şükela:  tümü | bugün
  • alırken, stephen hawking'in konuyu bilal'e anlatır gibi anlattığını sandığım kitap idi. *

    fakat okumaya başlayınca baya baya mühendislik fakültesi 1. sınıfta okutulan bir fizik kitabı olduğunu farkedip bıraktım. ulan ben okudum newton'ı, kepler'i, galileo'yu zaten yeterince.

    fizik ile az çok alakanız var ise sıkıcı gelecek bir kitap. fakat hiç bir fikri olmayan insanların ufkunu iki katına çıkarabileceği aşikar.
  • aristotales'ten günümüze kadar evren ve dünya hakkındaki bütün çalışmaları bir el kitabı tadında harmanlamayı başarmış, bunu yaparken de bilimin gelişim evrelerini, ve bilim metodunun değişimine pencere açabilmiş şahane bir kitaptır.

    eğer fizikle ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorsanız okuyun, eğer fizikle ilgili her şeyi bilmek istiyorsanız yine okuyun.
  • okumayı bitirmeden önceki anıma göre şu an çok daha fazla bilgi sahibi olduğumun farkında olsam da, bir sosyal bilimci olarak okurken çok zorlandım ve yer yer hiçbir şey anlamadığım zamanlar oldu. böylelikle yazara ve diğer tüm pozitif bilimcilere duyduğum saygı katlanırken, kendi cehaletimden duyduğum utanç arttı.

    bu kitapla ilişkim budur.
  • fizik konusunda cok bilgisi olmayanlarin da anlayabilecegi guzel kitap.
  • uyku kaçınca, rastgele bir bölümünü açıp okuduğum başucu kitabı.
    kalkmış bu saatte balkondan gözyüzüne bakıyorum ve bu eylemi yapıp, benim aklımın ucundan bile geçmeyecek soruları soran insanları hayranlıkla okuyorum.
    iyi ki tanrı zar atmamış da siz var olmuşsunuz beyler. *
  • ufku iki katına çıkaran bir kitaptır. her ne kadar sade bir dille yazılmışsa da bazı yerlerini anlamak için birden fazla okumanız gerekebiliyor. yurtdışında, metro çıkışlarında ücretsiz incil dağıtılması gibi, yeterli maddi kaynağım olsaydı okul çıkışlarında, metro çıkışlarında ve cuma çıkışlarında bu kitabı dağıtmak isterdim.

    ayrıca sağda solda gördüğümüz einstein'ın "tanrı zar atmaz." sözünün hangi bağlamda ve neyin sonucunda söylendiğini öğrendiğinizde, taşlar da yerine oturuyor.
  • sayesinde zamanın uzayda nasıl büküldüğünü anladığım kitap. yıllardır zaman bir ölçüdür 1 birim zaman geçtiğinde her yerde aynı süre geçer diye düşünüyor, zamanın yavaşlamasını ya da hızlanmasını anlamlandıramıyordum. olay ışığın hızındaymış. dünyanın kütleçekimi ışığın enerjisinin de azalmasına neden oluyor. dünyaya ne kadar yakın olursan dünyanın kütle çekiminden dolayı ışığın dalga boyu da genişliyor ve bizim algımızda olayların olması için daha uzun bir süre geçmesi gerekiyor.

    ---alıntı ---

    genel göreliliğin bir başka öngörüsü, zamanın dünya gibi kütleli bir cismin yakınında daha yavaş akıyor gibi görünmesi gerektiğiydi. bunun nedeni ışığın enerjisi ile frekansı arasında bir ilişki olmasıdır. enerji ne kadar büyükse, frekans o kadar yüksektir. ışık dünyanın kütleçekim alanının içinde ilerlemesini sürdürdükçe enerji kaybeder, dolayısıyla frekansı da düşer. (...) yukarıdaki bir insan için, aşağıdaki her şeyin olması için eskisinden daha uzun zaman gerekiyormuş gibi görünür.

    ---alıntı ---
  • zamanın kısa tarihi

    genişleyen evren:

    evrenin genişlemekte olduğunun ortaya çıkarılışı, yirminci yüzyılın en büyük düşünsel devrimlerinden biridir. evrenin statik/durağan olduğu inancı o denli güçlü bir inançtı ki, yirminci yüzyıla gelinceye kadar yıkılmadan dayanabilmişti.

    aslında gerçeğin 1915 yılında ortaya çıkmış olması gerekirdi. çünkü einstein'ın bu tarihte ortaya koyduğu genel görelilik kuramından çıkan sonuçlardan biri de, evrenin statik olmadığıydı. ancak dönemin fizikçileri bu sonucu görmezden gelmişlerdi, einstein bile.

    yalnızca bir kişi, rus fizikçi alexander friedmann, genel görelilik kuramının hakkını vermiş ve evrenin genişlemekte olduğu sonucunu çıkarmıştı. friedmann, edwin hubble'ın birkaç yıl sonra gözlemle bulacağı sonucu, bu denklemlerden hareketle bilebilmişti.

