şükela:  tümü | bugün
  • insan dunyadan 300 bin kilometre uzakta bir gozlemci oldugunda bundan bir saniye oncesini degil o anki halini bir saniye gec goruyor.. dolayisiyla eger amac gecmi$i gozlemse kameraya cekip istedigimiz zaman seyretmek daha kolay olurdu..
  • stephan hawking'in bir yazısı ile katkıda bulunmak istediğim bir başlık. güzel bir konu ve bu mevzu hakkında da gayet iyi ve eğlenceli bir şekilde bilgilendiriyor.

    --- spoiler ---

    merhaba. adım stephen hawking. fizikçi, kozmolog ve bir çeşit hayalciyim. hareket edemesem ve bir bilgisayar aracılığıyla konuşmak zorunda olsam da, zihnimin içinde özgürüm. evreni keşfetme ve büyük sorular sorma özgürlüğüne sahibim. mesela: zamanda yolculuk mümkün mü? geçmişe bir kapı açabilir miyiz ya da geleceğe bir kestirme yol bulabilir miyiz? tabiatın yasalarını nihayet bizzat zamanın efendisi olmak yönünde kullanabilir miyiz?
    zamanda yolculuk vaktiyle bilimsel bir sapkınlık gibi görülüyordu. kafayı yemiş derler korkusuyla bu konuda konuşmaktan kaçınırdım. fakat artık o kadar temkinli değilim. aslında stonehenge’i inşa eden insanlara daha fazla benziyorum. zamana taktım kafayı. bir zaman makinem olsaydı, güzelliğinin zirvesinde marylin monroe’yu ziyaret ederdim ya da teleskopunu gökyüzüne çevirirken galile’nun yanında bitiverirdim. hatta belki, bütün kozmik hikâyemizin nasıl sona erdiğini bulmak için evrenin sonuna yolculuk yapardım.
    bunun nasıl mümkün olabileceğini anlamak için zamana fizikçilerin yaptığı gibi bakmamız lazım - yani dört boyutlu olarak. göründüğü kadar zor değil. her dikkatli öğrenci bütün fiziksel nesnelerin, hatta tekerlekli sandalyedeki benim bile, üç boyutlu var olduğunu bilir. her şeyin bir genişli, bir yüksekliği ve bir de uzunluğu vardır.
    fakat başka tür bir uzunluk da var, zaman içinde bir uzunluk. bir insan 80 yıl yaşayabilir, fakat sözgelimi stonehenge taşları binlerce yıldır ayakta. ve güneş sistemi milyarlarca yıl sürecek. her şeyin uzayda olduğu kadar zamanda da bir uzunluğu var. zamanda yolculuk, bu dört boyutun içinden yolculuk etmek demek.

    etrafımız solucan deliği dolu
    bunun ne anlama geldiğini anlamak için, her günkü gibi normal araba yolculuğu yaptığımızı tahayyül edelim. düz bir çizgide ilerlediğinizde tek boyutta yolculuk yaparsınız. sağa veya sola döndüğünüzde ikinci boyutu eklersiniz. kıvrımlı bir dağ yolundan aşağı veya yukarı gittiğinizde uzunluk boyutu eklenir, yani her üç boyutta da yolculuk yapıyor olursunuz. peki zamanda nasıl yolculuk yapabiliriz? dördüncü boyutta ilerlemenin yolunu nasıl bulabiliriz?
    bir an için küçük bir bilimkurgu turuna çıkalım. zamanda yolculuk filmleri genellikle devasa, enerji canavarı bir makine gösterir bize. makine dördüncü boyut içinde bir yol, zamana doğru bir tünel yaratır. zaman yolcusu, ki cesur ve muhtemelen çılgın bir şahıstır, bilinmeyene hazırdır, zaman tüneline girer ve bilinmeyen bir zamanda zuhur eder. bu konsept zoraki, gerçeklik de bundan çok farklı olabilir, fakat söz konusu fikir kendi içinde o kadar da çılgınca değil.
    fizikçiler de zaman içindeki tüneller hakkında kafa yoruyor, fakat biz meseleye farklı bir açıdan yaklaşırız. geçmişe veya geleceğe açılan kapıların tabiat yasaları dahilinde mümkün olup olamayacağını merak ederiz. geldiğimiz noktada bizce bu mümkün. dahası, buna bir isim bile veriyoruz: solucan deliği. gerçek şu ki tüm çevremiz solucan delikleriyle doludur, sadece görülmeyecek kadar küçüktürler. solucan delikleri çok ufaktır. uzay ve zamanın kuytularında ve çatlarında oluşurlar. zor bir mefhum gibi geliyor olabilir size, ama sabredin.
    hiçbir şey düz veya yekpâre değildir. herhangi bir şeye yeterince yakından bakarsanız, onun içinde delikler ve pürüzler görürsünüz. bu temel bir fizik prensibidir ve benim için bile geçerlidir. bir bilardo topu gibi pürüzsüz bir şeyde bile küçük gedikler, çatlaklar ve boşluklar vardır. şimdi bunun ilk üç boyut için de geçerli olduğunu rahatlıkla gösterebiliriz.
    fakat bunun dördüncü boyut için de geçerli olduğu konusunda bana güvenin. zaman içinde de küçük gedikler, çatlaklar ve boşluklar vardır. en küçük birimlerin, atomlardan ve moleküllerden bile küçük birimlerin altına
    indiğimizde, kuantum köpüğü denilen bir yere ulaşırız. işte solucan delikleri buradadır. uzay ve zaman boyunca sürekli küçük tüneller veya kestirmeler şekillenir, kaybolur ve bu kuantum dünyası dahilinde yenilenir. ve bunlar aslında iki ayrı yeri ve iki ayrı zamanı birbirine bağlar.
    ne yazık ki bu gerçek hayata ait zaman tünelleri, santimetrenin sadece milyar-trilyonda biridir. bir insanın geçemeyeceği kadar küçüktür - fakat solucan deliği zaman makineleri kavramının vardığı yer de burası. bazı bilimciler bir solucan deliğini yakalayıp trilyonlarca kere büyütmenin ve böylece bir insanın, hatta bir uzay gemisinin geçebileceği hale getirmenin mümkün olabileceğini düşünüyor.
    yeterince güç ve ileri teknoloji bulunabilirse, belki dev bir solucan deliğini uzayda inşa etmek bile mümkün olabilir. bunun yapılabileceğini söylemiyorum, fakat yapılabilse hakikaten çarpıcı bir aygıt olurdu. bir ucu burada, dünya’ya yakın, diğer ucuysa çok uzakta, ücra bir gezegenin yakınında olabilirdi.

