şükela:  tümü | bugün
  • diyanet meali; "göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter."

    not düşülmüş, "âyet “göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz” şeklinde de tercüme edilebilir. bu bakış açısı, modern astrofizikte gündemde bulunan, evrenin sürekli genişlemekte olduğu görüşünü desteklemektedir."

    20. yüzyıldaki keşiflerden sonra kuran'ın bir ayetinin meali şöyle de düşünülebilir, diye not düşülmesi komik durmuş. açık ve net bir kitaptan bahsediyoruz. bu bilimsel gelişmeler olmadan 1500 sene geçmiş ve o ayeti 1500 sene öteki anlamında mı bilmişler?

    bir de bu ayetin bu gelişmeler daha bilinmeden yapılmış çevirileri şöyle;

    elmalılı hamdi yazır'ın; "biz göğü kudretimizle bina ettik. hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz."

    ömer nasuhi bilmen'in; bir de semaya bakın biz onu kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki biz çok vüs'a malikiz. (malik=sahiplik)

    y. nuri öztürk'ün; göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz.
  • eski yaratılış efsanelerinde ”göklerle yerin ayrılması”

    evrenin varoluşunda bir aşama olarak ”yer ile göğün ayrılması” birçok eski yaratılış efsanesinde yer almaktadır.

    çok tanrılı sümer mitolojisi’nde bu anlatım şöyle geçer:

    gılgamış destanı – s.noah kramer, tarih sümerde başladı
    yokken göğün daha
    yerin daha adı yokken
    babaları okyanustan
    anaları ki-ama-t kargaşasına
    sular karışıp bir oluyordu.

    gök, yerden ayrıldıktan sonra
    yer, gökten ayrıldıktan sonra
    insanın adı konduktan sonra
    an, göğü alıp götürdükten sonra
    enlil, yeri alıp götürdükten sonra.

    sümerler’den sonra babil yaratılış efsanesi enuma eliş’te de bu inanç yer almaktadır. “başlangıçta tatlı su, tuzlu su, sis ve bulut karışımından oluşan bir karmaşa (kaos) vardı. o zaman henüz tanrılar bile yoktu. tanrılar bu kaosa bir düzen vermek için geldiler ve yapışık olan yer ile göğü ayırdılar” denilmektedir. ancak efsanenin babil anlatımında sümer tanrısı enlil’in yerini babil tanrısı marduk almaktadır.

    eski mısır mitolojisi’nde ilk tanrı atum‘un oğlu şu, yer’le göğü birbirinden ayırandır.şu‘nun (kendi kızkardeşinden yaptığı) çocukları olan nut göğü, geb de yeri temsil eder.

    aynı olgu tevrat’ta şu şekilde yer almaktadır:

    tanrı “suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.
    ve öyle oldu; tanrı gökkubbeyi yarattı. kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
    kubbeye “gök” adını verdi. akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

    görüldüğü üzere, ”yerle göğün birbirinden ayrılarak yaratılışı” en eski medeniyetlerin mitolojilerinden çıkmış ve birbirinden iktibas edilerek, zamanla evrimleşerek tevrat’a oradan da -muhtemelen- kuran’a geçmiştir.

    ...............

    gibi daha onlarca "efsanede" geçer bu olay..
  • daha eski dini metinlerde ya da soylencelerde kur'an ile benzer ifadelerin ya da tanimlamalarin bulunmasi, birtakim insanlar icin onun kutsi olmadigina delil teskil ederken, kitap zaten kendisi, en bastan beri tanri tarafindan gonderilen bir mesajin en son hali olma iddiasinda oldugundan, bir diger kesim insan icin, misal the perennial philosophy ile ugrasanlar icin bu durum kutsiyetin bir alametidir. hakikaten ilginc.

    --- spoiler ---

    ayni sekilde, asagida aciklamada verildigi uzere, zariyat 46'nin tercumesinde "kurma" olarak cevrilen arapca ifadenin genislemeyi de icine alan bir kurma anlami vardir. yani kur'an ortaya kanit degil delil koyar, bu da ifade sekli acisinda onemli bir noktaya tekabul eder. butunsel olarak metin ve hz. muhammed'in yasadigi hayati inceleyerek de bir birey tum bu delillerin esliginde bir karara varir. sonucta, butunsellik acisinda boyle incelikli bir orgu, kur'an'in insaniligine degil, kutsiyetine delalet eden bir unsur olarak da gorulebilir. neye nereden bakmayi tercih ettigi insanoglunun cok buyuk onem tasiyor ve iman denen olgu, yine imanin kendisinden tamamen bagimsiz bir sekilde ama tam da onun kendisini tanimladigi sekliyle vuku buluyor ki birakin dini, sadece buna dahi disaridan bakacak objektif bir goz icin oldukca hayret verici ibretler vardir.

