*

şükela:  tümü | bugün
  • heralde en önemli şey bu olmalı.

    telafi etmenin imkanı olmayan yanlışların ve yetersizliklerin toplamına zaman diyorum. geri gitmek mümkün değil ayrıca geri gitsen bile ne yapacaksın.
    o kadar cok alternatifli davranış secimleri varki, hangisini seçsen digerini seçsem nasıl olurdu diye bir düşünmek mümkün.

    beni simdi bundan on yıl geriye alsan neyi değiştirecegim? neden degistirecegim bilmiyorum. geriye pişmanlıklardan başka yine bir sey kalmayacak. sonunu bildiğin bir hikayeye yeniden başlamak ne kazandıracak? biraz daha doya doya yaşar mıyım bazı şeyleri? sanmam.

    şu an bu farkındalıkla bile gunlerimi nasıl geçiriyorum? sevdigım seylere yeterince odaklanabiliyor muyum sanki? öylesine işte yatıp kalkiyorum falan filan.

    herseyin bir zamani var, sabretmek lazım. bunu da anlıyorum ama yetmiyor. bir ömür yaşamak için yetmiyor. bir omur ne kadar sürse kafi gelirdi diye sorsan ona da bir cevabim yok. bin yıl mı? beş yüz mü?

    bugun on yıl geriye gitsem ilk degiştireceğim şey ne? yanlışlarimı biliyorum fakat iste cikmaz burada. zaten yanlişlarimi bile bile yapmiştim başka çıkmaz yol bulamadığim için. şu an bir aydınlanma yaşamaya başlamadım ki.

    ışbu çıkmazların içinde gercekten ve içten içe mutlu olmak zor. yeniden gormek istedigim insanlar yok mu? babamla bir on yıl tekrar geçirmek icin neler feda etmezdim. ama olay bu degil ki, yine su an oldugum yerde sorularla ve tüm bu mutsuzluğumla yine oturuyor olmayacak mıyım?

    ya da gerçekten beraberken kahkahalarla gülduğüm ilk aşkıma dönsem, kaçmamiş olsam ve cocuklarimiz olmuş olsaydi bile yine de ayrilmayacak miydik? mutluluk doğru yerde dogru zamanda olmakla mı alakalı yoksa sans eseri denk gelmelerle mi? babamı ben seçmedim, ilk aşkımı da. etrafımdaydılar zaten. arayip da bulmadım. hep burdaydılar.

    yoksa zamanın başlangicina dönsem yapacagim sey aramak mi? aramak ne kadar sürer, ya hic bulamazsam? eldeki bir kuş daldaki iki kuştan evla mı gerçekten?

    ne bileyim, hiç bilemiyorum ki mınıskim.
  • geçmişe değil geleceğe mümkündür. bu kabul pek çok paradoksu yok ettiği gibi aynı zamanda neden zaman yolcularıyla karşılamadığımızı da açıklar.
  • insan beyni bir makine, insan zihni ise güç kaynağıdır.
    güç kaynağı üretir ama deneyimleme için somutlanmaya ihtiyacı vardır. bunu sağlayan da bir makine olan insan vücudu ve dolayısıyla beyindir.

    insan hayal eder ama somutlanmazsa hayalleri kayıtlarda sümen altına itilir.
    yani;
    ***zaman hareketsizdir. zihin yürür, zaman akar***
  • insanlığın en eski sembolik düşünsel ürünlerinden biridir. kaynağı ise pişmanlık duygusudur.

    "keşke öyle yapmasaydım" dediğiniz anda, aslında geçmiş zamanda yaptığınız bir eylemi değiştirdiğinizde, günümüzün veya geleceğin nasıl olacağını hayal edersiniz. zaman yolculuğu, tam da bunun için yapılır zaten.