    geçmişteki partime gelir miydiniz?
    teorik olarak, bir zaman makinesi veya solucan deliği, bizi diğer gezegenlere götürmekten daha da fazlasını yapabilir. eğer her iki uç aynı yerde olsaydı ve mesafe yerine zaman üzerinden ayrılsaydı, bir gemi yine dünya’nın yakınına uçup gelebilir, fakat bu kez vardığı yer uzak geçmiş olabilirdi. belki de dinazorlar gemiyi iniş yaparken izlerdi.
    dört boyut dahilinde düşünmenin kolay olmadığının farkındayım ve solucan delikleri zihninizde yer etmesi zor olan çetrefilli bir kavram, fakat biraz daha sabredin. şu an, hatta gelecekte insanın zamanda yolculuk yapmasının mümkün olup olmayacağını ortaya koyabilecek basit bir deney düşünüyorum.
    basit deneyleri ve şampanyayı severim.
    gelecekten geçmişe zaman yolculuğunun mümkün olup olmadığını görmek için en sevdiğim iki şeyi birleştiriyorum.

    bir parti verdiğimi, müstakbel zaman yolcuları için bir hoşgeldin resepsiyonu verdiğimi hayal edelim. fakat işin içinde bir oyun var. parti olup bitene dek kimsenin bunu bilmesine izin vermiyorum. zaman ve uzay içinde tam koordinatları veren bir davetiye hazırlamışım. bunun kopyalarının, o veya bu biçimde, binlerce yıl boyu kalacağını umuyorum. belki günün birinde gelecekte yaşayan biri davetiye üzerindeki bilgileri bulacak ve partime gelmek için bir solucan deliği makinesi kullanacak, böylece zaman yolculuğunun günün birinde mümkün olacağını kanıtlayacak.

