şükela:  tümü | bugün
  • bu yazı hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır. tamamen kurmacadır. tamamen hayal ürünüdür. isimler, kişiler, işletmeler, kurumlar ve mekânlar, olaylar ve tesadüfler yazarın hayal gücünün ürünleridir veya kurgusal bir şekilde kullanılmıştır. hayatta ya da ölmüş gerçek kişilere, gerçek olaylara veya gerçek yerlere benzerlikler tamamen tesadüf eseridir.

    zebeka çağrı merkezi, tanımlanacak olursa, büyük firmaların, özellikle de tv yayını ile birlikte internet satmakta olan çeşitli firmaların çağrı merkezi olarak çalışan; net bir şekilde eskişehir'in en çakal, en işçi düşmanı ve en kanunları evirip çevirerek kendi lehine çeviren işyeridir. öyle ki, bu sebepten ötürü söz konusu bu bilgilendirme yazısında, zamanlar ve kaynak kişiler anonimdir. inanması güç olsa da, işyerinin gaddarlığı öyle bir seviyededir ki, eskişehir adliyesi'ne gidip arabuluculuk bürosu'na girdiğinizde ve işveren kaynaklı mağduriyet yaşadığınızı söylediğinizde, daha hiçbir işyeri ismi vermemiş olmanıza rağmen "zebeka mı?" diye sormaktadırlar direkt. "çok çektiriyor orası insanlara ya, sen de mi düştün?" deyip teselli etmektedirler adliye çalışanlar.

    çeşitli anonim kişilerden ve çeşitli anonim zamanlardan elde edilen verilere göre bu çakal işyerinde, her hafta işkur tarafından ya da bireysel başvurulardan toplanan 10 kişi eğitime alınır. eğitim farklı bir bölümde ve farklı bir katta, çalışma ortamından tamamiyle izole biçimde gerçekleştirilir. eğitime gelen işçilerin ellerine bir adet ezberlemeleri için a4 fotokopisi tutuşturularak baştan savma bir eğitim verilir ve sonraki hafta 10 kişi daha eğitime alınır. yani bu her hafta devam eder. her hafta 10 kişi alınır. ancak, her hafta bu kadar kişi alınmasına rağmen, hiçbir işçi neden bu küçük kapasiteli işyerinde toplamda 30-40 kişinin çalıştığını sorgulamaz. çoğunlukla böyle bir soruyu, aba altındaki sopayı görene dek akıl edemez. her hafta 10 kişi geliyorsa, işçi sayısı nasıl 30-40'da sabit kalmaktadır?

    aslında bunun cevabı çok basittir.
    1- eğitim süresince işçilere sürekli gaz verilir. özel sektörde bulabilecekleri en rahat iş olduğu hakkında defalarca anlatımlarda bulunulur. dolgun primlerle, rahat çalışma saatleri ile mükemmel bir işyeri oldukları hakkında konuşmalar yapılır.
    2- iş sözleşmelerinin 6 aylık olarak yapıldığı, ancak işçilerin dilediği zaman patronlarla konuşup bu sözleşmeleri rahatça iptal edebileceği bildirilir. işten memnun olmadığı için problemsizce ayrılan, ya da başka bir yere taşınacağı için problemsizce ayrılan işçilerin olduğu söylenir.
    3- rahat bir iş, iyilik timsali patronlar ve güzel bir maaşı gören işçiler; neden küçücük işyerinin her hafta 10 işçiyi eğitimden geçirip, ardından eğitimden geçen insanların hiçbirini elemeksizin tümünü birden işe aldığını sorgulamaz.

