beklemeye başladılar. orklar süvariler yüzünden panik içindeyken, fırsattan yararlanan grishnákh merry ve pippin’i aradı ve yüzük’ü ele geçirmek için hobbitlerle birlikte kaçmaya çalışırken, rohan süvarileri tarafından öldürüldü. hobbitlerin yokluğu farkedilmiş, orklar arasında karışıklık çıkmıştı. tam bu sırada ormandan gelen orklar (mauhúr)’ın sesi duyuldu. rohan süvarileri saldırıları geri püskürttü. merry ve pippin, hâlâ yerde yatıyorlardı. karanlıkta farkedilmediklerini anlayınca, iplerinden kurtulup, ormanın içlerine daldılar. güneş doğduğunda ise süvariler ork kampına saldırıp, tüm orkları kılıçtan geçirdiler.

    ıv - ağaçsakal - merry ve pippin ormanın içlerine doğru ilerlediler ve yüksekçe bir tepede durumlarının muhasebesini yaparken, bir ent olan ağaçsakal ile tanıştılar. entler garip varlıklardı; görünüşleri tıpkı ağaca benziyordu. uzun boylu ve oldukça yaşlılardı. çok ağır ve sakin konuşuyorlardı. acele etmekten hazzetmiyorlardı. ama ağaçsakal hobbitlerden hoşlanmıştı. onları alıp evine götürdü. merry ve pippin ona yolculuklarını, shire’dan ayrıldıklarından beri başlarından geçenleri, orklar’a nasıl esir düştüklerini anlattılar. fakat yüzük’ten hiç bahsetmediler. ağçsakal da onlara entler’i, tarihlerini, enthanımları’nı ve onları ne kadar özlediklerini anlattı. bu arada sezgilerinden de bahsetti. saruman, entler’i tehdit ediyordu. emrindeki, güneşe dayanıklı orklar ormanları kesip, tahrip ediyorlardı. ağaçsakal birden, artık birşeyler yapma zamanının geldiğine karar verdi ve ertesi gün entmeclisi’ni topladı. entler pek aceleci bir ırk olmadığı için, meclis’in bir karara varması pek uzun sürdü. bu arada hobbitler genç sayılan tezmertek adlı bir ent’le arkadaşlık ediyorlardı. nihayet ısengard’a saldırmak konusunda meclis üyeleri fikir birliğine vardı. ısengard, ortasında saruman’ın meskeni orthanc kulesi’nin bulunduğu, etrafı çember şeklinde kayalarla çevrilmiş bir alandı. ağaçsakal hobbitleri de yanına alarak, diğer entler’le birlikte ısengard’a doğru yürümeye başladı.

    v – ak süvari - aragorn, gimli ve legolas ertesi gün rohan süvarileriyle orklar’ın çarpıştığı yeri daha ayrıntılı incelediler ve bir mallorn yaprağı ile lembas kırıntıları buldular. aragorn izleri okuyarak hobbitlerin ormana girmiş olduklarını anladı. üçü birden fangorn’un içlerine doğru ilerlediler ve sonunda hobbitlerin ağaçsakal’la karşılaştıkları tepeye vardılar. tepede, önce saruman zannettikleri, beyazlar içindeki bir yaşlı adama rastladılar. ilk başta ona kuşkuyla yaklaştılar, fakat sonra büyük bir sevinç içinde onun gandalf olduğunu gördüler. arif, balrog’la yaptığı savaştan eskisinden de güçlü olarak çıkmıştı ve artık beyazlara bürünmüş bir şekilde dolaşıyordu. aragorn’dan yolculuklarının hikayesini dinledi ve onlara saruman’ın hainliğini, karanlıklar efendisi’nin minas tirith’e saldırmaya hazırlandığını, merry ile pippin’in durumunu, entlerin ısengard’a ilerlediklerini anlattı. onların yapmaları gerekenin de, savaşa hazırlanan rohan’a gitmek olduğunu söyleyerek, atı gölgeyele’yi çağırdı. gölgeyele, aragorn’la legolas’ın atları da beraberinde olduğu halde, çıkageldi. hep birlikte rohan kralı théoden’in mekanına, edoras’a doğru yola çıktılar.

    vı – altın konak’ın kralı - grup hızla yol aldı ve sonunda kral théoden’in sarayı altın konak’a vardı. başlangıçta çok iyi karşılanmadılar; hatta kralla görüşmeden önce silahlarını kapının dışında bırakmaları gerekti. théoden, danışmanı gríma’nın (solucandil de derlerdi ona) etkisi altındaydı. o yüzden gandalf’ın her zaman kötü haberler getirdiğine, onun bir felaket tellalı olduğuna inanıyordu. gandalf solucandil’i safdışı bırakarak kralı dışarıya, açık hava ve gün ışığına çıkardı. théoden birden solucandil’in karanlık sözlerinin kendisini güçsüz ve yaşlı hissettirdiğini farketti. gandalf’ın önerilerini dinleyerek askerlerinin ısengard’a savaşa gitmesi için emirler vermeye başladı. savaşa katılamayacak durumdakilerle, kadınlar ve çocuklar ise tepelerdeki dunharrow sığınağı’na çekileceklerdi. solucandil bunu doğru bulmadığını söyleyince, gandalf onun saruman’ın casusu olduğunu açıkladı. théoden de ona iki alternatif sundu: ya savaşa katılıp, sadakatini kanıtlayacak, ya da bir daha geri gelmemek üzere rohan’ı terk edecekti. böylece gríma oradan ayrıldı. yemekten sonra kral konuklarına zırh, miğfer, kalkan gibi savaş gereçleri, gandalf’a ise gölgeyele’yi hediye etti. ordu hazırlıklarını tamamladı. éomer’in kız kardeşi éowyn, kralın yokluğunda halkı yönetmek üzere vekil tayin edildi ve rohan ordusu, başlarında kral ile ak süvari gandalf olduğu halde, atlarını batı’ya doğru sürdü.

    vıı – miğfer dibi - yolculuklarının ikinci günü, bir haberci ısen geçidi’nde savaşan askerlerin üstüne saruman’ın büyük bir güçle saldırdığını ve batıağıl komutanı erkenbrand’ın kalan adamlarıyla miğfer dibi’ndeki boruşehir’e çekildiği bilgisini getirdi. gandalf büyük bir hızla yönünü ısengard’a çevirdi ve diğerlerine de, dağların arasındaki geniş bir vadi olan miğfer dibi’ne devam etmelerini söyledi. ordu miğfer dibi’ne vardığında erkenbrand’ın henüz gelmediğini öğrendi ve hemen savunma için hazırlıklara başladı. geceyarısını henüz geçmişti ki, orklar ve dunland kırlarından vahşi adamlardan oluşan büyük bir ordunun saldırısına uğradılar. tüm güçleriyle karşı koymalarına, saldırıları kimi zaman geri püskürtmelerine rağmen, düşman çoğalarak gelmeye devam ediyordu. bunun üzerine herkes boruşehir kulesi’ne ve dip’in mağaralarına çekilmek zorunda kaldı. şafak sökerken kral théoden, miğfer’in büyük borusunu öttürerek cenge başladı ve ısengard ordusunu kapana kıstırdı. aynı anda gandalf ve yanında bin kadar piyadesi ile erkenbrand göründü. ordular orklar’ı ağaçlaşmış entler olan huornlar’ın oluşturduğu “orman”ın içine sürdü. hiçbir ork oradan bir daha canlı çıkamadı.

    vııı – isengard’a giden yol - aynı günün akşamı gandalf, aragorn, gimli, legolas, théoden, éomer ve rohirrim ordusundan bir grup, atlarını ısengard’a doğru sürdüler. bu arada rohan’lıların ve batıağıl’lıların ölen askerleri için iki büyük höyük açıldı. ölü orklar ise, yakılamayacak kadar çok olduklarından orman kıyısına yığıldı. grup ilerlerken gimli legolas’a miğfer dibi’nin mağaralarının güzelliğini anlattı ve bir gün beraberce hem fangorn ormanı’nı, hem de mağaralar’ı görmeye karar verdiler. ent ormanı boyunca gittiler ve yakın zamanda ölen süvarilerin gömüldüğü bir höyüğe vardılar. gandalf önceki gece, dağılmış olan askerleri toplayıp, arkadaşlarını gömdürmüş ve sonra da onları tekev’in olduğu edoras’a göndermişti. gece yarısı huornlar orklar’la işlerini bitirip, fangorn ormanı vadilerine geri döndüler. sonunda saruman’ın uzun süredir ikametgahı olan ve şimdi entler tarafından yerle bir edilmiş ısengard halkası’na ulaştılar. daire şeklinde yarı el yapımı yarı doğal bu alanın ortasında, orthanc kulesi hâlâ tüm ihtişamıyla yükseliyordu. orthanc elf dilinde yılandişi dağı, eski yurt dilinde ise şeytani akıl anlamına gelen bir kelimeydi ve anlamı bile saruman’la ilgili kuşkuları körüklemeye yetiyordu. oraya ulaştıklarında kapılarda yiyecek, içecek ve pipo otuyla keyif çatan merry ve pippin’e rastladılar. onlardan aldığı bilgiyle gandalf ve théoden, ağaçsakal’ı bulmak için kuzey duvarına doğru ilerledi.

    ıx – kıyıya vuran enkaz - aragorn, gimli ve legolas hobbitlerin yanında kalıp konuştular. aragorn onlara parth galen’de bırakmak zorunda kaldıkları küçük kılıçlarıyla, pippin’in broşunu verdi. hobbitler kaçırıldıklarından beri başlarından geçenleri, orklarla yaptıkları eziyetli yolculuğu, ormanda ağaçsakal’la karşılaşmalarını, entmeclisi’ni ve entler’in ısengard’a nasıl saldırdığını anlattılar. entler kapıları yıkmışlardı ama saruman’ı da kılpayı ellerinden kaçırmışlardı. sonra saruman birtakım büyüler yapmış ve bu onları daha da çılgına çevirmişti. entler ok veya baltalardan fazla etkilenmişe benzemiyorlardı. ama orthanc’a bir zarar verememişlerdi. saruman da kulenin içinde kapana kısılmıştı. huornlar ısengard’ı çepeçevre sarmış ve kaçan orklar’a geçit vermemişlerdi. entler de, içerde taş üstünde taş bırakmamışlardı. sonra bent ve barajlar oluşturup, ısen nehri’nin sularını ısengard’a yönlendirmişler ve böylece tüm gizli mağaralar sular altında kalınca, saruman’ın ateş büyüsü buhar olup uçmuştu. bu arada gandalf gelip, miğfer dibi’ndeki savaş için yardım istemiş ve bu işle huornlar görevlendirilmişlerdi. aynı gün gríma, théoden’in ulağı olduğunu söyleyerek ısengard’a varmıştı. daha önce gandalf tarafından solucandil konusunda uyarılan ağaçsakal, ona orthanc’a girmek veya orada kendisiyle birlikte kral théoden’i beklemek seçeneklerini sununca, solucandil çaresiz sele doğru yüzüp, kuleye gimişti. merry ve pippin de herşey kontrol altına alındığından beri hem kapıda gözcülük yapıyorlar, hem de sel sularının getirdiği fıçılarda buldukları güney toprakların mahsulü pipo otlarıyla keyif çatıyorlardı.

    x – saruman’ın sesi - gandalf, théoden, éomer, aragorn, gimli ve legolas, saruman’la konuşmak için orthanc merdivenlerine gittiler. bu arada hobbitler ve rohan süvarileri daha geride bekliyorlardı. saruman kapısının üstündeki odanın balkonuna çıktı. önce théoden’le konuşmaya başladı. çok sakin, hipnotize edici bir ses tonu vardı ve sesi onu dinleyenleri kolayca etkisi altına alabiliyordu. krala rohan ile ısengard arasında barış teklif ederek, bunun büyük avantajlar getireceğini söyledi. sesi rohan süvarilerinin içlerini rahatlatmıştı ve başta théoden de ikna olmuş gibi görünüyordu. fakat sonra teklifi reddetti ve böyle bir barışın ancak saruman ve karanlıklar efendisi yenildiği takdirde mümkün olacağını söyledi. amacına ulaşamayan saruman bu kez gandalf’a döndü ve güçlerini birleştirerek beraberce dünyanın düzensizliğini iyileştirmeyi önerdi. arif de saruman’a, ya aşağıya gelip kendilerine katılmasını ya da orthanc’ta hapis kalmasını teklif etti. saruman çok hiddetlendi ve onlara katılmayı reddetti. bunun üzerine gandalf onun âsâsını kırdı ve onu arifler divanından azletti. süvariler, saruman’ın yenilgisini görmüş ve sesinin büyüsünden kurtulmuşlardı. orthanc’tan tam ayrılacakken solucandil’in yukardaki pencerelerden birinden, gandalf’a isabet ettirmek amacıyla attığı kristal bir küre, merdivenlerden yuvarlanarak yere düştü. pippin onu yerden alıp, gandalf’a verdi. bu ‘billur top’un çok önemli bir nesne olduğu belli idi. sonra grup, entler’le birlikte orada kalıp saruman’ın orthanc’tan kaçmasını önleyecek olan ağaçsakal’a veda etti ve yola çıkmak için hazırlandı.

    xı - palantir - gandalf ve yol arkadaşları ile kral ve süvarileri edoras’a gitmekten vazgeçmiş ve atlarını miğfer dibi’ne sürmeye başlamışlardı. o gece vadinin bitimindeki geniş bir alanda kamp kurdular. pippin solucandil’in orthanc’tan fırlattığı zaman eline almış olduğu kristal küreyi çok merak ediyordu. küre garip bir biçimde onu çekiyordu. herkes uyuduktan sonra kalkıp, gizlice onu gandalf’ın kolunun altından aldı. içine bakma isteğine karşı koyamadı ve bir süre baktıktan sonra bir çığlık atarak bayıldı. kampta herkes uyanmış ve etrafına toplanmıştı. gandalf ona taşla ne yaptığını, içine bakınca ne gördüğünü sordu. pippin karanlık kule’yi, kule etrafında uçuşan dokuz tane yarasa gibi kuşu gördüğünü ve sauron tarafından sorguya çekildiğini söyledi. anlattıklarından sauron’un taşın hâlâ orthanc’ta bulunduğuna ve küçük hobbitin de saruman’ın esiri olarak kulede tutulduğuna inandığı anlaşılıyordu. sauron pippin’e, saruman’a kendisini almak için birini göndereceğini söylemesini emretmişti. gandalf bu taşın, eski dönemlerde kralların birbirinden uzaktayken haberleşmelerini sağlayan yedi palantír’den biri olduğunu söyledi. böylece saruman’ın karanlık efendi ile nasıl iletişim kurduğu da anlaşılmış oluyordu. gandalf taşı, hem saklaması hem de gerçek sahibi olduğu için elendil’in varisi aragorn’a sundu. bu olaydan sonra sauron’un zaman kaybetmeyeceğini düşündüklerinden hemen miğfer dibi’ne doğru ilerlemeye karar verdiler. tam bu sırada üstlerinden siyah bir gölge geçti. gölge, artık kanatlı korkunç yaratıklara binen nazgûller’den biri idi ve görünüşe göre nehri geçmiş, ısengard’a gidiyordu. gandalf diğerlerini uyarıp, vakit kaybetmeden yola koyulmalarını söyledi. kendisi de, pippin’i yanına alarak, minas tirith’e doğru gölgeyele’yi büyük bir hızla sürmeye başladı. artık tehlikeden değil, daha büyük bir tehlikeye doğru kaçıyorlardı.

    iki kule
    4. kitap

    bölümler:
    ı – smeagol’ün ehlileştirilmesi - bu arada frodo ve sam, emyn muil’in yalçın tepeleri üzerinden yollarına devam etmeye çalışıyorlardı; fakat dik yamaçlar geçmelerine pek olanak vermiyordu. dördüncü günün sonunda geçiş yapabilecekleri bir yarık buldular. frodo aşağıya doğru inmeye başladığı sırada, yükseklerden korkunç bir çığlık sesi geldi. büyük ihtimalle bu, artık kanatlanmış olan nazgûller’den biriydi. sesi duyduğu zaman frodo dehşetten, biraz aşağıdaki düzlük bir yere kayıp düştü. sam, lorien elfleri’nin kendisine verdiği ipi kullanarak frodo’yu kurtardı. sonra ikisi de ipin yardımıyla aşağı indiler. peşlerinde olduğunu tahmin ettikleri gollum’a çok net bir işaret olacağı için ipi orada bırakmak istemiyorlardı. ne yapacaklarını tartışırlarken, ip bir şekilde bağlandığı yerden çözülüp, düştü. geceyi rastladıkları bir kayanın dibinde geçirmeye karar verdiler. az sonra gollum yakınlarındaki bir yamaçtan aşağı inmeye başladı. bir örümcek gibi çevik ve sinsi bir biçimde uçurumun dibine yaklaştı ama son adımda, tutunacak yer bulamayıp düştü. sam onun düşüşünden faydalanıp, üzerine atıldı ama gollum ani bir hareketle kollarını sam’e dolayıp, omzunu ısırdı. neyse ki frodo yardımına yetişti ve gollum’u etkisiz hale getirdi. gandalf’ın öğüdünü dinleyen frodo, gollum’u öldürmekten vazgeçti. hatta onu, mordor’a giden yolda onlara yol göstemeye ikna bile etti. fakat kısa bir süre sonra gollum kaçmaya çalıştı. frodo ve sam onu yakalayıp, elf ipiyle bağladılar. ipi elfler bükmüş olduğundan gollum’a çok acı veriyordu. ipi çözmeleri karşılığında gollum, bir daha kaçmaya yeltenmeyeceğine yüzük üzerine yemin etti. böylece onu çözdüler ve ay yükselirken, üçü birlikte dere yatağı boyunca, bataklıklara doğru ilerlemeye başladılar.

    ıı – bataklıklardan geçiş - gollum’un rehberliğindeki hobbitler, mordor’un kara kapılar’ına doğru ağır ağır yol alıyorlardı. orklar’ın cirit attığı açık araziden gitmeleri tehlikeli olacağı için, gollum onları bataklıktan geçen ve az bilinen bir yoldan götürecekti. dere yatağının bitimine ulaştılar ve ikinci çağ’ın sonundaki nihai ittifak’ta, karanlıklar efendisi ile yapılan savaşta ölmüş olan askerlerin gömüldüğü ölü bataklıklar’dan geçmeye başladılar. gece inerken garip ışıkların yandığı bu uğursuz arazide, bataklığın dibinde yatan ölülerin yüzleri de seçilebiliyordu. gollum onlara ışıklara ve ölü yüzler’e bakmamalarını tembihledi. bataklığın sonlarına doğru üzerlerinden uçan bir nazgûl, gollum’u dehşete düşürdü. yüzüktayfları belki de yüzük’ün varlığını ve yaklaştığını hissediyorlardı. bu arada mordor’a yaklaştıkça yüzük frodo’ya daha da ağır gelmeye başlamıştı. kara ülke’yi çevreleyen dağlara, mordor’un önünde uzanan terkedilmiş, boş topraklara vardıklarında gollum’la yola çıkışlarının beşinci günüydü. herşeyin çürüdüğü, hiçbir canlının hayat bulamayacağı o ıssız ve virane topraklar morallerini bozmuştu. zar zor bulabildikleri bir çukurda günü geçirirlerken sam, gollum’un içinde iki farklı kişiliğin hakimiyeti ele geçirmek için savaştığını farketti: iyi kalpli sméagol ile kötü kalpli gollum. yüzük’ü ele geçirmekle ilgili bu iç hesaplaşmada gollum diğerine üstünlük sağlıyor gibiydi. karanlık çökmeye başladığında kapı’ya doğru ilerlediler. nazgûl üç kez üzerlerinden geçti. gollum korkup, geri dönmek için yalvardıysa da, frodo’nun kesin talimatıyla onlarla birlikte ilerlemek zorunda kaldı.

    ııı – kara kapı kapalı - ertesi gün sona ermeden grup mordor’un kara kapısı’na varmıştı. kapı, iki kenarında yükselen kuleler olan mordor’un dişleri ile korunuyordu. bunlar uzun zaman önce gondor’lu insanlar tarafından yapılan ama daha sonra sauron’un güçlerince istila edilmiş olan iki yüksek kuleydi. sauron’un geleceğini bilmediği veya giriş için gereken parolayı söyleyemeyen hiç kimse kapılar’dan geçip, mordor’a giremezdi. hobbitler kapı’dan geçemeyeceklerini anlamış, ümitsizlik içinde bekliyorlardı. bu arada bir sürü savaşçı, çok büyük bir ork ordusu, kapıya giden yollarda ilerlemekteydi. doğudan ve batı’dan gelen sayısız ordu da mordor’a giriyordu. birden gollum, eğer frodo doğrudan kara kapı’dan geçecek olursa “kıymetlisi”ni tamamen yitireceği korkusuyla daha önce kullanmış olduğu başka bir yol önerdi. tarifine göre, önce güneye, terkedilmiş şehir minas ıthil’e kadar gidecek, daha sonra da cirith ungol geçidine ulaşacaklardı. gerçi yüksekteki bu geçit hakkında korkunç söylentiler vardı ama hobbitler bundan habersizdiler. gollum’a göre o yolda dikkat çekmeden ilerleme şansları daha fazlaydı ve karanlık efendi göz’ünü öncelikle ulu nehir boyuna diktiği için, eski hisar çevresi çok da iyi korunuyor olamazdı. gollum mordor’dan “kaçış”ı sırasında o yolu kullanmıştı ama anlattıklarından bu kaçışın sauron tarafından bilindiği, hatta bilhassa tertiplendiği çıkarılabilirdi. frodo, ufak bir tereddütten sonra, bu planı kabul etti.