    çılgın bilimci paradoksu
    bu arada zaman yolcusu misafirlerim gelmek üzere olmalı. beş, dört, üç, iki, bir. fakat ben bunu söylerken, kimse gelmiyor. ne utanç verici. en azından gelecekteki bir kainat güzeli’nin kapıdan gireceğini umuyordum. peki deney neden işe yaramadı? sebeplerden biri, geçmişe zaman yolculuğuyle ilgili iyi bilinen bir sorun, paradokslar dediğimiz sorun olabilir.
    paradokslar üzerine düşünmek eğlencelidir. en ünlüsü genellikle büyükbaba paradoksu diye anılanıdır. şimdi elimde yeni, daha basit bir versiyon var ve ona çılgın bilimci paradoksu diyorum. filmlerde bilimcilerin sık sık çılgın insanlar gibi gösterilmesini sevmiyorum, fakat bu örnekte doğru. bu çatlak bir paradoks yaratmakta kararlı, hayatına mal olsa bile. bir şekilde bir solucan deliği inşa ettiğini düşünün, sadece bir dakika geçmişe uzanan bir
    zaman tüneli. solucan deliğinden bakarak bilimci bir dakika önceki kendisini görebilir. peki bilimci solucan deliğini daha önceki kendini vurmak için kullanırsa ne olur? şimdi ölüdür. peki tetiğe kim bastı? işte size paradoks. akla hiç yakın gelmiyor. kozmologlara kâbuslar gördüren türden bir durum bu.
    bu tür bir zaman makinesi, bütün kainata hâkim olan temel bir kuralı ihlal edecektir - yani nedenlerin sonuçlardan önce gerçekleştiği ve bunun aksinin mümkün olmadığı kuralını. ben şeylerin kendisini imkânsız kılamayacağına inanırım. eğer kılabilselerdi, bütün kainatı kaosa sürüklenmekten hiçbir şey alıkoyamazdı. bu yüzden bence daima paradoksu engelleyen bir şey oluyor. bir şekilde, bilincimizin kendisini, niye asla kendi kendini vurabildiği bir durumda bulmayacağının bir nedeni olmalı. ve bu durumda şunu üzülerek söylemeliyim ki, sorun solucan deliğinin kendisi.
    sonuçta buna benzer bir solucan deliğinin var olamayacağı kanaatindeyim. ve bunun nedeni de geri bildirim (feedback). eğer bir rock müzek konserine gittiyseniz, bu cırtlak sesi muhtemelen tanırsınız. bu geri beslemedir. bunun nedeni de basittir. ses mikrofona girer. kablolar üzerinden taşınır, amplifikatör tarafından daha yüksek hale getirilir ve hoparlörlerden çıkar. fakat hoparlörlerden çıkan sesin çok fazlası mikrofona geri giderse, her defasında daha da yükselen bir spiral dahilinde tekrar tekrar döner. eğer bunu durduran olmazsa, geri besleme ses sistemini imha edebilir.
    partiye gelemediniz, değil mi?
    aynısı, sesin yerine radyasyonu koyduğumuzda solucan deliğinde de gerçekleşecektir. solucan deliği genişler genişlemez içine doğal radyasyon sızacak ve bir döngü söz konusu olacak. bunun geri bildirimi, solucan deliğini yok edecek kadar güçlü olacaktır. dolayısıyla minik solucan delikleri varolmayı sürdürse ve belki de bir gün nüfus patlamalarıyla gündeme gelseler de, zaman makinesi gibi bir getiri, yakın zamana kadar söz konusu değil. partime zamanında gelen kimsenin olmamasının gerçek sebebi de bu olsa gerek.
    solucan delikleri aracılığıyla ya da herhangi başka bir biçimde geçmişe yolculuk muhtemelen imkânsız, zira imkân dahilinde olması paradokslara yol açacaktır. ne yazık ki, geçmişe yolculuk hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. dinozor avcıları için ne büyük hayal kırıklığı ve tarihçiler için ne büyük rahatlama.
    fakat hikâye henüz bitmiş değil. bu durum bütün zaman yolculuklarını imkânsız kılmıyor. zaman yolculuğuna inanmayı sürdürüyorum. geleceğe doğru zaman yolculuğuna.
    zaman bir nehir gibi akıyor ve öyle görünüyor ki her birimizi zamanın şimdisiyle acımasızca sürüklüyor. fakat zaman, başka türlü bir nehir. geleceğe yolculuk için anahtar olabilecek yapısıyla bu nehir, farklı yerlerde farklı
    hızlarda akıyor. bu fikir ilk defa 100 yıl kadar önce albert einstein tarafından öne sürülmüştü. zaman akışının yavaşladığı ve hızlandığı yerlerin varlığını fark etmişti. kesinlikle haklıydı. ve ispatı zihnimizde. uzayda.
    bu ispat küresel konumlama sistemi (global positioning system, gps). dünyanın çevresinde bir uydular ağı var. bu uydular, uydu dolaşımını mümkün kılıyor. fakat bunlar zamanın uzayda dünya’dakinden daha hızlı aktığını gösteriyor. her uzay aracının içinde özel bir saat var. fakat bu kadar kesin olmakla beraber, her gün saniyenin milyarda üçü civarında aksama söz konusu. sistem bu sürçmeyi düzeltmek zorunda, çünkü aksi halde bu ince fark bütün sisteme mal olacak ve her gps aracının günlük 10 kilometre kadar dünya’dan uzaklaşmasına yol açacak. bunun sonucunda ortaya çıkacak kargaşayı tahayyül edebilirsiniz.

    karadelik doğal zaman makinesi
    bu sorun saatlerle ilgili değil. daha hızlı işlemelerinin sebebi zamanın uzayda dünya’dakinden daha hızlı akması. ve bu sıradışı etkinin sebebi dünya’nın kütlesi. einstein dünya’nın kütlesinin zaman üzerindeki etkisini ve nehrin ağır akan parçası gibi yavaşladığını fark etmişti. nesne ağırlaştıkça, zaman üzerindeki etkisi de artıyor. ve bu korkutucu gerçeklik geleceğe yolculuğun kapısını aralayan şey.
    samanyolu’nun merkezinde, bizden 26 bin ışık yılı uzakta galaksinin en ağır nesnesi bulunmakta. bu süperağır kara delik, dört milyon güneşin çarpışıp bütün çekiminin tek bir noktada yoğunlaştığı kütlesel bir güce sahip. kara deliğe yaklaştıkça hissedilen yerçekimi şiddeti de artıyor. yeterince yaklaşıldığında, ışık dahi bu çekim şiddetinden kaçamaz. bu tarz bir kara deliğin zaman üzerindeki ağırlaştırıcı etkisi galaksideki herhangi bir şeyden çok
    daha dramatik bir etkiye sahip. bu durum onu doğal bir zaman makinesine dönüştürüyor.
    herhangi bir uzay gemisinin, bu kara deliğin yörüngesinde dolaşarak bu fenomenin avantajlarından faydalanabileceğini düşünmek istiyorum. eğer uzayla ilgili bir merci bu görevi dünya’dan kontrol ediyor olsaydı, bir tam devrin 16 dakikaya mal olacağını gözlemleyecekti. fakat güvertede duracak kadar cesur insanlar için, bu ağır nesneye yeterince yaklaşıldığında, zaman yavaşlayacaktır. ve buradaki etki, dünya’nın yerçekimsel kuvvetinden çok daha büyük olacaktır. 16 dakikalık tur için tecrübe edilen gerçek zaman 8 dakika olacaktır.
    etrafında tekrar tekrar dolaştıkça, kara deliğin uzağındaki insanlar zamanın sadece yarısını deneyimlemiş olacak. gemi ve tayfası zamanda yolculuk ediyor olacak böylece. kara deliği 3 ya da 5 yıl boyunca turladıklarını düşünün. herhangi başka bir yerde 10 yıl geçmiş ve dünyadaki herkes onlardan beş yıl daha fazla yaşlanmış olacak.

