şükela:  tümü | bugün
  • modern insanın ulaşması gereken ahlaki noktaya kendimce verdiğim ad.

    ahlak kavramı zaman içerisinde değişip, gelişen bir olgu ise sahip olmamız gereken ahlak düzeyi aslında tüm zamanları kapsamalı, aksi takdirde gelecekte nasıl anılırız?

    şu soruları insanın kendisine sorması lazım.

    -400 yıl önce hristiyan bir italyan olsanız galileo'nun suçlu olduğunu mu düşünürdünüz?

    -200 yıl önce bir erkek olarak kadınların seçme ve seçilme hakkı olmamasını savunur muydunuz?

    -150 yıl önce amerika'da yaşayan bir beyaz olsanız köleliği savunur muydunuz?

    -100 yıl önce bir alman olsaydınız, hitler'in soykırımını haklı görür müydünüz?

    -50 yıl önce herhangi bir ibrahimi dine inanan insan olarak, kendi dininize inanmayan insanları düşman olarak mı görürdünüz?

    -5 yıl önce türkiye'de yaşayan bir ak parti seçmeni olsaydınız fethullah gülen cemaatini savunur muydunuz?

    -20 yıl sonra karbon salınımının yüksek olmasının ahlaksızlık olarak nitelenebileceğini söylesem şaşırır mısınız?

    -25 yıl sonra et yemenin ahlaki olarak yanlış olduğu fikrinin yerleşeceğini söylesem peki?

    -günümüzde din ve vicdan özgürlüğüne karşı olmanın ahlaken yanlış olduğunu biliyor musunuz?

    -günümüzde insanların cinsel tercihlerinin sorgulanmasının ahlaken yanlış olduğunu biliyor musunuz?

    ahlak anlayışınızı sorgulayın. sadece din ve gelenekler çerçevesinde değil, sadece türkiye'yi kapsayacak kadar dar değil, tüm zamanlarda ve mekanlarda geçerli olacak bir ahlak yapısı yerleştirmenin zamanı gelmedi mi sizce de?

    bunu kendinize kişisel olarak sorun.
  • nietzsche'nin sıklıkla dem vurduğu olay
  • bireysel olarak faydacı ahlak anlayışının zamandan bağımsız ahlak değerlendirmesi yapabileceğini düşünüyorum. insanoğlu kendini özel sansa da aslında bir hayvan; aslında bir canlı. o yüzden her canlı gibi bizim de temel içgüdümüz acıdan kaçmak, hazza yönelmek. içgüdümüze uygun davranmanın ahlaksız olmayacağını varsayıyorum.

    soruları teker teker faydacı bakışla değerlendireyim. tabi burada doğru-yanlış değerlendirmesi yapmayıp, sadece ahlaklı-ahlaksız değerlendirmesi yaptığımın altını çizmeliyim. aynı zamanda sosyal hayvanlar olarak toplumsal faydayı da göz önünde bulundurmak zorundayız ama toplumsal faydanın tespiti bireysel faydanın tespitine göre çok daha zor. toplumsal ya da bireysel faydadan hangisinin daha değerli olduğu ise bambaşka bir konu.

    o yüzden salt bireysel faydaya göre zamandan bağımsız ahlak değerlendirmelerim şöyle olurdu:

    - 400 yıl önce hristiyan bir italyan olsam galileo'nun fikirleri bana bir acı vermez, faydamı düşümezdi. buna rağmen galileo'ya suçlu demek ahlaksız olurdu. kilise mensubu olmadığımı varsayıyorum.

    - 200 yıl önce bir erkek olarak kadınların seçme ve seçilme hakkı benim oyumun değerini düşürür, faydamı azaltırdı. o yüzden kadınların seçme ve seçilme hakkı olmamasını savunmak benim için ahlaksız olmazdı.

    - 100 yıl önce hitler'in soykırımı sıradan bir alman olarak benim faydamı artırmazdı. o halde soykırımı savunmak ahlaksız olurdu.

    - 50 yıl önce herhangi bir ibrahimi dine mensup bir insan olarak, diğer dine mensup insanlar da beni düşman görüyorsa onları düşman görmemek faydamı azaltacağı için ahlaklı, düşman görmüyorlarsa etkilemeyeceği için ahlaksız olurdu.