    ıv – baharatlar ve tavşan yahnisi - güneye doğru, mümkün olduğunca hızla ilerleyerek, ıthilien’e ulaştılar. buranın ılıman bir iklimi ve ağaçlar ile çeşitli otlardan oluşan bir bitki örtüsü vardı. anlaşılan sauron bölgeyi yeni zaptetmiş ve henüz harap edememişti. günü geçirmek için, eğreltiotlarının oluşturduğu bir yarığa yerleştiler. sam artık erzakları konusunda ciddi endişeler duymaktaydı. yiyecek olarak sadece lembas kalmıştı, o da onlar orodruin’e varana kadar zar zor yetecek gibiydi. ayrıca günlerdir sıcak bir ev yemeğinin hayalini kuruyordu. sonunda kendisine yiyecek aramaya çıkan gollum’dan hobbitlere uygun birşeyler avlamasını istedi. gollum da az sonra bir çift yavru tavşanla geri döndü. sam hemen oracıkta bir tavşan yahnisi yaptı. üstelik shire’dan beri sırtında taşıdığı kap kacağının işe yaramasından da çok memnun gözüküyordu. yemeklerini bitirdikten sonra, sam kapları yıkamaya gittiğinde ateşi söndürmeyi unuttuğunu farketti. tam bu sırada ateşten çıkan dumanları ve yahninin kokusunu alan dört gondor’lu asker, hobbitlerin çevresini sardı. askerlerden biri minas tirirth’li komutan faramir’di. frodo yolculuklarıyla ilgili birkaç şey söyledi, boromir’den ve onun ayrıkvadi’ye getirdiği bilmeceden bahsetti. faramir bununla çok ilgilendi ve hobbitlerin yolculukları hakkında doğruyu söylediklerine ikna oldu. fakat önce karanlık efendi’nin hizmetine geçen ve mordor’a doğru ilerleyen bir grup harad’lı insanı pusuya düşürmesi gerektiğinden, iki adamını onların yanında bırakarak savaşmaya gitti. frodo ve sam muhafızlarla konuşurken, uzaktan boruların ve çarpışamanın sesleri duyuldu. saklandığı yerden savaşı izleyen sam, o anda eski shire tekerlemelerinde adı geçen ama hayatında hiç görmediği bir yaratıkla, bir ev kadar büyük, gri renkli bir hayvanla, karşılaştı: bir fül idi bu.

    v – batı’daki pencere - akşamüstü faramir, sağ kalan adamlarıyla birlikte geri döndü ve frodo’yu bir süre sorguya çekti. o, boromir’in kardeşiydi ve frodo’nun anlattığı hikayedeki bazı eksik noktalar onu şüphelendirmişti. çünkü boromir’in cesedinin içinde yattığı bir kayığı ulu nehir’de görmüştü. ama borusu kayığın içinde değildi. faramir ayrıca boromir’in belindeki zarif kemeri de farketmişti. aradan bir zaman geçtikten sonra ise boru iki parça halinde kıyılara vurmuştu. bu bilmece gibi gelişmeler sonunda faramir, frodo ve sam’in kendisiyle gelmesine karar verdi ve onları gizli sığınaklarına götürdü. yol boyunca da kâh ısildur’un felaketinden, kâh boromir’den, kâh düşlediği gelecekten bahsetti. frodo’nun birşeyi gizlediğini anlıyor ama onu zorlamak istemiyor gibiydi. sığınağa giden yolun son kısmında hobbitlerin gözlerini bağladılar. gözlerini açtıklarında batı’ya bakan bir kapı eşiğinin önündeydiler. kapı, ince bir perde gibi görünen minik bir şelalenin ardındaki mağaraya açılıyordu. hobbitler orada uzun bir aradan sonra mükellef bir ziyafet çektiler. yemeğin ardından faramir onları mağarının gerisinde bir girintiye götürerek, konuşmaya devam etti. her zaman kazanmak isteyen ve çok güçlü bir savaşçı olan boromir’in aksine faramir savaştan çok hoşlanmayan, eski öykü ve geleneklere, özellikle de elflere ilgi duyan, bilgece bir adamdı. onlarla uzun uzun konuştu; minas tirith’i ve geçirdiği savaşları, gondor’un tarihini, rohirrimler’le yapılan işbirliğini, savaşlarla güçlendiklerini ama irfanlarının gelişemediğini anlattı. frodo da ona yüzük kardeşliği’nin yolculuğundan, atlattıkları badirelerden -yüzük meselesinden kaçınarak- bahsetti. konu elflere ve lórien’e geldiğinde, sam yüzük’ü ağzından kaçırıverdi. frodo ve sam korku içinde beklerken, faramir sözünün eri bir kişi olduğunu gösterdi ve yüzük’ü değil almak, görmek için bile bir girişimde bulunmadı.

    vı – yasak havuz - gecenin ilerleyen saatlerinde gollum sığınağın yakınlarındaki havuzda görüldü. oranın gizli bir yer olduğunu bilmeden ve başına gelebileceklerden habersiz, balık avlıyordu. gondor’un kurallarına göre mağaralara izinsiz yaklaşan kişinin cezası ölümdü ama faramir frodo’yu uyandırıp, onun fikrini almayı tercih etti. frodo bu yaratığı tanıdığını ve onu kendilerine yol gösterdiğini açıklayıp, onu öldürmemelerini istedi. faramir onun özgürce arazide dolaşmasını istemiyordu; o yüzden frodo gidip, onu yanına çağırdı. tam bu sırada muhafızlar gollum’u yakalayıp, gözlerini bağladılar ve mağaraya getirdiler. faramir onu sorguladı ve bir daha mağaralara hiç gelmeyeceğine dair yemin etmesini istedi. sonra frodo ve beraberindekilerin gondor’da bir yıl bir gün süreyle serbestçe dolaşmasına izin verdi. gollum’un içindeki kötülüğün artmakta olduğunu hissederek, bunu frodo’ya söyledi. ayrıca cirith ungol’a gideceklerini öğrenince de, oranın lanetli ve tehlikeli bir yer olduğu, çok dikkat etmeleri gerektiği konusunda onları uyardı.

    vıı – kavşağa yolculuk - sabah, kahvaltıdan sonra faramir hobbitlerin her birine, bulma ve geri dönme erdemleri olan kalın birer değnek ve bir miktar erzak verdi. sonra gollum’u da yanlarına alarak, faramir önlerinde olduğu halde, sığınaktan ayrıldılar. iki gün ıthilien ormanı içinden güneye doğru ilerlediler ve minas ıthil’den osgiliath’a giden yolun kalıntılarına ulaştılar. gollum daha hızlı gitmekte acele ediyordu, içinde bulundukları tehlikeden dolayı gergindi. çok az dinlenerek osgiliath’dan, kuzey-güney yoluyla kesişen kavşak’a doğru doğuya döndüler. ertesi gün mordor’dan bir karanlık yayılmaya başladı. adeta gün doğmadı ve sanki hep şafak sökermiş gibi bir alacakaranlık kapladı ortalığı. bu arada uzaktan gök gürültüsü veya davul gümbürtüsüne benzer sesler duymaya başlamışlardı. sonunda kavşak’a vardıklarında, büyük bir kral heykelinin, vahşi ellerce tahrip edilmiş olmasına rağmen, hâlâ orada durduğunu gördüler. güneş bulutla kapanmadan önce, koparılıp yere atılmış olan kralın başı çevresindeki otlar, güneşin ışınlarıyla bir taç gibi parıldadılar ve bu görüntü frodo’ya yeni bir umut aşıladı.

    vııı - cirith ungol’un merdivenleri - yolcular, karanlıklar içindeki minas morgul kentini geçtiler. frodo yüzük’ün kendisini oraya doğru çektiğini hissetti ve ancak sam’in sayesinde bu isteğe karşı koyabildi. fakat yüzük gittikçe ağırlaşıyordu ve frodo bu yükün altında eziliyordu. tam tekrar yola koyulacaklarken şehrin kapıları açıldı. içinden yüzüktayfları’nın komutanı tarafından bizzat yönetilen ve gondor’a doğru ilerleyen devasa bir ordu çıktı. frodo, yüzük’ü takmamak için büyük bir irade savaşı verdi. sonunda ordunun tamamı köprüyü geçtiğinde onlar da uzun ve dik merdivenleri tırmanmaya başladılar. onu daha uzun ama daha az dik olan başka merdivenler izledi. yüksekte, yönelmekte oldukları geçidi ve geçitteki gözetleme kulesini farkettiler. devam etmeden önce biraz dinlenmeye karar verdiler ve kuytu bir yere oturdular. frodo ve sam konuşurken gollum uzaklaşmıştı. sonra ikisi de uyuyakaldılar. sam uyandığında gollum frodo’nun üstüne doğru eğilmişti. o anda kötü bir niyeti olmamasına rağmen sam gollum’a hiç güvenmiyordu. hemen frodo’yu uyandırdı. frodo gollum’a, anlaşmanın sonuna geldiklerini ve isterse özgür olduğunu söyledi. çünkü bundan sonrasını sam’le birlikte gidebileceklerdi. ama gollum kendisi olmadan geçidin tepesine ulaşamayacaklarına onları ikna etti ve üçü tekrar yola koyuldular.

    ıx - shelob'un ini - gündüz mü gece mi olduğunu anlayamadıkları bir havada yola devam ettiler. kısa bir süre sonra, büyük bir dağ duvarına rast geldiler. duvarın dibinde bir mağaranın ağzı vardı. ardındaki tünelden çok iğrenç bir koku geliyordu. nerdeyse moria’dan da karanlık olan geçidin içine doğru ilerlediler. tünel çok uzundu ve arada sırada yan yollara açılarak, daha da yukarılara gidiyordu. gollum’un birkaç adım gerisinde yürüyen hobbitler kokunun, yan yollardan birine yaklaştıkları zaman daha da ağırlaştığını hissettiler. orayı geçince hava biraz iyileşti ve sonunda ana tünelin bir çatal yaptığı yol ağzına ulaştılar. gollum ortada yoktu. iki yoldan birinin girişini bir kaya kapatmıştı. mecburen diğer yolu tutmaya karar verdiler. tam bu sırada arkalarında hırıltıyla fokurdama arası bir ses duydular. karanlıkta hiçbir şey göremiyorlardı ki, sam galadriel’in armağanı olan yıldızcamı’nı hatırlattı frodo’ya. frodo, arkasından yaklaşan bir sürü minik gözden oluşmuş iki kümeye doğru, bir elinde ışık, diğerinde sting olduğu halde, ilerledi. gözler ışıktan rahatsız olmuştu ve gölgelerin içine çekildi. fırsattan yararlanan hobbitler çabucak koştular ve çıkışın dev bir örümceğin olması muhtemel sıkı bir ağ ile kapatılmış olduğunu gördüler. frodo kılıcıyla ağı parçaladı ve birkaç adım ötedeki geçide doğru koşmaya başladı. sam arkasından geliyordu ve tabi ki tünelde gördükleri yaratık da: shelob’du o; dev bir dişi örümcek. asırlardır orada yaşayan, tünelden geçenlerle beslenen ve sauron’un da varlığından haberdar olduğu bir gözcü. gollum onunla pazarlık yapmış ve kendisine yiyecek getireceğine söz vermişti. hobbitlerden arta kalanlar arasında, shelob’un umursamadığı “kıymetlisi”ni bulmayı umuyordu. frodo ve sam geçidin yukarısına doğru koşarken, shelob da yan yolların birinden çıktı ve frodo’nun peşinden koşmaya başladı. sam tam beyine yardım edecekken gollum tarafından engellendi. oracıkta gollum’la boğuşmaya başlayan sam, tam ona son darbeyi vuracakken, gollum tünelin içine kaçtı. o da zaman yitirmeden frodo’nun arkasından seğirtti.

    x - efendi samwise’ın seçimi - sam patikaya geri döndüğünde shelob’u frodo’nun vücudunun üstünde buldu. kızgınlıktan deliye dönmüştü ve hiddetle dev örümceğe saldırdı. sting’i de eline aldı ve shelob’un bir gözüne sapladı. sonra karnının altına girdi ve shelob kendini bütün ağırlığıyla sam’in üzerine bırakırken, sam’in dik tuttuğu kılıç, shelob’da derin bir yara açtı. bu acıya dayanamayan dev örümcek deliğine kaçtı. sam hemen frodo’nun yanına koştu. shelob onu zehirli iğnesiyle sokmuştu. hiçbir yaşam belirtisi görünmüyordu. umutsuzluk içinde kıvranan sam ne yapacağını düşünmeye başladı. sonunda “mesele”yi kendi başına halletmeye karar verdi. frodo’nun kılıcını, galadriel’in ışığı’nı ve yüzük’ü aldı. birkaç adım atmıştı ki, orkların ayak seslerini duydu. korkuya kapılarak yüzük’ü taktı. orklar frodo’yu bulduktan sonra da onları takip etmeye başladı. iki ayrı gruptan olduklarını farkettiği orklar’ın konuşmalarını anlayabiliyordu. büyük ihtimalle bu yüzük’ün bir marifetiydi. gruplardan biri tepedeki gözetleme kulesinden, diğeri minas morgul’dan geliyordu. orklar, frodo’yu aldılar ve onu tünele taşıdılar. sam de arkalarından yetişerek, takip etmeye başladı. biraz önünde yürüyen iki grubun komutanlarının konuşmalarını dinliyordu. sözlerinden frodo’nun aslında hâlâ yaşıyor olabileceğini anladı. ayrıca minas morgul’lu komutan tutsağın yalnız olmadığını da tahmin ediyor ve etrafta dolaştığını sandığı savaşçı konusunda tetikte olmalarını öneriyordu. konuşarak ilerleyen ve frodo’yu kulenin tepesinde esir tutmayı planlayan orklar, iki kanatlı geniş bir kapıdan girdiler ve sam daha geçemeden kapıyı sürgülediler.

    kralın dönüşü
    5. kitap

    bölümler:
    ı - minas tirith - uzun ve hızlı bir yolculuktan sonra gandalf ve pippin, muhteşem şehir minas tirith'e sabahın erken saatlerinde varmışlardı. şehrin hükümdarı ve vekilharcı olan denethor tarafından misafir edildiler. denethor; boromir ve faramir'in babası, büyük güçleri olan mağrur ve kurnaz bir adamdı. pippin ona yolculuklarını ve boromir'in düşüşünü anlattı. ayrıca denethor'a ve gondor'a sadakatle hizmet edeceğine yemin etti. ertesi gün gandalf bilgi toplamak için oradan ayrıldıktan sonra pippin de şehri dolaşmak üzere dışarı çıktı. dolaşırken, muhafız beregond'la karşılaştılar. beraber bir gondor ve gondor'un gelenek ve görenekleri hakkında, bir shire ve pippin'in görmüş olduğu diğer garip diyarlar hakkında konuştular. beregond günlük nöbetini tutmaya gidince, pippin de beregond'un oğlu bergil'i aramaya çıktı. sonra ikisi beraber, şehrin giriş kapısından geçen dillere destan gondor ordusunu izlediler. akşam bastırınca pippin odasına geri döndü ve gece yarısı da
    gandalf geldi. fakat gandalf üzgün ve kaygılıydı.

    ıı – gri bölüğün geçişi - gandalf'ın ayrılışından sonra, kral théoden ve bölüğü, kuzeyli kolcular, elrond'un oğulları elledan ve elrohir, aragorn ve arkadaşları birleşerek yola devam ettiler. dip vadisine doğru yola koyuldukları sırada aragorn palantíre baktı ve sauron'un fikirlerini gördü. ve gondor'un ona ihtiyacı olduğunu sezdi. yol arkadaşları legolas, gimli, elrond'un oğulları ve dúnedain'le birlikte olabildiğince hızlı "ölülerin yolu"na doğru yola çıkmaya karar verdi. théoden'in askerlerini toplaması için birkaç güne ihtiyacı vardı. kral théoden merry'i yanında kalması için silahtarı olarak görevlendirdi. bu sırada aragorn ve yoldaşları dunharrow'a varmışlardı. orada éowyn de onlara katılmak istedi. fakat aragorn, şehrin geçici hükümdarı olduğuna ona hatırlatarak, gelmesine izin vermedi. ertesi sabah, grup "ölülerin yolu"na doğru yola çıktı. orada isildur'un sözünü yerine getirmeyen ve isildur tarafından lanetlenen sonunda yeminlerini yerine getirmediklerinden hiç huzur bulamayan, ölü insanların gölgeleriyle karşılaştılar. şimdi aragorn, isildur'un varisi olarak onların savaşta yardım etmeleri için emir verdi. böylece yeminleri yerine getirilmiş olacaktı. sonunda aragorn ve yoldaşları, ölülerinden gölgelerinden oluşan büyük bir orduyla pelargir'e doğru yola çıktı.

    ııı – rohan’ın toplanışı - bu sırada théoden ve ordusu dunharrow'a varmıştı. orada éowyn'i kendilerini beklerken buldular. éowyn; aragorn ve arkadaşlarının rohanlılar tarafından az anılan, sadece efsanelerde duydukları ve kullanmaktan korktukları "ölülerin yolu"na gittiklerini söyledi. ertesi gün gondor'dan denethor'un ulağı geldi. gondor'un düşman saldırısı altında olduğunu, olabildiğince hızlı yardımlarını rica etti. bunun üzerine théoden, aynı gün ordusunun bir kısmının savaşa hazırlanmasını emretti. o sabah mordor'un kara bulutları bütün gökyüzünü karanlığa boyamıştı. théoden merry'nin kendisi ile beraber gelemeyeceğini; ülkesine geri dönene dek éowyn'le beraber ülkeyi yönetmelerini rica ile emretti. ta ki saklımiğfer adında bir süvari, ona gizlice, onu yanında gondor'a kadar atında taşımayı teklif edene kadar. merry'de bu teklifi memnuniyetle kabul etti.