    sözleşme imzalanır, iş başlar. her şey güllük gülistanlık zannedilir. amma velakin;
    varan 1: işçiye 9:30 - 19:30 olarak vaad edilen çalışma saatlerinin, işe başladıktan sonra 9:00 - 21:00 olarak söylendiği görülür. hatta işverenlerdeki bu aymazlık öyle bir seviyededir ki, sabah 9:00'dan daha geç geldiğinizde, saat 9:30'dan önce gelmiş olsanız dahi, maaşınızda kesintilere gidilir. akşamları ise bırakın fazla mesai ücretini, patronlar "gidebilirsiniz" demeden "artık çok geç oldu gidiyorum" dediğinizde, önünüze savunma yazısı yazmanız için boş kağıt konulur.
    varan 2: gün içerisinde 1,5 ila 2 saat arasında toplam mola süresi olduğu vaad edilir. gerçekte ise tuvalete bile gitmeyin diye gün içerisinde saatler boyu tuvalet kapıları kilitlenir, sigara içme odaları kilitlenir, masasından başını kaldırana azar çekilerek işine dönmesi söylenir. günün sonunda (akşam 21:00 veya bazen duruma göre 21:30'da çıktığınızda) acil ihtiyaçlarınıza (tuvalet, regl vs.) anca gitmek durumunda kalırsınız.
    varan 3: sizin bugüne dek görülmüş en ağır çalışan, en yavaş çalışan, en berbat çalışan işçiler olduğunuz söylenip durulur. diğer takımın ne kadar önde olduğu, sizin nasıl kötü bir takım olduğunuz kulaklarınızda çınlar. eğer şanslı iseniz, çağrı almadığınız bir 15 saniyelik aralık yakaladığınızda, diğer takıma da sizin ne kadar başarılı iken onların berbat olduğunun söylendiğini işitebilirsiniz.
    varan 4: günlük belli kotalar verilir ve bu kotalar dolana dek satış yapmanız istenir. eğer sizin kotanız 8 ise ve siz 27 satış yapmışsanız; yine de yaptığınız satışların ancak 7 tanesi kuruluma gitmiş, geri kalanları altyapı yetersizliği sebebi ile kurulamamış ise, altyapı olup olmadığını bilmenizin hiçbir yolu olmamasına rağmen gün sonunda size savunma yazısı yazdırılır. "bu adama 8 satış yap dedik, 27 satış yapmış" denmez, "8 satış yap dedik, 7 tanesi kurulmuş ve kalanlar iptal olmuş, öyleyse savunma yazısı yazdırılmalı ve maaşından kesintiye gidilmeli." denilir.
    varan 5: müşterilere zorla satış yaptırmaya çalışılarak işçinin psikolojisi ile oynanır. eğer ki telefonu yaşlı bir hanım açar da, "eşimi aradınız ama o henüz yeni vefat etti" derse ağlayarak, takım lideriniz size, "o hâlde eşine satış yap" diyerek gaz verir. siz kadıncağıza üzülürken, zoraki olarak satış yapmaya çalışırsınız. takım liderinizin istediği bir satış, ki bu tip psikolojik oalrak ağır olan bir satış da olabilir, gerçekleşmez ise maaşınızda kesintiye gidilir.
    varan 6: yalan söylemek. eğitim süresince de üzeri kapatılmaksızın bu şekilde ifade edilen bu terim, müşteri ne derse, ona bir cevabın olması gerekliliği ve bolca yalan söylemeye alışmak gerektiği yönündedir. durum öyle ironiktir ki, eğitim süresince eğer eğitimci kişi doğru bir bilgi veriyorsa, "bakın şimdi söyleyeceğim şey doğru" diye belirtip öyle söyler. ve işçiler, yalan söylemesi gerektiği yoksa başına kötü şeyler geleceği korkusu ile, 25 lira faturası bulunan yaşlı kişilere dahi "indirim yapıcam 20 yapıcam" diyerek 80-90 liralık faturaları kitlemek zorunda kalmaktadır.
    varan 7: bu esnada düzenli olarak eğitimdeki acemi kişilere "günlük kotanızı erkenden doldurursanız, erkenden çıkıp gidebilirsiniz. sabah gelir, öğle vakti çıkıp gidebilirsiniz." gibi uçuk ve gerçek olmayan hayaller verilir. ancak sizin satışlarınızın altyapı kontrolü ve onayı dahi zaten akşam gerçekleştiğinden, altyapı kontrolü ve onay olmaksızın zaten kotanızı dolduramayacağınızdan, yani gün içerisinde kotanızı doldurmanızın zaten mümkün olmadığından ve teknik olarak erken çıkamayacağınızdan asla bahsedilmez.

    peki, çalışmaya başladıktan sonra bu ortamı ve tüm bunları gören işçi ne yapar?

    kendisine eğitimde de söylendiği gibi, istediği zaman kibarca işverene durumu söyleyip, çalışmak istemediğini bildirir. ancak bu kez işler değişir. işveren, eğitimde söylediğinin aksine, "sözleşme feshinden doğan tazminatı ve eğitim masraflarını öde, çıkabilirsin" demektedir. eğitim esnasında verdikleri sadece 1 adet a4 kağıdı fotokopisi olmasına rağmen (ki o da normalde çalışırken de kullanılacak olan bir konuşma metnidir, eğitim aracı olduğu dahi söylenemez), işçi başı binlerce liralık eğitim masrafı tutarı gösterilir. işçi çıkma isteğinde kararlı kalırsa, ona onbinlerce liralık tazminat tutarını kabul ettiğine dair bir metin imzalatmaya çalışılır. imzalamak istemezse zorlanır, ortalık gerilir.

