şükela:  tümü | bugün
  • kavram veya algı yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasında nedensellik bağı kurma, soyut düşünme, analiz etme, karşılaştırma ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yeteneği.
  • the shining kitabındaki ışıltıya (shine) benzeyen özellik. the shining kitabında, insanların bazı şeyleri "görebilme" yeteneğine verilen isimdir ışıltı. kitapta danny isimli küçük bir çocuk bazı şeyleri görebiliyor -ne gördüğünü yazıp spoiler vermeyeceğim, konuya geçeyim hemen. bu eylem daha doğrusun kitaptaki görme olayı bana gerçek hayattaki zekayı çağrıştırıyor. ışıltı her insanda olmuyor, zekanın her insanda olmadığı gibi. kendi yorumuma göre fazladan bilinç, tecrübelerden diğer insanlara göre fdaha fazla ders çıkarabilme (yapılan bir hatayı daha nadir tekrarlama), fazladan farkındalık, gelişmiş problem çözme yeteneği ve olaylara farklı bakış açısı farklılığı zekanın özellikleri olarak sıralanabilir. ışıltı da bu özellikleri karşılıyor sayılabilir. kitaptaki ışıltı kavramı ek olarak ruh dünyasıyla bağlantılı olabilme gibi doğaüstü şeyleri de karşılasa da temelleri aynı. ışıltının başka bir özelliği de sadece ışıltıya sahip olanların birbirininin ışıltıya sahip olup olmadığını anlayabilmeleridir. gerçek hayatta da nispeten daha az zekalı bir kişi zeki kişinin davranışlarına çoğu zaman anlam veremez, korkar, alay eder. kitaptakine farklı olarak yine de bir şeyleri anlar. zeki insanların birbirini daha kolay anlayabildiğinden emin gibiyim.

    bundan sonra benim için zeka kavramı yerine ışıltı kavramı var. çünkü elimizdeki zeka kavramı tam olarak zeki insan kapasitesini ve özelliklerini tam karşılaşmıyor ışıltının aksine.
  • bence bir sorun olarak büyük bir çoğunluğumuz kendini zeki, süper zeki, çok zeki olarak görür. kendi adıma söylüyorum ki ortalama bir zekam var. hatta daha da ileri götürüyorum ve ortalamanın altında bir zekam olduğunu düşünüyorum. bunun alçakgönüllülükle falan alakası yok. bunun ölçütü olarak neyi düşünüyorum mesela? anlamak ve yeni bir şey üretmek istediğim birçok konuda yetersiz kalıyorum. zeki dediğin insan milyonda 1 tane çıkar. o konuyu özümser ve yenilik ortaya koymak onun için doğal bir aşamadır. benim gibi isteyip de yapamama gibi bir lüks sahibi değildir. baktım ki bende böyle bir zeka yok, ne yaptım? yorum seviyemi arttırdım. gözlem seviyemi yükselttim. herkes üreten olacak diye bir şey yok. kimilerinin de o üretenleri incelemesi ve onlar üzerine yorum yapması gerekir. işte ben zekamı vasatın altı olarak alırken yorum seviyem ve gözlem yeteneği konusunda normalin üstüne çıktığımı söyleyebiliyorum. bunun da kibirle bir alakası yok tersinin alçakgönüllülük olmaması gibi. sadece kendimizin ne olduğunu kabul edersek daha yararlı insanlar olacağımızı düşünüyorum.

    zekanın tanımı konusunda da sıkıntılarım var ama katıldığım bir görüş olarak "çevreyi algılama" kapasitesinin yüksekliğini genel bilinirliğine göre daha kabul edilir bulabilirim.
  • kitabi tanımı (çevreye uyum yeteneği), toplumların bireylerden daha az zeki olmasının sebebini de açıklamış olur aslında.
  • arkadaşım.
  • zeka testi sonuçlarına göre erkeklerin kadınlara göre, batılıların doğululara göre daha fazlasına sahip oldukları yeti.

    eksilemeden önce bir aşağıyı oku sevgili okur, hak vereceksin...

