şükela:  tümü | bugün
  • yeni insan yeni sinema dergisinin yayın kurulu üyesi, okuduklarım arasında en başarılı sinema yazarı, siyad üyesi zat.
  • nazim hikmet kultur merkezinde verdiği bazı sinema seminerlerine katılmıştım. şimdiye kadar katıldığım tüm seminerlerden, aldığım tüm derslerden, dinlediğim tüm sinema programlarından çok daha doyurucuydu. o zamandan beri nhkm nin etkinliklerini takip eder oldum. zahit atam cidden mükemmel bir anlatıcı ve çok derin bir sinema,tarih,edebiyat, bilgisi var ve sadece sinema anlatmıyor. sadece sinemasal analiz yapmıyor. filmi tüm tarihsel ve edebi gerçekliğinin içine oturtarak analiz yapıyor. keşke john berger ile birlikte 7\24 yayınlanan bir program yapsalar ya da ikisinin tüm beynini bir chip haline getirsek de yerleştirebilsem kafama. çok şey mi istedim acep sözlük?
  • birgün gazetesinde de sinema yazıları yazmaktadır.
  • eğer bu ülkede sanata biraz değer verilip içi boşaltılmasaydı şu anda herkesin duyduğu bir isim olurdu. küçük bir çocukken 'abi şu filmi izledin mi? süperdi di mi?' dediğim her zaman bana şöyle bir bakar, gülümser, sigarasından bir fıt çeker sonra bana 'filmi' anlatmaya başlardı. anlatmasını bitirdiğinde ağzımdan salyalar akaraktan filmi sevdiğime seveceğime pişman olurdum her zaman. büyük insandır, arkadaşım olan en büyük insandır.
  • bundan bir sure once, bir konferans sonrasi bir sohbete tanik oldum. simdi kisilerin isimlerini vermeden aktaracagim bu sohbette film calismalari alaninda dunya capinda bilinen bir ismin cok yanki uyandirmis bir metni, o konferansa konusmaci olarak davet edilmis ve bulundugu ulkenin onde gelen kurumlarindan birinde kuratorluk yapan bir kisi tarafindan 'calinti' olmakla itham ediliyordu. bu sahisa gore soz konusu metin, kendisinden 1 yil kadar once yayinlanmis, ve hem medya hem film calismalari alaninda, cok yanki yapmis bir baska metinden 'asirilmis' kavramlarla doluydu. boyle bir itham, ve bu ithami yapan kisinin haddini fersah fersah asan uslubu, karsisinda soylenecek soz cok az. benim bu kisiye tepkim sununla kaldi: bunca sene (bahsi gecen metinlerin yayin tarihleri uzerinden cok yillar gecti cunku) bu kadar insanin okuyup sayisiz atifta bulundugu bu iki metnin arasindaki bu kimsenin farketmedigi benzerligi ilk senin farketmis olman ne kadar manidar degil mi? bu kisiye benim hayir calinti degildir, 'asirilma' degildir cunku su su sebeplerden degildir demem ne kadar beyhude bir caba, ve ne kadar da istenmeyen bir dili kullanmaya zorlayan bir durum. "camur atmayiniz rica ederim" demenin daha 'sessiz' bir yolu olmali. neyse ki bu kisi bu iddiasini bir kafede dile getirmekten ileri gitmedi hic bir zaman.

    intihal meselesi mayinli bir alana tekabul ediyor. bir yandan siklikla karsilasilan bir durum, ote yandan siklikla yanlis anlasiliyor. fakat butun bunlarin otesinde, iki metin arasinda 'yakaladiginiz' benzerligi 'asirma' olmakla itham etmeden once bogazin da yazinin da yedi dugum oldugunu hatirlamakta fayda var. bildigimiz gibi orhan pamuk'un da kariyerini boyle bir 'asirma' uzerine kurdugunu inatla iddia eden bir guruh var turkiye'de. isin en anlasilmaz yani bu ruh haline sahip kisilerin butun dunya uyuryormus da bir tek onlar uyanikmis gibi dusunmeleri sanirim. bunun turkcesi su: tek akilli sen misin? bu ustelik retorik bir soru degil su yazinin sinirlari icinde. tek akilli gercekten sen olabilirsin ama o zaman bunu biraz daha detayli aciklaman, daha saglam temellere dayandirman gerekir. uzun bir surece yayilmis ve bir cok makale ile beslenmis bir kariyeri 'degmez efenim degmez' seklinde tepeden bir bakisla 'kirletmek' icin daha saglam bir arguman gerekir.