    - fetullah gülen'li soruyu değerlendirmek için henüz erken. önce olayların tarih olmasını beklemenin gerektiğini düşündüğüm için geçiyorum.

    - karbon salınımının artması benim sağlığımı olumsuz etkiliyor, faydamı düşürüyor. o halde bunu savunmak ahlaksızdır.

    - et yemek bana çok temel bir fayda sağlıyor. ahlaksız değildir.

    - din ve vicdan özgürlüğüne karşı çıkmak bana hiçbir fayda sağlamıyor. ahlaksızdır.

    - insanların cinsel tercihlerini sorgulamak bana hiçbir fayda sağlamıyor. ahlaksızdır.
  • "gelecekte nasıl anılırız" gibi kolpa bir düşünce yapısıyla ulaşılamayacak ahlaktır. ahlak, evrensel doğrular üzerine inşaa edilmelidir.

    edit: evrensel doğrular nelerdir? hırsızlık yapmamak evrensel doğrudur mesela. rüşvet almamak evrensel doğrudur. önyargılı olmamak evrensel doğrudur. sorgulamak evrensel doğrudur.
  • değişmez evrensel doğruların neler olduğunu sağlıklı bir şekilde belirleyebiliyorsak eğer, buyurun inşa edelim. ancak böyle belirsiz ve oynak bir temel üzerine inşa edilen bina yıkılır. yıkılıyor da.

    ben ahlakın da evrensel olabileceğini düşünmüyorum. bu nedenle de önceki entrymde değerlendirmemi toplumsal fayda değil, bireysel fayda üzerinden yaptım. herkesin üzerine kalıp gibi oturan, herkes için geçerli evrensel bir ahlakın peşinde koşmak bana göre anlamsızdır. ahlak öznel bir yargıdır.

    insanın özünde acıdan kaçan, hazza yönelen sıradan bir canlı olduğunu kabul edersek; zamandan bağımsız ahlakın temeline konulabilecek benim tespit edebildiğim en sağlam zemin bireysel faydadır. çünkü insanoğlu bireysel faydayı höristik olarak aşağı yukarı ölçebilecek şekilde evrimleşmiştir. bu kabulü yapmayıp; insan çok özel, en özel canlıdır dersek konu başka bir noktaya gider, ki ben katılmam.

    mevcut noktada hesabı karıştıran daha önce de ifade ettiğim gibi toplumsal faydanın ölçümü hususudur. gerçi toplumsal fayda bir şekilde bireylerin fayda hesabına dahildir zaten ama zamansal tutarsızlıklar ya datragedy of the commons gibi sistematik ölçüm hataları, optimal olmayan nash dengeleri de söz konusudur. bu ölçüm hataları daha yukarıdan, büyük resme bakmakla görevli, devlet gibi bir mekanizmayı da zamandan bağımsız olarak ahlaklı kılabilir. bu mekanizma da ancak bireysel fayda ile toplumsal faydanın çeliştiği alanlarla sınırlı kaldığı sürece ahlaken meşru olacaktır.

    peki kime göre meşru? kimin bireysel faydası ölçüt olacak?

    bana göre meşru ve ölçüt benim bireysel faydam olacak tabi ki.
  • kişisel faydacılık zaten tanım olarak ahlakla taban tabana zıttır, o nedenle zamandan bağımsız bir etik değer olarak görmek yanlıştır.

    faydacılık değil, fayda görmediğimiz fakat bize genel insan ahlakı olarak değer katan erdemler bütünüdür ahlak zaten.

    ayrıca gelecekte nasıl anılırız kolpa bir düşünce değildir. bugün nasıl ki geçmişteki akıl tutulmalarını tartışıyorsak, yarın da biz tartışılacağız. ve pek tabi evrensel doğrular üstünden bir ahlak yapısı oluşturulması gerekir bu konuda farklı bir şey konuşmuyoruz. evrenselden kasıt, zamandan ve mekandam bağımsız her alanda geçerli olacak bir ahlaki felsefe geliştirmek.