    fakat, ozele inip teker teker bir incelemede bulundugumuzda, islam inanc sisteminin pozitif bilimlerin ilgilenmedigi ya da cevap vermedigi, veremeyecegi ya da verme konusunda yetersiz kaldigi birtakim onemli sorulara, onlarla hicbir sekilde celismeden, tamamlayici olarak bazi cevaplar verdigini goruyoruz. sonucta inanc, kisiyi duygulari ve dusunceleri ile bir varlik olarak ele aldigindan insana yaklasimini bilimsel yaklasimla karsilastirmak mumkun degil. dogrudan alakali degil. yani, kitaptan ya da dinden cikarak bilime ulasmak degil gaye, fakat, bundan yuzyil once, ahiret gununde insanlara yaptiklari her seyin teker teker gosterilecegini izah etmek cok ama cok zor iken, tanrinin zamandan bagimsizligini bizlere bildirdigi esma-i husnasindaki ilgili isimleri anlamlandirmak pek mumkun degilken, bugun sayisal teknolojilerdeki gelismeler ve teorik fizik alaninda ortaya atilan yeni teoriler bize tanriyi anlamada yeni yollar aciyor.

    bugun evreni daha cok tanidikca, ondan cok daha minik bir bolume, gunes sistemize, oradan dunyamiza, oradan insanliga ve insana, organlara, hucrelere ve atomlara indikce, aslinda her insanin da kendi icerisinde bir evren olduguna kani olmuyor muyuz? birinden aldigimiz esin ile digerine bakmaya calismiyor muyuz? teorik fizikcilerin, kuantum mekanigi ile ugrasanlarin yapmaya calistigi acaba ne? atomlara ve gezegenlere hukmeden kanunlari birlestirmeye calismak da ne oluyor?

    http://video.pbs.org/video/2167398185

    --- spoiler ---

    (bkz: #28342702)
    (bkz: #28045620)
  • bir de (bkz: kuran'daki biz zamiri)
  • son kelimesinin (mûsiûn) anlamı konusundaki tartışmalarla gündeme gelen ayet. şöyle ki, mûsiûn hem "genişletenler" hem de "geniş kuvvet sahibi olanlar" anlamına gelebilecek bir kelimedir; mûsi' kelimesinin çoğuludur. mûsi' ise evsea fiilinin ismi failidir. evsea fiili de vesia fiilinin if'âl babında çoğaltılmış halidir. arapçada if'âl babı, esas olarak, geçişsiz bir fiili geçişli hale getirmek için kullanılır. buna dayanarak ilgili kelimenin anlamını şöyle bulabiliriz:

    vesia: geniş oldu, kapladı
    evsea: geniş kıldı
    mûsi': geniş kılan
    mûsiûn: geniş kılanlar
  • göğün evren anlamında kullanılamayacağını öne sürenlerce, eleştiri konusu yapılan ayet.

    tdk sözlüğünde "gök" kelimesi şöyle tanımlanmış: "içinde gök cisimlerinin hareket ettiği sonsuz boşluk, uzay, sema, asuman, feza."

    arap dili ve belagati bölümünde yüksek lisans yapmakta olan biri olarak, kelimenin arapçasını da uzun uzun açıklayabilirim ama ana dili türkçe olup, tdk sözlüğünü inkar edenler için bu pek anlamlı olmayabilir.
  • gök ile evren aynı değil diyenlere sorites paradoksunu hatırlatmak gerekir, gök neresi ki bilader?
  • ''okuma yazma bilmeyen cahil'' diye dalga geçtikleri efendimizin eski yaratılış efsanelerini hatim ederek kitap yazdığını iddia ettirebilecek kadar önemli bir ayettir. her köşeye sıkışıldığında üfürülerek ortaya atılan o ''eski efsaneler''de güneşin ve ayın belli bir yörüngesi olduğu da geçiyordur kesin. asırlar sonra, ortaçağ'da bile dünya'nın yuvarlak olduğunu iddia edenlerin kellesinin uçurulduğunu da eklemek lazım tabi..

    --- spoiler ---

    geceyi, gündüzü, güneş'i ve ay'ı yaratan o'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.

    (enbiya suresi, 33)

    --- spoiler ---

    dipnot: şu kıvırmalara öyle hastayım ki. uzun uzun yazınca bilimsel bir kanıtı olduğunu düşündürdüğünü sanıyor herhalde bu arkadaşlar. koyarsın ortaya tüm dünyada kabul görmüş bilimsel kanıtı o zaman hadi neyse denip uzun uzun tartışılır lakin ateist forumlarından bozuk plak gibi misali ezberlenmiş paragraflarla bir şey ispatlanmadığı senelerdir gayet açık ki islam durdurulamaz bir şekilde tüm dünya'da hızlıca yayılıyor ki bu da 1400 yıl önce kıyamet alameti olarak bildirilmiştir zaten. enbiya suresi için de geçerli deyip bu ayetle ilgili ''geçerli'' olan hiçbir şey iddia edememek de işin ironisi olsa gerek.

