şükela:  tümü | bugün
  • gün geçmiyor ki bir zeitgeist belgeseli de "yea biz bunları biliyorduk yeaaa" veya "hani kurtaracaktınız lan dünyayı?" formatında eleştirilmesin.

    altyazılarla uğraş, gösterim düzenle, şuraya yükle, bu parçasını kes facebook'a at derken artık ezberledim kodumun belgeselini, özetini geçeyim güzel güzel, anlaşılmamıştır belki diye:

    şimdi abiler diyor ki; insan dediğin hamur gibidir, daha ana rahminden itibaren çevresi onun benliğini biçimlendirir. yani öyle doğuştan kötü, şerefsiz, hırsız, namussuz yoktur. kısaca insanı ziken sistemdir, sistem de işte bu bildiğimiz düz kapitalist/serbest piyasa/para tabanlı sistemdir. dolayısıyla bizim bu sistemden kurtulmamız lazım. burada iki ana noktada öneri sunuyor; bir - reklamlarda, alacalı bulacalı statüsel kaygılarda boğulma, bunlar seni insanlıktan çıkarır robot yapar. tüketim manyağı olma. (bu benim de üzerinde ısrarla durduğum bir konu, şöyle alalım: #29617227) iki - eric cantona'da dedi ya birkaç ay önce, artık birçok yerde dillendirilen bu olayı; paranı bankalardan çek, hayatındaki birincil unsur olmaktan çıkar, şirketinden hükümetine, tüm otorite parayı ve dolayısıyla seni kontrol eder, yine seni insanlıktan çıkarır bu şuursuzca para peşinde koşma mevzusu.

    önemli olan burada bunların "sadece" dile getiriliyor olması bana göre. 4 gün oldu internetten yayınlanalı, youtube'da 1 milyon 200 bin, türkçe altyazılısı olan blip.tv'de 13 bin insan izledi, belki bir çoğunun kafasında soru işareti oluştu (#21155079). bir şeylerin değişmesi için zemin hazırlar bu öyle ya da böyle. insanlar "hmmm bu da varmış, böyle bir seçenek de var" derler. yoksa, kimse beklemiyor peter joseph diye bir adam çıksın birkaç belgesel yapsın, dünyayı kurtarsın, hepimiz "el ele kolkola gelin çocuklar" şarkısını söyleyerek çayırlarda koşuşturalım. sen de beklemiyordun umarım bunu ey nitelikli insan?

    sonra ne diyor; zaman geçti, insanların zihniyeti bir şeylerin değişmesine imkan verdi, değişim başladı, paranın bokluğu görüldü, envai çeşit toplumsal sorun çörap söküğü gibi geldi. bu manyakça sistemin yerine bir şey mi koyacağız? al sana öneri: bilimsel yöntemi esas aldık (ki fresco dedenin dediği gibi "doğanın işleyişini anlama yöntemi olan bilim" dışında bir doğa olayı olan dünya* üzerinde başka nasıl yaşanır merak ediyorum), parayı salladık, kaynakları temel alıp hesapladık, üretiminden dağıtımına bu işi senden benden kat be kat iyi yapacak bilgisayarlara verdik, enerji dahil her şeyi yenilenebilir ve sürdürülebilir kılmaya uğraştık ve bize at gözlükleriyle salak salak ev-iş-geçim-ihtiyaç alanına bakmak yerine kafamızı kaldırıp uzaya, evrene bakmak için fırsat çıktı. zottirilyon yıldızın zottirilyar gezegeni içinden sikimsonik bir tanesi ile uğraşmak zorunluluğumuz hafifledi. falan feşmekan...