    hızlı, hızlı, çok daha hızlı
    dolayısıyla kütlesel devasalıkta bir kara delik zaman makinesi gibi davranıyor. fakat elbette ki bu tam olarak pratik sayılamaz. solucan deliklerine nazaran, paradoks içermeyen avantajları olduğu açık. ve dahası kendisini ani bir geri bildirimle yok etmiyor. fakat epey tehlikeli. hayli uzak bir mesafe ve bizi gelecekte çok uzak bir ana götürmüyor. neyse ki zamanda yolculuğun başka bir yolu daha var. ve bu yol, gerçek bir zaman makinesine dair en iyi ve son umudumuz.
    yapılması gereken şey, hızlı, çok hızlı yolculuk etmek. kara deliğin içine hapsolmaktan kaçınmak için gereken hızdan bile fazla bir hızda. bu, evrenle ilgili bir diğer garip hakikatle ilgili. ışık hızı olarak bilinen, saniyede 270 bin kilometre yol alan kozmik bir hız var. bu hızı geçebilecek hiçbir şey yok. bilimin en yerleşik ilkelerinden birisi bu. buna inanın ya da inanmayın, ışık hızına yakın bir yolculuk sizi geleceğe taşıyacaktır.
    gerekçesini açıklamak için, bilimkurguya özgü bir taşıma sistemi hayal edelim. doğruca dünya’nın çevresinde giden, süperhızlı trene ait bir yol düşleyin. bu sanrısal treni ışık hızına mümkün olduğunca fazla yaklaşmak ve zaman makinesinin nasıl bir şey olduğunu görmek için kullanacağız. güvertede, geleceğe tekyönlü biletleriyle yolcular olacak. tren gitgide hızlanıyor. ve kısa sürede tekrar tekrar dünya’nın etrafında dönmüş oluyoruz.
    ışık hızına yaklaşmak, dünya’yı oldukça hızlı biçimde turlamak anlamına geliyor. saniyede 7 defa. fakat trenin mevcut gücü ne olursa olsun, fizik kuralları ışık hızına ulaşmasına izin vermeyecek. bunun yerine ışık hızına epey yaklaştığını söyleyelim. bu durumda sıra dışı bir şey olacak. zaman, güvertede dünya’nın geri kalanına nazaran daha yavaş akmaya başlayacak, tıpkı kara deliğin civarında olduğu gibi; sadece biraz daha ağır. trendeki her şey ağır çekimde.
    bu hız limitini korumak için böyle oluyor ve nedenini görmek çok zor değil. trene doğru koşan bir çocuk düşünün. onun ileriye doğru hızı trenin hızına eklenmiştir ve hız sınırı böylece kazara aşılamaz mı? yanıt, hayır. tabiat kanunları, trendeki zamanı yavaşlatarak bu ihtimali ortadan kaldırır. bu çocuk sınırı aşmak için gerekli hızda koşamayacaktır. zaman daimi olarak hız sınırını koruyacak biçimde yavaşlamaktadır. ve yıllar sonrasına yolculuk ihtimali bu hakikatten kaynaklanıyor.
    trenin istasyonu 1 ocak 2050’de terk ettiğini varsayalım. 2150 yılbaşı gecesinde geri dönünceye kadar 100 yıl tekrar tekrar dünya’nın etrafında dönecek. yolcularsa trenin içinde olmaları sebebiyle sadece bir hafta yaşamış olacak. ve nihayet trenden indiklerinde bıraktıklarından hayli farklı bir dünya bulacaklar. bir hafta içerisinde 100 yıl ileriye gitmiş olacaklar. bu hızda bir tren yaratmak şüphesiz hayli imkânsız. fakat biz, bu trene çok benzeyen bir şeyi, dünyanın en hızlı parçacığını cern’de inşa ettik.
    yerin derinliklerindeki 28 kilometrelik tünel trilyonlarca küçük parçacığın akıntısından oluşuyor. güç düğmesine basıldığında, saniyenin onda birinde durma noktasından saatte 100 bin kilometreye kadar hızlanıyorlar. gücü artırdıkça parçacıklar gitgide hızlanıyor ve tünelin etrafında saniyede 11 bin defa dönmüş oluyorlar (neredeyse ışık hızı). fakat tren gibi, nihai hıza yalnızca yaklaşıyorlar. sınırın yüzde 99.99’unu aşabiliyorlar sadece. ve bu olduğu zaman, onlar da zamanda yolculuğa başlamış oluyor. bunu çok kısa süreli canlı parçacıklar olan pi-messonslar sayesinde biliyoruz. bu canlılar normalde saniyenin 25 milyarıncı anından sonra bölünürken, tünel içinde ışık hızına yaklaştıkça 30 kat daha uzun yaşıyor.

