şükela:  tümü | bugün
  • bilhassa da ceza muhakemesi hukukunda, hakkında soruşturma ya da kovuşturma yürütülen şüpheli ya da sanık ve buna isnat olunan suça ilişkin olarak hukuka aykırı bir şekilde elde edilen deliller ile verilecek kararların da verdiği hüküm ne olursa olsun hukuka aykırı olacağı ve masumiyet karinesine zarar vereceğini ifade eden ilke ve özdeyiştir.

    ülkemizde son yıllarda verilen mahkeme kararlarının belirli bir kısmını (özellikle de balyoz, ergenekon, şike, sarıkız gibi ünlü davalarda verilenleri) patlatan yahut şüpheli hale getiren kuraldır. ceza muhakemesi (usulü) hukukunda en önemli prensiplerden biridir.

    engizisyon mahkemelerinin işkenceyle sanıklara suçu itiraf ettirmesi ile emsali verilir, ama artık biz bunları bitirdik. bir kere bizim yabancı örneğe ihtiyacımız yok! kapı gibi vakıalarımız var. önce adliye kapılarında avukatlar, ardındansa üst mahkemeler veya anayasa mahkemesi haykırdı bu kuralı. adalet tanrıçası heykeli ülkemizde, diğer ülkelerden farklı olarak, kendisine yapılan tecavüzün boyutlarından utandığı için gözlerini kapattı.

    bu kural, delillerin %90'ı aleyhinde olan bir sanığı bile ceza hukukunda masumiyet karinesinden veya "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinden ötürü beraatle kurtarabilir.

    eyyy "fenerbahçe şikecidir, can dündar casustur, bağzı insanlar darbecidir" falan diyen cahil ve ağzı gevşek kardeşlerim, bu cahilliğe bir son veriniz. ceza muhakemesi hukukuna göre beraat sebeplerinden biri "sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması"dır. yani bu şekilde beraatına karar verilen biri en az sizin kadar masumdur. daha da itiraz edenleri ilber ortaylı hocamıza veririm.
  • hukuki yollarla elde edilmemiş delillerin kullanılamayacağını ifade eden güzel bir vecizedir. ceza hukukunda daha bir önemlidir. delil elde ederken kullanılan yöntemin kendisinin suç olması (işkence, özel hayatın gizliliği vs) gibi, kullanılan yöntemin suç olmaması ancak hukuka aykırı olması durumunda da uygulanması gerekir. hatta hukuka aykırı delilin dosyadan çıkarılması veya hiç yokmuş gibi davranılması gerekir. zira "quod non est in actis, non est in mundo" (dosyada olmayan dünyada da yoktur)
    bu durumda verilecek karar maddi gerçeğe uygun olmayabilir. yani meslea insan öldüren bir şahsın suçunu ispat edilen tüm delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olduğunu varsayalım, zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur diyorsak bu kişi beraat etmelidir. maddi gerçeğe ulaşmak için hukuka aykırı olanlar dahil tüm yolları kullanırsak daha kötü sonuçlara ulaşılacağından ortaya konulan ilkeler maddi gerçeğe rağmen feda edilmemelidir. bunun aksinin savunulması durumunda ortaya çıkacak insan hakları ihlaller daha olumsuz bir durum yaratacaktır.