    ıv – gondor kuşatması - ertesi sabah, karanlık bütün gökyüzünü kapladığı zaman, gandalf pippin'e kule muhafızlığı üniforması verilmesi için onu denethor'a götürdü. sonra pippin ve muhafız beregond karşılaştılar ve beraberce konuşup şehrin duvarlarında uzaklara baktılar. o akşam faramir, bütün gece kendisini ve askerlerini kovalayan nazgul'den güç bela kurtularak minas tirith'e geri döndü. pippin de gandalf ve faramir'in denethor'la buluşmalarına eşlik etmişti. faramir hudutta olan olayları ve frodo ile karşılaşmalarını anlattı. bunun üzerine denethor bütün bu olaylara sinirlenip, gandalf'la "tek yüzük"ün kendisine emanet edilmesi gerektiğini tartıştı. ertesi gün faramir, anduin nehrini geçerek düşmanla savaşmak üzere şehri tekrar terk etti. fakat askerleri iyi hazırlanmış düşmana karşı dayanamadı. birinci gün sonunda hayatta kalanlar şehre geri sığındılar. faramir ise zehirli bir okla ölümcül yaralanmıştı. nazgul efendisi komutasında büyük bir düşman ordusu minas tirith'in etrafını kuşattı ve büyük büyük siperler kazıp, içlerini ateşle doldurdular. bunlarla da yetinmeyip ateş fırlatan mancınıklar kurdular. bütün şehir alev alev yanıyordu. denethor yenildiğini kabullenince faramir'le kendisini yakmaya karar verdi. sonra pippin'i azat etti.denethor'un deliliğini durdurmak isteyen pippin,olanları gandalf'a söyledi.bu sırada düşman cümle kapısını kırarak içeri sızdı. nazgul efendisi atını içeri sürdü. onu gören herkes korkudan kaçmıştı, biri hariç: gandalf. şehre giremeyeceğini ve geri dönmesini emretti. bu sırada kuzeyin koca boruları deliler gibi üfleniyordu. sonunda rohan gelmişti.

    v – rohirrimin gelişi - gondor'a doğru atlarını süren rohan ordusu dördüncü günün sonunda şehre ulaşmıştı. bir gece merry gizlice, théoden ve éomer'in ormanın vahşi insanlarının başkanı ghân-buri-ghân'la konuştuklarını dinledi. ghân'ın dediğine göre orklar, minas tirith yollarını tamamen ele geçirmişlerdi ve sayıları geçilmeyecek kadar çok fazlaydı. bunun üzerine ghân, onlara ormanın içlerinde bulunan, terkedilmiş ve orklar tarafından da bilinmeyen bir yolu kullanmalarına yardımcı olacaklarını söyledi. ormanın vahşi insanları sayesinde rohanlılar kolaylıkla gondor'a girdiler. bütün düşman ordusu şehrin duvarlarını yıkmakla meşguldü. tam mordor ordusu cümle kapısını yıkmak üzere iken, théoden savaş borusunu çaldı ve tüm rohanlılar düşmanla savaşa girdiler.

    vı - pelennor çayırları savaşı - ilk hücumda, théoden güneylilerin şefi haradrim'i öldürdü. fakat nazgul efendisi de gizlece théoden'in yanına yaklaşmıştı. onu gören théoden'in atı, korkudan şaha kalktı ve kralı da altına alarak yere devrildi. o anda kralın yanında sadece saklımiğfer adında gizlenen éowyn vardı. cesaretleri sonunda yerine gelen merry ve éowyn, nazgul efendisi ve bineğini öldürdüler. éowyn'in çatışma sırasında kolu kırılıp bayılmıştı. kral théoden ölmeden önce merry'e veda ederek; éomer 'i kral ilan etti. minas tirith'in şehre sadık, yerinde kalan askerleri de rohirrim askerlerine katılarak savaşa girdiler. théoden ve éowyn'i taşıyanları karşılayan prens imrahil; éowyn'in hala yaşıyor olduğunu fark ederek onu şifa evlerine gönderdi. rohan ve gondor'un gücü düşmanın büyük ordusu karşısında yavaş yavaş azalıyordu. bu anda umbar korsanlarının gemilerinden bir filo anduin'i geçip, kıyıya vardılar. tüm rohan ve gondor, savaştan ümidini kesmişlerdi. düşman ordusu, korsanların geldiğini zannedip daha bir şiddetle saldırıya geçtiler. fakat hiç umdukları gibi değildi. en öndeki gemide bir bayrak açıldı. elrond'un kızı arwen'in aragorn'a verdiği bayraktı o. böylece varmıştı isildur'un varisi arathorn oğlu aragorn "ölülerin yolu"ndan gondor krallığına. şimdi savaş gondor ve rohanlıların öncülüğünde devam etti ve günün sonunda etrafta bir tane bile canlı düşman kalmadı.

    vıı – denethor’u yakmak için çatılan odunlar - bu sırada gandalf ve pippin denethor'un kendine ve oğlu faramir'e zarar vermesini önlemek için mezarlığa koyuldular. orada beregond'a denethor'un yapacaklarını anlatarak, gandalf'ın mezarlığa girmesi için onu ikna ettiler. gandalf hala bir ümit varolduğunu denethor'a anlatmaya çalışsa da, denethor mordor ordusunun galip geleceğine karar vermişti kendi fikrince. sonra denethor bir meşale yakarak, orada hazırlanan odunların içine attı, kendisi de yanan ateşin içine girip, yanarak öldü. yangından sonra küllerin içinde ak kule'de saklanan palantír bulundu. irfanı iyice azalan denethor'un, tehlikeler arttıkça o taşa baktığı ve karanlıklar efendisi sauron tarafından kandırılmış olduğu anlaşıldı. gandalf palantír i alarak, faramir'i şifa evlerine götürdü.

    vııı – şifa evleri - artık kuvveti tamamen tükenmiş olan merry, théoden'i taşıyanları takip ederken yanlış bir yola sapmıştı. kendi kendine dolaşırken pippin'le karşılaşıp, beraber şifa evlerine gittiler. orada gandalf ve "kralın elleri, bir şifacının elleridir." diye bir tekerlemeyi ima eden ioreth adında yaşlı bir kadın vardı. bunun üzerine gandalf, aragorn'u bulmaya gitti. aragorn, mordor ve tüm kuvveti yok olmadan şehrin içine adım atmak istemiyordu. fakat hastalara yardım etmek için şifa evlerine gitmek zorundaydı ve sonunda gitti. sırayla faramir, éowyn ve merry'e baktı. faramir zehirli bir okla yaralanmıştı. fakat hastalığının esas nedeni bu ok değil nazgul'ün kara nefesini solumasıydı. éowyn ve merry ise nazgul efendisine göğüs gererken onun gölgesi altına girmiş ve karanlıklara dalmışlardı. aragorn, "athelas" adında bir otu sırasıyla; faramir, éowyn ve merry'e koklattı. hepsi de uyandı fakat birkaç günlük istirahata ihtiyaçları vardı. o gün aragorn ve elrond'un oğulları sabahın erken vakitlerine kadar şifa evlerinde çalıştılar.

    ıx – son müzakere - ertesi gün, legolas ve gimli şehre girdiler. orada prens imrahil ile karşılaşıp, şifa evlerinde pippin ve merry'i ziyaret ettiler. legolas ve gimli onlara "ölülerin yolu"nu, aragorn'un gölgeleri kendisi için savaşmaları için çağırışını, umbar korsanları ile anduin'i nasıl geçip, pelennor çayırları savaşı'na katıldıklarını anlattılar. bu sırada gandalf, aragorn, imrahil, éomer ve elrond'un oğulları arasında bir toplantı yapılıyordu. gandalf, mordor'un kara kapısına gidilmesini öneriyordu. çünkü bu anda sauron bütün dikkatini onlara çevirip, mordor'un içi boş kalmış olacaktı. bu sayede de yüzük taşıyıcısının orodruin'e ulaşma ve yüzüğü yok etme şansı ortaya çıkacaktı. eğer yüzük uzun bir süre daha var olursa, sauron'un gücü daha da büyüyüp, savaşın şimdiden galibi olacaktı. plan herkesçe kabul edildi ve yedi bin asker, iki gün içinde ayrılmak üzere hazırlanmaya başladı.

    x – kara kapı açılıyor - batı ordusu mordor'un kapısına yaklaşmıştı. her gün birkaç tellal kralın geliyor olduğunu davul ve borazanlarla ilan ediyordu. fakat karşı taraftan karşılık gelmiyordu. düşündüler ki mordor'da sadece küçük bir ork ordusu ile savaşacaklardı. sonunda bütün ordu mordor'un kara kapısı'na vardı. ve sauron, dışarı çıkıp, şeytani hareketlerinin cezasını düzeltmesi için tellallar tarafından çağırıldı. bir müddet sonra kendisine sauron'un ağzı diyen, sauron'un ulağı ve kara kule'nin hizmetkarı olan sefil görünüşlü bir elçi geldi. elçi, casusluk yapan bir hobbit yakaladıklarını (frodo) ve onu serbest kalması için batının efendilerinin bir daha sauron'a karşı savaşmamaya söz vermelerini istedi. aksi taktirde frodo'ya işkence yapacaklarını söyledi. gandalf bütün şartları reddedip, frodo ve sam'in eşyalarını alarak geri çekildi. bunun üzerine sauron tuzağını harekete geçirdi. kara kapı tamamen açıldı ve akarsu gibi hızlı bir ordu aktı üstlerine. birkaç kez savaş batı üstünlüğüne geçse de, gittikçe batı çok kayıplar verdi. pippin kocaman bir devin karnını deşip öldürmüştü. fakat sonra baygınlıkla yere yıkıldı.

    kralın dönüşü
    6. kitap

    bölümler:
    ı - cirith ungol kulesi - sam sonunda frodo'yu kurtarmaya karar vermişti. etrafta frodo'nun tutulduğu kuleye girmek için bir yol aramaya başladı. kule "iki gözcüler" tarafından korunuyordu. her birinin üç birleşik bedeni, biri dışa, bir içe ve biri kapıya bakan üç başı vardı. kimsenin giriş ve kaçışına izin vermiyorlardı. içeri nasıl gireceğini düşünürken sam'in aklına galadriel'in şişesi geldi. şişeyi çıkartıp, kapıdan kolayca geçmeyi başardı. içeride birbirleriyle kavga edip ölen orkların cesetleri vardı. sam etrafa bakınırken küçük bir orkla karşılaştı fakat ork korkudan kaçtı. sam onu takip etti ve bir kapının önünde durdu. içeriden iki orkun bağırışları duyuluyordu. biri kulenin komutanı shagrat, diğeri ise askerlerden snaga idi. birden ikisi kavga etmeye başladı. öleceğini anlayan snaga kaçtı. shagrat ise yardım bulmak için dışarı çıktı. bu sırada sam'de frodo'yu aramaya başladı. ararken frodo'nun söylediği şarkıyı duydu ve sesi takip ederek onu esir edildiği yerden kurtardı. hemen ayrılmak için hazırlanmaya başladılar. sam, frodo'ya giymesi için bir takım ork elbiseleri getirdi. galadriel'in şişesini kullanarak tekrar gözcüleri geçtiler. fakat onların kaçışını sezen yaratıklar acıyla uludular. karanlıkta, çok yukarılardan bir yerden nazgul'ün cevap veren çığlığı duyuldu.

    ıı – gölge diyarı - sam ve frodo, birkaç gün kuzeye doğru yol aldılar. yiyecek ve su sorunları vardı. ve her adımda da yüzük frodo'ya daha da ağır geliyordu. bir gece sam gollum'un onları takip ettiğini fark etti ve daha dikkatli davranmaya başladılar. ertesi gün yollarına devam ederlerken, ork ordusuyla karşılaştılar. üstlerinde ork elbiseleri olduklarından onların hobbit olduklarını farkedemediler. fakat onları da orduya katıp, udun yokuşuna doğru hepsi yola koyuldular. şans eseri bölük udun'un girişine yaklaşınca, orklar arasında çatışma çıktı. ve hobbitler fark edilmeden kaçmayı başardılar.

    ııı – hüküm dağı - hobbitler, hüküm dağı'na doğru birkaç gün ork yolunu takip ettiler. bu yol; yeşilliklerle dolu, doğruca dağa çıkan, yol üzerinde de birkaç su kuyuları bulunan kayalık bir yoldu. fakat dağa gitmek için bu yolu bırakmak zorunda idiler. yolculuklarını kolaylaştırmak için, yanlarında artık ihtiyaçlarını duymayacakları eşyaları bıraktılar. ikinci gün sonunda orodruin'e vardılar, fakat artık ne suları ne de yiyecekleri kalmıştı. ertesi gün dağa tırmanmaya başladılar. fakat yüzüğün ağırlığından artık gücü kalmayan frodo'yu sam taşımak zorunda kaldı. zirveye yakın yerlerde gollum'la karşılaştılar. fakat o da açlıktan güçsüz düşmüştü. gollum, elinde sting olan sam'in zarar vermemesi için ona yalvardı, ona acıyan sam de bir tekme atarak onu yanlarından uzaklaştırdı. bu sırada frodo, sammath naur'a, kıyamet çatlağına ulaşmıştı. fakat her nedense, yüzüğün gücü galip geldi ve yüzüğü atmaya reddetti. bu sırada gollum frodo'ya saldırıp yüzüğün takılı olan parmağı ısırarak kopardı. her şeyin sonunda gollum kıymetlisini tekrar ele geçirmişti. tam gözlerini kaldırmış, yüzüğü zevkle seyrediyordu ki adımını çok ileri attı, tökezledi ve bir çığlık atarak çatlaktan aşağı düştü. derinlerden son bir kez "kıymetlim" feryadı yükseldi. sam frodo'ya koşarak onu kaldırdı ve kapıya taşıdı. ikisi dağın yok oluşunu izlediler.

    ıv – cormallen kırları - mordor'un ordusu, batının komutanlarının askerlerini kabaran bir deniz gibi yutuyordu. ta ki yelhükümdarı gwaihir ve kuzeyin kartallarının en büyüğü olan landroval gelene kadar. tam bu sırada yüzük orodruin'in ateşine düşmüştü. düşüşle beraber kara kapı paramparça olup, sauron'un ruhu yok olmuştu. bunun üzerine mordor ordusunun büyük bir kısmı kaçmaya başlamış, bir kısmı da silahlarını atarak merhamet diliyordu. gwaihir ve iki kartal gandalf'ı da yanlarına alarak hüküm dağı'na; frodo ve sam'i kurtarmaya gittiler. onları oradan kurtarıp uzaklara taşıdılar. iki hobbit birkaç gün deliksiz uyumuşlardı ve uyandıklarında ithilien'de cormallen kırlarında batı orduları tarafından coşkuyla karşılandılar. ithilien'de arkadaşlarına hikayelerini anlatarak, birçok güzel gün yaşadılar. ta ki bütün batı ordusu gemilere binip gondor'a gelene dek.

    v – vekilharç ile kral - bu sırada éowyn ve faramir, yaraları iyileşinceye kadar şifa evlerinde beklediler. éowyn çok mutsuzdu çünkü aldığı yara yüzünden burada çok fazla vakit geçirmişti ve aslında o, savaşta ölmüş olmayı diliyordu. bir gün öğle vakitlerinde şehrin üzerinde bir kartal göründü; "savaşın kazanıldığını, sauron'un yok olduğunu bağırıyordu. "faramir ile éowyn o gün tanıştılar ve o günden sonra faramir ve éowyn birlikte bir çok vakit geçirdiler. ve birbirlerine aşık oldular. sonunda batınnı komutanlarının orduları şehre girdi ve aragorn "kral elessar" olarak gondor kralı oldu. ve faramir'e ithilien prensliği'ni verip emyn arnen tepelerine yerleşmesini buyurdu. yüzük yoldaşları, minas tirith'te birçok gün geçirdiler. aragorn'un bir işaret beklediğini biliyorlardı. bir gün gandalf bir dağ patikasına çıktı ve orada kutsanmış topraklarda "ak ağaç"ın bir fidanını buldu. aragorn da fidanı büyük bir hürmetle avludaki kaynağın başına dikti. birkaç gün sonra kuzeyden zarif elfler (galadriel, celeborn, elrond ve arwen) şehre geldiler. elrond, aragorn'a kraliyet asasını verdi ve aragorn arwen'le, kralların şehrinde, yaz ortası günü evlendi ve uzun süren bekleyişleri ve çabaları nihayete erdi.

    vı – nice ayrılıklar - arwen, gri limanlara gitme hakkını frodo'ya verdi. çünkü aragorn'la evlenerek ölümlü olmayı seçmişti. éomer ile gimli ise galadriel'in güzelliği konusundaki tartışmalarına son verdiler. sonunda şehirden at sürmesi için büyük ve cesur bir bölük hazırlandı; kral théoden'in naaşını rohan'a getirmek için. defin işleri bittikten sonra éomer, faramir ve éowyn'in düğünlerini ilan etti. sonra isengard'a gidip orada ağaçsakal ile karşılaştılar. gimli ve legolas ilk önce fangorn ormanını, sonra miğfer dibi mağaralarını ziyaret ettiler. geri kalanlar, yollarını kuzeye evlerine yönlendirdiler. bir süre sonra da aragorn, minas tirith'e gitmek üzere onlardan ayrıldı. daha da eksilen grup yollarına devam ederken saruman'la (grima ile beraber dilenci gibi dolaşıyorlardı) karşılaştılar. geri kalanlar içinden lórien halkı eregion'da ayrıldılar. şimdi yolcular yollarını rivendell'e çevirdiler. orada hobbitler bilbo'yla karşılaşıp beraber birçok mutlu gün yaşadı. sonunda shire'a dönmeye karar verip, gandalf ve hobitler bree'ye doğru yola çıktılar.

    vıı – memleket yolu - bir gün frodo omzunda tekrar acı hissetti. çünkü o gün yaralanalı tam bir yıl oluyordu. fakat günün sonunda acı ve huzursuzluk geçti, frodo yeniden neşelendi. birkaç gün sonunda bree'ye vardılar. bay kaymakpürüzü onları sevinç ve hayretle karşıladı. beraber uzun uzun yaptıkları ve maceraları hakkında konuştular. kaymakpürüzü işlerin çok kötü olduğundan dert yanıyordu. çünkü şehre devamlı yabancılar ve şeytani orklar girip çıkıyordu. halk da onlardan korkup evlerinden dışarı çıkmıyordu. fakat kaymakpürüzü, kralın tekrar tahta geçtiğini duyunca çok mutlu oldu. ayrıca sam'in midillisi bill de bree'ye geri dönmüştü. sam'i o gece bill'i ziyaret etmeden yatıramadılar. grup, sıçrayan midilli'de iki gün kaldı ve ikinci gün sabah erkenden shire'a gitmek için yola çıktılar. gandalf, tom bombadil'i ziyaret etmek için gruptan yolda ayrıldı. ayrılmadan önce de yoldan ayrılmamalarını, acele etmelerini önerdi.

    vııı – shire temizliği - dört hobit, shire'a vardılar ve birçok şeyin değişmiş olduğunu gördüler: brendibadesi köprüsü kapılarla kapatılmıştı ve iki hobbit tarafından da içeri girmelerine izin verilmemişti. görünüyordu ki lotho baggins, çıkın çıkmazının efendisi olmuş ve kendisine "şef" denmesini istemişti. ayrıca bir çok adil olmayan kurallar da koymuştu kendi aklınca. shire birçok yabancı ile dolup taşmıştı: bir çoğu da çekik gözlü isengardlılara benziyordu ve bir çok evler yakılıp, talan edilmiş; yerine kara kara binalar dikilmişti. dört hobbit kuralları çiğneyip, o gece şerifin evinde kaldılar. ertesi gün frogmorton'da bir emniyet şifi takımıyla karşılaştılar fakat hiç biri de onları tutuklayamadı. çünkü hepsi de dört korkusuz ve iyi giyinmiş zırhlı hobbitlerden korkuyordu. hobbitler, çiftçi pamuk'un yardımıyla halkı yabancılardan arındırmak üzere ayaklandırdı. bunun üzerine bir grup yabancı isyanı durdurmaya teşebbüs etti fakat başarısız oldular. pippin, büyük bir took ahalisi ile beraber yabancıları tamamiyle kovmak için atağa kalkıştı. sonra frodo ve arkadaşlarının başkanlığında bir grup hobbit, lotho'yu bulmak üzere çıkın çıkmazına doğru yola çıktılar. fakat lotho'nun yerine bütün bu olanları hazırlayan saruman'ı buldular. ona ve yanında solucandil'e (saruman'ın emri ile lotho'yu öldürmüştü.) shire'ı terketmesini söylediler. çok sinirlenen saruman, solucandil'e tekme atarak, gitmeleri gerektiğini söyledi. solucandil ise öfke ve kederle saruman'ın boğazını hançerleyerek öldürdü. bunun üzerine üç okçu hobbit tarafından grima da öldürüldü. böylece yüzük savaşı da son bulmuş oldu.

    ıx – gri limanlar - 1420 yılı her şeyiyle shire'da muhteşem bir yıl olmuştu. tüm shire halkı saruman'ın adamlarının zarar verip, yok ettiği şeyleri tamir etmekle meşguldü. sam galadriel'in hediyesini hatırladı ve kutuda ortası gümüş kabuklu minik bir cevize benzeyen tek bir tohumun bulunduğu, yumuşak ve ince, gri renkli bir toz buldu. böylece sam; özellikle tahrip edilmiş ağaçların olduğu yerlere fidan dikti ve her birinin dibine kıymetli tozundan bir zerre bıraktı. minik ceviz tohumunu da davet bahçesi'ne; bir zamanlar davet ağacı'nın durduğu yere dikti. ve bahar geldiğinde çok güzel bir mallorn fidanı boy verdi. o sene sam gamgee, gül pamuk ile evlendi. frodo tekrar çıkın çıkmazındaki evine taşındı. sam ve gül ile beraber yaşamaya başladılar. gelecek sene ilk çocukları elennor doğdu. fırtına tepesi'nde ve cirith ungol'da olan olayların yıl dönümünde, frodo tekrar omuzunda acı hissetti. 1441 eylül ayına girdiklerinde bilbo'nun yaş günü yaklaşıyordu. frodo ve sam tekrar hazırlandılar. (sam ayrıkvadi'ye gideceklerini sanıyordu.) daha henüz shire ormanlarında iken elrond, galadriel ve bilbo'yu içeren zarif elf halkından bir kalabalıkla karşılaştılar. sonunda sam, frodo'nun da onlarla beraber gri limanlara gidip, elfler ve bilbo'yla beraber denizi aşmak istediğini anladı. limanda, gemi ustası círdan ve gandalf'ı onları beklerken buldular. gandalf da onlarla beraber denize açılacaktı. gandalf, sam'in eve geri dönüşte yalnız kalmaması için merry ve pippin'i de çağırmıştı. böylece elf gemisi orta dünya'yı terk edip, batıya doğru "yüksek deniz"e yola çıktı. sonunda üç arkadaş shire'a geri döndüler.

    the fellowship of the ring
    book 1

    chapters:
    ı - a long-expected party - the story begins with the eleventy-first birthday party of mr. bilbo baggins, a hobbit who has been a bit of a celebrity in the shire for many years. he is a wealthy hobbit and he has many friends and admirers. one of his younger cousins is frodo baggins who bilbo has adopted as an heir. since frodo and bilbo have the same birthday (september 22) they plan to share a party and a lot of excited gossip precedes the party. the fireworks of the wizard, gandalf, who has carts of his equipment and magic stuff sent in advance, provide entertainment. as a social event, the party is successful.
    bilbo makes an announcement to the crowd, saying that he is "immensely fond of you all" but "this is the end. ı am going. ı am leaving now. good-bye!" after saying this, bilbo vanishes. this is on account of a magic ring that he has obtained in an adventure (that is described in detail in tolkien's book, the hobbit). bilbo then reappears inside of his home, well away from the party. bilbo is leaving for the city of the elves, which is known as rivendell and he has left everything to his heir, frodo. ıt is the wise wizard gandalf who convinces bilbo that he should also turn over the magical ring that he had won from a creature called gollum. by this time, however, bilbo is already a little attached to the ring (mainly for the powers of invisibility that it offers). throughout the novel, we will find that this ring holds a special power over the bearer.
    bilbo offers the ring to gandalf but in the end gandalf suggests that the ring be given to frodo. some of the other belongings are distributed to neighbors, friends and relatives. gandalf remains with frodo and bilbo heads off on his new adventure. this is really not a permanent farewell and three will be reunited quite a while later.

