şükela:  tümü | bugün soru sor
  • birkaç gündür zekaya taktım sevgili okur. çok pis taktım hem de. sonumu hiç iyi görmüyorum.

    işim gücüm azaldı, kendimi boş işlere verdim. şu anki ilgi alanım zeki insanlar, ne yapmışlar ve ben olsaydım ne yapardım. aslında zengin dayılar ne işlerle uğraşmışlar diye bakıyordum ama mevzu kaderin ilmek ilmek ağ örmesi gibi zekaya geldi. anladım ki insanlar eşit değiller sevgili okur, ya da bazı insanlar daha eşit. bu zengin bebelerin hayat hikayelerine bakıyordum önce, sonra çok etkilendim, derken bazı dahilere bakmak filan derken süreç adeta içsel bir ruhsal yolculuğa dönüştü. malumun sevgili okur yaklaşık 150 sene evvel howard gardner diye bir adam demiş ki zeka tek bir meziyet değil -aylar sonra gelen ekleme: bir allah'ın kulu demedi ki 150 yıl ne oğlum diye, çok kırıldım. abarttım sevgili okur, 30 yıldır aslı-, geniş yelpazede birçok yetenekten herhangi biri. bu anlamda 8 tane zeka tanımlamış, havırd başgan katılmasa da bi de 9. bir zeka tipi daha eklenmeye çalışılmış o zamanlar. şimdi başka bir tane daha eklemeye çalışıyorlar ama benim bildiğim, orijinale saygıyla 8 tane. bu kadar zeka tanımı varken, dedim ki elbet biri beni de vurmuştur. işte sonuçlar;

    1. mantıksal-matematiksel zeka;

    çok ümitliydim bundan sevgili okur. ilkokulda filan matematik hep 5 olduğundan hevesle başladım ama işler umduğum gibi gitmedi. bak mesela bu türde dehanın iki örneği bill gates ve kankası paul gardner allen ilk şirketleri traf-o-dat'ı kurduklarında 20 yaşlarından gençlermiş. trafik sayım işlemleri yapan programcıklar yazıyorlar ve 20 bin papellik satış yapıyor adamlar. sene 1972. sonra o zamanların süper bilgisayarı altair için işletim sistemi geliştirilmesini istiyor mits ve 1975'de microsoft kuruluyor. sonrası malum. bak sadece şunu söyleyeyim 1979 senesinde microsoft 13 çalışanıyla 3 milyon dolar satış yapıyor. sonra dünyayı ele geçirme projemdeki en önemli rakibim olarak bellediğim ama tivitırdaki taleplerime cevap vermeyen ibne elon musk ilk parasını 12 yaşındayken programladığı bir oyunu satarak kazanıyor. benim bilgisayarlarla ilgili en büyük başarımsa, kardeşimin geçemediği bi kendi kıraş bölümünü 3 yıldızla geçmem. millet kardeşini turizm kralı yapar, emlak kralı yapar, ne bileyim uyuşturucu baronu yapar, ben kardeşimi limonta kralı yaptım. olayım bu.

    2. sözel zeka;

    sevgili okur malumun bu sözel zekası gelişmiş insanlar yazar olur, hatip olur, gazeteci olur. sözel zeka denince aklıma ilk boris vian geldi. boris vian benim ayıla bayıla okuduğum günlerin köpüğü'nü meşhur olmak amacıyla 1 gecede yazmış bir insan. ben bir gecede bırak kitap yazmayı, birinin yazdığı kitabı temize çekemem. çünkü gece olunca uykusu geliyo insanın. dikkat bozuluyo, çok hata yapılıyo. ondan dolayı. gündüz olsa çekerim ama. onda sıkıntı olmaz.