    şimdi çıkıp her kuşu siktik bir leylek kaldıcılar gelmeden de söyleyelim, ahlak bekçiliği değil, insanın kendi düşünce yapısını ve yaşam şeklini sorgulaması amacı güdülerek açılmış bir mevzudur bu.
  • yalan söylememek, cana mala canlılara saygı, çalışkanlık, dürüstlük vb temel şeyleri içinde barındırandır. gerisi fasa fisodur.
  • gerekliliği sorgulanabilir. insan türü bilinemez kadar eski zamanlardan beri hep kurallar koymakta. zamanla koyulan bu kuralların içeriği değişmekte zaten, ki sağlıklı olan, olması gereken de bu. arkaik, insanları mutsuz eden kurallara bağlı kalınmamalı. zamanlar üstü olan şey insan türünün kural(lar) koyması durumu, özelliği. bu özellik zamandan bağımsız işte. ötesine gerek var mı, tartışılır.
  • olmayan şeydir, çünkü ahlak sadece insan yaşamını kolaylaştıran soyut bir araç. dünyada aklınıza gelebilecek her şey için karşı bir argüman vardır.

    mesela fakirlere yardım eden biri ahlaklı mıdır? yoksa zayıfların elenmesini engelleyip daha güçsüz nesilleri desteklediği için ahlaksız mıdır?

    yada hepimizin hemfikir olduğu yalancılık konusu. insanı da gelişmiş bir hayvan olarak düşünürsek, yalancılık besine ulaşmak veya avantaj sağlamak için kullanılan bir taktiktir. bu tür taktikler bütün hayvanlarda vardır ama insanlarda neden ahlaksızlık olarak nitelendirilir?

    bu fikirleri savunmuyorum, fakat bütün kavramlar nereden baktığınıza göre değişir.
  • sözlük'ü foruma çevirmeyi sevmiyorum ama yapacak bir şey yok. birkaç entry yukarıda argumentum ad naturam'ların havada uçuştuğu, pragmatizm'in aşırı yoğun olduğu bir entry var. meseleye bireysel faydacılıktan bakacaksak ki, öyle bakılmış zaten, o zaman bunun doğrudan doğruya insanın doğasıyla alakadar olmadığını anlamak lazım. insanın en yakın atası şempanzeler, tür olarak gruplar halinde beraber yaşamıştır. insanlar ve diğer insansılar dahi fi tarihinden beridir beraber yaşayarak bireysel faydayı değil, grubun ve doğal olarak da türün faydası üzerine yaşamıştır. bütün canlılar türün devamlılığını ve faydasını sağlamak üzere evrimleşmiştir. bireysel faydacılık her zaman minimum olmuştur, bunun muhtemel en güzel örneği avcı-toplayıcı öncesi kabilelerin bir kısmının bir bebeğin kabiledeki erkeklerin menilerinin birleşiminden oluştuğuna inanmalarıdır. yani bir kadınla birden fazla erkek beraber olurdu, çocuğun da kabilenin ortak çocuğu olduğuna inanılırdı. günümüzde böyle bir durumdan insanların midesi bulanırdı muhtemelen.

    insanın bireysel faydacılık kisvesi, yukarıda da belirtildiği gibi, tarım toplumu oluşana kadar acıdan kaçınmak ve bireysel ihtiyaçlar çerçevesinde kalmıştır. bu tıpki diğer hayvanların da geliştirdiği sistemdir. ne zaman ki insan mal, mülk gibi kavramları ortaya çıkardı işte o zaman bireysel faydacılık yavaş yavaş güçlenmeye başlamıştır.

    günümüzde, bireysel faydacılık ve toplumsal faydacılık arasında bir denge vardır. bireysel faydacılık herkesin de tahmin edebileceği gibi bireyin ihtiyaçları, düşünceleri ve ona fayda sağlayan olguları barındırır. toplumsal faydacılık ise çoğunlukla devlet eliyle getirilen hizmetlerdir.

    dikkat edilirse, gelişmiş toplumlarda bireysel faydacılık gelişmemiş toplumlara kıyasla daha azdır. bunun en büyük sebebi gelişmiş toplumlarda paylaşımcılığın olması ve yaşam standartlarının yüksek olmasıdır. insanların bilinçli olması, diğer insanların sırtından para kazanmaya çalışmaması, onları araç olarak görmemeleridir.

