şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: zaman)
  • ismi tersten namaz diye okunan gazetedir.
  • facebook sayfası olan gazetedir.

    bunların, bu facebook sayfasında bir kaç muhalif yorum yap , bir kaç muhalif yorumu beğen, seni anında banlayıp sayfadan atıyorlar.daha ne bir habere yorum yapabiliyorsun ne de beğenebiliyorsun yapılan yorumları. bir de fişlendik üüüüü demezler mi . daha beter olun.
  • tsk'nın başarılı operasyonunu manşetten vermemiş (kuzey ırak'a hava operasyonu 11 eylül 2015), diğer gazeteler manşetten vermiş. operasyonda büyük bir mühimmat deposunun yok edildiğinden hiç bahsetmemiş bile.
  • şu sıralar ekranlarda dönen reklamıyla resmen zamanın ötesine geçmiştir.
    hangi reklam ajansıyla çalışıyor merak ettim, doğrudan kitle dışına yapılmış bu reklamlarıyla tam bir "cool" havada benim için.

    neredeyse temsil ettiği değerleri unutturacak güzellikte reklamlar..
  • geçenlerde başkent hastanesine uğradığımda gördüğüm, sözcü gazetesi ile birlikte masalarda bulunan tek gazetedir.

    başken hastaneleri bilindiği üzere mehmet haberal'a ait. 3 yıl öncesine kadar birbirinin kuyusunu kazmak için uğraşan iki güç odağının bugün omuz omuza mücadele vermeleri gerçekten çok enteresan.

    siyaset böyle birşey işte...
  • islam medeniyetinin altın çağının ortaçağların alacakaranlığı olarak tanımlandığı bir köşe yazısını bugün yayınlamış gazetedir.

    http://www.zaman.com.tr/yorum_merhaba_2325475.html

    "türkiye bugün aslında “uygarlık savaşı” vermekte olan bir ülkedir... biri “altın çağını” bilime, sanata, dayanışmaya dayalı bir gelecekte arıyor. diğeri “altın çağ” olarak ortaçağların alacakaranlığını dayatmaya çalışıyor. bu nedenle işimiz zor, ama uygar bir ülke yaratmak için verdiğimiz mücadele onurlu ve değerli."
  • atatürk düşmanlığını alenen yapmış gazete. bir konuyu araştırırken denk geldim. buraya alıntı yapayım istedim ki herkes neşriyat politikası hakkında fikir sahibi olsun. silinse bile burada kalsın.

    ------||--------
    radyo trafik’te “hüsrev gerede” denilince istanbullular bunun teşvikiye’deki bir cadde ismi olduğunu bilirler de, kim olduğunu bilmezler.

    oysa son osmanlı meclis-i mebusan’ında trabzon mebusu olduğu gibi samsun’a 19 mayıs’ta ilk çıkan subaylardandı. istiklal savaşı’nda gerede’de isyancılara esir düşmüş, kurtulduktan sonra ankara komutanı olmuş, iran, almanya ve japonya gibi kritik ülkelerde büyükelçilik yapmış, 1962 yılına kadar yaşayarak hatırat yazacak vakti bulmuştur.

    hüsrev gerede’nin inkılap tarihimiz için çok önemli olan “atatürk ve inkılâb hatıratım” adlı kitabı sami önal tarafından gün yüzüne çıkarılmıştı (literatür: 2003). ancak kendisi de bir hatırat olan “nutuk”a saplanıp kalan inkılap tarihçilerimiz, atatürk’ün en yakınındaki komutanlardan gerede’nin yazdıklarını tabiatıyla görmezden geldiler. zira dikkate alsalardı resmî tarihteki konforları allah korusun tehlikeye düşebilirdi.

    dindar bir osmanlı subayı olan gerede, m. kemal’le birlikte havza’ya gittiklerinde şehitlerimiz adına bir mevlid okunacaktır. köylerden akın akın gelen coşkulu kalabalıkla beraber yaşadığı muhteşem atmosferi şöyle yansıtır:

    “duada halkın can ve yürekten âmin deyişleri, izmir olaylarını, şehit arkadaşlarımızı, milletçe düştüğümüz ölümcül günleri gözler önünde canlandırdı. savaştaki kahramanlıkların, akıtılan kanların boşa gidişi, bağımsızlığımızın tehlikede bulunuşu, duyan her yürekten milletin kurtuluşu için iç parçalayıcı seslerle ‘âmin!’ nidaları çıkarttı. kalplerdeki üzüntünün dışa vurmuş yansıması olan sıcak gözyaşları matem yüklü gözlerden iki sıra halinde akıyordu. yarabbi, şanlı peygamber’inin kutsal ruhu hürmetine sen bu zavallı milleti kurtar!”

    12 kasım 1919 günü not defterine m. kemal paşa’nın yeniden içkiye başladığı notunu düşer. “bekir sami bey’in evinde sofra kuruluyor.” der, “kaptan rauf (orbay) bu duruma son derece üzülüyor.”

    hüsrev bey’in hatıratının asıl önemli kısmı ise “atatürk ve devrimler” başlığı altındakiler.