    ''ayetten bir şey bulamadım bari çeviren kişilere bok atayım da geçerliliğine leke düşüreyim'' mantığında olan kişilerin çaresizliği de ayrı bir komedi unsuru. ayet gayet net, ister 1800'deki çevirene bak, ister 1500'teki. ''ama herkes aynı çevirmemiş ki :('' gibi zırva bir mantıkla bir yere varamazsın. aklı az biraz çalışan insan bu ayet ile ne anlatılmak istenildiğini idrak edebilir. beyhude çırpınışlar bunlar.
  • evren hakkinda bugun yeni kesfedilenlerin 1400 yil once bildirdigi iddialarina yol acan ayet .

    benzer iddialar enbiya 30 icin de yapiliyor, uzeine bir de mucizeymis gibi empoze ediliyor. malesef gercekler biraz farkli, ama kabul etmesi zor.

    sümer inanışına göre başlangıçta gök ile yer birdi. daha sonra gök ile yer tanrılar tarafından ayrılmıştır. sümer inanışında evrenin kökeni şu şekilde açıklanır:başlangıçta ilksel deniz vardı; kökeni veya doğuşu konusunda bir şey söylenmemektedir, sümerler onu her zaman varmış gibi düşünmüş olabilirler.ilksel deniz gök ile yerin birliğinden oluşan kozmik dağı vücuda getirdi.tanrılar insan biçiminde kişileştirildiğinde, anu (gök) eril, ki (yer) dişildi. onların birleşmesinden hava tanrısı enlil doğdu.hava tanrısı enlil yerden göğü ayırdı ve babası anu göğü ele geçirirken, enlil annesi ki'yi, yeri, ele geçirdi. enlil ile annesi ki'nin birleşmesi- tarihsel devirlerde ninmah, "yüce kraliçe", ninhursag, ("kozmik dağın kraliçesi"; nintu, "doğurgan kraliçe" gibi çeşitli adlar verilen tanrıçayla özdeşleştirilmiş olabilir- evrenin düzenlenmesini, insanın yaratılışı ve uygarlığın kuruluşunu başlattı.

    mısır mitolojisinde de benzer sekilde başlangıçta evrenin kaosun kara sularıyla dolu olduğuna inanırlardı. ilk tanrı, re-atum, aynı mısır karasının nil'in taşan sularından her sene ortaya çıkışı gibi sudan (yükseldi ve) ortaya çıktı. re-atum'dan şu(hava)ve tefnut (nem) ortaya çıktı. şu ve tefnut'un iki çocuğu olduğu zaman dünya yaratıldı: nut (gök) ve geb (yer).

    ayni oyku kuran' da nasil geciyor bakalim:

    "inkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? hâlâ inanmayacaklar mı?”( enbiya, 21/30

    goruldugu gibi birkac ortak nokta var. birincisi hayat hep sudan koken aliyor. ıkincisi ise, yer ile goklerin birbirinden ayriliyor olusu. donem anlayisi ile uygun, cunku o donemde bilinen evren yer ve gok ile sinirliydi. yildizlar ve diger gok cisimleri ise sadece gokyuzunu susleyen kandillerdi. hatta kuranda yer kelimesi tekil iken, gok degil gokler kelimesi kullanilir. yani o donem icin sadece "yer" ve onun uzerinde "kubbe" olarak var olan, adeta direklerle yukseltilmis "gokler"(ki hep yedi kat olusumdan bahsedilir).

    cok sevdigim bir videoyu yeri gelmisken paylasarak konuya devam etmek istiyorum:

    http://youtu.be/36o6rnxcyf0

    4500 yil oncesine ait misirdan da, 3500 yil oncesinin babilinden de boyle bir evren anlayisi beklemiyorum tabii*. benzer sekilde 1400 yil oncesinin araplari da fazlasini bilmiyordu.

    fakat gunumuzde biliniyor ki, evren 13 milyar yasindayken dunya sadece 4.5 milyar yildir mevcut. dunya basindan beri yoktu, evrenden cok sonra olustu.
  • çok açık ve net bir şekilde evrenin genişlemesinden bahseden kuran ayetidir.

    ayetin semantik ve tarihsel incelemesi şu yazıda yapılmış, "mucize yalanları" gibi ateist sitelerin iddialarına cevap verilmiştir.

    http://kuranfelsefevebilim.wordpress.com/…islemesi/