    zahit atam 5 aralik 2010 tarihli yazisinda asuman suner'i ustu kapali bir sekilde 'intihal' ile sucluyor. ben kendisini ya "ikisi de ayni alintiyi yapmis"tan daha elle tutulur delliller sunmaya ya da ozur dilemeye davet ediyorum. akademik dunyada bundan daha buyuk bir suc yok, dolayisiyla da bir akademisyenin bundan daha buyuk bir sucla itham edilmesi mumkun degil. hele hele asuman suner'in kitabinin basarisini kitabin ozgunlugune degil 'sathi ve populer olana' yaklasmasina baglamak, boyle aciklamak icin kitabin yurt icinde ve yurt disindaki okuyucu kitlesini topyekun (ve en hafif tabiriyle) saf yerine koymaktir. sathi ve populer olana bakma da zaten tek basina bir metnin 'sathi ve bu sebeple populer' oldugunu ispatlamaz. bu vesile ile bakhtin'in (ki neden bakhtin'in adini zikrettigimin gerekli kisilerce anlasildigini dusunuyorum) populer kultur, ve populer kulturun iktidara kafa tutma potensiyeli, ile ilgili hislerini hatirlatmak isterim.

    ezcumle: zahit bizi tan eyleme.
  • artık yazılarını kendi kişisel sayfasından takip edebilirsiniz. ve yakın plan türkiye sineması tarihi kitabını kitapçılarda bulabilirsiniz.

    http://www.zahitatam.com/
  • ağzından çıkanla kulağının duyduğunun ne olduğunu bilmeden şuursuzca yazabilendir.

    bakın yakın plan türkiye sineması kitabının arka kapağında kendisi hakkında ne yazmış.

    "tıp, matematik, felsefe, idari bilimler, tiyatro eleştirmenliği ve dramaturji, sosyoloji alanlarında lisana eğitimi, sinema üzerine yüksek lisans yapan yazar...."

    tıpçıların her boku yapabileceğine dair algılarını bir yana koydum. aga sen de o aldığını iddia ettiğin matematiğin zerresi var mı, diye sorarım.

    yazılanı doğru kabul edersek tıp 6 sene, matematik 4 sene, felsefe 4 sene, idari bilimler 4 sene, tiyatro eleştirmenliği ve dramaturji 4 sene, sosyoloji 4 sene lisans eğitimi demektir. topla kaç etti. 24 sene. 17 yaşında üniversiteye başlasan ara vermeden okusan 41 yaşında ancak lisansı bitirisin. (bu arada askerlik yapmadan 2. lisansa kayıt olunamayacağı dair kanun hükmünü yok sayarak konuştum)

    ancak kendi web sayfasından öğreniyoruz ki 1968 doğumludur kendisi. yani 43 yaşında. buna göre 2 yılda da yüksek lisansı bitirmişse hiç kayıp vermeden bahsettiği tüm eğitimi bu yıl ancak almış olacak. ama kendisine göre almış bitirmiş. bir kayıp var arada ama?

    gene aynı sitede yadıklarından anlıyoruz ki, aslında kendisi ha bire okul değiştirmiş. arkadaş bari bunu yaz. yani lisans eğitimi aldım deme.

    çünkü lisans eğitimi almak demek, bir fakültenin en az 4 yıllık bir bölümünü tamamlamak demektir. gidip de mezun olmadığın okulları sayıp, ben bunların lisansını aldım demek ayıptır. tıp fakültesini terk etmek seni tıp eğitimini aldığın, tamamladığın anlamına gelmez. yani sen bir kaç yıl tıp okudun diye doktor, hekim falan değilsin. en başta kendini neden kandırıyorsun ki?

    okul hayatını nasıl geçtiğini doğru biçimde anlatmasını 703 sayfa yazan kişiye ben söylememeyim ayıp olur.

    şimdi kendi eğitim hayatında olmayan şeyleri 1 cümlede olmuş gibi yazan bir kişinin cidden çok önemli bir konu olan yeni türkiye sinemasına dair yazdığı 703 sayfasına nasıl güveneceğim?

    not: otobiyografi adı altında epik şiir mi, kaside mi belli olmayan 16 sayfa yazmış ya ben daha ne diyeyim?
  • bu adamın buralara kadar gelmesinde tüm sorumluluk bizim. evet suçlu biziz. ta boğaziçinde çıkardıkları görüntü'den yeni insan yeni sinema ve sonra da birgünde yazdıklarına kadar bu adamın yazdıklarına ses çıkarmadığımız, kalemi elimize alıp eleştirecek yerde "ya boşver bırak yazsın" deyip "ne yazmış gene zahit" diye sarakaya aldığımız için suçlu biziz. stalinist sip-tkp(yoksa artık ödplimi oldu) versiyonlu marksist çözümlemeleri alıp ne olduğunu kendisinin bile bildiğinden şüphe ettiğim bir "üçüncü sinema" teorisi ile karıştırıp üzerine, bolca 60'ların kemalist modernleşmeci aydınlarının sinematek hareketi ile kendinden menkul arkaik bir anti-emperyalist teoriyi karıstırarak elde ettiği sosu boca eden biri var karşımızda. işin en acı tarafı da sinema tarihyazımından bi haber olan bu adamın "sinema tarihçisi" titri ile panel panel dolaşması. gelecek sinema araştırmacıları kuşağı nasıl olupda bu adamın böyle yazılar yazmasına, kitaplar basmasına, yazdığı tezlerin geçirilmesine izin verdiğimizi konuşacaklar.
    not: bu yazı sözkonusu şahsın yazdığı tez karşısında şaşkınlıklara garkolan bir sinema araştırmacısının nacizane düşünceleridir.