şükela:  tümü | bugün
  • ne kadar kapsamlı ve güvenilir araştırmalara dayanıyor bu bilgi bilemiyorum ama, zamanında zayıflığın ancak yiyeceğin bol bulunduğu yerlerde bir statü göstergesi ve estetik tercih olabildiğini, bunun tersine yiyecek sıkıntısı çekilen toplumlarda şişmanlığın çekici bulunduğunu okumuştum. ki gayet mantıklı durmuyor mu, sormak istiyorum size..
    bir de amerika'da yapılmış bir araştırmaya değinmek isterim bu bağlamda. şöyle ki, kadın ve erkek deneklere çok zayıftan çok şişmana giden kadın resimleri gösteriliyor. kadınlara "kendiniz hangisi olmak isterdiniz", bir de "sizce erkekler hangisini en çekici bulacaklar" diye soruluyor. nedir netice? kadınlar iki soruda da ortalamadan daha zayıf kadınları seçiyorlar. oysa erkekler tam ortalama kadını en güzel buluyorlar. biraz hazin geliyor doğrusu bu hal bana.
    bakın, bir de yeri gelmişken şişmanlamamıza yol açan yağ, şeker, tuz gibi maddelere neden bu kadar düşkün olduğumuzu açıklayan bir hipotezi anmak isterim: milyonlarca yıl önce, atalarımız afrika'nın savanlarında darwin'i haklı çıkarmaya uğraşırken şeker, yağ ve tuz gibi besin değeri son derece yüksek bilumum madde ortamda kıttı. bu kıt maddelere ulaşabilenler ise ulaşamayanlara kıyasla evrimsel bir avantaj elde ediyorlardı, zira daha güçlü oluyorlar, daha uzun yaşıyorlar, daha fazla çocuk üretebiliyorlardı. bu durumda yağ, tuz, şekeri sevmek, böyle bir damak zevki geliştirmek evrimsel açıdan çok faydalı olacaktı: şekeri daha fazla seven onu bulmak için daha fazla çaba gösterecek, daha fazla çaba gösterince muhtemelen elde edecek, elde edince de yaşama ve üreme şanslarını arttıracaktı. olan da bu oldu ve damak zevki gelişmiş atalarımız bize de aynı zevki miras bıraktılar. ama dediğimiz üzere, o zamanlar elde edilmesi zor maddelerdi tuz, şeker, yağ; mc donalds henüz tarih sahnesine çıkmamıştı misal olarak. o gün için bir adaptasyon olan bu özelliğimiz bugün maladaptasyon oldu, şişmanlığa yaldızlı davetiye oldu.
    başlarken bu kadar uzayacağını hiç düşünmemiştim doğrusu bu entryinin.
  • küçüklüğümden beri annem ve babam ince fizikli olduğu için ben de zayıfım. 1.73 boyum var ve kilom yıllardır 48-52 arasında gider gelir. üstüne hiç çıkamadım. aslında sağlıklıyım da çoğu insana göre allaha şükür, sadece kansızlık var o da herkeste olabilen bir şey.

    yalnız artık baya bunaldığım, sıkıldığım bir nokta var ki beni her görenin "ayyy ne kadar zayıfsın seeen, kilo alman lazım, vücudun çok kötü duruyo" diye haykırması. aynaya bakabiliyorum zayıf olduğumu görüyorum mk. ben sana g.tün kocaman olmuş, göbek almış başını gitmiş, o basenler çok iğrenç duruyo, tayt giyme görüntü kirliliği yaratıyorsun. taytın altından selülitlerin belli oluyor diyor muyum. demiyorum. sen de deme arkadaşım.

    zayıflık sorunu yaşayan birine sıskasın demekle, kilolu olan birine şişkosun demek arasında zerre fark yok. kiloluların yüzüne şişko demiyorsak nezaketen, zayıflara da dememek lazım kanımca.
  • bazen bıkkınlık verebilen durumdur.

    kilolu insanlara "oha bu kilo ne amk azcık kilo ver" diyebiliyor musunuz da zayıf insanlara "bu ne hal azcık kilo al" diyebilecek hakkı kendinizde bulabiliyorsunuz. psikolojik olarak ikisi de aynı etkiyi gösterebilir insanlar üzerinde.

    kemiklerimin ince olması benim suçum değil. kimsenin suçu değil. babamın da ince annemin de ince dedemin de ince...