    3. görsel zeka;

    bu zeka adamı heykeltıraş yapıyor, mimar yapıyor. hayal ediyorsunuz, 3 boyutlu düşünebiliyorsunuz. iki elimle bir siki düzeltemeyen ve teknik resim'i herhalde 5 defada geçen bir insan olduğumdan bunu pas geçiyorum. yalnız bu zeka tipine mimarları sokmuş olmaları biraz kafamı bulandırdı. neden diyecek olursan sevgili okur; mimar demek müsriflik demek zira. anonim söz var "para en iyi ya kadınla, ya kumarla, ya mimarla yenir" diye. vay efendim orada bi tane lamba olsun, vay efendim buradan bilmem ne renginden çukulota şelalesi aksın filan, bunlara gerek yok. mega yapılar'ı izliyordum geçen, dubai'de bir tane ikiz kule mi ne var, kulelerin arasına rüzgar türbini koymuşlar da elektrik üretecekmiş bina. bunu düşünen mimarla filan röpörtaj yapmışlar. oğlum yap demesi kolay, yapan adamlara sorsana nasıl yapıldığını. bak ben yazayım adam ne diyecek;

    -ya bırak allah aşkına ya. oraya mimar diye bir at sikini koymuşlar. pezevenk sabahın sikinde koşa koşa geldi şantiyeye rüyasında görmüş gibi "abi süper bi fikrim var" diye. neymiş? binaya pervane koycakmış da elektrik üretecekmiş amına koduğum. safi problem, safi müsrif şerefsiz.

    4. müziksel-ritmik zeka;

    adı üstünde sevgili okur. yüksek beklentilerim olan başka bir dal. sonuçta helvacıoğlu flütle az bilsen uzaklarda, daha dün annemizin, bruder martin çalmışlığım yok. yıllarımı verdim. bunda da beethoven'e bakalım. ludwig van beethoven denen adam sağır olduktan sonra senfoni yazmış. sağır ama senfoni yazmış. senfoni. notalar, allegri, soprano filan. vay amına koyim. ben 28 senedir cayır cayır duyuyorum ama ıslık bile çalamıyorum. lanet olsun, bunu da geç.

    5. bedensel-kinestetik zeka;

    yürüme, hareket etme gibi temel vasıflara vesile olduğundan bir nebze sahibim bu zekaya. bi siki de becerdim sanırım. en azından bir nebze. genelde iyi sprocularda gelişmiş oluyormuş bu zeka. orta direk aileden geldiğimden bildiğim tek spor olan futbola bakalım. bu zekaya örnek olarak r9 ve cristiano ronaldo örnek gösterilebilir. ronaldo dediğin adam dünyada forvet tanımını değiştirmiş bir adam mesela. barcelona'da oynarken orta sahadan başladığı dribbling'i sırtında 4 adamla kalecinin karşısında bitiriyordu. terbiyeli de adam, kendini yere de atmıyo. böyle tren gibi 5 kişi kaleye doğru gidiyolardı. hey gidi. müthiş hızlı, müthiş dengeli, müthiş çevik, fiziksel olarak çok üstün bir adamdı ronaldo. çok sakatlandı, öyle ki kariyerinde kulüpler bazında sadece 343 maça çıkabildi. buna rağmen gelmiş geçmiş en iyi forvettir bence. öyle bir oyuncuydu ki inter'deyken sakatlıktan döndüğü ilk maçta italya'da devam etmekte olan tüm maçların skorbordlarında "ronaldo döndü" yazmıştı. o maçta bi daha sakatlandı da içim acımıştı.

    sonra apaçi ronaldo. herifle dalga geçiyorsun "saçlara bak" filan diye ama teknik donanımının yanında adam inanılmaz bir fiziksel üstünlük. bir tane belgesel çekmişler bu piçle ilgili, kenardan orta yapılıyor, ortayı yapan adam topa vurduğu anda çekimin yapıldığı yerde ışıklar söndürülüyor. cristiano ronaldo öküzü buna rağmen bu topların çoğunu kaleye vurabiliyor. geç bunları, gel bana; hani halı saha maçlarına adam bulamazsam diye adam tutarsın ya yedekte, son dakikaya kadar haber vermezsin, çünkü bilirsin ki son dakika arasan bile gelir. hah, bildin mi? daha fazla yazamayacağım :(( ibneler bi daha çağırırlarsa gitmiycem. bu arada cristiano ronaldo yeni sözleşme imzaladı, ben bu entriyi yazana kadar kulübunden aldığı para benim birkaç senelik maaşım. yeri gelmişken dünyanın da adaletini sikeyim.