    richard e. nisbett isimli araştırmacının kurduğu bir deney düzeneğinden sadeleştirerek bahsedeyim: doğulu ve batılı bir grup katılımcı bir akvaryumun önüne oturtuluyor. bu akvaryumun içinde bildiğiniz yosunlar, taşlar, bir takım oyuncaklar, hava pompası, arkada fon kağıdı vs. var. içinde de büyük, bol renkli tek bir balık. araştırmacı katılımcılara, "size bir dakika veriyorum, bir dakika boyunca bu balığa dikkatlice bakın, size balıkla ilgili sorular soracağım" diyor. bir dakika bu akvaryum incelendikten sonra iki gruba da balıkla ilgili "kaç şeridi vardı, kaç yüzgeci vardı, yüzgeçlerinin şekli neydi, kuyruğunun rengi neydi" vb. sorular soruyor. alınan yanıtlara göre batılılar daha başarılı çıkıyorlar. öyle mi acaba? buraya döneceğiz.

    yüzlerce, binlerce kez zeka testi uyguladım. bu konuda ayrıca çok da okudum, dolayısıyla alçakgönüllü olmayacağım; gayet hakim olduğum bir alan olduğunu söyleyebilirim. sözlükçüler arasında da bu testlere hakim olanlar vardır. zeka testlerinin bir kısmında köylüler, kentliler için ayrı kriterler vardır. örneğin aynı yaş seviyesindeki iki çocuğun ikisi de bir testte aynı puanı almışsa kentlinin iq puanı daha düşük çıkar, çünkü ondan daha yüksek performans beklenmektedir. bazı testlerde kız ve erkekler arasında erkekler kayırılır, çünkü testte (ya da alt testte) erkeğin doğal olarak daha yüksek puan alacağı öngörülmüştür (istatiktiksel dağılıma göre normlar böyle belirlenmiştir). ancak politik doğruculuk (politically correctness) adına yüksek sesle dile getirilmez bu gerçekler. özellikle cinsiyetler ve uluslar arasında bildiğiniz zeka testleriyle ortaya konan farklar dillendirilemez.

    oysa fark vardır; kentlilerin köylülere göre iq'su daha yüksektir, erkeklerin kadınlara göre, batılıların da doğululara göre... kentli - köylü farkı anlaşılır çünkü köylülerin çevresinde yeterince uyaran yoktur, zengin yaşantılara açık değillerdir vs. peki ya neden erkeklerinki kadınlara göre, batılıların doğululara göre daha yüksek çıkar?

    iq dediğimiz şey, zeka testleriyle ölçülüyor. bu testler neyi ölçüyor? bireyden o anda bir şeye dikkat etmesi isteniyor ve belirli bir süre içerisinde o şeydeki performansına bakılıyor. yazının başındaki balık araştırmasını düşünün. bazı kişiler diğerlerinden daha başarılı oluyorlar bu konuda ve onlara daha zeki deniliyor. peki bu doğru mu? günümüzdeki kapitalist - modernist sistem açısından cevap evet, ama gerçek cevap daha karmaşık.

    balık araştırmasına dönelim. araştırmacı nisbett, bu sefer katılımcılara balıkla değil de ardalanla, yani akvaryumla ilgili sorular soruyor. fondaki resme ilişkin, yosunlara ilişkin, akvaryumun ebatlarına ilişkin, vs. oysa başta "balığa dikkat edin" demişti. buna rağmen soruyor ve yanıtlara göre doğulular daha başarılı çıkıyorlar.

    benzer başka bir deneyi sadeleştirerek tarif edeyim: karanlık bir odada karşınızdaki duvarda bir doğru parçası var, sizin elinizde de bir joystick, sizden istenen bu doğru parçasını tam aşağı - yukarı ekseninde dik hale getirmeniz. ama bir handikap var, bu doğruyu içine alacak şekilde büyük bir dikdörtgen var onun dışında, bu dikdörtgen de yamuk duruyor. sizden isteneni rahatlıkla yapabilir misiniz? yeterince batılıysanız evet. ancak doğulular ağırlıklı olarak dikdörtgenin konumundan etkileniyorlar.