    üç beş yılda olmayacak bunlar. bu belgesel sana "dünya bu belgeselle kurtulur" mesajı veriyor gibi geliyorsa bile bunu böyle algılama. temenni olarak gör, boşlukları sen doldurmaya çalış. 15 gün sonra haymana platosunda ankara valisinin katılımıyla açılan venüs şehrinin kurdela kesim töreni yok. sen "çok okudum çok öğrendim çok şey biliyorum ben, bırakın bu işleri" diyeceğine bir otur düşün, bu kaynak bazlı ekonomiye mevcut sistem içerisinde pat diye geçilmesinin imkanı var mı da, soruyorsun muhafazakar/feodal toplum muhabbetini excel'de nasıl çözeceğiz diye? ne sen yaşayacaksın o dairesel şehirlerde, ne ben. yoksa şimdi de "o zaman ben kendimi kurtarmaya bakarım, para kazanır zengin olurum" mu diyeceksin? bana söylesen çok içerlerdim mesela buna. rahatsızız sistemden, uyumsuzuz, mutsuz insanlarız(#19189085). o zaman bırakmalıyız bu sıradan tüketicinin "son kullanıcı" triplerini. "geç bunları" diyeceğimize fikirleri alıp daha ileriye götürmeye uğraşmalıyız.

    addendum'un sonunda alıntılamışlardı ya hani, krishnamurti diyordu; "to understand is to transform what is/anlamak değişimdir". zihniyetin yayılmasıdır bu, ortaya atılan bir fikrin birçoklarına ulaşarak düşünsel evrimde dallanma yaratmasıdır. bugün "para olmayacak" dediğinde suratına bön bön bakan adamın belki birkaç sene sonra "para olmasa daha iyi olabilir lan?" demesidir.

    hala kurtarıcı mı bekliyorsun güzel kardeşim? o kurtarıcı ben-sen-o-biz-siz-onlar olmasın?
  • fragmani bile insani düsünmeye sevk eden bir belgesel.

    "hastaliklar ilaclari gecindirir, ilaclar da doktorlari ve hastaneleri. ancak eger bir cok hastaligi kökünden yok edebilirseniz, meslekleri de ortadan kaldirmis olursunuz. kar yaratmak icin, sorun yaratmalisiniz"

    bu sözler bana üniversitedeki ilk günümü hatirlatti. o gün prof. sormustu ögrencilere "informatik nedir" diye. gelen cevaplar "program yazmak, belirli sistemlere komutlar gönderip otomatige baglama, vsvs" idi.. hoca cok beklemeden cevabi kendisi verdi. "informatik toplumdaki sorunlari tespit etmek ve care üretmektir."

    simdi düsünüyorum da, hocanin demek istedigi belki de "sorun tespit etmek" degil de "sorun yaratmak"di. bu gün apple ve microsoft gibi sirketlerin "ihtiyac" yaratmasi gibi. insanlarin bilincaltina ipad,iphone veya smartphone'suz yasanilamayacaginin sokulmasi gibi. bunu basardilar da, google latitude olmadan en yakindaki eczaneyi bulamiyor insanlar. bu bir sorun ve bu sorunu cözen de google latitude. tabi sorunu cözerken cikarini da sagliyor. buna benzer
    bir cok sorun yaratildi. binlerce app ile zenginlestirilen smartphone platformlari bir cok "sorunumuza" care oldu. misal ben evimin 100 metre ötesindeki trenin kac dkk sonra istasyona gelecegini smartphone um sayesinde hemen ögrenebiliyor ve evden ona göre cikiyorum. "evden ne zaman cikmaliyim" sorunumu cözüyor smartphone'um. peki eskiden benim gercekten böyle bir sorunum var miydi? her gün kafama mi takiyordum "acaba ne zaman ciksam evden" diye. yoksa yaratilmis sorunlardan biri mi bu da?

    neyse cok sacmalamaya basladim. bir fragmanla bana meslegimi sorgulatiyorsa bu belgesel, tamamina bakmaya cesaret edemiyorum acikcasi.

    ps: 911 turbo ya ceviri icin tesekkürler. $ukela olmu$.
  • 15 ocak 2011'de anlaşılabilen mekanlarda vizyona girmesi planlanıyor, tabii önceki belgesellerde olduğu gibi internetten de ücretsiz olarak yayınlanacak.