    ıı - the shadow of the past - the story continues quite some time after the birthday party featured in chapter one, though frodo, as he ages and bilbo remains unseen, continues to celebrate the feast. gandalf has another meeting with frodo and to be sure, the wizard is not entirely welcome in the shire. gandalf is benevolent and well-meaning, but the hobbits want frodo to settle down and cultivate some "hobbit-sense" as opposed to the magic of gandalf and whatever caused bilbo to disappear. (ındeed, bilbo had always been in troubles of a magical nonsensical variety).
    gandalf does not have very good news for frodo, as is overheard by a hobbit named san gamgee - and of course, the news involves the ring that has been left to frodo. when gandalf informs frodo that the ring is incredibly powerful, frodo replies that he had been warned in a letter and that he has worn the ring on his neck and not actually worn it on his finger. gandalf replies that this is very wise and he then proceeds to explain the history of the ring and the imminent danger that looms over frodo. frodo's interjection: "how terrifying" is a good indicator of how out of the ordinary the ring's history is - as opposed to the humble, peaceable life of a hobbit.
    the history of frodo's ring is as follows: after gandalf saw the negative effects on bilbo, he suspected that they had a great ring of elfish creation, on their hands. with frodo, gandalf tosses the ring into a fire and ancient runes in the language of mordor appear on the ring. these confirm the ring's great and evil power: "one ring to rule them all, one ring to find them, one ring to bring them all and in the darkness bind them." frodo's ring belongs, in fact, to sauron, the dark lord who desires to claim the ring.
    of course, the ring's history contains a fair share of battle, bloodshed and changing of hands. ısildur stole it from the dark lord and it was lost after ısildur's death - only to be found by deagol, who was murdered by his brother smeagol, who metamorphosed into gollum - the creature that bilbo stole the ring from in the hobbit. gollum then went down into the land of evil, called mordor, and joined forces with sauron, notifying him that bilbo baggins has possession of the ring. armed with this information, sauron and his henchmen are on their way to the shire to get the ring. gandalf advises that frodo make haste and escape with the help of sam gamgee. the ring has to be destroyed or else the middle earth remains in perpetual peril of sauron - for he can do great evil with the power of the ring and basically enslave the free people, hobbits and elves included. unfortunately, orodruin, a fiery mountainous fortress, is the only place where the ring can be destroyed. and of course, orodruin is in the evil land of mordor. hence, the story begins in earnest. frodo must avoid the evil contaminating power of the ring, escape the henchmen out to apprehend him, and see that the ring is destroyed. at least he has gandalf on his side, and more help is sure to come.

    ııı - three is company - gandalf is rather direct in the warning that he issues to frodo at the start of the chapter: "you ought to go quietly, and you ought to go soon." frodo takes quite a while to get ready for his departure though as he was very comfortable living at bag end, bilbo's house in the shire. frodo does not know precisely where he is going to go and gandalf explains a good deal to him about the necessary for secrecy. frodo sells bag end and he heads for rivendell, which is the elf-town in the east. apparently, this is where bilbo was headed when he departed town.
    as is expected, frodo's sale of bag end is a subject of gossip and most of the hobbits believe that when frodo moved in with the help of a friend named merry brandybuck, he intended to stay in the little house in a place called crickhollow. meanwhile, gandalf remains in the shire for about two months and in his next encounter with frodo, he reiterates the warning concerning the ring: "don't use it!" frodo still seems to be more concerned about his relatives, the sackville-bagginses and the inheritance of the belongings that he has left at bag end. packing continues with the help of merry and fredegar "fatty" bolger.
    frodo is now surrounded by a small company of compatriots: sam, his father (who is a gaffer), merry and pippin. frodo makes his way to crickhollow, which is in buckland, and not a moment too soon, for as they are leaving he overhears a voice asking questions about his location and departure. on the road, frodo and the group hear hoof steps coming behind them and frodo is overwhelmed with fear. the group goes into the shrubbery on the side of the road. the mysterious rider is dark and black, the face is obscured but the intent seems clearly ominous. sam identifies the figure as the person who was asking questions earlier. the dark rider is scared away by the elves that arrive on the scene, singing. they keep the hobbits for the night and protect them, but they are gone in the morning.

    ıv - a short cut to mushrooms - frodo has been protected by the elves, which are among the free people, opposed to the evil sauron. he wakes up from his sleep in the ferns and feels quite refreshed. sam and pippin are with him and they enjoy the food that the elves have left. frodo announces that the plan for the day is to walk to bucklebury as soon as possible. unfortunately, there are bound to be more black riders ahead. after offering his perspective on the dangers ahead, frodo asks sam if he is still willing to accompany him on the journey. sam eagerly swears his loyalty, saying, "if any of those black riders try to stop [frodo], they'll have sam gamgee to reckon with." this lightens the scene a bit.
    understandably, frodo does not want to risk being seen on the road and so the company takes several detours into the countryside rather than traveling on the road. even with this precaution, they cannot avoid coming across black riders, though they successful navigate their way through the scene. as the chapter comes to a close, frodo adjusts the course yet again and the company arrives at the mushroom plantation of farmer maggot. frodo knows maggot from his youth and the farmer transports them in a covered wagon. they are heading to the ferry of the brandywine river and soon enough, merry is present on the scene to ferry them into buckland.

    v - a conspiracy unmasked - the hobbits continue along ferry lane and when they approach the ferry, merry leads the way over the brandywine river. the friendly bucklander people, who were very fond of boats, inhabit this area of the marsh. as they are traveling, the hobbits realize that they are being followed by a dark shrouded figure. they hurry and narrowly escape. soon they arrive at frodo's new home in crickhollow, which does look very much like his old home. fatty bolger greets them and the group is soon merry and jovial with plenty of food and drink abounding.
    ın discussing frodo's future, the hobbits express their desire to help frodo on his adventure but frodo expresses misgivings. eventually, his friends are forced to admit that they know much of the secrets involving bilbo's disappearance, gandalf's advice and the ring enabling its bearer to disappear. at first, frodo is horrified that his friends would spy on him but in the end, he is comforted by the extent of their willingness to protect him and the sacrifices they are willing to make on his behalf in spite of their limited knowledge. planning the journey, for frodo cannot stay long, it is agreed that the group will avoid the main road so as to elude the black riders. but this forces them to sojourn in the old forest - a rather unpalatable option. fatty bolger remains at crickhollow to keep up appearances; he will also brief gandalf on what has transpired whenever gandalf arrives.

    vı - the old forest - frodo wakes up and finds merry urging him to get ready to go. the others are already awake and time is of the essence. soon after six o'clock they are ready to leave and fatty bolger accompanies them for a bit, before returning to crickhollow. merry leads the company along a hedge until he reaches the entrance of the old forest. at this point, the hobbits enter, intending to take a very direct route that avoids traveling through the center of this rather formidable place. at one point, they find a place called bonfire glade and this location affords them a view of the forest, the large tracts of land that they still have to cross - and it is also a respite from the dense thick forest.
    bonfire glade is also a piece of evidence attesting to the difficult and awkwardly strained relationship between the hobbits and nature. the trees attack the hobbits and the hobbits respond in kind. at one point in their journey, the group encounters some of this hostility first-hand. trees shift to block the straight-forward route, edging the caravan deeper into the center of the old forest. roots jut out from the ground in order to trip the ponies. ultimately, an especially aggressive tree called old man willow encircles two of the hobbits and they are trapped inside of the tree. fortunately, a fellow by the name of tom bombadil is passing through the area and he is very well acquainted with the antics of old man willow. he rescues the hobbits and brings them to safety in his own residence. again, the company has been saved.

    vıı - in the house of tom bombadil - when the hobbits enter tom bombadil's house, his wife, goldberry, greets them. she has long blond hair and she is wearing a green gown; she is surrounded by water lilies and she looks like she is enthroned as a queen. she tells them to "laugh and be merry" and also to "fear nothing! for tonight you are under the roof of tom bombadil." tom escorts the hobbits to a room where they are able to wash themselves and prepare for a meal. because they are in the company of tom bombadil, the hobbits are very merry and their fears subside. they are surprised to discover that they are singing out loud at the table. that night, frodo dreams about the black riders and when he wakes in the middle of the night, he questions his own courage. ıt is not long, though, before he falls asleep again. the hobbits spend the next day in bombadil's house because of the impending rain.
    during the day, the hobbits listen to tom's many stories that really comprise a history of the region. both tom and the old forest are old survivors who have seen many things. tom explains that he is "eldest" and that he "was here before the river and the trees." later in the evening, tom plies the hobbits with questions, though he already knows much of their story. the hobbits show him the ring and when he puts it on his finger, he does not disappear. the hobbits are a little concerned, but tom keeps them calm and they settle down for the night.

    vııı - fog on the barrow-downs - the night is fairly quiet until frodo hears a sweet singing sound while he is sleeping. after breakfast, the hobbits leave bombadil's house and a little bit later, while they are on the road, they look back in the direction of the house and they see goldberry waving at them. goldberry encourages them and reminds them to hold to their purpose. the group continues, moving along the road as it slowly transforms into a valley, which is only followed by more valleys. after a few hours, they see that they are descending into the forest. they wake up, after a few hours of unintended sleep, feeling groggy and miserable.
    as they travel, a cold, damp mist that seems to be entrapping them surrounds the hobbits. darkness looms ahead and frodo hopes that they have found the north-gate of the barrow-downs, their exit from the forest. ınstead, frodo falls into the darkness and finds himself alone - even his pony is gone. frodo calls out for sam, pippin and merry but he cannot find them; then, he hears cries of "help, help!" an evil-sounding voice groans from the ground and the last thing frodo remembers is an icy grip that seizes him. frodo wakes up and discovers that he is trapped inside of a barrow. frodo makes his way to the others and finds that they are under a magical spell, soon to be killed. when frodo hears an evil song (incantation) in the air, he calls for tom bombadil, who soon appears on the scene. the hobbits are saved (again) and tom banishes the barrow-wight from the region. the hobbits are reunited with their ponies and bombadil travels with them until they make their way out of the forest. they continue on, heading for an old inn called the prancing pony, located in the town of bree.

    ıx - at the sign of the prancing pony - bree is the main town in bree-land and the men (humans) in bree are friendly and familiar with hobbits, dwarves, elves and other non-human inhabitants of the region. when they make their way to the prancing pony, the hobbits find that they are not the only guests. frodo takes on an alias (mr. underhill) because he does not want to find any trouble with the black riders. a man called barliman butterbur runs the establishment. ınside the inn, the hobbits find the bree-hobbits to be rather inquisitive and nosy. frodo becomes especially worried when he sees an old, weather-beaten man in the corner of the room, staring at the new arrivals. this man is called strider and frodo worries that he is in league with the black riders.
    meanwhile, pippin (whose alias is "took") has become a drunken spectacle. he is telling the story of bilbo's farewell party and frodo is worried that pippin will unwittingly reveal the secret of the ring in recounting bilbo's disappearance. trying to mend the situation, frodo takes the attention from pippin by standing on top of the table and beginning a comic song. he is nervous and so he starts fidgeting in his pockets and he accidentally slips the ring onto his finger. he vanishes - accidentally. panicking, he moves to the corner and joins strider again. the hobbits want to know how mr. underhill (frodo) has managed to disappear and then reappear. mr. underhill insists that he has done no such thing. the chapter ends just as the innkeeper, mr. butterbur, confronts frodo, with an important message.

    x - strider - strider goes to the hobbits' room and tells them that he has some good advice to give them - if they will give him a reward. he wants to be taken along. frodo, of course, refuses to make a deal until he learns more about strider. strider tells frodo that he heard the hobbits talking, as they arrived in bree and created false names. strider then reveals that he has been looking for a hobbit named frodo baggins and he is glad that he has found him. strider tells frodo that his accident with the ring has made his position dangerous and he might find trouble with various villains in the town (including a guy called bill ferny).
    mr. butterbur comes to the room with a letter from gandalf, addressed to frodo baggins. the letter is a few months old and when frodo reads it, he realizes that gandalf warned of danger well before the hobbits actually left the shire. gandalf has also introduced strider as another figure who can be trusted. under strider's guidance, the hobbits put bolsters under the sheets of their beds so that they appear to be in their rooms. then, they move to the parlor and sleep their while strider watches over them.

    xı - a knife in the dark - while the hobbits are sleeping in the inn at bree, fatty bolger is kept awake at the house in buckland. there are three black figures roaming the house and there is a voice that says "open, in the name of mordor." this breaks the door down but fatty bolger has already escaped to the nearest house, more than a mile away. he is babbling but the villagers understand that an invasion is underway and as they prepare for battle, the black figures flee. after the wake, the hobbits return to their rooms and find the bolsters slashed to pieces. the stable-doors had been opened in the night and the ponies were gone. they are forced to buy an expensive pony from bill ferny and they make their way out of bree.
    they travel off of the road and into the forest to avoid the black riders and with strider leading them, the hobbits have five days of relative calm and security. strider tells stories and sings old songs that celebrate heroes and old rulers. he also warns them not to use the word "mordor" when they are outside. they soon find a message that gandalf has left, scratched into a tree, indicating that he had been at that location on october 3 (3 days before them). clearly he was in danger and could not leave a longer message. the hobbits see black riders moving towards them and, of course, they are frightened. strider defends them well, using his firebrand. frodo is afraid and he gives into his temptation to put on the ring. ınvisible, frodo is also more imperiled. he sees the riders clearly and one of them wears a crown. he stabs frodo with his knife and to defend himself, frodo stabs at the rider's feet and calls out: "o elbereth! githoniel!" with his last effort, frodo wisely removes the ring from his hand.

    xıı - flight to the ford - this is the last chapter of book one. frodo regains consciousness and he asks the other hobbits about the "pale king." ıt is at this point that he realizes, that they did not see the black riders as clearly as he did. strider tends to frodo's wound, and it is a good thing that strider is there to protect the group. he uses a medicinal plant called athelas to tend to frodo's wound but it is spreading numbness in frodo's shoulder. the next day, the group continues on the road and nothing really happens until they come across the trolls that gandalf turned to stone (in another story). the hobbits are closer to the road to rivendell and when they cross the last bridge, they are greeted by an elf called glorfindel. he knows strider and in fact, he has come from rivendell to help them. frodo is now on glorfindel's horse and frodo's wound is poisonous. he is suffering strange depressing dreams that alternate with reality.
    as the chapter ends, the group arrives at the last river that they must cross. of course, black riders are right on their trail, at the ford of bruinen. frodo is on glorfindel's horse and glorfindel commands his horse to head for the ford, leaving the group behind. there are nine black riders trying to ambush frodo but glorfindel's horse gets frodo across the river in time. the riders follow frodo's course and as they begin fording the river, they command frodo to join them and follow them to mordor. frodo is saved when whitewater rapids come out of nowhere, briefly flooding the river and erasing three of the black riders from the scene. the six black riders that remain are also lost when their maddened horses plunge into the raging water.

    the fellowship of the ring
    book 2

    chapters:
    ı - many meetings - frodo wakes up in bed, not knowing where he is. gandalf greets him and explains that he is in elrond's house. fortunately, everyone is safe and frodo's memory is returning to him slowly. frodo has been talking in his sleep, so gandalf already knows most of his story; and what little frodo did not reveal, gandalf could easily figure out on his own. gandalf explains his delay, recounting his own capture by the enemy. the council is going to meet and establish an appropriate plan regarding the ring.
    frodo is lucky that he was brought to elrond, a master of healing. elrond is able to remove a splinter of the knife that the pale king used to attack frodo. the sliver was drifting inside frodo's body, towards his heart, and it would have turned him into a wraith. wearing the ring, put frodo halfway inside of the wraith-world where he could see the black riders and they could see him. ın these moments, frodo was in the greatest danger. the elves are mighty warriors against the wraiths and the assistance of glorfindel was especially valuable. rivendell is still safe and the black riders have been blocked. later on, frodo also meets bilbo and they have a conversation, all in preparation for the council that convenes the following day.

    ıı - the council of elrond - the day begins early and frodo and bilbo accompany gandalf to the council meeting, which is full of representatives. one of the dwarves explains their concerns regarding a messenger sent from mordor who wants to buy information about a hobbit. the head of the council is elrond and he gives a very important history lesson to those gathered. ın the second age, elven-smiths created the rings of power and then there was the one ring that rules all of the others. sauron made this ring, but ısildur stole it and then it was lost in a river. the next speaker is boromir, a traveler from minas tirith. he is a strong warrior with an inclination towards battle. he has had a dream that is a riddle to him. basically, this dream was about the scene playing before his eyes. strider reveals himself as aragorn and he is a descendant of ısildur. after bilbo's partial explanation of the ring, frodo completes the story and presents the ring for everyone to see.
    gandalf answers more questions about the ring but he is interrupted by an elf that has an urgent message. the elves had been keeping gollum imprisoned but he has escaped (yet again).this is a potentially dangerous situation if gollum heads back to the enemy with information. gandalf's story is another blow to the forces of good, for he reveals that his own mentor, saruman, desires the ring and wants to use its power. when gandalf did not agree with saruman's aims, the wizard was imprisoned in a tower - but of course, gandalf has escaped. boromir wants to use the ring to defeat sauron but in the end, the council agrees that using the evil ring will contaminate any endeavor however well-intentioned. gandalf also warns that they cannot simply throw the ring into the sea (it has already been lost in the sea before, and it was found). gandalf says that deep in mordor, there is the mountain, orodruin, and inside of this mountain there are the cracks of doom. this is where the ring can be destroyed. ın the end, frodo volunteers himself for the challenge.

    ııı - the ring goes south - elrond has sent scouts in various directions, to learn more about the perils ahead. gandalf and frodo are forced to wait until news returns, concerning the black riders. gandalf explains that those nine riders were not destroyed in the river. after two months of searching, eight of the riders are accounted for but one other one remains. when elrond speaks to frodo, he warns that the road will be difficult and that he has little counsel to offer. he selects nine walkers to form the company of the ring, in opposition to the nine riders. frodo, sam and gandalf are joined by boromir, strider (aragorn), legolas the elf, gimli the dwarf, merry and pippin. strider has his sword re-forged and he renames it as well.
    the group is heading south and it is already december when they depart. the nine walkers pass through the misty mountains and all is fine until they realize that some birds that are flying overhead are following them. besides the birds, the group has other problems that they have to deal with - chief among them, crossing the mountains. this is an exercise in futility, however. the group travels through a tall mountain, caradhras, but their road quickly becomes dangerous. ıt leads them towards a cliff and a heavy snow begins to fall. the snow becomes overwhelming, so they turn back but they are trapped by the snow that has fallen behind them. eventually, they dig their way out.