    1929 yılında edwin hubble, bir dönüm noktası olan gözlemini gerçekleştirdi: hangi yöne bakarsak bakalım uzak yıldız kümeleri (galaksiler) hızla bizden uzaklaşıyordu; başka bir deyişle evren genişliyordu.

    big bang:

    evren genişliyorsa, bu demekti ki, eskiden evrendeki gök cisimleri birbirine bugün olduklarından daha yakındılar. ve öyle görünüyordu ki, yaklaşık 10 ya da 20 milyar önce tüm gök cisimleri tek bir noktadaydı.

    işte bu düşünce, önceleri teoloji alanına girdiği düşünülen "evrenin başlangıcı" sorusunu en sonunda bilimin alanına soktu.

    hubble 'ın gözlemleri, evrenin sonsuz küçüklükte ve sonsuz yoğunlukta olduğu bir anın varlığını gösteriyordu. günümüzde "büyük patlama" ya da "big bang" denilen bu anda, bilimin bütün kuralları işlemez oluyordu.

    ve zamanın, daha önceki zamanlar tanımlanamayacağı için, büyük patlama ile başlaması gerekiyordu.

    deneysel ve kuramsal tanıtlar dağ gibi üst üste yığıldıkça, konu gitgide açıklık kazandı ve sonunda 1970 de ben ve penrose, evrenin zaman içinde bir başlangıcı olması gerektiğini kanıtladık.

    zamanın oku:

    masadan yere düşüp kırılan bir bardak düşünün. bunu filme çekerseniz, filmin ileri mi yoksa geri mi oynatıldığını kolayca söyleyebilirsiniz. filmi geri oynatacak olursanız, yerdeki parçacıkların bir araya gelip bardağı oluşturduğu ve bardağın masanın üstüne geri zıpladığı görülecektir. bu tür bir olayla hiç karşılaşmadığınız için, filmin geri oynatıldığını hemen söyleyebilirsiniz.

    yerdeki kırık cam parçacıkları neden bir araya gelmez? çünkü böylesi bir olay, termodinamiğin ikinci yasası tarafından yasaklanmıştır. bu yasa, kapalı bir sistemde düzensizliğin yani entropinin her zaman arttığını söyler.

    basitçe açıklarsak, masanın üzerindeki bardak bir yüksek düzen durumu iken yerdeki kırılmış bardak düzensizlik durumudur. ve ikinci yasa uyarınca beklenen şey düzensizliğin artışı olduğundan, masanın üzerindeki bardaktan, kırılmış bardağa geçiş kolayca meydana gelir ama tersi doğru değildir. bardak "geçmişte" masanın üzerinde, fakat "gelecekte" yerde kırılmış halde olmalıdır.

    entropinin bu şekilde zamanla artması, "zaman oku" denen kavramın bir örneğidir. bu ok, zamanın yönünü belirterek, geçmiş ve geleceği ayırır.

    zamanın üç oku vardır: birincisi entropinin arttığı "termodinamik ok", ikincisi zamanın bir şekilde geçtiğini hissettiğimiz, geleceği değil de geçmişi anımsadığımız "psikolojik ok" ve üçüncüsü de evrenin genişlemesiyle ilgili "kozmolojik ok"tur.

    birleşik kuram:

    elimizdeki fizik kuramları "kısmi" kuramlardır. ancak eninde sonunda, bu kısmi kuramların tümünü içeren, tutarlı ve tam bir "birleşik kuram" bulunması umulmakta. einstein son yıllarını böylesi bir kuram aramakla geçirmişti, ama daha zamanı gelmemişti.

    günün birinde böylesi bir kuram bulursak, bu, yalnızca birkaç bilimci tarafından değil, herkes tarafından anlaşılır olmalı. işte o zaman hepimiz, "neden varız?" sorusunu tartışabileceğiz. hele bunu yanıtlayabilirsek, insan aklının en yüce zaferi olacak.

    (stephen w. hawking, "zamanın kısa tarihi")

    dc2l
  • aslında çok çok basitleştirilmiş bir popüler bilim kitabı olsa da (çünkü kitabın amacı sıradan insana zaman kavramını anlatmak) yine de beni zorlayan hawking eseri. kitapta anlatılanlardan cok, “bu adamlar bu bilgilerin çok ileri seviyesinde çalışmalar yapıyor , bu nasıl bir zeka?” şeklinde bilim adamlarına büyük hayranlık; kendine büyük gömmeler sonucunu doğurur.
  • uzun zamandir baslamak istedigim ama bir turlu baslayamadigim kitapti. bugun aldim yanima, bindim istanbul-tokat seferli otobuse ve actim kitabi. onsozu okurken muavin geldi, su iceyim dedim. siseden elimdeki bardaga suyu doldururken otobus sarsildi ve su kitaba boca oldu. ben boyle talihsizlik gormedim. sinirden aglayacagim. bir sey de diyemedim adama, sucu yok. kitabin okumadan eskidi elimde stephen, yerinde mutlu musun?

hesabın var mı? giriş yap