    aşamalı olarak hızlanacak
    gerçekten bu kadar basit. geleceğe yolculuk etmek istiyorsak yapmamız gereken sadece hızlanmak. gerçekten hızlanmak. ve bana öyle geliyor ki bunu ancak uzaya giderek yapabiliriz. tarihteki en hızlı insanlı araç apollo 10’dur. saatte 40 bin kilometrelik hıza ulaştı. fakat zamanda yolculuk için bunun 2 bin katı hızlanmamız gerekiyor. ve bunun için de daha büyük bir gemiye ve hakikaten esaslı bir makineye ihtiyacımız var. gemi, devasa yakıtı alabilecek ve ışık hızına yaklaşan ivmeye varabilecek büyüklükte olmalı. kozmik hızdan faydalanabilmek 6 yıllık yakıtı gerektiriyor.
    başlangıç ivmelenmesi geminin büyüklüğü ve ağırlığı sebebiyle yumuşak olacak. fakat aşamalı olarak hızlanacak ve kısa sürede devasa mesafeleri kat edecek hale gelecek. bir hafta içerisinde dış gezegenlere ulaşmış olacak. 2 yıl sonra ışık hızının yarısına ulaşacak ve güneş sistemimizin dışına çıkmış olacak. 2 yıl sonra hızı, ışık hızının yüzde 90’ına ulaşacak. dünya’dan 50 trilyon kilometre uzakta ve hareketinden 4 yıl sonra, gemi zamanda yolculuk etmeye başlayacak. gemideki zamanın her dört saatinde, dünya’da iki saat geçecek. kara deliğin yörüngesindeki uzaygemisi örneğinde olduğu gibi.
    ve 2 yıl daha sonra, gemi azami hızına ulaşacak ve ışık hızının yüzde 99’una denk gelecek. bu hızda, gemide tek bir gün dünya zamanında bir yıla tekabül edecek. gemimiz tam anlamıyla geleceğe uçuyor.
    zamanın yavaşlıyor oluşunun başka bir yararı daha var. bu bizim teoride bir ömür boyunca sıra dışı mesafeleri katedebileceğimiz anlamına geliyor. galaksinin bir ucuna yolculuk sadece 80 yıl sürecek. fakat yolculuğumuzun gerçek kerameti bize kainatımızın ne kadar garip olduğunu gösteriyor olması. zamanın değişen oranlarda ve yerlerde ilerlediği bir kainat bu. küçük solucan deliklerinin etrafımızı sardığı bir kainat. ve en nihayetinde, fizik bilgimizi, dördüncü boyut üzerinden hakiki zaman yolcuları olmak için kullanabileceğimiz bir kainat." (3 mayıs 2010)

    --- spoiler ---
  • zamanda yolculuk yapilmasi ciddi anlamda imkansiz olan birseydir (aslinda bi yol var tam anlamiyla olmasa da)

    zaman dedigimiz sey bir hesaplama aracidir, hesaplamalari yapmak kisacasi bi sonraki evreyi tahmin etmek icin uydurulan bi seydir aslinda zaman soyle calisir, ben hesaplama yaparken gercekten bir saniye gecmez m/s dedigimiz sey aslinda sudur

    ben 50 m/s ile gidiyor isem, ben saatim bir tik yaptiginda elli metre hareket etmis olucam demektir, evrensel bir saniye yoktur saatten saate degisir aslinda

    su anda saniye birimi isigin 2.99 * 10^8 (yaklasik) metre kat edene kadar gecen sure olarak alinir yani ben 50 m/s gittim dedigimde sunu kastederim ben bir isik kaynagindan cikan isik 50 * 2.99 *10^8 metre gittiginde 50 metre gitmis olacagimdir bu ornekte saniyeye ihityac duymamisimdir yani bir degisiklige gore kendi degisikligimi tahmin etmisimdir

    isik hizi dedigimizde bazi garip durumlar evet ortaya cikiyor isik hizi aslinda hic degismez siz belli bir hizda giderken disardaki isigin hizini olcerseniz gene ayni seyi bulursunuz sizin hiziniz +- isik hizi olarak hesaplamazsiniz, goreliligin temeli de burada yatmaktadir, fakat niye hersey boyle degil de isik hizi boyle diye sorarsaniz

    isik aslinda bir maddeden baska bir maddeye enerji transfer oraninin ta kendisidir peki enerji nedir feynmann'in dedigine gore pek tanimlayamadagimiz belirli durumlarda, ayni unit lere denk gelen degismeyen bir quantity dir buna fizikciler enerji diyor su anda enerjinin photon larla tasindigi dusunuluyor ve isik hizi olarak photon hizi kullaniliyor

    simdi baktigimizda bir maddenin hizlanmasi icin enerji almasi gerekir enerji almasi icin photonlarin ona yetismesi gerekir, madde hizlandikca photonlarin ona ulasmasi zorlanacaktir, isik hizinin dibine geldiginde yetisemeyeceklerdir madde enerji kaybedip yavaslayacaktir sonra tekrar enerji alip hizlanabilir (newton fizigi de yapsaniz, relativity fizigi (gorelilik, einstein fizigi) de yapsaniz bu boyledir sadece relativity fiziginde maddenin enerji kaybi oranlari daha dramatiktir) bu yuzden hicbir madde isterse inter galaktic super natural science fiction matter olsun isik hizini gecemez

    photon lari bir kenara biraksak bile isik hizi universal energy transfer rate (evrensel enerji transfer orani) dir ve disarida isik hizini olctugunuzde aslinda oradaki iki detektor arasindaki energy transfer rate i olcersiniz bu yuzden hizin degismemesi normaldir

    zaman yolculugu bu yuzden hayaldir, teoriktir bazi fizikciler eglenmek icin bazi teoriler one surerler ve cesitli kosullarda kagit uzerinde bunu mumkun kilarlar evet ama evreni baya bi degistirirler o zamanda (zaten fizikcinin yapmasi gereken odur)

    eski zamana ama soyle ulasilabilir, hayal edemeyeceginiz buyuklukte bir enerji sarfederek kendi molekuler yapinizi sabit tutup, sadece dunyanin butun molekullerini gitmek istediginiz yilin bilmem kacinci salisesindeki tam (exact) konumuna sokarsaniz eger (ki evrenin toplam entropy sinin bokunu cikaracaksiniz dikkat) dunyadaki ayni ortami yaratmis olursunuz ve gecmiste bulunursunuz sonra istediginiz gibi gecmisi degistirirsiniz (en kucuk parcaciklarin yeri bile o zamandaki yerlerinde olursa ayni gidisatlari gozlersiniz)