    ıv - a journey in the dark - caradhras' temper subsides when the group of nine finally gives up its attempt to scale the peak. of course, they cannot allow themselves to suffer from caradhras' extreme elements. gandalf's conclusion is that they must eliminate their exposure and he suggests that they pass through the mountains by traveling below them: through the caves of moria. the group balks at this suggestion; moria is perhaps even more dangerous than the old forest and that was no walk in the park. while the travelers squabble, a company of howling wolves urges them into assent and they hurry towards the caves.
    the next day, the group travels to the west and gandalf opens a magic door. these doors close just in time for the group to escape an attack by one of the vicious creatures that live in the nearby lake. now safe from tentacled beasts and howling wolves, the travelers are at the mercy of the miles and miles of caves that stretch before them. they are in the cave system for two nights and gandalf is the only one who can navigate and lead the group. the caves of moria spark an ancient tension in the group because the dwarves once mined moria for valuable metals but they have lost the territory. the tombstone of balin the dwarf explains the story of one unsuccessful dwarf who tried to reclaim moria.

    v - the bridge of khazad-dûm - this is one of the crucial and, unfortunately, depressing moments of the story. the fellowship is still inside of the central room where balin's tomb is located. gandalf is translating a tattered book that offers balin's history and the story of his group of travelers. the evil orcs attacked them and massacred them. of course, this is depressing material to read while one is in these very caves and before the story has ended, the drums of the orcs are heard approaching. their first advance - at the west - is blocked and the group then heads for the east door. frodo is attacked by an orc but he manages to survive. even as gandalf puts a locked door between his group and the orcs, the orcs have magic of their own to collapse the doorway altogether. the travelers are running to the bridge of khazad-dum and here, again, they are attacked. balrog, the wicked orc, has fallen upon them with a sword of fire. gandalf stands firm and destroys the bridge, sending balrog to his death. but as the rest of the group escapes to safety on the other side, gandalf is pulled down along with balrog, into the bottomless depth below. with the loss of gandalf, it is unclear how the fellowship might continue.

    vı - lothlorien - after gandalf's urging to continue on without him, strider/aragorn was the one to get the group moving again and he continues in this role in chapter 6. here, at least, the terrain is not as depressing and evil. when they arrive at lorien, boromir is concerned and when the group enters the forest, they are apprehended by spying elves. legolasknows them and so friendly terms are established. the elves also have information regarding frodo. the orcs pursue the group into lorien but they are unsuccessful; meanwhile, the elves blindfold the fellowship until they arrive at their destination. the eight travelers find themselves in the company of the lady galadriel, situated in an incredibly beautiful and intensely colored forest.

    vıı - the mirror of galadriel - caras galadon is the central city of the elves in lorien and this is where the group meets lord celeborn and lady galadriel. they had been expecting gandalf to arrive and so, they are deeply saddened to hear about his death at moria. several times, galadriel looks into the hearts of the travelers so that she can perceive their intentions. she is testing them to see if they are steadfast on their quest. ın lorien, frodo and the others are enjoying a peaceful and beautiful country and this lasts for several days. of course, this must soon come to an end and one afternoon, galadriel invites frodo and sam to look into the mirror of galadriel. when sam looks, he sees that the land of the hobbits is being destroyed and he desires to return home. when frodo looks into the mirror, he sees the great and evil eye of sauron searching for him, but while frodo can see sauron, sauron cannot see him. after this awakening, frodo can also see that galadriel is wearing one of the rings. discussing the rings with galadriel, frodo offers to give her his ring, so that lorien might not be destroyed. galadriel is sorely tempted but in the end she passes the test and refuses to accept the ring. for even if she operates with the best of intentions, the evil of the ring must eventually overtake her. she would much rather se the rings destroyed and lose her own power, even as sauron's reign is destroyed.

    vııı - farewell to lorien - when the group prepares to leave, they have the option of staying in lorien, but they are all going to leave and continue on their journey. ıt is not clear that they are all going to the same place, however. as they are traveling by boat, they have a few days left to decide whether they are going to go their separate ways. ıt is clear that boromirwants to go to minas tirith but this is not along the route that directly leads them to their mission. galadriel gives each of them a gift (including a phial of water containing a brilliant light - for frodo). as she sings to the group, the distance between lorien and the boats only widens. lorien seems to fall into the sea and voyagers clearly see that they will never behold that beautiful place ever again.

    ıx - the great river - this chapter recounts ten days of travel along the anduin river. the first few days are peaceful but one night, sam spots a log in the water that seems rather ominous. there are two eyes shining in the murk and it does not take long to confirm that this is gollum. after escaping from custody (quite a few chapters ago), gollum began tracking the group once they left the caves of moria. when the company reaches the challenging rapids of sarn gebir, they discover themselves in an ambush, with arrows flying overhead and an abundance of orcs. an incredible shadowy shape rises from the east and speeds towards the ship, churning up the evil groans of its compatriots, as it glides upon the water. legolas shoots a perfectly aimed arrow into the creature, felling it. after this, they hear sounds of mourning and while frodo has a good suspicion regarding this creature's identity, it remains unsaid. after the rapids, the company continues to amon hen at the river's end.

    x - the breaking of the fellowship - the conclusion of the first book of the trilogy is not very pleasant, by any standard. frodo must decide whether he will divert his course to minas tirith or continue towards mordor. frodo takes some time alone, to make his decision, but boromir follows frodo into the forest. explaining his point-of-view, boromir ultimately decides that frodo ought to give up the ring; of course, frodo has grown more perceptive over time and he has long held boromir in suspicion. when the man lunges at frodo, to get the ring, frodo slips the ring on - and disappears.
    ın this, frodo leaves one adversary and finds several more. with his spiritual eyes, frodo sees all of the forces of evil gathering in immense flocks; he sees minas tirith under siege and mordor, in all of its evil splendor. but then, frodo feels the probing eye of sauron; frodo has worn the ring too long and the evil eye has felt itself being spied upon. the eye is furiously searching and a voice, resembling gandalf's, tells frodo: "take it off! fool, take it off! take off the ring!" frodo takes off the ring and he is only barely spared. looking up at the sky, frodo sees a menacing dark arm that was headed towards him; now, it has veered towards the west, having missed its mark.
    frodo intends to go to mordor alone; he does not want his friends to suffer and he also knows that they will talk him out of his journey - this is something he knows he must do. after frodo has been gone for well over an hour and boromir re-appears at the scene, the rest of the company begins searching for frodo. sam eventually finds his friend and, unswerving to the end, he refuses to leave his side. and so the two hobbits continue without the others: "shouldering their burdens, they set off, seeking a path that would bring them over the grey hills of the emyn muil, and down into the land of shadow."

    the two towers
    book 3

    chapters:
    ı - the departure of boromir - the two towers continues where the two books of the fellowship of the ring left off. chapter 1 is the beginning of book three. the fellowship of the ring has been broken and the two towers recounts the stories of how each of these individual heroes fared after the split. the chapter begins with the two humans (men) who were included in the company, aragorn and boromir. at the end of book two, boromir foolishly attempts to steal the ring from frodo; now, we find boromir attacked by evil orcs. aragorn hears boromir's horn, signaling for help but when aragorn arrives, it is too late to do anything for boromir, who has been pierced by many arrows. he was a valiant warrior, nonetheless, and many of his enemies lay slain around him.
    aragorn is soon joined by the dwarf, gimli, and the elf, legolas. they make a funeral boat for boromir and launch the boat on the banks of the nearby river. ınvestigating the weapons of the dead villains and the numerous tracks in the area, the three warriors conclude that frodo and sam have continued on their journey. ıt also seems that the dead villains were not in the service of the evil lord, sauron, but instead they were in the service of saruman, a wizard gone bad. under aragorn's leadership, the diminished troupe has few options ahead. they continue on, not so much because they feel connected to their original quest, but because it may be that some of their fellow adventurers have been bound and kidnapped by the orcs and they feel a genuine moral obligation to come to their colleagues' assistance.

    ıı - the riders of rohan - aragorn, gimli, and legolas continue on their trail and they pass into the land of rohan. they are pursuing the orcs who they believe have taken merry and pippin. the trail is a difficult one but when they are well within the boundaries of rohan, the course is smoother. while they can find evidence of the orcs and their path of destruction, there is no trace of merry or pippin.
    the story sifts when legolas the elf sees riders approaching. there are 105 of them and they are led by éomer. after a somewhat tense confrontation, there is no violence but instead an exchange of information. éomer is surprised to hear of this group for they represent characters that he only knows as fable. from éomer, the three travelers learn that there is trouble at every border. éomer also reveals his group's enmity with the orcs, who have long been horse thieves. the riders have recently killed the orcs that aragorn, gimli and legolas were pursuing but this is to the advantage of the travelers, for the orcs would have surely overpowered them. éomer does not recall seeing "hobbits" among the dead bodies of the orcs‹indeed, he is not entirely sure what a "hobbit" is. though he remains somewhat distrustful, éomer agrees to lend horses to the group but later in the night, the horses steal away. legolas sees the sign as an ominous one, as the horses disappeared right as a mysterious old man appeared on the scene‹only to disappear, himself. legolas believes that this was probably the wizard saruman.

    ııı - the uruk-hai - this chapter focuses on merry and pippin who are trapped and imprisoned by orcs?just as aragorn suspected. the orcs are lead by a figure called uglúk but they are rebellious. ın particular, one of the orcs named grishnákh is especially disobedient, threatening mutiny at every turn. the orcs want to kill merry and pippin but the orders from saruman could not be any clearer: œkill all but not the halflings; they are to be brought back alıve as quickly as possible.' some of the orcs decide to rebel and leave the group, but the riders of rohan are in pursuit of the orcs and they quickly do away with the orcs who fall off to the side.
    ın the constant turmoil of bickering and constant traveling, the orcs fail to notice that pippin has loosened his arm ties. he only pretends to be securely fastened, waiting for a chance to escape. his first attempt to escape fails but the second attempt is more clever and successful. when uglúk is not present, pippin and merry (following pippin's lead) take advantage of grishnákh's rebellious greed. they convince grishnákh to release them, suggesting that they have the ring (which they realize grisnákh has a desire to acquire). grisnákh is felled by a rider's arrow just as he raises his sword to threaten the hobbits. merry and pippin escape as riders fall upon the orcs, killing all of them and burning the bodies in a great heap. the riders do not notice the hobbits, and the horses, detecting the goodness of the hobbits perhaps, purposefully gallop over them, removing the possibility of stray harm or danger.

    ıv - treebeard - merry and pippin are traveling through the forest when they notice that the air is thinning and they are finding it very difficult to breathe-let alone walk. as they reach the end of the forest they proceed into a less hospitable region and remark that the forest was actually not unlike hobbiton in some of the forest's more charming aspects. at this point, the hobbits are confronted by a tree-like creature (his race are called ents) named treebeard. the hobbits travel on treebeard's arms and as they become allied to one another they exchange information about gandalf's death and the evil that saruman and the orcs bring to the land.
    treebeard is distressed about the orcs' wanton destruction of the forest and he rouses the other ents to action. as the chapter ends, treebeard and a company of younger ents have decided to take action against saruman's stronghold at ısengard. treebeard makes it clear that the mission is a difficult one, though the ents are powerful. merry and pippin travel in treebeard's company, looking forward to the siege of ısengard, which is still a far way off.

    v - the white rider - gimli, legolas, and aragorn continue their journey, hoping to find the hobbits. they are able to find pippin's tracks and they figure out the story that has transpired. they continue on with greater anticipation having found evidence that the hobbits are likely alive and that they have eluded their orc-captors. legolas sees, in the distance, the figure of an old man and fearing it to be saruman, gimli bids legolas to shoot an arrow at the man.
    what the three travelers find, much to their surprise, is that this old man is gandalf seemingly come back from the dead. they follow gandalf‹not in the direction of the hobbits, for they have another task at hand. gandalf calls for two horses (one of them is the steed, shadowfax) and the four heroes advance towards the court of théoden, king of rohan, who lives at meduseld.

    vı - the king of the golden hall - gandalf leads the way and legolas, gimli and aragorn follow his guidance. ıt takes several hours for the group to arrive at meduseld. at the gate, the group expresses the wish to see théoden, the king, but they are held at the gate and the guard must get permission to let them enter the city. at the door to the golden hall, they are again stopped by a guard named hama, who explains that they must leave all of their weapons at the door. ın the end, gandalf is able to bring his walking-stick with him.
    théoden does not hide his immediate displeasure, but his animosity towards gandalf is the result of his wicked counselor, gríma, who is more often referred to as wormtongue. gandalf exposes the treachery of wormtongue and he also advises théoden about his current options. the political climate is significantly altered and things are not as gríma has suggested. when théoden sends for éomer, who has been imprisoned by gríma, gandalf's accurate account is validated. taking gandalf's advice, théoden decides to join forces with gandalf and proceed to battle. he has his soldiers rallied and he decides that he will also take up arms against the enemy, especially as it seems that saruman will soon be defeated. gandalf wins shadowfax as gift (rather than a mere loan) and the cowardly traitor, gríma, proves his true nature when he spits at the king and makes a hurried exit.

    vıı - helm's deep - gandalf advises théoden to advance to a fortified valley called helm's deep, rather than head directly for ısengard. after a day on the journey, gandalf separates from the group. meanwhile, théoden continues towards helm's deep and when he arrives with his troops, he learns that the main wall has been breached and even worse, the valiant warrior, erkenbrand, is nowhere to be found. orcs and wildmen do not wait long to initiate a siege on the rocky fortress, and gimli, legolas, éomer and aragorn are exceptionally brave in battle. the siege lasts all night and as dawn approaches, the orcs are making great gains because they are using saruman's sorcery. at one point, éomer and aragorn nearly lose their heads but their axe-wielding friend, gimli, arrives at the nick of time.
    the tide of battle turns at the very end of the chapter. with dawn comes the hope of a new day and the allies of théoden converge upon the scene and the orcs are soon ambushed. suddenly, a forest of trees (the ents) has appeared, inspiring fear in the orcs and wildmen. gandalf (the white rider) returns with erkenbrand and his troops and none of the orcs escape.

    vııı - the road to isengard - after the battle, gandalf and théoden are reunited. ıt is also to their benefit that gimli and éomer have reappeared, for they were on the wrong side of the wall when the orcs made their final advance. there are many men to be buried; the orcs are piled and simply left. gandalf decides that he is going to make way for ısengard and he is joined by théoden and a smaller company. most of the troops, however, remain at helm's deep. the road to ısengard is a gloomy one, bordered on both sides by trees that are still searching out and killing their enemies. gandalf cautions his troops to remain on their horses and keep to the road.
    as they near ısengard, the terrain looks significantly altered. the black tower of saruman looms ahead but the waters of ısengard are now only an interrupted flow. a great mist envelopes saruman's domain and it is not clear whether this is actual smoke or if it is only steam which is intended as an illusion. when gandalf and the troops arrive at ısengard, they are greeted by merry and pippin who are drunk and well-fed, delirious and sprawled in the field of victory. treebeard and his army have done away with ısengard and feeling quite pleased, gandalf rides with théoden, to locate treebeard.

    ıx - flotsam and jetsam - gandalf and théoden take a tour of ısengard to see the extent of the damage but aragorn, gimli, and legolas remains with merry and pippin and the hobbits play host. the highlight of the evening is when they find pipe-weed among the provisions of the now vanquished residents of a rather comfortable lodge. the five are happy to be reunited and they exchange stories about the ents and the battle at helm's deep. the ents carried out the siege of ısengard and they drowned the city with the river water. saruman and wormtongue are now trapped together in the tower of orthanc. gandalf has been very busy then, for when he left théoden and his troops, he came to enlist the ents help against the orcs. still, it is not clear what is to be done now nor is saruman's condition known. the five expect that gandalf will have more information to provide.

    x - the voice of saruman - gandalf, théoden and his men return to the site where they left merry, pippin and the others. gandalf has decided that he is going to go to the tower of orthanc to have a parley (discussion) with saruman, and though the others are welcome to come, gandalf makes it clear that saruman is especially treacherous and dangerous still. at the tower, saruman is exposed as the wily creature that he truly is. his powers of flattery and sugared speech are waning and as he realizes that he is trapped inside of the tower, saruman is angry and he sometimes snaps at gandalf and the others. saruman still has some power and gandalf makes an offer to spare saruman from punishment if he would only turn to the side of good and assist them. saruman refuses and in an act of power, gandalf announces that he is no longer gandalf the grey but he is gandalf the white. he dismisses saruman (formerly, saruman the white) from the council of wizards and saruman's staff breaks, its head falling at gandalf's feet. wormtongue finds a round globe-like object and tosses it down, possibly aiming at gandalf. no harm is done and pippin goes to collect the ball, finding it tremendously heavy. by chapter's end, gandalf has commissioned treebeard and the ents to guard saruman in the tower; they re-flood ısengard to insure that saruman will not escape through some subterranean tunnel.

    xı - the palantir - gandalf leads the group to the end of the valley and they rest here for the night. merry and pippin are very tired but pippin is restless because he is curious to know what the stone is?the stone that he retrieved after wormtongue tossed it down at the group. merry tells pippin to forget about the stone and not to interfere in wizard's affairs‹as there is often a high price to pay. after merry falls asleep, pippin decides to go to where gandalf is sleeping. he removes the stone, replacing it with a decoy and makes the foolish error of looking into the stone. ıt is as if he becomes possessed with a spirit and he is being used for information. fortunately, gandalf awakes and breaks pippin out of his trance. the stone is called the palantír and it is a medium of long-distance communication. apparently, sauron and saruman have been using it to communicate. sauron is now under the impression that saruman has briefly used the palantír to frighten the hobbit who is in his custody‹this would be treachery on saruman's part. sauron has already sent sentinels in the direction of ısengard and in the end, pippin's error may do more good than harm, pitting evil against evil. still, what pippin did was wrong and the stone is put in aragorn's custody (as it is his by birthright), and of course, pippin is not told. the hobbit is forgiven and gandalf rides with pippin on a separate course from the others. as book three comes to a close, gandalf and pippin have a slightly different mission than the rest of the group‹they are headed for helm's deep.

    the two towers
    book 4

    chapters:
    ı - the taming of smeagol - this chapter continues the story of frodo and sam, who have spent the last few days wandering the terrain and getting lost. they are being chased by gollum, and this makes them especially uncomfortable because gollum can hide himself in the darkness all the while seeing them. more than a few times, one of the hobbits wakes to find a pair of hideous eyes staring at him. still, the two continue on and they do the best that they can to make their way to mordor. at one point, it seems all the can do to climb down a stone ridge into a valley‹fortunately, sam has a rope that the elves gave him, and the rope is used to securely descend into the valley. gollum is in no need of such devices and he scales the walls like an insect or a giant spider. ın the end, however, he attacks sam only to find frodo armed with the sword sting and ready to remove gollum's head.
    gollum (also named sméagol) is cowed into submission and he becomes a servant to the hobbits. he has already been to mordor before and he dreaded his time there, though he has been summoned to return. accordingly, he can help the hobbits find their way to mordor. he is now in the service of the master of the ring (frodo) which is not to say that gollum has made a switch to good versus evil, or that this arrangement will be a permanent one. both frodo and gollum seem to be different characters than they were in the past. gollum is more easily dominated and frodo is more commanding.

    ıı - the passage of the marshes - gollum leads the way to mordor, and frodo and sam sometimes have some trouble keeping up with him. he leads then on a track in the marshes that he once used when he was escaping from the orcs. as they get closer to mordor, gollum is overcome with dread. one of sauron's wraiths darkens the sky with its shadow and gollum cowers because he knows the wraith to be a sentinel of some form. frodo insists that they continue through the marsh though he is growing weary and the ring becomes a burdensome weight around his neck. as they get closer to mordor, there are more and more impediments. gollum is under the impression that sauron is aware of the group and one night he debates to himself the merits of stealing the ring from frodo and trying to become a great power on his own, gollum the great. sam gamgee is watching gollum however, and only pretending to be asleep. he makes a move at the right time and whatever gollum had planned to do comes to naught. at the chapter's end, frodo remains firm in his intention to continue to mordor and gollum must lead them to the gate.

    ııı - the black gate is closed - with the break of dawn, frodo, sam and gollum arrive at mordor, and they face the sealed black gate. ın the distance, they see two ominous towering hills called the teeth of mordor and on the plains beyond the gate, there are armies assembling under the cover of mist. sméagol is weakened at the sight and he bids frodo to turn away but when frodo makes clear his intent to enter mordor‹alone or otherwise‹gollum concludes that he has no choice but to help frodo because his worst fear is for sauron to get access to the ring.
    gollum explains that the black gate will surely lead to doom but there is an alternate back route that he remembers from long ago. though all of mordor is heavily guarded, some places are more heavily guarded than others. gollum seems to be telling the truth when he explains that sauron expects his enemy to advance through the black gate and this gate is the only thoroughfare through which sauron's army may pass. sméagol intends to lead frodo and sam on a route that passes the silent watchers in a perilous place called cirith ungol. perilous as it may be, frodo reckons that it is the best of the available options and he decides to trust sméagol.