    bu açıdan bakarsak köle sahibi olmanın bireysel faydacılıkla doğrudan bir bağlantısı vardır. benim köle sahibi olmam bana fena bir fayda sağlamaktadır. bu ahlaklı bir durum değildir.

    buradaki ilginç husus şudur ki, kölelik de bana fayda sağlamaktadır. kadınların seçilme hakkının olmaması milletvekili olmak isteyen ben için tabii ki de fayda sağlayacaktır. eğer ki ben yahudilerden hoşlanmıyorsam ve onlar yüzünden alman ekonomisinin mahvolduğuna inanıyorsam yahudilerin öldürülmesine karşı olmam çünkü bu bana yine bir fayda sağlamaktadır.

    eğer ki et yemek bana fayda sağlıyor diye düşünülürse, yukarıdakileri de bir şekilde ahlaklı kılmak mümkündür. eğer ki olaya yararcılık açısından bakarsak tabii ki de pragmatist bir insan bunların hiçbirinin ahlaksız olmadığını savunacaktır (et yemek olsun, köle sahibi olmak olsun ya da yahudi öldürmek olsun)

    peki bu durumda et yemek neden ahlaksız olur? görüldüğü üzere tarih boyunca insan kendisine yarar sağladığı için yanlış şeyler yapmıştır. köle kullanmaktan tutun, insan öldürmeye, savaş açmaktan, asbestli boru kullanmaya, kloroflorokarbon bileşik kullanmaya. bunların hepsi yararcı, bir o kadar da ahlaksız şeylerdir.

    et yemenin aslında ahlaksız olduğu bir durum şimdilik yok, ancak gelecekte olabilir. bunun en temel sebebi aslında yukarıda da belirtildiği gibi hayvanların ve insanların benzer olması, aynı sistemlere sahip olmaları ve en basitinden kendilerince acıdan uzaklaşıp hazza ulaşmaları isteğidir. (tıpkı bir zencinin de insan olması gibi) insanı diğer hayvanlardan farklı kılan durum aslında durumlara alternatifler üretebilmesidir. hayvanların çoğu dünya'yı insanın algıladığı şekilde algılayamaz ve içgüdülerine göre davranır. tabii ki de insan da içgüdüleriyle hareket etse de, günümüzde bu tip insanları hasta olarak betimleriz. insan artık içgüdüleriyle davranan bir hayvan değil, akıl ve mantık yürüterek bir şeyler başaran bir canlı olmuştur.

    içgüdülerinizle beethoven'ın 5. senfonisini çalamazsınız. içgüdülerinizle bir köprü inşaa edemezsiniz, içgüdülerinizle metroya bineceğiniz zaman akbil basmanız gerektiğini bilemezsiniz. işte insanı diğer hayvanlardan farklı kılan en büyük olgu budur. hayvanlar içgüdülerini ve davranışlarını genetik yoluyla alırken, insanlar davranışlarını çok küçük bir kısmın genetik yoluyla, kalanını mimetik yoluyla, taklit ederek alırlar.

    insan türü tarih boyunca yapılan yanlışlara alternatifler bularak ve yukarıda birkaç kişinin "asılsız, temelsiz" dediği ahlak yasalarını oluşturarak bu noktaya gelmiştir. ister beğenin, ister beğenmeyin insan türünün evrimi bu yöndedir. dolayısıyla, bir gün et yemenin ahlaksız olacağı günler gelirse, bu yine doğrudan doğruya insanın alternatifler bulabilme yeteneğiyle ortaya çıkacak ahlaki bir kural olacaktır. sonuçta hayvanların mezbahalarda yaşadıkları koşulları, balıkların sudan çıkarılıp boğulmalarını, erkek civcivlerin yumurta çıkarmadıkları için 1-2 günlükken boğularak ya da öğütülerek öldürülmelerini, buzağıların annelerinden süt uğruna alıkonulmasını, ahtopotların eti yumuşak olsun diye kayalara vurula vurula öldürülmesini hiçbir aklı başında insan ahlaklı diye savunamaz.