    eğer işçi bir şekilde, hiçbir şey de imzalamadan işyerinin kapısından çıkıp gitmeyi başarabilirse; işçiye 3 seçenek kalmaktadır geriye:
    1) işyerinden ayrıldığını ve sözleşmeyi kendi gerekçeleri ile haklı olarak fesh ettiğini belirten bir ihtarnameyi, ptt'nin iadeli taahhütlü posta'sı ile göndermek.
    2) aynı ihtarnameyi noter'den çekmek.
    3) hiçbir şey yapmamak. ki bu işverenin en hoşuna giden şeydir. sebepsiz yere işyerinden ayrıldığınız belirtilir ve tazminat söke söke alınır.

    işçinin boş durmadığını varsayalım:
    - eğer ki işçi üstteki 1'inci yoldan gitmeyi tercih ederse, vah ki ne vahtır ona. işveren işi hukuki sürece götürür ve işçinin habersiz olarak gidip geri gelmediğini belirtir. işçi, sözleşmeyi fesh ettiğini belirten ihtarnameyi, iadeli taahhütlü posta ile gönderdiğini mahkemede söylerse ve ispatlarsa eğer; bu kez işveren çıkıp "evet zarfı aldım kabul ediyorum, ama zarf boş çıktı, boş zarf aldım ben" der... işte bu an, bu an, işçinin yandığı andır. zarfın boş olmadığını bile bile, işçinin gözüne bakarak yalan söyleyen işveren karşısında, zarfın dolu olduğunu ispat etme yükümlülüğü işçiye biner ve maalesef mahkemeye bunu ispat edemez. kodaman işverenimiz göbeğini kaşıyarak onbinlerce lirasını alır; ya da işçinin ileride çalıştığı işyerlerindeki maaşlarından kesinti yaptırır. her türlü alır.
    - eğer ki işçi 2'nci yoldan gitmeyi tercih ederse, işveren sanki noter'den çekilen ihtarnameyi almamış gibi, işi arabuluculuk mahkemesine götürür. yine sizin habersiz şekilde gidip geri gelmediğinizi belirtir. arabuluculuk avukatına zaten noter'den ihtarname çektiğinizi, habersiz ayrılmadığınızı söylemeniz ile devam eden süreç (ki noterden çekilmesi nedeni ile işçinin ispat yükümlülüğü kalkmakta ve işçi rahatlamaktadır) ve davanın devam eden hukuki süreçlerde işveren'in çeşitli kurnazlıkları ile (kapıdan giriş çıkış saatlerinin tutulduğu evrakın esrarengiz şekilde kaybolup gitmesi, esrarengiz güvenlik kamerası arızaları, uzun süredir çalışmakta olan ve işyeri kurulduğundan beri orada olan sabit 3-5 işçinin patron lehine ifade vermesi vs.) ile işçi uğraştırılır. eğer şanslı ise, haklı fesihten ötürü paçasını sıyırır. eğer şanssız ise, yine işverenin tazminatını ve ömründe aldığı en pahalı a4 fotokopisinin ücreti olan binlerce liralık eğitim masrafını ödemek durumunda kalır.

    böylece, her hafta alınan 10 kişinin nasıl alınabildiği ve işyerinin neden hiç kalabalıklaşmadığı anlaşılır. bir grup girer, diğer grup çıkar. işçilere ödeme yapılmaz (zira ilk ödeme tarihi olarak 2 veya 3 ay sonrası verildiğinden, işçiler o kadar dayanamaz), hatta ücretsiz çalıştırıldıkları gibi, işten çıkmalarının ardından çoğundan tazminat da alınır. böylece hem işçi masrafı olmamış, hem de kendisine çalışmış ve binlerce satış yapmış bu işçilerden gelen tazminat tutarları neticesinde işyerinin çarkları daha bir güzel dönmüştür.

    çeşitli anonim zamanlarda, çeşitli isimsiz kişilerce fikir birliği olarak belirtilmiş ve uzun gözlemler ve araştırmalar sonucu yazıya dökülmüş anonim bir bilgi derlemesidir. darısı, beş parasız ve işsizken bu işyerini bulup, bir darbeyi de buradan yiyerek onbinlerce lira borca giren nice garip gencin başına...