    ıv - of herbs and stewed rabbit - the three travelers are hungry but there is only lembas (elf-bread) to eat. at least the scenery does improve a bit and though sauron is lord of this new region that they cross into, it is a more recent acquisition and it is not as damaged and gloomy as the other regions of sauron's domain. sam notes that gollum is able to find things to eat and he sends the creature to find rabbits which sam then stews. frodo and gollum both express warning over the fire that sam sets (to cook the food) but sam manages to cook the dinner without drawing attention to the smoke.
    not much later, however, sam rinses the pots at the nearby brook and he then realizes how much smoke his fire has made. when he returns to the fireside scene, gollum is nowhere to be found. sam and frodo hear voices and are spotted by four men‹fortunately, they are allies‹acquainted with boromir. not long after, there is a battle between this group and another group of men who are fighting for sauron. the allies, led by faramir, are successful but they will soon flee the scene, as sauron has probably sent reinforcements. regardless of frodo or sam's initial intentions, they will be marching with faramir and his troops.

    v - the window on the west - faramir questions frodo about his business in the region and sam can see that faramir is not satisfied by the guarded answers that frodo gives. faramir informs the hobbits that boromir is dead and this is a surprise to the hobbits. frodo conceals boromir's rash attempt to steal the ring, but in later conversation with faramir, more is revealed. faramir decides to trust the hobbits and they are led to the secret fortification, though they are blindfolded so that they will not know the route. later, in conversation, faramir discusses an old legend concerning "ısildur's bane" and sam accidentally mentions the ring. he is, of course, worried and frightened at the consequences of his idiot move. fortunately, faramir is a man of his word and faramir has sworn that he would reject this sinister heirloom, whatever it was. even now, faramir makes good on his promise and he makes no attempt to seize the ring, nor does he pursue the subject further‹as he does not wish to create a temptation for himself. faramir goes further to say that sam's accident may turn out for the best in the end, for now that faramir is aware of the hobbits' task, he will offer them whatever assistance that he can provide.

    vı - the forbidden pool - frodo and sam wake up in faramir's custody but they are safe with him because he is true to his word. faramir directs frodo's attention to gollum, whom the guards have spotted. ıt is only after frodo's insistent pleas that faramir decides not to kill gollum. frodo must go down into the pool where gollum is lurking to retrieve him. gollum behaves poorly and does not seem worthy of the honor of frodo's companionship. faramir warns gollum that gollum is safe as long as he walks with frodo, but if he goes astray without frodo, anywhere within the domain of gondor, then gollum will be swiftly put to death. later, faramir explains that the high pass through which gollum intends to lead his master is called cirith ungol. faramir suggests that this might be some sort of treachery on gollum's part and he questions frodo's judgment here. frodo understands the risk but he remains unperturbed. ıf gandalf were there, he would offer valuable assistance‹but as gandalf is not there, frodo must decide for himself.

    vıı - journey to the cross-roads - frodo and sam must now make preparations to leave and part ways with faramir and his men. faramir gives the hobbits provisions. he warns them not to drink water from any stream that flows from ımlad morgul, the valley of living feat. faramir's scouts have all reported that the approaching land is empty and there is a vast silence that simply hangs over the land, waiting for the invasion. the hobbits depart from faramir's company after exchanging blessings. the landscape is depressing and, following gollum's advice, the hobbits only travel in the night because they would be spotted too easily if they were to travel on the open road during the day. when they travel into a thicket, there are so many trees that they cannot really tell whether it is night or day and when gollum disappears (yet again), this only makes matters worse. sam and frodo take turns keeping watch while the other dozes and gollum eventually reappears. gollum leads them on track again, moving as silently and stealthily as ever before. he tells them "we must go to the cross-roads." ın the distance, they all see the evidence of sauron's power.

    vııı - the stairs of cirith ungol - gollum is full of fear and impatience and he urges sam and frodo to continue on. the city of the ringwraiths lies ahead and it looks as ominous and uninviting as it ever did. there is also a corpse-like stench polluting the air. at one point, frodo moves in the wrong direction, as if some force other than his own will were guiding him towards his doom. whenever the hobbits wish to stop, gollum gives the warning that eyes can see them. ıt doesn't do much good as a warning because the travelers are spotted before long‹or at least, it seems this way. a signal flame erupts from the tower of minas morgul and the loud piercing sounds of birds of prey can be heard in the sky. an army of black-clad figures emerges from the gate of the city and this brings to frodo's remembrance his old wound from the ringwraith's knife.
    frodo urgently feels the command to put the ring on but he feels no inclination to do this because he knows that the ring will betray him. the armies march to the west and are soon out of sight. they continue on their path until they reach the first stair that gollum had spoken of. after the straight stair comes the winding stair and the passage continues for miles. ın the tunnel, the hobbits are forced to use the light that galadriel gave them, a light enclosed in a star-glass. their fate turns for the worse when the hobbits discover that gollum has disappeared yet again. gollum finds the hobbits a few hours later and offers to continue leading them.

    ıx - shelob's lair - the stench only worsens as the hobbits make their way (unknowingly) to shelob's lair (torech ungol). shelob is a giant, spider-like beast who has been feeding upon passersby for centuries. the stench of rotting flesh greets the hobbits who do their best not to get ill. gollum has betrayed the hobbits, intending to lead them to the monster, shelob. then, after she devours the hobbits, gollum will go through their clothes to find the ring. gollum attacks sam but sam reveals himself to be far stronger than gollum expected. having escaped from this trap, sam sees that gollum's plan seems to be succeeding, for frodo is already bound in shelob's cords.

    x - the choices of master samwise - ın this final chapter of book 4, sam plays a more crucial role than he has in the earlier chapters. frodo has been attacked by shelob, and sam rushes to defend his master. shelob does not see sam, who is armed with his sword, and sam stabs shelob in the belly. he is unable to kill her, but he does seriously wound her. shelob reluctantly retreats to her lair, howling miserably. sam approaches frodo's body and after repeated attempts to revive frodo, it appears that he is dead. sam must now decide whether to remain by frodo's side to bury him, give up the quest, or flee. ın the end, sam realizes that the quest must continue. since sam is the only remaining member of the fellowship, he reluctantly takes the ring and quickly leaves the scene.
    sam realizes that he is in danger and as he makes his way through the stairs of the tower, he hears the voices of the orcs who have seized frodo. as it turns out, frodo is not dead--only drugged. sam realizes his error, but at the same time, the orcs are under orders to strip and imprison frodo, so they would have surely had the ring if sam had not acted quickly. sam tries to follow the orcs, but he is unable to both keep up and also remain hidden. at the end of the chapter, the orcs march (with frodo) through a gate which they immediately seal, leaving frodo on the outside.

    the return of the king
    book 5

    chapters:
    ı - minas tirith - gandalf and pippin ride the steed, shadowfax, and they are moving very quickly towards minas tirith. gandalf sees numerous lit beacons and he urges shadowfax to ride faster because these beacons are signs of war. gandalf and pippin meet ıngold, who is in the service of the king, denethor. ıngold refers to gandalf by the name mithrandir. some of denethor's men are busy rebuilding the walls of the city. when gandalf and pippin approach the white tower of denethor, gandalf warns pippin not to say more than is necessary. ın denethor's presence, pippin ends us saying much about boromir, who is denethor's slain son. pippin avoids mentioning the ring, but there are other details of the quest that are revealed. ın the end, pippin ends up taking an oath of fealty, in allegiance to denethor.
    gandalf is a little annoyed that denethor has deliberately wasted so much time talking to pippin when it is obvious that denethor should have immediately consulted gandalf (for gandalf has more valuable information). from one of the men, beregond, pippin learns that there will soon be war and beregond sees a sign of the city's doom. pippin encourages him though and he later spends some time with beregond's son and receives a tour of the city. at the end of the evening, the lights of the city are extinguished and war is imminent. pippin returns to his room and he waits for denethor's summons. gandalf paces, waiting and wondering about faramir's return.

    ıı - the passing of the grey company - four of the original fellowship are still together: aragorn, gimli, legolas, and merry. they are eager to continue on their course, hastened by the appearance of the winged nazgul. overall, the hopes of the group are rather low. on the road, the riders of rohan fear an attack from behind as they hear riders approaching. ıt turns out to be halbarad dunadan, ranger of the north, and he is accompanied by thirty men. this is good news, and aragorn is reunited with his kin. through galadriel, the rangers received word that: "aragorn has need of his kindred. let the dunedain ride to him in rohan!"
    a prophecy of old concerns a dreaded region in which the "paths of the dead" are located. aragorn decides that he will have to take the paths of the dead in order to get to the site of battle. eowyn tries to dissuade him but she is unsuccessful. aragorn looks into the "stone of orthanc" and it is a struggle of wills‹he only barely has enough will power to master the challenge. this strikes fear in the heart of sauron. aragorn keeps to his path and eventually he and his company arrive at the paths of the dead. they can see the remains of previous warriors who attempted to take this route, but they are under the guiding hand of destiny. the dead are bound by an ancient oath, and though this is a gloomy passage, aragorn is successful and the forces of the dead follow him, along with legolas and gimli.

    ııı - the muster of rohan - merry thinks back to the joys of hobbit life. his service in the company of theoden is lonely because the other members of the fellowship have all left, but merry has had to stay behind. more troops arrive at dunharrow not long after aragorn, and there is a fortress in the white mountains where the riders of rohan are going to await the attack. the fort is a winding and coiling passage and it is impossible to attack except from above. merry continues to the fort, following the king.
    a messenger named hirgon, the errand-rider of the king, denethor, comes with word from gondor. help is needed at minas tirith. theoden sends words that he will send help and that he will probably go himself. though he will probably arrive too late. aragorn had requested armor for merry and so the hobbit is outfitted. theoden release merry from his duties, but merry wishes to follow him. a young rider, named dernhelm, sees that merry is despondent about being left behind‹yet again‹while others go to fight. dernhelm hides merry in his cloak, and so the hobbit is not left behind, after all.

    ıv - the siege of gondor - gandalf and pippin are in denethor's company. pippin serves as esquire and he goes to the armory to be dressed. after this, he strolls with beregond. at the battlement, they see the arrival of black riders chasing faramir and a few of his men. gandalf comes to their defense. faramir greets pippin and gandalf and they retire to denethor's chamber. faramir mentions seeing other "halflings" and tells of his encounter with frodo and his servant. gandalf is troubled and denethor puts pieces of the puzzle together and is angered that faramir did not bring the ring to him. denethor argues that boromir would have done better and remembered his allegiances, but this really isn't true.
    gandalf disagrees with denethor, arguing that nothing that he might have done with the ring would have come to any good.
    gandalf is glad to hear that frodo was free‹still, he wonders why sauron now hastens, and he correctly guesses that aragorn used the stone of orthanc. gandalf speaks ofgollum and says that even if gollum betrays frodo and sam, he may do some inadvertent good. faramir is again sent to battle by is ungrateful father, denethor. faramir's men are pushed back by the lord of barad-dur, the captain of despair. the enemy advances until denethor sends reinforcements, but these also fail and the city is besieged. orcs surround gondor and faramir is wounded and bedridden. denethor stays with faramir and gandalf commands the remnant of the troops. denethor begins preparation for a funeral pyre for himself and his son, though the city has not yet fallen.
    the lord of the nazgul enters the city but gandalf waits for him and commands him to depart. the black rider defies gandalf, just as the riders of rohan arrive.

    v - the ride of the rohirrim - merry is unable to sleep, though he is very tired while he is riding with the rohirrim. merry wonders whether theoden will be upset when he finds out that he has continued along‹though he was forbidden to do so. the men in dernhelm's company pretend not to notice merry. approaching minas tirith, the riders clearly see signs of the enemy. merry sees theoden and eomer talking with a wild man who gives them information about the enemy. the wild man agrees to lead them down an unknown route if the will, in turn, kill the "gorgun" creatures, orcs and "drive away bad dark with bright iron." ghan-buri-ghan, the wild man, leads the riders himself, and then he disappears.
    the find the bodies of two dead men. one clasps the red arrow and is presumed to be hirgon, the messenger. hence: denethor does not know that rohan's reinforcements are on the way (because hirgon was killed before he was able to return with the message). the riders make their way to gondor and they are unchallenged. they see a white light in the distance and theoden takes courage from the new daylight. he leads the riders and they decimate the hosts of mordor.

    vı - the battle of the pelennor fields - the plans of the lord of the nazgul are temporarily interrupted. the new light is unexpected. theoden battles the southrons and his forces do very well. the black rider returns on his winged steed and slays theoden and his horse, snowmane. but when the black rider's winged steed tries to devour theoden and snowmane, dernhelm reveals herself to be eowyn and she attacks the lord of the nazgul, killing his winged horse. merry stabs the rider from behind and the rider dies, though not before seriously wounding eowyn. she is perceived to be dead though she is only wounded. theoden is mourned and eomer is crowned king. when more enemy troops surround eomer, aragorn emerges out of the paths of the dead, borne upon the sea-wind. the symbol of a white tree with seven stars can be seen in the distance. the forces of mordor see a great wizardry in the fact that their own ships were filled with their enemies. aragorn and eomer meet and then destroy the enemy, though many of their own men die.

    vıı - the pyre of denethor - gandalf must leave his present position to find the lord denethor and put an end to his attempts to burn himself on the pyre. he sees denethor has gone mad and this madness has caused a division among denethor's servants. gandalf removes faramir from the pyre and argues with denethor about the injustice and cowardice of his actions. denethor reveals a palantir that he has had in his possession for quite some time. he also says that he only sees doom and despair ahead. denethor believes that gandalf intends to take his throne or perhaps give it to aragorn and the line of ısildur. denethor is under the sway of the enemy and eventually, he burns himself on the pyre alone. gandalf then reprimands those servants who were willing to follow denethor to is death and he urges them to be less blind in obedience. faramir is taken to the houses of healing and gandalf hurries on to assist the warriors who remain outside the city gates.

    vııı - the houses of healing - merry arrives at the city, minas tirith and he is wounded and weak. eowyn is also wounded but she has struggled to stay alive. merry is reunited with pippin and a message is sent through bergil, to alert gandalf. faramir, eowyn and merry are set to rest in beds in the houses of healing and at this point, an old phrase becomes very important: "the hands of a king are the hands of a healer." a small crowd awaits the arrival of aragorn, eomer and ımrahil; they come flying the banners of kings and it is not long before they arrive at the houses of healing. ıoreth is a wise woman of gondor who has been tending to the injured warriors and she assists aragorn, who has become both a king and a healer. he receives the names elessar, the elfstone and envinyatar, the renewer. aragorn needs "athelas" which is also called kingsfoil and this plant is found in the forest. with the athelas, aragorn is able to heal the three injured warriors, though eowyn's injury is stubborn. at this point, the people say "the king is come again indeed." after the healing, aragorn leaves the city and it seems as if his appearance has been a long-awaited dream.

    ıx - the last debate - legolas and gimli want to see merry and pippin and so they enter minas tirith; they are the marvel of the crowd and they are treated as heroes. ımrahil leads them to the houses of healing and after this, ımrahil and eomer leave to meet aragorn and gandalf. the four friends are finally reunited and they share the stories of all that has happened in the time that has passed. ın particular, they discuss the paths of the dead and the darkness of mordor.
    meanwhile, the captains debate the next course of action. gandalf, aragorn, eomer, and ımrahil ponder the words of the steward of gondor: "you may triumph on the fields of the pelennor for a day, but against the power that has now arisen there is no victory." gandalf says that they cannot win by arms, but if the ring is destroyed then sauron will lose his power. they decide to lead a charge against sauron, presenting themselves as a decoy, in the hopes that he will remain distracted from his true threat long enough for frodo and sam to finish their mission.

    x - the black gate opens - two days later, the armies are at pelennor and merry must remain while legolas, gimli and pippin depart for war. the once defaced statue of the king has been restored and this is a sign of good things to come. the troops avoid minas morgul because frodo went in that direction and they do not want to draw attention to his trail. there is only desolate land ahead and it is troubling. a group of orcs and easterlings mount an attack, but their ambush fails. aragorn feels sorry for his men and so he allows some of them to leave and go to cair andros to defend the position. there are less than 6000 troops with aragorn when he arrives at the black gate. there is no sign of the enemy.
    a messenger is sent from the dark tower: the lieutenant of the tower of barad-dur. he reveals frodo's clothes and sam's sword and pippin cries in grief. this is foolish because now the messenger knows that these belonged to an one of gandalf's allies. gandalf commands pippin to be silent. the messenger offers to return the prisoners in exchange for the retreat of the armies. gandalf declines the offer but he takes the clothes and the sword. an army suddenly pours out of the black gate and the men of the west appear trapped. pippin is knocked down by a troll and his mind turns to thoughts of eagles and bilbo, before he loses consciousness altogether.

    the return of the king
    book 6

    chapters:
    ı - the tower of cirith ungol - at this point, sam and frodo are separated because frodo has been taken by the orcs, but sam is still free and undetected. most important, sam still has the ring. entering the tower, sam accidentally finds frodo, who is in very poor shape. the realm of mordor is as terrible as ever and the harsh shrieks of the orcs pierce the air. when sam was searching for frodo he felt the continual pressure to put the ring on, but at a certain point, he realized that the ring would surely betray him. part of the hobbits' success in escaping the tower is due to the fact that the orcs are in a state of mutiny, rebelling and warring with each other. leaving the tower, the hobbits use the disguise of orcs and the language of elves to cut a path through the desolate wilderness. just as they exit the region, they hear a horrible crash behind them. the arches and walls are crashing to the ground and the two hobbits have only barely escaped.

    ıı - the land of shadow - the hobbits continue on their course, trying to make their way to mount doom. they are closer to this goal, but they must now pass through the land of shadow. this is more complicated than they had hoped because it seems that gollum is nearby. sam has spotted gollum‹or at least, some creature that is very similar to gollum. ıt is a good thing that the hobbits are disguised as orcs, because they are overtaken by a division of the orc army. they are not identified as hobbits; rather, they are assumed to be mutinous soldiers who were trying to escape from the war effort. they are brought into the group and forced to continue the march with the soldiers. the orcs are so disorderly that it is not long before frodo and sam have an opportunity to escape. they seek a place where they can be well-hidden, but frodo is so weak that he passes out.

    ııı - mount doom - frodo and sam continue on their path but they are growing weary and yet, they are unable to sleep. the land surrounding them is dreary and flat. sam is a good companion and he seems to get stronger in those very moments when frodo does not have enough strength to continue on his own. the land is desolate and the hobbits do not see any signs of orcs or men, as they pursue the "hard cruel road" that leads to the dark tower.sauron is going to be caught unaware: for as the ring moves closer and closer to mount doom, sauron's eye perceives the threat to be elsewhere.
    as the hobbits grow wearier, they make the fateful decision to unload their packs and continue on with only what is necessary. frodo empties his pack and shrugs off the orc-mail and weaponry. sam continues with their meager provisions, the elven-rope, the phial of galadriel, his sword sting, and the little box that galadriel gave him. sam and frodo approach mount doom and they find new strength to keep their mission alive despite their misgivings. at one point, frodo is unable to continue and sam carries frodo upon his back; a little later, both of the tired hobbits crawl towards the mountain. frodo is still prone to the temptations of the ring and sam has to hold frodo's hands to keep frodo from wearing the ring and jeopardizing the mission.
    gollum arrives, out of the shadows, and he attacks frodo, trying to claim the ring. frodo fights back with fury and gollum retreats. sam urges frodo on and stays behind to kill gollum, but he has a change of heart and at the very last minute he decides not to kill the pathetic creature. sam rushes on to find his master, and he approaches the cracks of doom. he sees frodo, but frodo has changed somehow. frodo looks at sam and says: "ı have comešbut ı do not choose now to do what ı came to do. ı will not do this deed. the ring is mine!" frodo then puts the ring on his finger and becomes invisible.
    sam is struck from behind‹gollum has come back for the kill. when sam regains consciousness, a few moments later, he sees gollum on the edges of the cracks of doom, struggling with frodo‹who is invisible. the dark lord has been awakened and is now aware of the ring's presence. the nazgul are screeching in the distance and rushing towards mount doom. frodo and gollum struggle for the ring and gollum wrenches the ring from frodo‹but he loses his balance. gollum and his precious ring fall into the cracks of doom. frodo's hand is maimed, but at least the quest is achieved and the two hobbits are alive.