    6. interpersonal zeka;

    bunun türkçesini bilmiyorum ama kişiler arası zeka filan herhalde. belki sosyal zeka. bir problem çözmek, eser ortaya koymak filan gibi siklere derman oluyor. aktörlük mesela. dünya kadar iyi oyuncu için şunu yapmış bunu yapmış demeden kendi oyunculuk deneyimimden bahsedeyim. üniversitedeyken bir arkadaşım kısa film çekmeye heveslendi. bi gün geldi dedi ki selçuk sen de oynar mısın. dedim oynarız ya, nedir ki. senaryo filan sordum yönetmene -konsepte de aşinayım yalnız-, dedi doğaçlama oynayacaksın. demek ki birileri yeteneğimin farkına varmış. güzel. gittik çekim yapıcaz. teklif meklif geldi ya, ben sanıyorum ki başrolüm. zaten kısa film amına koyim, kaç oyuncu olabilir ki? yanılmışım. başrol değilmişim. kahve gibi bi yerdeyiz, rolümü çalmış esas oğlan olacak pezevenk bizim okey oynadığımız masa önünde hasmına posta koyacakmış. benim rolüm koltukaltımı taşlamak. sinema kariyerim bile okeye dördüncülükten öte gitmedi. ki onu bile beceremedim, sığır gibi kameraya baktım yeteneğimi göstereyim diye. en son arkadaşım olacak vicdansız yerimi değiştirdi, yüzüm bile görünmedi kısa filmde. oscar hayallerim ise başka bahara kaldı.

    7. içsel zeka;

    bunu da çok kötü götümden attım sevgili okur. intrapersonel zeka demeye çalışıyorum. kendini iyi tanımak, zayıf ve güçlü yanlarını bilmek gibi meziyetler sunuyor. buna ziyadesiyle sahip olan insanlar filizof filan olabiliyormuş. felsefe, filozof filan bizim toplumumuza çok yabancı kavramlar. adamın işi düşünmek çünkü. ters bize. benim feylesof diye adlandirebileceğim tek arkadaşım orhan'dı mahalleden. durup durup isyan ederdi. mesela aklımda kalan bi tanesi; "selçuk neden kalıplara sığmaya çalışıyoruz? neden bir'den sonra iki gelir diye öğretiliyor bize? belki benim dünyamda bir'den sonra üç gelir, kim nerden bilebilir ki?", önce hak verir gibi olsam da orhan'a sonra siktiri çektim. direk kötü arkadaş, kötü örnek pezevenk. öss'de c bulucam d işaretliycem sonra. gerçi orhan'a inanmamam için çok sebebim vardı. mesele orhan kendine derbeder derdi. merak ettim sordum, lan bir insan kendine neden derbeder der diye. bir gün çok sarhoş dönmüş eve, teyzesi buna "ne bu halin, derbedeeer!" demiş. olay bu. nasıl bir sosyal çevrem var ben anlamıyorum ki.

    8. doğasal zeka

    adı üstünde. doğayı anlamak, canlıları sınıflandırabilmek, doğa kanunlarını idrak edebilmek gibi meziyetler veriyor insana. bu alanda dehaya örnek de charles darwin mesela. adam allah'ın siktir ettiği bir adada yaptığı gözlemlerle canlıların ortak bir atadan gelebileceğini farketmiş ve insanoğlu 150 yıldır adamın teorisini çürütmek için çabaladıkça güçlendirmeye devam ediyor her yeni bulguyla. inanılır gibi değil. bendeki doğasal zekanın tezahürü içinse liseye dönmem yeterli;

    -evet arkadaşlar bugünkü konumuz evrim.
    +evrim diye bi şey yoktur hocam.
    -neden? ne demek evrim?
    +insanlar maymundan gelmişmiş. benim atalarım maymun değil taam mı? kimse benim dedelerime, büyük amcalarıma filan maymun diyemez :(((
    -tamam evladım, sakin.

    evde;

    +anne, bugün derste biyoloji öğretmenini mors ettim :))

    bana yine hasret, bana yine hicran hülasası. yemin ederim kendimden tiksindim.
  • zeka testi sonuçlarına göre erkeklerin kadınlara göre, batılıların doğululara göre daha fazlasına sahip oldukları yeti.

    eksilemeden önce bir aşağıyı oku sevgili okur, hak vereceksin...