    ilk iki belgeselin çevirmenlerinden biri olarak, geleneği bozmayayım dedim ve resmi fragmanını çevirdim, buyrun:

    http://www.facebook.com/…o/video.php?v=416175152608
    http://www.youtube.com/watch?v=c_cu8e5oxmy
  • belgesele geri sayım başladı. yaklaşık 30 kişilik çeviri grubu olarak çevirilere başladık.

    belgesel çıkmadan piç olmasın diye gizlilik sözleşmelerimiz var, bu yüzden içeriğiyle ilgili fazla bir şey söyleyemem. ancak şunu diyebilirim ki, çevirdiğim kısımları gördükten sonra, beklentimin çok üstünde bir şey ile karşı karşıya olduğumu farkettim. örneğin bir kısımda insan psikolojisi ile ilgili derinlemesine analizler var, ki açıkça, eğer insanlar arasındaki sistem algısını değiştirmek istiyorsanız, öncelikle insanın bu sistemi nasıl algıladığını analiz etmeniz gerekir. bu noktada gerçekten isabetli bir noktaya değiniyor gibi görünüyor zeitgeist moving forward.

    diğer bir bilgi olarak, anladığım kadarıyla bu üçüncü belgeselin süresi, yaklaşık 3 saat olacak gibi.
  • erken sürüm olarak torrentlere düşmüş, buradan indirebilirsiniz:
    http://isohunt.com/…eist moving forward?tab=summary

    türkçe altyazıları:
    http://divxplanet.com/…eitgeist-moving-forward.html

    izleyin, izletin.
  • ilk filme nazaran sonu daha mantıklı bitiyor. en azından artık amaçlarının ne olduğunu ve neyi gerçekleştirmek istediklerini açığa vurmaları güzel olmuş.
    benim en beğendiğim kısmı biyolojik ve genetik kısımı kapsayan bölüm oldu. yıllardır ota boka. ''genetik hacı bu işler, anadan dayıdan ne aldıysak odur.'' totemini yıkması hoşuma gitti.

    işin ekonomi kısmı ise bildiğimiz at yarrağı borsası felsefesini tekrar ediyor. bilinen gerçekleri tekrar tekrar söylüyor; da ''elimizden bi iş gelmiyor be hacı. yok yani cepteki üç kuruşu da yaksak bu filmin gazına, olan bana olacak. yaktığımla kalacam hele şu plazadakiler bi yaksın söz ben de yakacam.''

    son tespitim ise 3 film içinde ne demek istediğinini en iyi şekilde anlatmayı başarabilmiş film diyebilirim moving forward için.
    o değilde son kısımda ''marksist anarşik lan bu pezevenkler herhalde.'' dememe ramak kalmışken filmin o temayı anlatması direk bana cevap gibi oldu, ayıp ettiler.
  • resmi olarak yayınlandığı andan beri geçen yaklaşık 48 saatlik sürede, an itibarıyla youtube'da 650.000, türkçe altyazılı upload ettiğimiz blip.tv'de de 6500 civarında izlenme almış belgesel.
  • ücretli gösterim sadece istanbul için geçerli. diğer illerde gösterimler ücretsiz olarak ayarlandı. bu da uluslararası hareketin değil kısa zamanda ücretsiz gösterim yapabilecek mekan bulamayıp bu yola başvurmak zorunda kalan istanbul gönüllülerinin -yani bizlerin- sorumluluğundadır. bizler de parasız bir dünyayı savunan bir fikri yaymak için para toplamaktan dolayı mutlu değiliz.

    mekan gösterimlerinin 15 ocak, internette yayınlamanın ise 25 ocak'ta olmasının ise, bu sefer daha profesyonel bir yaklaşımla çekilmiş olan bu üçüncü belgeselin bazı festivallere gönderilebilmek için katılım şartlarını sağlama ve oluşumun hedef kitleyi sadece internet kullanıcısı ile sınırlı tutmak istememesi ile alakası var.