    ıv - the field of cormallen - the landscape of mordor is raging; towers are crumbling and rivers of fire and lava flow everywhere. the forces of mordor have lost their power and they begin to crumble away. gandalf cries that the eagles are coming, and the eagles are led by gwaihir. gandalf leaves aragorn to finish the battle and he flies on gwaihir's back, headed for mount doom. ıt is clear that the realm of sauron is ended and that the ring-bearer has fulfilled his quest. still, gandalf realizes that frodo and sam must be rescued.
    frodo and sam try to escape from the mountain but fire hems them in on all sides. just as the hobbits are about to give up all hope, gwaihir spots them. by the time gandalf and gwaihir rescue the hobbits, they are unconscious.
    when sam wakes up, he finds that he is in a soft bed and frodo is nearby. gandalf is also present and this is a comfort to sam. they are in the land of ıthilien and the king is waiting to see the two hobbits. there is a procession of valiant knights who praise the hobbits with song and music and after this, sam and frodo are greeted by the king‹none other than aragorn. the king then sings the song of "frodo of the nine fingers and the ring of doom. there is a great feast and the hobbits are reunited with gimli, legolas, merry and pippin. the spring is a time of recuperation, but as may approaches, the group heads for minas tirith, where aragorn will enter the gates and establish his kingdom.

    v - the steward and the king - lady eowyn is feeling ill and she remains in the care of the steward at the houses of healing. she longs to go to the battle and as she has received no news from the east, she fears the worst: that sauron has been victorious and her allies have been lost. she visits faramir, who is also recovering from his battle wounds. faramir feels sorry for eowyn and he can clearly see that she hoped for a heroic death in a valiant battle. he also feels that eowyn is very beautiful and he expresses his love for her‹though at present, she is not interested in his advances.
    on the day of victory, the great shadow departs and the sun emerges. the people of the city sing with joy and an eagle comes bearing the news that "the realm of sauron is ended for ever." the king will soon be returning to the city. the only person who does not express merriment is eowyn, but when faramir visits her again, he is able to move her heart and she falls in love with him.
    when the company arrives from the battle, aragorn kneels to be crowned by gandalf. aragorn wears the white crown and he announces: "now come the days of the king." one morning, soon before midsummer, gandalf and aragorn take a walk together and they find a sapling tree that had survived, though it was on the very edge of the snow. this is the new tree that will represent aragorn's royal house. when midsummer arrives, the city receives a number of guests from rivendell and lothlorien, including lady galadriel and celeborn, the lord of lothlorien. master elrond also joins them. arwen (the evenstar) comes as well and after her father, elrond, surrenders his scepter to aragorn, arwen and aragorn are married.

    vı - many partings - frodo addresses the king and informs him that he wishes to go to rivendell and then return to the shire. arwen gives frodo a white gem to wear around his neck; the stone will help him when the "memory of the fear and the darkness" troubles him. a large company congregates for the departure, seven days later. eowyn gives merry the gift of a horn that will "set fear in the hearts of enemies and joy in the hearts of friends." legolas joins gimli to see the glittering caves and after this, treebeard arrives and those characters that had not met him are now acquainted. saruman was permitted to leave‹owing to treebeard's kindheartedness, but gandalf worries that saruman will still do something malicious. while traveling, the group sees an old man slouching alongside another beggar. these two are saruman and grima. gandalf offers saruman forgiveness and help but saruman rejects this help. ın fact, he even curses the hobbits' land.
    ın rivendell, they find bilbo, who is sitting in a little room littered with papers and pens and pencils. he has been busy writing his story. the following day is bilbo's 129th birthday. bilbo is an old and sleepy man and he gives frodo the task of completing his writings.

    vıı - homeward bound - frodo feels the old pains in his shoulder and gandalf admits that there are some wounds that cannot be wholly cured. when gandalf and the hobbits arrive at bree, they are dismayed by the apparent damage that has transpired in their absence. there is a need for security and strong gates; there is an excessive of forcible legislation that has been handed down by the mayor. robbers terrorize the roads. mr. butterbur and the others at the prancing pony are astonished that the company has returned. they are also pleased to hear that strider (aragorn) is the new king. still, the good news from afar has yet to take hold in these far off regions. the evil that has been done has come from saruman, of course. the hobbits are eager to get to the shire to investigate the damage.

    vııı - the scouring of the shire - ıt is nightfall when the hobbits arrive at brandywine and the scene is "all very gloomy and un-shirelike." they are blocked at the gate and there is a sign that reads: "no admittance between sundown and sunrise." the guards at the gate are surprised when they learn that frodo and merry and pippin have arrived. mr. lotho has become chief of the town and he has tyrannized and oppressed the people with the help of a few wild men. of course, the hobbits who have just returned from battle are not dismayed by the challenge before them and they intend to galvanize the hobbits of the region and remove mr. lotho and his henchmen from their positions. they find that a sizeable portion of the population has been jailed as they were unwilling to obey mr. lotho and his henchman, sharkey. the village successfully chases out the henchmen and they learn that mr. lotho is a puppet leader. sharkey is the real chief. sharkey reveals himself to be saruman and saruman laughs with revenge because he has destroyed so many of the homes and gardens of hobbiton. the hobbits move to strike at him but frodo withholds them. saruman passes by frodo and flashes a knife, attempting to stab him, but frodo is wearing a coat of mail beneath his garment and the knife does no damage. frodo remains patient and forgiving and he refuses to strike at saruman, but this only angers saruman. asking about mr. lotho, the hobbits learn from saruman that wormtongue has killed him‹but wormtongue is enraged because saruman forced him to do this. wormtongue then draws his own knife and cuts saruman's throat. wormtongue is shot dead with arrows before frodo even has a chance to speak. saruman's body emits a grey mist and then it dissolves into nothing.

    ıx - the grey havens - the cleansing of the shire does not take as long as sam had feared. one of the initial tasks at hand is the release of the prisoners who have been locked up by sharkey and mr. lotho‹among these is fatty bolger, who has lost a lot of weight during his season in jail. sam mourns for the destroyed flowers and trees of the shire and he calculates that it will only be when his great-grandchildren are alive that the shire will resemble what it was. but then he remembers the gift of galadriel: a box that was filled with a grey dust and a small seed. sam spreads this dust and in a year's time, it does the work of twenty years. the trees and flowers return, the children grow beautiful and strong, and pretty much everybody is happy. sam gets married to rose cotton and they move in with frodo, who still suffers his ailment. frodo finishes nearly all of the writing before he passes the project on to sam to finish the final pages. sam becomes the mayor in frodo's place and frodo prepares for his departure with gandalf to the shores of the sea. sam, merry and pippin ride along with them, and there are also the elves, bilbo, elrond and galadriel. all of the ring bearers must depart from middle earth and so they board the great ship and sail away. the three hobbits return to their lives in hobbiton and enjoy the rest of their lives.

    not:
    türkçe özet: buradan
    ingilizce özet: buradan

    alınmıştır.
  • merkezinde ölüm ve ölümün kaçınılmazlığının yer aldığını düşündüğüm tolkien'in olağanüstü eseri.

    tolkien'in kendisi de 1968'de bbc'ye verdiği röportajda bunu dile getiriyor aslında. yüzüklerin efendisi için ilhamı nereden aldığını anlatırken simone de beauvoir'ın sessiz bir ölüm kitabından bir alıntıya yer veriyor: "doğal ölüm diye bir şey yoktur. insan varlığıyla dünyayı sorgulamaya açtığı için başına gelen hiçbir şey doğal değildir. her insan ölmek zorundadır fakat her biri için kendi ölümü bir kazadır ve dahi bunu bilse ve kabullense de gerekçesi olamayacak bir ihlaldir." [benim çevirim.] sonra ilave ediyor, "bu ifadelere katılabilir veya katılmayabilirsiniz fakat yüzüklerin efendisi'nin ilham kaynağı budur."

    söylemek istediğimi biraz daha ayrıntılı olarak ifade etmek gerekirse, genelde tek yüzük'ün ya da diğer adıyla güç yüzüğü'nün sınırsız gücü, her istediğini yapabilme imkânını temsil ettiği düşünülür. ilk bakışta hikâyede bir iyi ve bir de kötü taraf vardır ve iyilikle kötülük bu yüzük için mücadele içindedir. fakat tek yüzük'ün kullanıcılarına verdikleri, görünmez olabilmek ve ona sahip oldukları sürece yaşamaktır. yüzüğün sahipleri ölümsüz olurlar dersek yanlış olmaz yani. fakat kitabın neredeyse başından beri bunun kötü olduğu ve yüzüğün yok edilmesi gerektiği söylenir.

    bu yüzden bence tolkien yüzüklerin efendisi'nde ölümsüzlüğün imkânsızlığını ve bu arzunun yanlışlığını anlatmak istemiştir. ona göre her şeyin ve herkesin bir gün yok olacağını bilmeli, bunu kabullenmeli ve buna rağmen iyi ve güzel şeyler yapmak için çabalamalıyız.

    eser elbette bir yönüyle de modernizm eleştirisidir. tolkien, iddia edilenin aksine bilimsel ve teknolojik ilerlemenin mutlaka sosyal ve ahlaki ilerlemeyi getirmeyeceğini birinci dünya savaşı sırasında kendi gözleriyle görmüştür. ona göre insanın içinde daima bir parça kötülük olacaktır ve insanlar var olduğu sürece savaş ve çatışma asla eksik olmayacaktır.

    tolkien'in bu düşüncesi de hristiyanlığın temel öğretilerine dayanır. hristiyanlığa göre adem şeytan'ın kışkırtmasına kapılıp yasak meyve'yi yiyip ilk günahı* işlediği ve cennet'ten kovulduğunda, o ve ondan sonra gelen tüm insanlar yaşlanıp ölmekle cezalandırılmıştır. fakat bir şey daha var. insanın önceden tertemiz olan ruhu lekelenmiştir ve insanlar günaha meyilli hale gelmiştir. bu nedenle istisnasız biçimde, ne kadar iyi kalpli ne kadar ahlaklı olursa olsun, her insanın daima kötülük yapma ihtimali vardır. o yüzden tarih daima kendini tekrar edecek, daima savaşlar olacak, daima insanlar korku ve dehşet içinde öleceklerdir. kendi sözleriyle, "tarih uzun bir yenilgiden başka bir şey olmayacaktır."

    bu kusurlu olma halini, günah işlemeye meyilli olma halini eserde sık sık görürüz. kitapta sauron'un kendi ruhunu, gaddarlığını ve yaşayan her şeye hükmetme arzusunu tek yüzük'e aktardığı söylenir. benzer şekilde melkor da kendi içindeki kötülüğü arda'ya yani orta dünya'nın da bir parçası olduğu dünyaya aktarmıştır. ve bu nedenle tüm canlılar günaha yani kötülük yapma potansiyeli taşır içinde. yaşayan herkes yüzüğün baştan çıkarmasına açıktır, hatta bilge gandalf bile. ve gandalf bu gerçeğin farkında olduğu için yüzüğe dokunmayı bile reddeder.

    tüm kitap boyunca yüzüğün çeşitli karakterleri kışkırtmayı denediğini görürüz. kimi karakterler yüzüğün tahriklerine karşı koymayı başarırken kimileri başarısız olur. o nedenle, frodo lothlòrien'de yüzüğü galadriele teklif ettiğinde galadriel içindeki arzuyu dizginleyip, "sınavı geçtim. küçülüp batı'ya gideceğim ve galadriel olarak kalacağım." der.

    tolkien'e göre tarihin daima kendini tekrar edeceğini söyledim fakat ona göre bu bir tür déjà vu şeklinde olmayacaktır. her tekrarda dünya gittikçe daha kötü, daha yozlaşmış bir yer haline gelecektir. bu yüzden tolkien'in tüm eserleri geçmişe duyulan özlemle doludur. geçmiş hep daha iyi, daha mutlu, daha görkemlidir.

    kendi dünyamıza bakacak olursak, günümüzde yüksekliği 1 kilometreyi aşan binalar yapabiliyor olmamıza rağmen hepimiz mısır piramitleri veya pantheon gibi eserleri ya da efes antik şehri gibi kalıntlıları görünce modern binaların bizde yaratamadığı bir hayranlık hissederiz. bununla birlikte bu eserlerin ve şehirlerin yıkılıp gitmiş olması bize hüzün verir. nasıl ki bizler için roma imparatorluğu'nun ihtişamı veya büyük iskender'in fetihleri asla tekrar elde edilemeyecek başarılarsa orta dünya da bu tarz eşi görülmemiş ve bir daha hiç görülmeyecek tarihî olaylara sahne olmuştur.

    mesela minas tirith çok büyük ve ihtişamlı bir şehir gibi görünür ama şehrin 3. çağ'daki hali 2. çağ'daki halinin bir gölgesidir. gondor krallarının mağrur soyu tükenmiştir. eskiden bütün orta dünya'ya hükmeden barış ve refah içinde yaşayan krallıklar tarihe karışmıştır. eski çağların büyük savaşçıları ve kralları ölmüştür ve isimlerini dahi hatırlayan yok gibidir. eskiden çok uzun yıllar yaşayan, büyük işler yapan insan soyu bozulmuş, ömürleri kısalmış ve becerileri azalmıştır.

    yine minas tirith'e dönecek olursak, nasıl ki roma'dan sonra kurulan pek çok şehir ona atıfla yedi tepeli olma iddiasında bulundu ve böylece onun ihtişamından bir parçayı kendi bünyesinde korumak istediyse, yedi surlu minas tirith ile yedi kapılı gondolin arasında da benzer bir bağ vardır. ve elbette nasıl ki minras tirith gondolin kadar görkemli değilse, gondolin de aman'daki şehirler kadar görkemli değildir.

    bu eksik ve kusurlu olma hali eserin o kadar merkezindedir ki, yüzüklerin efendisi'nde anlatılan olaylar bile aslında the red book of westmarch denen ve bilbo, frodo ve sam ile başka pek çok kişinin yazdığı bir kitaptan tolkien'in yaptığı çevirilere dayanmaktadır. yani tolkien eseri öyle yazdığını söyler bize. bilbo da yazdığı kısımda elfçeden pek çok çeviri yapmıştır. yani olaylar pek çok kez farklı kişilerin kendi süzgeçlerinden geçmiş, yapılan çeşitli tercümelerde ister istemez bazı nüanslar kaybolmuş, bazı kavramlar karşılıksız kalmıştır. nihayetinde hikâyenin kendisi de zaman içinde bozulmuş, yıpranmış ve kaybolmuştur. üstelik tolkien de tercümesini orijinal kitaptan değil, onun kopyalarının kopyalarından birinden yapmıştır.

    yani her şey git gide daha kötü olmakta, yozlaşmakta, çürümekte ve yok olmaktadır. elflerin sahip olduğu üç yüzüğün de özelliği aslında bu çürümeyi ve ölümü engelleyebiliyor olmasıdır. tek yüzük'ün yok edilmesi elfler için çok büyük bir kaybı temsil eder çünkü tüm yüzükler tek yüzük'e bağlıdır ve o yok olunca onların da gücü sona erecektir. bu da yarattıkları her şeye âşık olan elflerin çağlar boyunca meydana getirdikleri her şeyin zamana yenik düşüp yok olacağı anlamına gelir. elfler ölümsüzlüklerine, sınırsız bilgi ve becerilerine rağmen sonunda kaybetmişlerdir. belki kendileri aman'a, ölümsüz topraklara gidecektir ama yarattıkları her şey zamana yenilecek, harabeye dönüşecek ve unutulacaktır.

    peki tolkien bize ne tavsiye etmektedir? her şeyin yok olacağını bilerek üretmeyi. iyilik idealine inanmayı. kötülüğün daima var olacağını, hatta ne kadar ahlaklı olmaya çalışırsak çalışalım belki bir gün kendimizin de günah işleyebileceğini, kötülük edebileceğini bilerek ve kabul ederek iyi olmaya ve iyilik yapmaya çalışmaya devam etmeyi.
  • tolkien yüzüklerin efendisindeki yolculuğu tasarlarken ne düşünüyordu ? bence bolca şans kavramını düşünüyordu. tolkien çokça mitoloji okuyup bilen bir profesör olduğu için ve sıklıkla bir çok romanı inceleme şansı olduğu için öyküdeki zorlukların aşılıp aşılmaması konusunda hem tecrübesi vardı hem de nasıl aşılabileceği konusunda bir seçim hakkı vardı.

    orta dünyada kötüler bariz bir şekilde daha aktif ve daha güçlüdür hatta yeri geldiğinde daha da zekidir. tolkien bunu öylesine inandırıcı yapmıştır ki kötülerin gücü şakadan değil etkili bir yıkım silahıdır. haliyle orta dünya aslında bir çok hüzünlü hikayenin mekanıdır. yaratılıştan 3. çağa yani yüzüklerin efendisi zamanlarına kadar devamlı oyunbozanların düzenbazların ve zalimlerin kazandığı bir savaş süregelmiştir. güzelliğinde iyiliğin ve merhametin yanında olanlarsa ya ölmüş ya sürülmüş ve bazen de elflerin orklara evrilmesi gibi çok daha kötü sonlara vasıl olmuşlardır. yani orta dünyanın kötülüklerini alt etmek için geçmişe de baktığımızda gücün ve zekanın çok da işe yaramadığını görüyoruz. yarasa da kalıcı olmamış hatta rehavete neden olup daha büyük yenilgilere yol açmış. haliyle yüzüklerin efendisi hikayesinde de bariz bir üstünlüğü olan sauron'un öyküsü aslında tarihe baktığımızda çok şaşırtıcı değildir. dolayısıyla bu gücü alt etmek için izlenmesi gereken yolun da güç ve kudret yolu değil farklı bir yol olması gerekmektedir. tolkien'in öyküsü böyle dokunmuştur. işte bu noktada tolkien aşırı zekice planların ya da yapay görünen tesadüflerin gerçekçi olmadığı kanısına varmış olacak ki seçtiği yol "bilinçli bir şekilde seçilmiş ve bedel ödenmiş bir şans" olmuştur. eksiklerini de vaların iradesiyle örtmüştür. tolkien açık sözlüdür ve düşündüklerini tasarılarını kitapta aynen ifade eder (aynı önsözde hikayenin sonunu da söylediği gibi. çünkü önemli olan son değil süreçtir, öyküdür ona göre): gandalf frodo ile yüzüğün bulunuşunu tartışırken "o kör karanlıkta yüzüğün bilbo'nun eline gelmesi tesadüf mü sanıyorsun ? böyle yüzükler kendilerini kötü yüreklilere buldurmayı çok iyi bilirler ama herkesin planlarını aşan bir şey oldu ve yüzüğü bilbo buldu. burada yüzüğü de onun efendisini de aşan bir şey var. yüzüğü bilbonun bulması yazılmıştı". işte bu nokta bir kudretin müdahalesi. her şeyden üstün bir gücün müdahalesi. vaların böyle bir gücü olmadığını tahmin ettiğimize göre bizzat eru'nun müdahalesi. gandalf işte buradan cesaret alıyor. kendi yolunun da tesadüfen hobbiton'a düşmediği ve bilboya tesadüfen rastlamadığını bildiği gibi bunu da tahmin ediyor, görüyor. bu hikayede açık bir şekilde bir çok olayda bilbo zekice macerasında yardımda bulunuyor dostlarına ama şansı her zaman tamamlayıcı faktör oluyor. şans faktörünü tolkien öylesine ustaca kullanıyor ki okurken rahatsız olmuyorsunuz ve bu kadar basit ve sade planlar yapan bilbonun planlarını hem makul buluyorsunuz hem de şansının yaver gitmesini hakkı olarak görüyorsunuz. bu arada bilbo ve dostları bedeller ödüyorlar, yakalanıyorlar, hapsediliyorlar, kızartılıp yenilmeye çalışıyorlar ve bir ejderhayla mücadele edip bir savaşın içine karışarak üç yoldaşlarını kaybediyorlar. yani bilbo evet şanslı ama saçma sapan ve mantıksız bir şans değil bu. makul ve kabul edilebilir bir şans. hayatın doğal akışına uygun bir şans. bir maceranın üzerine kurgulandığı bir şans.

    zaman geçip yüzük de yeni sahibini yani frodoyu bulunca, maceranın lothlorien kısmında galadriel çok açık edilmeyen ama muhtemelen kendisinin tahmin ettiği nedenlerle frodoya yıldızcamı veriyor. yıldızcam, elflerin yıldızının ışığının hapsedildiği bir suyu tutan küçük bir şişecik. ne anlama geldiği hakkında fikir yürütmüştür frodo ama yanıldığını çok sonra yani shelobla karşılaşmalarından sonra anlamıştır muhtemelen. frodo ve sam cirith ungol geçidini geçerken daha önce hiç ışığın girmediği geçitlerde bu ışık ve şansları sayesinde kurtuluyorlar ancak bedel de ödüyorlar. evet ellerinde ışık var ve shelob bu ışıktan korkuyor ancak basit bir hikayedeki gibi shelob kaçıp gitmiyor ve güle oynaya o geçidi geçemiyorlar. sting ile tuzak ağı geçiyorlar ama işte o noktada gollum saldırıyor planı bozulunca ve shelob da sam'in gollumla uğraşmasını da fırsat bilerek frodoyu sokup zehirliyor. dikkati kurbanının üzerindeyken de sam arkadan yaklaşma ve altına girip ilk hamleyi yapma şansı buluyor. şans, cesaret, yıldızcamı ve tabi ki bir diyet. bu olaylar gerçekleşmese sam ve ya bir başkasının shelob'a yaklaşması mümkün bile olamaz ve ya sam'in elinde yıldızcamı olmasa o verdiği hasardan sonra bile hiçbir şey shelob'un canını bu kadar acıtamaz. evet şanslılar ancak bu şansı kim ister bilemiyorum. öyle bir şans ki adım adım ilerlemeleri için bedeller vermeleri ve eksilmeleri gerekiyor. ancak bu sayede biz okurken rahatsız olmuyoruz, aksine gerçekçi geliyor, yapay gelmiyor ve daha çok seviyoruz, daha çok okumak ve bu öyküye tanıklık etmek istiyoruz.
  • filmi çekilmeden yıllar önce türkçeye çevrilmiş kitap.

    mükemmele yakın bir çevirisi vardır. çevirmeninin* yüzüklerin efendisini çevirme süreciyle ilgili verdiği bir röportajın aşağıdaki kısmından tek bir kelimeyi çevirmek için verdiği çabayı görebilirsiniz.