    richard e. nisbett isimli araştırmacının kurduğu bir deney düzeneğinden sadeleştirerek bahsedeyim: doğulu ve batılı bir grup katılımcı bir akvaryumun önüne oturtuluyor. bu akvaryumun içinde bildiğiniz yosunlar, taşlar, bir takım oyuncaklar, hava pompası, arkada fon kağıdı vs. var. içinde de büyük, bol renkli tek bir balık. araştırmacı katılımcılara, "size bir dakika veriyorum, bir dakika boyunca bu balığa dikkatlice bakın, size balıkla ilgili sorular soracağım" diyor. bir dakika bu akvaryum incelendikten sonra iki gruba da balıkla ilgili "kaç şeridi vardı, kaç yüzgeci vardı, yüzgeçlerinin şekli neydi, kuyruğunun rengi neydi" vb. sorular soruyor. alınan yanıtlara göre batılılar daha başarılı çıkıyorlar. öyle mi acaba? buraya döneceğiz.

    yüzlerce, binlerce kez zeka testi uyguladım. bu konuda ayrıca çok da okudum, dolayısıyla alçakgönüllü olmayacağım; gayet hakim olduğum bir alan olduğunu söyleyebilirim. sözlükçüler arasında da bu testlere hakim olanlar vardır. zeka testlerinin bir kısmında köylüler, kentliler için ayrı kriterler vardır. örneğin aynı yaş seviyesindeki iki çocuğun ikisi de bir testte aynı puanı almışsa kentlinin iq puanı daha düşük çıkar, çünkü ondan daha yüksek performans beklenmektedir. bazı testlerde kız ve erkekler arasında erkekler kayırılır, çünkü testte (ya da alt testte) erkeğin doğal olarak daha yüksek puan alacağı öngörülmüştür (istatiktiksel dağılıma göre normlar böyle belirlenmiştir). ancak politik doğruculuk (politically correctness) adına yüksek sesle dile getirilmez bu gerçekler. özellikle cinsiyetler ve uluslar arasında bildiğiniz zeka testleriyle ortaya konan farklar dillendirilemez.

    oysa fark vardır; kentlilerin köylülere göre iq'su daha yüksektir, erkeklerin kadınlara göre, batılıların da doğululara göre... kentli - köylü farkı anlaşılır çünkü köylülerin çevresinde yeterince uyaran yoktur, zengin yaşantılara açık değillerdir vs. peki ya neden erkeklerinki kadınlara göre, batılıların doğululara göre daha yüksek çıkar?

    iq dediğimiz şey, zeka testleriyle ölçülüyor. bu testler neyi ölçüyor? bireyden o anda bir şeye dikkat etmesi isteniyor ve belirli bir süre içerisinde o şeydeki performansına bakılıyor. yazının başındaki balık araştırmasını düşünün. bazı kişiler diğerlerinden daha başarılı oluyorlar bu konuda ve onlara daha zeki deniliyor. peki bu doğru mu? günümüzdeki kapitalist - modernist sistem açısından cevap evet, ama gerçek cevap daha karmaşık.

    balık araştırmasına dönelim. araştırmacı nisbett, bu sefer katılımcılara balıkla değil de ardalanla, yani akvaryumla ilgili sorular soruyor. fondaki resme ilişkin, yosunlara ilişkin, akvaryumun ebatlarına ilişkin, vs. oysa başta "balığa dikkat edin" demişti. buna rağmen soruyor ve yanıtlara göre doğulular daha başarılı çıkıyorlar.

    benzer başka bir deneyi sadeleştirerek tarif edeyim: karanlık bir odada karşınızdaki duvarda bir doğru parçası var, sizin elinizde de bir joystick, sizden istenen bu doğru parçasını tam aşağı - yukarı ekseninde dik hale getirmeniz. ama bir handikap var, bu doğruyu içine alacak şekilde büyük bir dikdörtgen var onun dışında, bu dikdörtgen de yamuk duruyor. sizden isteneni rahatlıkla yapabilir misiniz? yeterince batılıysanız evet. ancak doğulular ağırlıklı olarak dikdörtgenin konumundan etkileniyorlar.