    “mustafa ismini sevmiyorum”

    hüsrev gerede’nin hatıratından atatürk’ün, eniştesine (makbule hanım’ın kocasına) çok kızdığını, onun kız kardeşinin sırtından geçindiğine fena halde içerlediğini ve kardeşini boşanması için sıkıştırdığını okuyoruz. sık sık şöyle dermiş etrafındakilere: “bu ayı gibi herife âşık olmuş. bunun nesini seviyor?”

    yeri gelmişken belirtelim ki, atatürk malını mülkünü millete bıraktı, diyenler unutmasın ki, aksi halde o tarihte türkiye’nin en zengin adamı olan atatürk’ün muazzam mal varlığı, günahı kadar sevmediği eniştesine kalacaktı! hükümetin telaşı bundandı.

    bu rivayet hatırattan: “atatürk, bir gece hoppa bir hanımla bir erkek görmüş. kim olduklarını sormuş. bir paşanın kızı ile kocası olduğunu söylemişler. kadını yanına çağırmış, herkesin karşısında şapır şupur öpmüş. kadın da bu iltifattan (!) memnun olup gurur duymuş.”

    gerede, gazi’nin mustafa ismini neden sevmediğini kendi ağzından aktarır: “ben kendi adımdan hiç memnun değilim. böyle koymuşlar. bir gün erkek çocuk doğuran bir hanım, çocuğuna mustafa kemal adını koymak istemiş. bu konuda benim onay vermemi istediler. kendilerine, benim bu adı hiç sevmediğimi, fakat ana hakkına karışamayacağım cevabını gönderdim.”

    büyükelçi hüsrev beytifoya, yakalanan eşini isviçre’ye hava değişimine götürmek ister, gazi de “canım yalnız gitsin. benim kızlarım yalnız gidip geliyorlar.” der. gerede, sert çıkar: “sizin kızlarınız yalnız gidebilirler, fakat benim eşim gidemez.” bunun üzerine gazi’nin gözlerinin ateş gibi parladığını yazar. böyle küstahça cevap vermesine fena halde canı sıkılmıştır.

    bir gazetede, adını spor tesislerine koyduğumuz selim sırrı tarcan’ın dinde reform konusunda yazıları çıkmaktadır. tarcan’ı çankaya sofrasına çağıran atatürk kendisine, “bu din batacak, ileride yeni bir din çıkacaktır. sen bu konularda yazı yazmayacaksın, anladın mı?” diye kesin emir vermiş, selim sırrı da bunun üzerine kalemini kırıp atmıştır.

    kızların kıskançlıkları

    hüsrev gerede, son olarak “atatürk’ün manevî kızları” diye bilinen evlatlıklar hakkında çarpıcı bilgiler veriyor. mesela atatürk’ün gözdesi afet inan’ın bir şeyhin kızı olan nebile’yi kıskandığını, bu yüzden zorla evlendirilen nebile’nin ise üzüntüden kör olarak son günlerini fransız hastanesi’nde sürünerek geçirdiğini okuyoruz hatırattan.

    işe bakın ki, kıskançlıkta zehra da afet’i aratmamış, ‘kıskandığı’ afet’i çekemediği için köşkten londra’ya okumaya gönderilerek uzaklaştırılmış, o da dönüşte fransa’da trenden atlayarak intihar etmiş veya başkası tarafından atılarak öldürülmüştür. fransız güvenlik kuvvetlerinin, vagon kapısında zehra’nın eldiveniyle et parçalarını bulmaları ilginçtir.

    sabiha gökçen, okumaya kabiliyet ve isteği olmayan, suratsız, inatçı mı inatçı bir kızdır. hatta bu yüzden atatürk tarafından “pataklanırmış”. pilot olunca yeniden göze girdiğini görüyoruz.

    hatırattaki bir paragraf büsbütün şoke edicidir. aynen okuyoruz 274. sayfadan:

    “hasan rıza soyak’tan (cumhurbaşkanlığı genel sekreteri) bu kızların tümünün bakire oldukları söylentisinin aslını sordum. ondan aldığım karşılıktan, kızların gazi tarafından prof. dr. refik hayri’ye muayene ettirildiğini ve bakire olduklarının anlaşıldığını öğrendim.”

    atatürk’ün 10 kasım’da öldüğü haberini tokyo’dayken alır hüsrev gerede ve not defterine şu satırları düşer: “atatürk’ün cenaze törenini görenler, benim gibi uzaktan duyanlar ve bizden sonra okuyacak olanlar herhalde ‘şanslı bir diktatör, gıpta edilecek büyük ölü’ demekten kendilerini alamayacaklardır.”

    gerede’nin hatıratının resmî tarih taifesi tarafından neden görmezden gelindiğini anlamış olmalısınız.

    “her neslin kendi önyargıları ve ilgileri var.”, diyor tarihçi margaret macmillan ve ekliyor: “her nesil geçmişte yeni şeyler arar ve yeni sorular sorar.” gelin görün ki, bizim tarihçiliğimiz soru sormamasıyla meşhurdur. bu yüzden de değişmez. tıpkı nasreddin hoca’nın fıkrasındaki gibi.

    ihtiyarlayan hoca, arkadaşlarıyla nostalji yapmaktadır. kimi gençliğinde bir çuval buğdayı sırtına vurdu mu değirmende soluğunu aldığını anlatır, kimi dağdan kestiği odunları nasıl omuzladığını. hoca ‘ben galiba hiç yaşlanmamışım’ der. ‘nasıl yani?’ sorularına cevabı şudur: ‘gençliğimde bahçemizdeki dibek taşını kaldırmaya yeltenmiş ama kaldıramamıştım. geçenlerde denedim, yine kaldıramadım!’

    bizim inkılap tarihi de hiç “tarih” vasfı kazanmamıştı ki değişsin!
    ------||--------

    http://www.zaman.com.tr/…-din-cikacak-_2256383.html
  • internet sitesine girmeye çalıştığında "en kısa sürede siz okurlarımıza daha kaliteli ve tarafsız hizmet vereceğiz." yazısı çıkan gazete.

    kayyum ve tarafsızlık birbirine en tezat iki kavram oysa.