    ha ama tabii o kadar enerjiyi, bunu becerebilecek teknigi nerde bulacaksiniz ve tonlarca aksakligin sunun bunun ustesinden nasil geleceksiniz o ayri meseledir
  • insan bundan kirk yil önce imkansiz gibi görünen ses hizini geçme olayini ba$ardi...hedef i$ik hizi.
    madde için imkansiz yoktur...einstein'in teorilerine göre zaman 4.boyut olduguna göre madde zaman denen boyutun içinde yolculuk ediyor..bildiginiz gibi dünyadan her 300000 km.uzakla$ildiginda bir saniye öncesi görülebiliyor.300bin km ötesine o bir saniyelik i$igin gelme hizindan daha çabuk ula$abilmek için uzaya aynalar koyulmasi ve bunlarin belirlenen zaman kadar ötedeki görüntüyü,bozulmadan dünyaya ula$tirabilmesi bugün için fantezi gibi gözükse de imkansiz degildir..günün birinde insanoglu bunu ba$arirsa geçmi$e seyahat degil ama geçmi$i görüntülemek mümkün olacak..
    i$ik,zaman ve mekan kavramlari birarada i$liyor,basit bir matematik denklemi gibi..

    madde ; i$ik,zaman ve mekanla sinirli..
    eger $unlara teoride ve pratikte yanit verilebilirse çok $ey degi$ecek kanimca ..

    hiz + mekan = i$ik + devinim
    karanlik madde ise ; i$ik ; karanliga(bo$luk) e$ degil mi ?
    bo$luk - mekan = sonsuzluk mu ??

    coguna saçma gelebilir,ancak çözüm bekleyen formüller kabaca bunlardir..dü$ünün yanit için..dünyanin bütün cerebral cortexleri birle$iniz !

    kurt delikleri,s.hawkings ve carl sagan'in bu konudaki fikirleri için ;
    artemis.efes.net/webilim adresine bakiniz.
  • hadi yaşadığımız şu an için zaman yolculuğunun pek mümkün olmadığını söyleyelim yada biz bilmediğimiz için bize ööle geliyo. pekiiii... hayvanın biri, bundan hayvan yıl sonra bu zaman yolculuğu aletini, cihazını, makinesini yani her ne haltsa onu icat edipte şu an yaşıyor olduğumuz ana yada yaşadığımız yada yaşayacağımız anlara gelip ortalığın tozunu attıramaz mı???? kimbilr şu ana kadar kaç zamanda yolculuk yapmış insanla tanıştınız ve konuştunuz? hiç düşünmediniz mi? çevreye şööle daha bi dikkatlice bakın göreceksiniz....
    (bkz: yusuf yusuf)
    (bkz: paranoya)
    (bkz: back to the future)
  • zaman yolculuğunun sadece geleceğe doğru yapılabilir olduğu kanıtlanmıştır. tabi buna zaman yolculuğu denebilirse. canlıların biyolojik saati yerçekimine ve dünyanın dönüşüne endekslidir. bu kavramlarda olabilecek değişiklikler insanın biyolojik saatindede sapmalara sebep olur. bu etkenlerden en büyüğüde hız faktörüdür. daha önce kanıtlanan olgulara bakıldığında ışık hızına ulaşan her nesne enerjiye dönüşür ve enerjiye dönüşen biyolojik formun biyolojik saatide durur. işık hızına çok yakın hızlarda da çook yavaş hareket eder.
    eğer bir insan ışık hızına yakın bir hıza yada kendine ulaşabilirse kişi için zaman durmuş olacaktır. ama yaşayan insanlar için zaman normal devam edeceği için ışık hızına ulaşan kişi
    ne zaman durursa dursun kendi ilk ışık hızına ulaştığı formda olmasına rağmen dünya zamanın ilerlediğini görecek ve bir anlamda zaman yolculuğu yapmış olacaktır (geleceğe doğru).

    bir yerde daha okuduğuma göre bu sapmayı fizikçiler şöyle açıklamış.

    iki aynayı karşılıklı koyup aralarında bir enerji dalgalanması yaratırsanız (bu dediğim aralarında devamlı bir ışın gidip gelme durumu gibi düşünün) bu sonsuza kadar gidecek bir süreçbaşlatır. bu oluşuma ışık saatide denebilir. bu saat dünyada elde edebileceğiniz en doğru saattir ve hiçbirşekilde sapmaz ışının periyotları devamlı sabit olacaktır.

    fakat siz bu iki aynayı aynı anda ışık hızına doğru hızlandırırsanız aynalara dik gidip gelen ışının sapma yaptığını görürsünüz. öyle ki ışık artık dik gidip gelmiyecektir. hızlanan aynalarla beraber ışıkta geride kalıp çapraza doğru sapıcaktır. tam anlamıyla ışık hızına ulaşıldığında ise ışın dik gidip gelmek yerine aynalara paralel bir düzlemde yatay hareket yapacaktır. bu da mükemmel ışık saatinde sapmaya sebep olucaktır.

    bu dediğim olguları bir araya getirip daha kimbilir ne hesaplar yaparak zamanı değil insanı durdurarak geleceğe zaman yolculuğu yapılabildiği tamamen geçerli dünyasal kanunlar kullanılarak kanıtlanmıştır. bu dediğim yöntemlede geçmişe gidilemiyeceği aşikardır. okuduğum kaynakta vurgulanmak istenen asıl noktalardan biri de bu sistemin tamamen gerçekleştirilebilir olduğudur. yani diğer sistemler gibi teorik değildir.