    gerçekten sıkıldım.
  • şişmanlık gibi bir kilo anomalisi olduğu bir türlü kabul edilmez. bu nedenle sürekli insanların tacizlerine, tavsiyelerine, ısrarlarına ve eleştirilerine katlanmak zorundasınızdır. anlamadığım şu; hayatımda kimseye "ay enin boyun bir ne bu hal kıııııız, götün oldu kanepe kadar" demedim, onu bırakın fikrim sorulmadıkça kimsenin dış görünüşü ile ilgili beğeni raporu da vermedim -ne haddime zaten-. hem çok da kırıcı!!! ne demeye herkesin karşıma geçip "ayyy çok zayıfsın, biraz kilo al, kaditin çıkmış ve türevlerini sürekli dillendirdiğini gerçekten anlamıyorum. her zayıfın yoğun uğraşlar sonucu, ıslak çikolatalı keke bakıp zırlayarak o kiloda kaldığı mı sanılıyor acaba? bütün diyetisyenlerin görüş birliği şudur ki, kilo alamayan bir bünyeye kilo aldırmak, kilolu bir hastayı zayıflatmaktan çok daha zordur. kilo alma diyetini 3 aydan fazla uygulayabilen olduysa adresinizi verin plaket yollayacam.
  • ince olmakla karıştırılmaması gereken olay. ince olmak fiziksel bakımdan estetik olmak demektir. göğüs, bacak, kol vs birbiriyle uyumludur. zayıf olmak ise şişmanlık gibi sağlık problemlerine yol açabilen bir durumdur. zayıf olmak sağlıksız olmakla bağdaştırılır. bu yüzden aynı boyda, aynı kiloda olduğunuz biri inceyken siz zayıf olabilirsiniz. bu vücut kütle indeksinizle ilgilidir. bu yüzde ince insanlar beğenilirken, zayıf insanlara kilo al denir çünkü zayıflık estetik bulunmaz.
  • metabolizmanın yemeyip içmeyip çalışması.
  • şişmanların ve tasasızların çenesini yorar.

    bi şey sorcam: etrafınızdaki tombul bireylere, "hacı sen de ne şişkosun be, valla... yemişsin yemişsin sıçmamışsın, çüş yani!" falan diyor musunuz her karşılaştığınızda. zayıflarla alıp veremediğiniz nedir peki, car car car... tek derdiniz buymuş gibi. hah işte, bizim tek derdimiz bu değil!

    (ulan ne sonsuz imtihanmış be kardeşim... bitin lan artık!)

    oh be!
  • etrafınızdaki insanların sürekli ''ye,ye,ye biraz'' ''aa zayıfsın ama olmaz böyle''lerine maruz kalmayı beraberinde getiren durum. ne gariptir ki bunları diyen insanlar hep diyetteler.ne gibi görünmek için diyet yapıyorlar bunlar acaba.
  • kimi insanlar için hayal olan durum. misal ben, buradan zayıf olan ve zayıf kalan tüm insanları saygıyla selam selamlıyorum, lakin beni zindana atsalar, çölde bıraksalar, günde üç öğün sikseler yine de zayıf olamam. konseptime aykırı, bünyeme ters. böyle olunca da zayıf insanları, hani o leğen kemiği görünen, dizleri, aşil tendonları belli olan kadın ve erkekleri hayran hayran izlemek kalıyor geriye...
  • sürekli iyi niyetli teyzelerin, yengelerin, ve benzeri anaç tiplerin "ye!ye!biraz daha ye!!!" tacizlerine maruz kalmaktır. hayatta karşılaşılan hemen hemen herkesten kilo almak konusunda ipe sapa gelmeyen tavsiyeler dinlemek zorunda olmaktır. ne kadar dil dökülürse dökülsün anlatılamaz bir türlü zayıflığın genlerin ve bünyenin bir getirisi olduğu, sürekli tıkınmanın bir çözüm olmadığı, ve de zayıflığın mutlak ve yakın ölüm manasına gelmediği. bitmeyen tavsiyeler, tacizler, bayat espriler sonucu kompleksler yaratılır, özgüvenler zedelenir, ataların genlerine sitem edilir (taa ki ileri yaşlarda aniden göbek pörtleyip zayıflığı özlettirene kadar).