    "tolkien kitapta, bu kitabı yazmadığını kırmızı kitap'tan çevirdiğini yazar ve çeviriyi hangi prensiplerle yaptığını da izah eder. yani hangi kelimeleri ingilizceye çevirmiş, hangilerini olduğu gibi bırakmış vs. bu en büyük ipucuydu. ben de aynı yolu izledim. kitaptaki kelimeleri incelemeye başladım. anglo saksoncadan ingilizceye bir sözlük aldım. ayrıca tolkien'ın kitabındaki 14 ayrı lisanı inceleyen bir kitap buldum. burada tüm kelimelerin kökleri veriliyor, hangi lisandan türetilmiş olduğu yazılıyordu. her ırkın dili, bugünkü ingilizce'yi farklı devirlerde etkilemiş farklı dillerin köklerinden türetilmiş. buradan yola çıkarak ben de türkçeyle bir paralel kurdum. yani kronolojik olarak aşağı yukarı benzer dönemlerde türkçenin hangi dillerden ve nasıl etkilendiğini göz önüne almaya çalıştım. o yüzden osmanlıca sözlükler, divan-ı lûgat-it-türk, tarama sözlüğü, türk lehçeleri sözlüğü sürekli başvurduğum kaynaklar oldu.

    size bir kelimenin serüvenini anlatayım: mirkwood. bu kelime sözünü ettiğim, tüm kelimelerin köklerini veren kitapta yoktu. o kitapta ingilizceye çevrilmemiş kelimeler var çünkü. bugün sözlüklere baktığınızda "mirk" kelimesini bulamazsınız. fakat anglo saksonca sözlükte "mirk" kelimesi vardı ve korkunç, şeytani anlamında kullanılıyordu. bugünkü "murky" (karanlık, kasvetli)kelimesi de bu kökten türüyordu. bunun üzerine tüm sözlükleri taradım. bu anlamı karşılayan, bugün kullandığımız bir kelimeye benzeyecek ama söylenişiyle biraz farklı olacak, anlamı zaman içinde biraz değişmiş, yumuşamış olacak ama tamamen de alakasız olmayacak bir kelime bulmam lazımdı. divan'ı lûgat-it-türk'te "kuyut" kelimesini buldum. anlamı "ürkütmek" idi. hatta kuyuttu, kuyutur gibi de çekimleri vardı. sonra türk lehçeleri sözlüğünü taradım. tatarlar koytı kelimesini "fena, kötü" anlamında kullanıyorlarmış. kazaklar "kuytılık" kelimesini "şeytani" anlamında kullanıyorlarmış. biz artık kuytu kelimesindeki bu şeytani anlamı kaldırmışız ama demek ki bir zamanlar varmış. aynı mirk ve murky arasındaki ilişki gibi. o yüzden mirkwood'u, kuyutorman olarak çevirdim."
    -çiğdem erkal ipek
  • hala okumadım, seyretmedim diyenler için kısa bir özet;

    --- spoiler ---

    aç gözlü bir hobbit olan smeagol, derede arkadaşıyla balık tutarken alyans türü bir yüzük bulur ve yüzüğü elinden alacağı gerekçesiyle diğer hobbit arkadaşınının nallarını diker. yüzüğünü de alıp dağların dehlizlerine kaçar. orada “kıymetlimisssss” diye tıslaya tıslaya yaşayıp giderken her köfteye nane bilbo bagins hazaretleri gider bin türlü dalavereyle yüzüğü çalıp cebine atar ve şirinlerin köyüne benzeyen bir köy olan shire’a getirip saklar. ama bu yüzük öyle sıradan bir yüzük değil, büzükleri korkudan çatlatacak güçlere sahip bir yüzüktür. gel zaman git zaman bilbonun densizlikleri sebebiyle yüzüğü farkeden büyücü gandalf kısa bir araştırmadan sonra yüzüğün o lanet yüzük olduğunu anlar ve frodo’ya yüzüğü elrond’a götürme görevini verir. yolda türlü belalar gelişir, aragorn hobbit grubuna katılır ve sonunda elrond’a ulaşılır.gizli divan toplanır ve karar alınır; “tek yüzük” hüküm dağı’na götürülüp yok edilecektir. fakat bu öyle bir tek babayiğidin harcı bir iş değildir. bas bas bağrışmalar sonucunda kısa çöpü çeken talihsizlerin sepeti kollarına verilir.

    bu talihsizlerin arasinda elrond kızı arwen undomiel’in abayı yaktığı arathorn oglu aragorn da bulunmaktadir. “noolur noolmaz, bu gidişin dönüsü olmayabilir” diye akıl edip “biz işi pişirelim” diye düşünür arwen ve aragorn. bir gece vakti kuytu bir koşede arwen kızımız “benim değil mi, kime istersem ona veririm” deyip, aragorn’un “hayatta kabul edemem” itirazlarina rağmen hemen oracıkta veriverir aragorn’a. verir dediysek, evenstar kolyesini dedik, yanlış anlaşılmasın.

    yüzükdeşlerimiz gri gandalf önderliğinde güneye doğru yola çıkarlar. bu orta dünya karmasi grup yolda binbir türlü musibet, orktu, troldu, yok efendim nazgul’du falan filanla cebelleştikleri yetmezmis gibi bir de kar, camur, heyelan, çığ düşmesi ve de kaya devrilmesi gibi tehlikelerle karşılaşınca işler iyice sarpa sarar ve bindik bir alamete misali “bir de moria’ya da girelim de belamizi bulalim” kararına varırlar. onları bekleyen musibetten habersizdirler. tüm bunlar yetmezmiş gibi legolas da iki de birde “içimde bir tehdit büyüyor” diyip durarak ekibin sinirlerini zıplatmaktadır.

    geride kalan arwen ise aragorn’un kral oluşundan sonra gerçekleşecek dügünlerinin hayalini kurmaya başlar. çeyizini düzmeye baslamis olan arwen, galadriel nene’sinin onlara düğün hediyesi olarak earendil’in işığı’nı verecegi ihtimalini hayal etmektedir. böylece son zamanlarda orta dünya’da çekilen elektrik kesintisi problemi onları etkilemeyecektir.

    arwen kızımız hayal aleminde gezedursun, yüzük kardeşliği yoluna birçok zorluk atlatarak devam etmektedir. etmektedir etmesine ama kesip biçtikleri orkun goblinin bini bir para olmuş olan yüzük kardeşlerimiz bi de listelerine gollum’u eklemislerdir. bunun farkında olan bir tek frodo ve gandalf iken diğer grup üyeleri başta pippin olmak üzere sağı solu kurcalayip gollum’dan besbeter bir mahlukat olan gandalf’ın uzaktan dayioğlu balrog’u uyandırmakla meşguldürler. gandalf’ın tüm “iki dakka effendi ol pippin, alırım aklını” uyarılarını kaale almayan pippin, sonunda yapacağını yapar ve binyıllardır mışıl mışıl uyuyan dayıoğlu balrog efendiyi kafasına zırhlı bir cüce cenazesi atmak suretiyle uyandırır. neye uğradığını şaşıran grup tabanları yağlamışsa da son anda balrog alacagı oldugu gandalf’ı khazad-dum köprüsünü geçmeden kıstırmayı başarır ve “olm ne şerefsizmişsin be, borcumu ödemeden şuradan şuraya göndermem” der. gandalf karizmayı çizdirmemek icin “yuuuu şell naaat paaass” ayaklarına yatmşsa da bu büyücü tripleri dayioğlu balroga sökmez ve gandalf’a “olm bak şerefinle öde borcunu, alırım aşşa” der. gandalf yine ısrarla “yuuu şell naaat paaass” diye asasını da çotttarakkk diye köprüye vurarak bağırmış ve lakin azimli balrog’un da köprüye çıkmasıyla köprü bel verir ve verdiği yerden de yıkılıp gider. balrog da köprüyle birlikte gider. lakin azmin elinden hiç bir şey kurtulamamıştır. balrog, son bir çaba ile ateşten kuyruğunu şööle bi savurur ve “oh bee, ucuz kurtardık” gafletine düşmüş olan gandalf’ı paçasından tuttuğu gibi kendi ile birlikte dipsiz moria’nın derinliklerine çeker. frodo’nun “geeendeeeaaaalf” diye bağirması doğal olarak fayda etmemiş, yüzükdeşlerimiz sonunda çıkışı bulup paçayı başlarına üşüşen goblinlerden zor kurtarmışlardır.

    aragorn ise rivendell’deki sevdiceği arwen gibi galadriel nene’yi nası kandırsak da alsak şu earendil’in işığını” diye düşünmektedir yola çıktıklarından beri. aklına parlak bir fikir gelir ve grubu “gandalf düştü, patron benim, hadi lorien’e gidelim. hem yakın hem de güvenli” deyip kandırır. lakin bilmez ki bir cüceyi lorien’e sokmak, balrog’a khazad-dum atlatmaktan daha zor olacaktır. lorien girişinde haldir huldur ork avlayan haldir ve dadaşları bizim rivendell mızıkacılarına geçit vermezler. aragorn “kemm, kumm haldir’ciim zamanında çok rakı alemi yaptık, gel bu seferlik görmezden gel”. “cucedir, yerden bitmeyi görmemişiz” deyiverirsin olur biter” diye kafalayıp giriş iznini alır.

    elf hanımı galadriel’in huzuruna çıkarılır yüzük tayfası. galadriel bunları bir sorgudan sualden geçirip aragorn’u da alıcı gözle bir süzer bakalım bizim kız iyi damat seçmiş mi diye. “pek de kirli, bizim kız çapulcu mu bulmuş acep” diye hayıflansa da kirine pasına rağmen yine de kral soyundan geldiği için aragorn’a fazla yüklenmemeye karar verir. ama yüzüğü taşıyan frodo’ya bir göz dağı vermeden de edemez. gece herkes uyurken kurnadan su içmeye kalkan frodo’ya koca fıldır gözlerini yuvalarından uğratıp “karanlık efendinin yerine cillop gibi bir kraliçeniz olacaaak, yüzüğü bana veeer” der. frodo da “ayıp ettin hanımım, seni mi kırıcam, buyur, al” der. galadriel ise garibanın yüreğine inmesin diye tantanayi kısa kesip ona bazı ögütlerde bulunur.

    gün gelip çatar, yüzük kardeşliği yola koyulmak zorunda kalır. elf hanımı galadriel gruptaki herkese incik cincik kısmısından bişeyler verir. aragorn da “hah, şimdi verecek earendil’in işığını hanımım bana” diye düşünürken galadriel earendil’in işığını çıkarıp frodo’nun eline tutuşturur. aragorn içinden “hasssktr, koca karı gitti elin bücürüne verdi bizim düğün hediyesini” der. ama yapacak bişey yoktur. kuyruğunu kıstırıp bi elessar taşı ile kayıntılık namına da birkaç dilim lembas’a razi olup kayığına biner. galadriel frodo’ya “hadi canim, namarie” der ve kayıklar ufukta kaybolana dek kıyıdan onlara el sallar, nanik yapar…

    grup daha mordor sınırlarına yeni yaklaşmışken argonath civarlarında boromir’de ipler kopar. frodo’yu kuytuda sıkıştıran boromir “yüzzuğü bana ver, kral ben olacam, arwen’i de ben alacam” diyerek yüzüğü almaya çalışır. boromir’in hayalarına geçirdiği bir tekmeyle araziye uyan frodo soluğu kayıklardan birinde alır. sam de onu takip eder. bu arada bir alay çapulcu uruk-hai boromir’i ok manyağı yapmak suretiyle orta dünya cennetine yolladıktan sonra gruptan geriye kalanlar uruk-hai’lerin öğlen yemeği menüsüne alınmış olan merry ve pippin’i bulma niyetiyle yola düşerler.

    olaylar gelişir, bir sürü ork ölür… uruk hai’ler bir çok kez bozguna uğrarlar. aragorn gimli ve legolas, hobbitler yerine gandalf’ın balyaj yaptırmış hali ile karşılaşırlar… balrog korkusundan beti benzi atmış, beyaza dönmüş gandalf, merry ve pippin’i bulduğu müjdesini verir yiğit gençlere. sonra da onları maceradan maceraya atar. merry ve pippin ise ağaçsakal’ın himayesinde bırakılıp ayak bağı olmaktan çıkarılırlar. sonra gandalf, aragorn’a “madem kral olucam elf kızını alıcam diyon, git önce rohan’ı sonra da minas tirith’i uruk-hai’lerden temizle” der. neye uğradığını şaşıran aragorn “ulan çattık” diye düşünse de renk vermez. gidip kral theoden, eowyn ve rohirrim eşliğinde tüm edoras ahalisini miğfer dibi’ne götürmeye yardım eder. yolda warg süvarilerinin saldırısına uğrarlar ve aragorn çarpışma sırasında orc pisliğine basip uçurumdan duşer ve çok pis yaralanır. ölmek üzeredir aragorn. tam o sırada arwen’e malum olur ve rüyasına gelip aragorn’u hayat öpücüğü ayagına nalları dikmeden bi öper. “o kadar nehir var, göl var, bi girip yıkanamadın mı” diye de içinden geçirmeden edemez cünkü aragorn leş gibi kokmaktadır. sırf bu yüzden öpüş koklaşı kısa kesen arwen kendi rüyasına geri döner. dönüşte bir de galadriel hanıma uğrayıp, “anaaaneee, ışığı vermedin bari bi kaç okcu yolla da garibime yardım olsun” der. galadriel’de, “senin müstakbel kocan olucak o çapulcu bütün kırıklarını getirdi burda kırk gün kırk gece yasımız var, yolumuz uzun diyip yeyip içtiler. yiyecek bi şey kalmadı. ölümsüz elf halkı açlıktan ölücek. haldir ve okçularını geyik avına yolladım, hepsi orda. iyisi mi elrond’a bi haber salayım o yapsın bi güzellik” der. elrond ise bir an önce son gemiyi kaçırmamak için bohçalarını hazırlama telaşı içinde galadriel’i savuşturmaya çalıştıysa da bütün okçularını migfer dibi’ne yollamaya razı olur. böylece aragorn elf’lerin de yardımı ile hem rohan’ı hem de minas tirith’i kurtarıp bi güzel kral olur.

    yüzük taşıyıcısı frodo ve sam ise gollum’la karşılaşırlar ve “çok kıyak delikanlıymış, bize rehberlik yaptı, tavşan, balık avladı” deyip onu bağırlarına basarlar. gollum’un niyeti ise kaleyi içten fethetmektir halbusu ki… ama sonuçta delikanlılığın kitabının orta dünya distribütörlüğünü yapmış olan sam gamgee’nin üstün çabaları sonucu yüzük hüküm dağı’na atılır.

    gimli ve legolas ork kesmece yarışına girişip bütün savaş boyunca sidik yarıştırılar. aragorn ise arwen’i ve ödemek zorunda kalacakları elektrik faturalarını düşünmekten dellenip hırsından direk mordor’un kara kapılarına dayanır. tam zamanında vardıkları kapıda ecelin elinden son anda yüzüğün yok edilmesi ile kurtulan aragorn minas tirith’e döner dönmez tacını giyip kral olur ve arwen kızı da kendine gelin alır. onlar erer muratlarına biz de çıkarız sauron’un kulesine…

    --- spoiler ---
  • uzak kaldığım zamanlar satırlarını, şarkılarını, ormanlarını, yıldızların parladığı kara gök denizini, dağlarını, binlerce ve binlerce yılın öykülerini anlatan elflerini özlediğim iki kitaptan biridir kendisi. öyle ki, ilk okuduğum günden bu yana, her yıl bir kez okumayı kendime iş edindim. artık okumaktan haraplaşmış, sayfaları sararmış kitaplara dokunmak, yollarda perişan olmuş kaplarındaki resimlere dalmak, haritalarda gezinmek, yolculuğu izlemek, savaşlarda en önde, elimde zihnimde parlayan bir kılıçla savaşmak ve güneşin her zerresine kıymet vererek, hayatı ve ışığı sahiplenmek olmadan geçiremiyorum bir senemi. 10. okuyuşumun sürdüğü şu günlerde, hala ruhumu bırakıyorum satır aralarında. zihnime doluşan görüntüleri seyrediyor, tekrar tekrar dolaşıyorum lothlorien ormanında, elanor'ların arasında. hala kelimeler, sözler, cümleler, tasvirler durduruyor beni. hala, takılıp kalıyorum geceyi kendine taç yapmış binlerce yılın vücut bulmuş halini seyrederken zihnimde çizdiğim resimlerde.

    öyle ki, bunca okuyuşun ardından, adeta ezberlediğim dialoglar, hala bambaşka şeyler hissettiriyor bana. her seferinde farklı şeyler düşündüğümü, farklı şeyler hissettiğimi görüyor, daha önce keşfetmediğim bir yerini buluyorum bu kitabın. hatta 20 değil, ömrüm yeterse 50. okuyuşumda bile hiç farketmediğim gizleri bulacağıma eminim. o günkü ruhumla, bambaşka gözlerle okuyacağımı satırları... belki o zaman, gerçekten geçmişi hüzünle hatırlayan eski ırkların duygularını daha iyi anlayabileceğim, kim bilir...

    böyle, hiç bitmeyen bir kitap the lord of the rings benim için. kitaptan ziyade, her yıl sonbahar geldiğinde çıkmayı sevdiğim bir uzun yolculuk kendisi. ağaçların dallarını altın yapraklar kapladığında, bulutlar yağmur kokmaya başladığında pılımı pırtımı toplayıp yürüdüğüm uzun bir yol, yaşadığım upuzun bir öykü...
    yıllar önce yürüdüğüm yoldan sapıp, kenardaki patikalardan birine hesapsızca atıldığım için ve bu sayede keşfettiğim olmayan ülkeler, şehirler, düşler, düşlemeler için duyduğum mutluluğu tarif edemem. bu patikanın, daha en başlarında karşıma çıkan tolkien'e, zihnimde ve ruhumda bıraktıkları için teşekkür edebilmeyi ne denli ister olduğumu anlatmam gerek. havaya yazıyorum bu sözleri. yerine ulaşmayacağını bilerek. fakat ruhum, ruhu için ışıklar temenni ediyor büyükbabanın, bu dileğimin gerçekleşeceğini bilerek(isteyerek).

    "diola lle carmo atar. elen sila lumenn omentilmo. tenna' yle omento, quel kaima."
  • hakkında söylenebilecek, yazılıp çizilebilecek her şeyin yetersiz kalacağı efsane, hayatıma girdiği andan itibaren başka bir yaşam çizgisine sahip olmama neden olmuş şaheserler bütünü. şöyle bir düşündüğüm zaman edebiyat, sinema, müzik, bilgisayar oyunları gibi en fazla gençlik yıllarında ilgilenilen alanlarda yüzüklerin efendisi gibi bir fenomen yaşandı ve ben tam da o yıllarda lise yıllarımı, gençliğimi yaşadım.

    kitap okumak istiyorsun elinin altında 50 yıl önce yazılmış olsa da çılgınlığı o ara tüm dünyayı sarmış yüzüklerin efendisi var. sinemaya gideceksin ya da evde film izleyeceksin sinema tarihinde çığır açmış bir üçleme vizyona giriyor her yılın sonunda. müzik dinlemek istedin howard shore'un film için bestelediği olağanüstü bir albüm var taze taze. bilgisayar oyunu oynayacaksın orta dünya temalı efsanevi oyunlar çıkıyor the battle for middle-earth gibi. tam bir altın çağ yahu gözleri doluyor insanın.

    tüm bu hisleri taşırken de görüyorum duyuyorum orada burada "yüzüklerin efendisi'ni okumadım, filmlerini izlemedim, bu zamana kadar izlememiştim daha yeni izledim harikaymış" falan fıstık şeklinde konuşanları. bu ne şanssızlık diyorum içimden, bildiğin üzülüyorum bu insanlar adına o dönemi yaşayamadıkları için.

    bir de "beğenmedim, hiç sevmedim, o ne biçim film öyle karman çorman"cılar var şanssızlığın, talihsizliğin doruklarında gezen. yüzüklerin efendisi'ni beğenmeyecek bir zevke sahip olacak kadar da şanssız olunmaz ki. bir çocuk saflığında cidden şaşırıyorum, bir insan nasıl yüzüklerin efendisi'ni nasıl sevemez? yemek yemeyi, uyumayı, gezmeyi tozmayı sevmemek kadar enteresan. çikolatalı pastayı bile sevmemek kadar hatta.
  • "çıkın çıkmazı'ndan bay bilbo baggins kısa bir süre sonra yüz on birinci yaş gününü debdebeli bir davet ile kutlayacağını ilan ettiğinde hobbitköy'de büyük bir heyecan yaşanmış ve söylentiler alıp yürümüştü." cümlesiyle başlayıp, "sam derin bir nefes aldı. "eh, döndüm işte." dedi" cümlesi ile biten efsane kitap.

hesabın var mı? giriş yap