    yazının sonlarına doğru benim de içinde bulunduğum sazan gurupları içinşöyle bir yazı vardı;

    "eğer bir insanının biyolojik saatini normal yollardan sıfırlarsanız bu o adamı durdurduğunuz manasına gelmez, bu onu öldürdüğünüz anlamına gelir. bu noktadan sonra insanı tekrar hayata döndürmek ise şuanki bilim ve teknoloji için mümkün diğildir"

    (bkz: vay be)
    (bkz: valla ben onların yalancısıyım)
    (bkz: helal)
  • askerliğimde yaklaşık 60 günü yani 2 ayı bir kulübede (genelde bilet gişeleri olan şu beyaz kulübeler) sabah 7 akşam 6 bütün gün bir sandalyede oturarak ve dışarıya bakarak geçirmiştim. hiçbir görevim yoktu.

    şimdi insanlar diyebilir ki ulan ne kebap askerlik yapmışsın. ona askerlik mi denir. denir denir, hatta asıl askerlik budur. ama bunu yaşamayan biri bilmez. kimse anlamaz. hiç kimseye ifade edebileceğimi sanmıyorum.

    telefon yok, gazete yok, internet yok, kitap yok, sohbet yok, sigara içmem, bi bok yok. boş boş 5 saat oturmak ile önünde internet ile 5 saat oturmak ya da önünde kitap ile telefon ile, gazete ile tv ile 5 saat oturmak karşılaştıralamayacak kadar farklı şeyler. hapisanede bile tek kişilik hücrede değilsen yanında konuşacağın insanlar vardır. ben sabah 7den akşam 6 ya kadar sadece 1 kez öğlen yemeği arası vererek toplam 11 saati boş boş hiçbir şey yapmadan 1 sandalyede oturarak geçiriyordum tek başıma. insan yok. silahım bile yok. ve bu tam 60 gün boyunca kesintisiz sürdü. çünkü çarşım da yoktu. bu süreçte sadece 2 ya da tam anımsamıyorum ama belki 3 kez çarşıya çıktım. haftanın 7 günü yani. kesintisiz.

    denize karşı da 5 saat oturulur belki çünkü deniz hareketlidir. ancak benim karşımda bir duvar, duvarın arkasındada çınar misali dev gibi, en az 50 yıllık bir ağaç ve bitkilerden başka hiçbir şey yoktu. hemen hemen sabit bir görüntü vardı.

    hayatımda yaşamadığım ıstırabı yaşadım. inanılmaz bir sabır. inanılmaz bir sınav zamana karşı. her dakikanın bitmek bilmemesi, hareket etmeyen bir saniye ve tüm günün böyle geçmesi.

    neyse çok uzatmayayım. işte o sıralar ben zamanda yolculuk konusuna fena kafa yormuştum. zihinsel olarak zamanda yolculuk yapılabilir mi diye düşünmüştüm. tezkereme 2.5 ay falan vardı. mayısın 10 umu neydi. ben de işte atıyorum şubat 27 deydim. her gün geliyorum gidiyorum ve önümdeki manzara aynıydı. her şey aynıydı. kulübe, ağaçlar, duvar. ve o ağaç mayıs 10 dada orada duracak, 2 sene öncede o ağaç oradaydı, 10 sene öncede, o duvar, o kulübe, o yol. öyle bir geçiş yapabilirdim ki direk 10 mayısa gidebilirdim.

    burdan ifadesi olanaksız. kasmıyorum bile ama çok yaklaştığımı hissetmiştim zamanda yolculuğa. tam mental olarak başka bir boyuta geçtiğim sıralar görevden alındığım tebliğ edildi yazıcı tarafından. başka bir yere verilmiştim, kışlanın fazlası ile hareketli bir kapısından duracaktım. hem sevinmiş hem üzülmüştüm.

    sevindim çünkü tekrar normal hayata dönecektim. saniyeler eskisi gibi akacaktı, zaman eski hızına dönecekti.
    üzüldüm çünkü yeni bir boyuta geçmek üzereydim. yeni bir kapı açmak üzereydim. 10 mayısa gitmek üzereydim.

    öyle işte.
  • bilim adamları tarafından yalnızca filmlerde mümkün olabileceği açıklanmış. iyi de, yalnızca filmlerde de olsa sonuçta mümkün mü? demek ki mümkün. o yüzden sürekli film çekerek zamanda yolculuk yapabiliriz. benim anladığım bu. resmen elimizdeki imkanları israf ediyoruz.
  • orta okulda, ergenliğin erken döneminde hormonlarım sanırım çılgın atarken üzerine epey kafa yorduğum konudur.