    biraz belgeselden bahsetmek gerekirse;
    üçüncü zeitgeist belgeseli 2 saat 40 dakika uzunluğunda ve 4 bölümden oluşuyor. bunlar; "insan doğası", "sosyal patoloji", "yerküre projesi" ve "yükseliş" şeklinde. özellikle insan doğası ve sosyal patoloji bölümlerinde, başta robert sapolsky ve richard gerald wilkinson gelmek üzere birçok bilimci ile yapılan röportajlar vasıtasıyla "insan doğuştan şöyledir, böyledir" gibi hurafelere epigenetik ve sosyolojik araştırmalar ışığında yorumlar getiriliyor.

    bana göre ilk iki belgesele göre çok daha iyi ve ayakları yere basan bir yapım olmuş.
  • önceki iki bölümüne oranla daha az komplo teorisi barındıran,genelde bildiğimiz ama üzerine kafa yormadığımız noktalara değinen ve bu konularda bazen yanlı olsa da bilimsel veriler sunan hoş bir film olmuştur.

    izlenmesi gerek mi ? bence izlenmeli ki bu entari yazdığım gün öyle bir geçer zaman ki beş yüzü geçkin entry almışken en azından size bu diziden daha fazla şey katacağını garanti edebilirim.yine de zeitgeist serisini izledim evrenin sırrını çözdüm aga veya neler dönmüş serhat diye ortalıkta dolanmayın film lan bu,ne evrenin sırrını verir nede seni diğer insanlardan çok farklı kılar.

    ilk etapta insan doğası ve genetic ile ilgili verdikleri bilgiler doğru olmakla beraber başta da söylediğim gibi biraz yanlı,kendi savlarını desteklemek adına doğrulardan kendilerine uygun olanları almışlar diyebilirim.ama 2.dünya savaşında hollanda'da açlık sorunu ve gebelik dönemi üzerine etkileri ilginç ve çarpıcıydı ve biyoloji konularında gabor maté'nin birikimine ve konuşma tarzına hayran kaldım.

    ekonomi ve para üzerine zeitgeist ve addendum üzerine pek birşey koymamışlar,ama total olarak bakıldığında global ekonomi hakkında benim gibi en amelelerin bile bir şeyler öğrenmesine,bir şeylerin yanlış olduğunu anlamasın yardımcı oluyor,ev kredisi ödeyen biri olarak ödediğim faizin,daha zenginlerin cebine gittiğini bilsem bile bunun yüzüme çarpılmasını pek sevmedim * .high debt high bilmemne tarzı tüm haritalarda türkiyeyi kıpkırmızı görmek ise über hükümetimiz ve über ekonomimiz konusuna sıkıntılı bir bakışımız olduğunu gösteriyor ya biz über değiliz yada haritalar yanlış.

    din konularına pek girmemişler bu sefer,bir yandan avantaj olmuş çünkü bu filme karşı argümanlardan ilki din karşıtı olması ikincisi komplo teorisi olması şeklinde olması idi şimdilik dincilerin oklarından uzaklaşmış oluyorlar böylece.

    buraya kadar film ne kadar güzel ve zihin açıcı,kendimize sormadığımız sorular ve cevapları şeklinde ilerlese de,bunların çözümlerine gelindiğinde kaynak tabanlı ekonomiden başlayarak ütopik çok gerçekçi olmayan uygulanabilirliği tartışılabilecek pek çok stratejik olarak adlandırdıkları çözümler sunuyorlar,hepsi tartışılabilir netice itibariyle ama olayı rise of the machines tarzı makinelere bağlamaları,hatta daha ileri giderek hal 9000 tarzı üstün bilgisayara bağlamaları bilimkurgu seven biri olarak beni tedirgin etmiştir.

    her halükarda çok korkuyorum eşkıya
  • en çarpıcı tespiti 'planlı eskitme' olan film. yapımcılar 'üretilen hiçbir şeye dayanabileceğinden daha uzun yaşam süresi izni verilemez' mantığını taşıyan planlı eskitmenin, piyasa kurallarını işleten her şirketin ana stratejisi olduğunu ve bazı şirketlerin daha dayanıklı ve sürdürülebilir teknoloji içeren ürünlerin geliştirilmesini kasıtlı olarak engellediğini anlatırken arka planda apple bilgisayarları göstererek steve abiye bi güzel giydirmişlerdir.