    "zeki" sözlükçüler işin özünü kapmışlardır: doğulular "bir" şeye odaklanmakta daha fazla zorluk çekiyorlar. algıladıkları şeyi, o andaki diğer her şeyle birlikte bütüncül olarak algılıyor, parçayı bütünden pek koparamıyorlar. onlar dünyayı, bir ilişkiler ağı olarak görme eğilimindeler. batılılar ise dikkatlerini daha fazla sınırlayabiliyor, odaklanabiliyorlar. ancak onlar da ilişkileri ve bütünü görmekte daha yetersizler. nisbett'in konuyla ilgili birçok deneyi var, hepsi aynı sonuca çıkıyor. daha sonra başka araştırmacılar da hep paralel sonuçlara ulaşıyorlar. batılılar daha analitik, doğulular daha holistik düşünüyorlar.

    zeka testlerinde istenen de bireyin bir şeye odaklanması olduğu için bu konuda batılılar daha başarılı. bu deneyler başka kategorilerde de tekrarlanınca sonuçlar şöyle çıkıyor: kentliler köylülere göre; erkekler ise kadınlara göre daha fazla obje odaklılar. kadınlar ve köylüler bütünü algılamakta daha iyiler. bir araştırmaya göre, zeka testi uygulamasından sonra uygulama ortamına ilişkin (uygulayıcının kıyafeti, içinde bulunulan oda, havalandırma, koku, vb.) sorularda kadınlar daha başarılılar. yani biz, kadının algılamasına göre ondan saçma bir şey talep edip sadece bir şeye odaklanmasını isteyince ona göre doğal olmayan bir şey istiyoruz ve zaten o da sinir sistemi yapısı itibariyle bunu pek beceremiyor. oysa onun erkeklerden daha iyi becerebildiği bir sürü şey var ancak biz henüz onları ölçemiyoruz.

    bu konunun o kadar çok ardılı var ki: erkeğin karmaşık bir yerde aradığını bulamaması, kadının beden dili ve duygular konusunda algılamasının daha yüksek olması, batılıların etik anlayışının daha gelişmiş olması, doğululardaki holistik algılamanın (nirvana, vahdet-i vücut) daha gelişmiş olması, erkeklerin daha iyi araba kullanması, doğuluların daha dindar olması, dahilerin aynı anda hem analitik hem holistik olabilmeleri, vb. her biri hakkında kitap yazılabilecek bir sürü sonuca yol açıyor.

    oysa günümüz sınav sistemi tamamen batıcı ve erkek algılamasını kayırır nitelikte düzenlenmiş. buna rağmen kadınların erkeklere yaklaşabilmesi onlar için stresli ve zor bir uğraş. ancak geçen yıl yapılan bir araştırmada kadınlar da artık iq ölçüm sonuçlarında erkeklere yetiştiler. ancak bu bağlamda bu durum olumlu bir gelişme olarak kabul edilebilir mi, tartışılır. insanlığın düşünme biçiminin bir kutbu zayıflıyor demektir bu.

    günümüzün başarı anlayışı da odaklanma becerisi üzerine kurulu. bu bakımdan örneğin dikkat eksikliği, olumsuz anlamda kullanılan, günümüz eğitim sisteminde ve kültüründe de cidden sorun gibi duran, ama başka şekilde yapılanmış bir dünyada istendik yeti kabul edilebilecek bir özellik olabilirdi. yine böyle bir dünyada doğulular uygarlığı sırtlayabilir, toplumları kadınlar yönetebilirdi...

    peki sinir sisteminden kaynaklanan bu algılama farkının nedeni nedir? evrim neden kadınları ve doğuluları (hele ki doğulu kadınları) bir şekilde, batılıları ve erkekleri başka bir şekilde yapılandırmış? bu da güzel bir konu, artık başka bir yazıya...
  • zeka insana hayatının erken evrelerinde yardımcı olan, hayat ilerledikçe önemi azalan bir araçtır. bir insanın zekaya olan gereksinimi 18-25 yaş arası dönemde büyük ölçüde ortadan kalkar. üniversiteden mezun olduktan sonra hatta üniversiteye kapağı attıktan sonra zeka bir insanın sahip olduğu özellikler arasında önem açısından alt sıralara iner. günümüzde eğitim sistemi bu evrelere kadar zeki olanlarla olmayanları ayırmak, kategorize etmek, bir nevi toplumu damıtıp parçalara ayrıştırmak ve önemli görülen işlere/mesleklere zekileri, daha önemsiz kabul edilenlere zeki olmayanları yönlendirmeyi amaçlar.

