şükela:  tümü | bugün
  • senelerdir beklediğim kitap.

    şule gürbüz bunca sene bekletti sevenlerini ama harika bir kitapla döndü.

    daha bu sabah aldığım için , henüz ilk öyküyü okumaktayım, fakat daha ilk kelimeleri okur okumaz çölde su bulmuş bir kazazede gibi bahtiyarım.

    (bkz: şule gürbüz)
  • "müzikten duyduğum ıstırap acaba onu anlamamak ya da yanlış anlamaktan mı diye çok düşündüm. zira yaşamaktan duyduğum ıstırap da sanki yaşayamamaktan gibiydi."

    'müzik hocası' isimli öyküden, s.30
  • ankara kentpark arkadaş kitabevi kafesinde limonatamı heyecanla yudumlarken koliler açıldı ve taptaze kitap masama geldi; apansız random okumam son paragrafın ilk sözcükleriyle yaptığım siftah paylaşılmayacak bir güzellik değildi:

    " yetmiş adım mı, yetmiş sene mi yakın bilemiyorum; yetmiş adımı ben yetmiş senede alabildim mi hiç sanmıyorum."
  • "(...) büyük şairleri hiç tanımasaydım, fazla müzik dinlemeseydim, bir sürü arkadaşım olsaydı ve onlardan sıkılmasaydım, utanmayı zaten pek bilmeseydim, şöyle hani içim sızlamadan bir sabah hayatta olmayı sezerek harbiye'den tünel'e kadar yürüseydim."

    'müzik hocası' isimli öyküden, s.60
  • " bir şairin anlattığı ve yansıttığı dünya benim sürekli bakışımdı. üstelik onların çoğu bu bakışı zorla satın alırken ya da bir kere şiir yazmayı öğrendikten sonra aynı zehri farklı şekil ve hallerde sadece uyguluyorlardı. onlar, içmeyen uyuşturucu satıcıları gibiydiler. ben ve bazı benzerlerim şiirin zehriyle ayakta duracak gücü bulamıyor, sallanıp duruyor, her an hasta, her an ölecek gibi, yüzülmüş derimizle ortada duruyorduk. çok şaşarım şiir sevenlere , okuyup geçenlere, kitabı kapatıp yemek yiyenlere, o bakışla yaşayıp da ölmeyenlere. şiir sevilmez ki, öyle duyulur, öyle bakılır, hastalanılır, zehirlenilir, ölünür. şiir sonunda öldürür."

    syf.23
  • kitabın "mezarlıktan geçiş" öyküsünün ilk cümlesi şöyle:

    "henüz on üç yaşındaki leylâ hemen bütün yaşıtları gibi azıcık sevimli, çokça ahmak, azıcık güzel, çokça saf ve temiz kalpliydi."

    s.105
  • şule gürbüz'ün bu öyküsü şöyle başlıyor ve gülümsetiyor. ama sadece başlangıçta.

    "devir öyle bir devir ki insan kalkıp da "şuyum" diyemiyor; iyi bir şey zannedip "ben de" diyorlar. şöyle gönül rahatlığıyla bir içimi döküp "yahu ben şizofrenim galiba" desem "aa devir şizofren devri kim değil ki, sen beni bilsen," diyorlar..."
  • " [...] kendini bir kez çıplak gözle görebilse insan, bir bakabilse yapamadıklarına değil bu hali ile yapabildiklerine şaşar. bir kez gerçekten görebilse olmuşu, verilmiş, olabilecek her şeyin aşinası olur artık. aşinası olunan artık tiksinilen ve inleten değildir. sadece kime ne kadar gösterileceğinin tedbiri alınır; aşinalık tedbirleri. kırgın değilim. gördüm ve önümdekinden başka bir şeyim olmadığını anladım. önümdeki bir parça zaman, farkına varabildiğim kadar." *
  • "... hiçbir zaman, hiçbir an kendimi unutup, nasıl göründüğümü yok sayamadığımı, geri çekilip çekilip kendime bakmaktan, gördüğümü beğenmeyip ona hayalimdeki şekli vermeye çalışmaktan önümdekini hep ıskaladığımı görüyorum şimdi. "peki şimdini görüyor musun?" diye sormayın, onun da var en az bir on beş senesi. insanın ömrü herhalde bu yüzden uzun, bir halt ettiğinden değil, ne halt olduğunu on-on beş senede bir anlamasından..."

    sf: 24