    çocukluk anısı paylaşmak gibi olacak ama, o döneme ait duygu düşüncelerimde zamanda yolculuk yapabilmek için nasıl işlediğini öğrenmek gerektiğini düşünmüştüm. zamanın içerisinde bizim nasıl hareket ettiğimizden ziyade, zamanın nasıl ilerlediğini bulmak mühimdi.

    zamanın büyükten küçüğe her şey üzerinde etkili olduğunu var sayarsak; atom ve dünya arasında bir tür bağlantı kurabilirdik!

    o yıllarda (90'lı yılların başı) aldığım müthiş fizik eğitimi ile oturup yaptığım hesaplamalar ve gözlemler sonucunda madde'nin büyüdükçe hızını kaybettiğini, "dönme"nin ise konuyla birebir bağlantılı olduğunu keşfettim(!)

    bir maddenin zamanda ilerlemesi, oluşturulduğu atomların, üzerinde bulunduğu dünyanın ve o dünyanın içerisinde bulunduğu sistemin ve galaksilerin ve hatta evrenin dönüş hızıyla bağlantılı olmalıydı.

    o zaman, zamanı aşabilmek için "dönme"liydik ve uzay/zaman da kapladığımız yeri de küçültmeliydik.

    hemen oturup 10 küsür yaşın getirdiği müthiş makina mühendisliği bilgimle bir makina tasarladım ve adını "time fighter" koydum. orjinal çizimleri bulamadığım için replikasını yaptım idare edin; http://i.hizliresim.com/qad69g.jpg

    çalışma mantığı şuydu; mutlak nükleer (sanırım daha güçlü fena oluyo nükleer olunca) olan motorlar kalın çelik bir sütuna bağlı, kalın çelik sütuna da hem dönerken "ivme"sini arttıracak, hem de dönüş hızına dayanacak bir çelik küre bağlı.

    tasarım mükemmeldi ve zamanı aşacağına emindim. tek sıkıntı zamanı aşıp geçmişe yada geleceğe gittikten sonra geri nasıl dönüleceğiydi? duvarlara monte aksamlar gelmeyeceği, sadece küre benimle geleceği için geri dönüşü unutmak lazımdı. tek gidişlikti.

    bu beni dehşete düşürmüştü ve üzerinde kafa yormayı bıraktım. taa ki babam arabanın hoparlörlerini söküp evde parçalayana kadar. bir takım tamir falan bir şeyler yapıyordu sanırım ama kocaman 2 tane mıknatısla oynamak, hayaller kurmakta bana kalıyordu. iki mıknatısın aynı tarafları birbirine baktığında onları birleştirmenin imkanı yoktu. mıknatıs bazlı karayolları yapılabilir mi falan diye düşünürken, eski aşkım time fighter aklıma geldi. sütunları ve motoru bırakmaya gerek yoktu. yapılacak tek şey doğru yerleştirilmiş mıknatıslardı.

    hemen oturup time fighter 2 yi tasarladım. http://i.hizliresim.com/n7qvy1.jpg

    oval mıknatısların ortasına oturtulmuş çelik kokpit; üzerindeki su yolu gibi mıknatıslar sayesinde sürekli ivme kazanarak dönecek ve dengeyi de bu sayede sağlayacaktı. mıknatıs yollarında yüzlerce değişik kutuptan minik mıknatıs vardı falan filan.

    neyse efendim, ben time fighter'ı geliştire geliştire ortasona geldim, eklenen bilgilerle kafaya basınç ve sürtünme kuvvetini nasıl çözeceğim gibi bir konu dank etti. bende oturup time fighter 3 ü tasarladım. http://i.hizliresim.com/2g0mkj.jpg

    dönerken oluşacak basıncı ve sürtünmeyi en aza indirgemek için küre şeklinden disk şekline geçmiştim. ama en başta mantıklı gelen mıknatıslı mevzu; sonradan zaman yolculuğu yapınca onlar da arkada kalacağından anlamsız gelmeye başlamıştı. ben de motoru disk'in tam ortasına yerleştirmeye karar verdim. altına da helikopter pervanesi esintisi bir takım boşluklar koydum. (aerodinamik falan hak getire tabi, götümden sallıyorum öyle olursa böyle olur mevzusunu hep) böylelikle "tf4 helidisk 1" i elde ettim. tam olarak şuna benziyordu; http://i.hizliresim.com/amlozq.jpg

    bu arada konuya hakimiyetim tamdı. babamın 77 den bu yana biriktirdiği bilim ve teknik dergilerini okuyor, feyz almaya çalışıyordum. takiyonların ve sonsuzluk kavramının incelendiği, o yaşta beynimi yakan konularda bir şey daha dank etmişti; disk'in her yeri aynı dönmüyordu. yani evet tur olarak aynı turu atıyorlardı ama atomlarla dünya da bağdaşık olmasına rağmen aynı hızda dönmüyordu. üstün fizik bilgimle oturup gene bir teori sıçmıştım ve çocukluk hayal gücümle zaman makinamın çalışması için son rötuşları yapmaya karar verdim.

    motoru merkezden çıkarttım ve spiral hale getirdim, her ucunu içeriden bir parçaya bağladım; disk'i dönme hızı oranlarının olması gerektiği gibi daha da büyüterek ve tanrının da istediği gibi 6 ya böldüm. her şey kontrollü olmalıydı; ışıklarla ve kontrolle alakalı bir film seyrettiğimi hatırlıyorum, bu sistemi de olduğu gibi diskime ekledim. ve son halini elde ettim; http://i.hizliresim.com/7kgo3w.jpg

    sene 1992 yi gösterirken zaman makinem bir kaç küçük ayrıntı hariç her şeyiyle hazırdı. heyecanla babama gittim ve projemi gösterdim, gururla anlattım. çok siklemedi, yüzüme baktı; ufo lan bu dedi. ufo mu? dedim. evet ufo dedi. hmmm dedim, babama ufo ne amk diye soramadım sonuçta. o dönemde google icat olmadığı gibi evde internet falan da yoktu. babamın cep telefonu bile yoktu. sadece amiga.

    bilim teknik dergilerine falan baktım bulamadım... gittim anneme sordum, anne dedim ufo ne demek ama babama söyleme... anlattı.

    öğrendim.

    yapmışlar demek ki dedim kendi kendime.. yapmışlar işte...