    bir insan tamamen sorumsuz veya anarşist bir karaktere sahip değilse, okumasını engelleyen ağır maddi sıkıntıları yoksa zeki olduğu sürece eğitimin ilk aşamalarını pek çaba göstermese de kolayca atlatabilir. üniversite sırasında ve sonrasında ise artık zekanın kendisine hemen hemen hiç fayda sağlamadığını fark eder. bazen "hocalar bana taktı", bazen "ülkenin en iyi okulunda okudum hala işsizim, böyle memleket olmaz olsun", bazen "akademik hayat bir kölelik sistemi" vb. serzenişlerle bu acı yüzleşmeyi ertelemeye, başarısızlıklarına kılıf uydurmaya, zekasının artık bir hiç değerinde olduğu gerçeğinden kaçmaya çalışır.

    bir insan ister akademisyen olsun, ister tıp doktoru, ister mühendis, avukat, gazeteci vs. zekası başarısını belirleyen önemli bir etmen değildir. motivasyon, azim, disiplin, öğrenme tutkusu ve iş ahlakı gibi vasıfların hepsi zekadan önce gelir. hiçbir işte başarılı olmak için üstün zekalı olmak gerekmez ama bu gibi vasıflar şarttır. zeki insan bu vasıflardan birkaçına sahip olmadığı sürece vasıfsızdır. ortaokulda lisede arkadaşları arasında en büyük günah olarak görülen 'çalışkanlık' bir anda olmazsa olmaz haline gelmiştir ve zeki insan buna alışmakta zorlanır, bunu kabul etmediği sürece vasatı aşamamaya mahkumdur.

    zeki olmak övülecek ve övünülecek bir şey değildir. ancak geri kalmış ülkelerde ve geri kalmış zihinlerde değerlidir. böyle insanlara göre 'aptal', 'tembel'den daha büyük bir hakarettir. "halkın yüzde altmışı aptaldır" dersen herkes sana düşman olur, ama "halkın yüzde sekseni cahildir, yüzde doksanı tembeldir" dersen "haklısın, doğru söze ne denir" derler ve bundan gocunmazlar. anne babalar çocuklarını zeki ama çalışmıyor diye "savunur". genleri karakterin önüne koyarlar ve bunda hiçbir gariplik görmezler.

    farazi bir genç arkadaşıma seslenir gibi yazayım: "zeki olmadığını düşünüyorsan merak etme, artık zekanın hayatındaki önemi çok azaldı. azmin, motivasyonun, disiplinin hepsi zekanın önüne geçti. aksi adil olmazdı, kim doğuştan seçilmiş ya da biçare bırakılmış halde dünyaya gelir? zeki olduğunu düşünüyorsan işin zor. şu ana kadar ihtiyaç duymadığın hasletleri bulup çıkarman gerekecek. artık kimse kimseden zekası sayesinde ileride değil, hatta sen zekan yüzünden muhtemelen geridesin. bunu kabul etmezsen tecrübeyle mutlaka öğreneceksin."

    özet geçeyim: "zekasına güvenenden bir halt olmaz."
  • dolaylama ve soyutlama yeteneği,
    aralarında ilişki olmayan ve kolay kolay da kurulamayacak olgular arasında kusursuz ve etkili ilişkiler kurmak,
    dikey ve yanal dalışlarla derinlemesine düşünebilmek (analitik zeka da deniyor yamulmuyorsam),
    hızlı algılamak ve anlatırken etkili betimlemek,
    analiz etme, parçalar ve bütün arasındaki mekaniği çözümleme yeteneği gibi; zekayı tanımlamakta ve varlığını anlamada yardımcı unsurlar mevcuttur.

    neredeyse tamamı doğuştan gelir. ancak; iyi bir eğitimle işlevsel hale gelebileceği gibi, kötü bir eğitimle dışavurumları silikleştirilebilir de.

