*

şükela:  tümü | bugün
  • bir can dündar belgeseli.
  • bu hafta yayınlanan çiğdem talu ve melih kibarın aşkını anlatan bölümüyle şarkı sözlerinin altındaki imza olarak algıladığım çiğdem talu'yu ete kemiğe büründürerek kendisine duyduğum saygının daha da artmasını sağlamış program. aralık ayından beri varmış, ben geç keşfedebilmiş ve bir sürü bölümünü kaçırmışım.
  • hicbir bolumunu izleyemedigim ve beni acılar icinde kıvrandıran belgesel dizisi.
  • belgeselin bir bölümünde bedri rahmi - eren eyüboğlu aşkı işlendi:
    "
    1949'da bir gün istanbul büyük kulüp'teki bir toplantıda, davetliler bedri rahmi eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını istediler. eyüboğlu ayağa kalktı ve karadut'u okumaya başladı: "karadutum, çatal karam, çingenem/ daha nem olacaktın bir tanem/ gülen ayvam, ağlayan narımsın/ kadınım, kısrağım, karımsın"... bedri rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı eren eyüboğlu... çünkü şiirde "kadınım, kısrağım, karımsın" dediği kadın, karısı değildi. bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: mari gerekmezyan...
    "kara saplı bıçak gibi" mari, bedri rahmi'nin asistanlık yaptığı güzel sanatlar akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. o dönem askerliğini yapmakta olan şair - ressamın sinesine, "kara saplı bir bıçak gibi" saplanmıştı. mari, bedri rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. bedri rahmi bu büstü, mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. artık aşklarından bütün istanbul haberdardı. bedri rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, eren eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
    "karadut", 1946'da menenjit tüberküloz kaptı. iyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. bedri rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl istanbul alman hastanesi'nden mari gerekmezyan'ın ölüm haberi geldi. bedri rahmi yıkılmıştı. sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi eren olacaktı. o dönem içkiye başladı ünlü şair...
    aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür:
    "türküler bitti/
    halaylar durdu/
    horonlar durdu/(..)
    hüzün geldi baş köşeye kuruldu / yoruldu yüreğim, yoruldu."
    eren eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu. onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı. başardığını sanıyordu. ta ki büyük kulüp'teki o geceye kadar... "karadut"u okurken, bedri rahmi'nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı. bunun üzerine eren, bir süre paris'te yaşamaya karar verdi. oradan eşine yazdığı bir mektupta "o gece"yi hatırlattı:

    4 ocak 1950 - paris
    "canuşkam,
    kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! hatırladın mı? gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. sesin, nasıl titremişti. hey! bütün bunları hatırlıyor musun? sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmışmış gibi olmuştum. o gece... senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! bedri'nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. ruhunun çektiği acıları allah dindirsin. allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
    eren."

    bu dualar işe yaradı. bedri rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine döndü. 1974'teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. öldüğü gün, eşi eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu. "babanı uğurladık" dedi, "ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. yaşadığı ilişkiyi unutmadım. hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. buna katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir."
    "
  • (bkz: romy schneider & alain delon)

    (bkz: grace kelly & prince rainier)

    (bkz: frida kahlo & diego rivera)

    ` :kriter olarak tutku ve fedakarligi alirsak ` ` :ve devamliligi `
  • imge kitabevi'nden cikmis can dündar kitabi. fiyati 10 lira civarinda.

    arka kapak söyle:

    uygarlık tarihi biraz da aşkların tarihidir.
    kadınla erkeğin, sevenle sevilenin, âşıkla maşukun tarihi...
    ama insanlık tarihi gibi, aşkların tarihi de dikensiz gül bahçesi değildir.
    kahkahalar ve buselerle olduğu kadar, acılar ve gözyaşlarıyla da işlenmiş bir kanaviçedir bu...
    yaşandığı döneme ilişkin ipucu verir ve dönüp bakınca insana güzel gelir.
    bu kitapta geçtiğimiz asra damgasını vuran aşk hikâyeleri var.
    kimi meşhur olmuş, kimi unutulmuş, kimi efsanevi, kimi berduş aşklar bunlar...
    mustafa kemal ve latife hanım’dan,
    enver paşa ve naciye sultan’a,
    adnan menderes ve ayhan aydan’dan,
    nâzım’la piraye’ye,
    bedri rahmi-eren eyüboğlu’dan,
    yüksel menderes ve ipek kramer’e,
    yılmaz-fatoş güney’den,
    yıldız kenter ve şükran güngör’e,
    melih kibar ve çiğdem talu’dan,
    selahattin pınar’la afife jale’ye...

    bir dönem türkiye’yi sarsan gönül maceraları...
    bir başka deyişle "yüzyılın aşkları..."
  • can dundar yapimi, izleyemedigim ama mukemmel oldugunu tahmin ettigim belgesel dizisi.
    isin kotu yani download edecek yer de bulamiyorum anasini satayim.
  • efsane olmuş aşklardır.
  • belgeselinin, çiğdem talu ve melih kibar'ın aşkını işleyen bölümü, aşk diye bir şeyin gerçekten varolduğuna inandırmıştır. ne zaman izlesem gözyaşlarımı tutamıyorum. çıkamıyorum etkisinden. belgeselden kısa ama çarpıcı bir bölüm için.

    http://www.youtube.com/watch?v=ogplyg9rko0

    belgeselin metni için:
    http://omersaylikdavutoglu.blogspot.com/…melih.html

    biri 36 yaşında bir ingilizce öğretmeniydi.
    diğeri 24 yaşında bir kimya mühendisi....
  • cigdem talu-melih kibar askinin sonunda ofiste olmama ve makyajimin akacak olmasina ve temizleyecek takatim olmamasina ragmen oturup agladim.

    izlenmesi gereken bir belgesel.