    doğuştan gelen bir özellik olduğundan övünülmesi manasızdır. doğuştan arzu edilir düzeyde getirilemediğinde yerinmek ve haset etmek de aynı derecede saçmadır.
  • ortalamanın üstü etkisi diye bir kuram olmasının yegane sebebi. kişiye mekana göre değişebilen olgu. örneğin zeki sayılan biri başka birinin yanında kendini daha az zeki bulabilir, öte yandan az zeki olan biri kendisinden daha da az zekaya sahip kişilerin arasına gittiğinde kendini einstein sanabilir. bu çıkarımla zekada görelilik isimli bir kuram olduğunun da mütevazi bir ispatı yapılmış olmaktadır. ayrıca sözlükte de çok kullanmışlar ki bunu da ispata ekleyeyim istedim : (bkz: kime göre neye göre).
  • konsantrasyon+mantik+hafiza
  • ideolojiyle alakasi yok, emin olun her ideolojik siniftan süper zeki insanlar var.
    o yüzden "fasist beyni kücük olur", "sosyalist zekasi sifirdan hallicedir", "kafasi olsa müslüman olmazdi", "sagci zekasi", "aptal kapitalist amerikalilar" gibi tespitler sadece sizin zekaniza dair ipuclari veriyor.
  • iki hıristiyan sigara içerken incil okunup okunmayacağını tartışıyormuş, bir sonuca varamayınca kasabanın papazına gitmişler. biri sormuş:

    -incil okurken canım sigara içmek isteyince içebilir miyim?

    papaz cevap vermiş :

    oğlum, incil okunurken tanrı’yla ilgilenmen lazım.bu yüzden, sigara içemezsin.

    diğerinin sorusu arkadaşınınkinden biraz daha farklıymış:

    -sigara içerken canım incil okumak istiyor ... okuyabilir miyim?

    -her nerede ve hangi şartta olursan ol, incil okumayı arzu edersen tabii ki okuyabilirsin.

    zeka yaklaşık olarak böyle bir şey olmalı.
  • su hayatta beni en cok etkileyen seylerden biri. cinsiyetten bagimsiz olarak cok etkileniyorum zekadan ve zeki bir insana buyuk hayranlik ve saygi duyuyorum.

    "zeka diyorsun da hangi tur zekadan soz ediyorsun?" diye sorabilirsiniz. bir suru zeka turu ve tanimi oldugunu, hatta zekanin bir cesit yetenek oldugunu ve belirli kosullarla ve calismayla gelistirilebildigini soylerim ben de size ve bir gozlemimi eklerim. benim bir suredir fark ettigim, bir alanda yuksek bir zekaya sahip insanlarin diger alanlardaki zekalarinin da genellikle yuksek oldugu. bir insanin tek bir alanla ugrasip o alanla sinirli kaldigini gordum ama, zeki bir insanin tek bir alanla ugrasip o alanla sinirli kaldigini pek gormedim. bu insanlarin olaylara yaklasimi, olgulari ele alislari, degerlendirmeleri, elestirileri, cozumlemeleri, cikarimlari, ayrintilari yakalamalari, sorduklari sorular, verdikleri yanitlar, yasama bakislari, kendilerini anlamalari, evreni kavrayislari, siz daha agzinizi acmadan soyleyeceklerinizi tahmin edebilmeleri oylesine derin ve farkli oluyor ki kapilip gidiyorum bu insanlara. nasil gitmeyeyim ki? benim gunlerce dusunup de anlayamadigim seyi cozup onume koymasi dusunduklerimi anlatmamla ayni anda oluyor. okuyup okuyup da kafamin almadigi seye goz atip ne oldugunu pat diye soyluyor. olaylari oylesine bir karmasiklikta ve hizda cozumluyor ki, ben o sirada hala dusunup anlamaya calisiyor oluyorum. benim kafamin basmadigi her ne konu varsa anladigi, uzmanlastigi ve bir guzel acikladigi yetmiyormus gibi benim kafamin bastigi az sayida konuyu da anliyor.

    var boyle insanlar ve ben onlara cilginca imreniyorum.

    sunca yasamimda anladim ki, zekanin yerini hicbir sey doldurmuyor.
  • alakasız gibi görünen olgular arasındaki, çok ince bağları görebilme yeteneği.