    "zeki" sözlükçüler işin özünü kapmışlardır: doğulular "bir" şeye odaklanmakta daha fazla zorluk çekiyorlar. algıladıkları şeyi, o andaki diğer her şeyle birlikte bütüncül olarak algılıyor, parçayı bütünden pek koparamıyorlar. onlar dünyayı, bir ilişkiler ağı olarak görme eğilimindeler. batılılar ise dikkatlerini daha fazla sınırlayabiliyor, odaklanabiliyorlar. ancak onlar da ilişkileri ve bütünü görmekte daha yetersizler. nisbett'in konuyla ilgili birçok deneyi var, hepsi aynı sonuca çıkıyor. daha sonra başka araştırmacılar da hep paralel sonuçlara ulaşıyorlar. batılılar daha analitik, doğulular daha holistik düşünüyorlar.

    zeka testlerinde istenen de bireyin bir şeye odaklanması olduğu için bu konuda batılılar daha başarılı. bu deneyler başka kategorilerde de tekrarlanınca sonuçlar şöyle çıkıyor: kentliler köylülere göre; erkekler ise kadınlara göre daha fazla obje odaklılar. kadınlar ve köylüler bütünü algılamakta daha iyiler. bir araştırmaya göre, zeka testi uygulamasından sonra uygulama ortamına ilişkin (uygulayıcının kıyafeti, içinde bulunulan oda, havalandırma, koku, vb.) sorularda kadınlar daha başarılılar. yani biz, kadının algılamasına göre ondan saçma bir şey talep edip sadece bir şeye odaklanmasını isteyince ona göre doğal olmayan bir şey istiyoruz ve zaten o da sinir sistemi yapısı itibariyle bunu pek beceremiyor. oysa onun erkeklerden daha iyi becerebildiği bir sürü şey var ancak biz henüz onları ölçemiyoruz.

    bu konunun o kadar çok ardılı var ki: erkeğin karmaşık bir yerde aradığını bulamaması, kadının beden dili ve duygular konusunda algılamasının daha yüksek olması, batılıların etik anlayışının daha gelişmiş olması, doğululardaki holistik algılamanın (nirvana, vahdet-i vücut) daha gelişmiş olması, erkeklerin daha iyi araba kullanması, doğuluların daha dindar olması, dahilerin aynı anda hem analitik hem holistik olabilmeleri, vb. her biri hakkında kitap yazılabilecek bir sürü sonuca yol açıyor.

    oysa günümüz sınav sistemi tamamen batıcı ve erkek algılamasını kayırır nitelikte düzenlenmiş. buna rağmen kadınların erkeklere yaklaşabilmesi onlar için stresli ve zor bir uğraş. ancak geçen yıl yapılan bir araştırmada kadınlar da artık iq ölçüm sonuçlarında erkeklere yetiştiler. ancak bu bağlamda bu durum olumlu bir gelişme olarak kabul edilebilir mi, tartışılır. insanlığın düşünme biçiminin bir kutbu zayıflıyor demektir bu.

    günümüzün başarı anlayışı da odaklanma becerisi üzerine kurulu. bu bakımdan örneğin dikkat eksikliği, olumsuz anlamda kullanılan, günümüz eğitim sisteminde ve kültüründe de cidden sorun gibi duran, ama başka şekilde yapılanmış bir dünyada istendik yeti kabul edilebilecek bir özellik olabilirdi. yine böyle bir dünyada doğulular uygarlığı sırtlayabilir, toplumları kadınlar yönetebilirdi...

    peki sinir sisteminden kaynaklanan bu algılama farkının nedeni nedir? evrim neden kadınları ve doğuluları (hele ki doğulu kadınları) bir şekilde, batılıları ve erkekleri başka bir şekilde yapılandırmış? bu da güzel bir konu, artık başka bir yazıya...
  • bence şudur; (bkz: #33224154)

    abi bak küçücük üç karakterle adam tam bir durumu açıklamış, direkt gözümün önüne getirdi lan.
    gerçekten çok iyi.

    bu entry'yi ben yazmış olsam;
    hani böyle kadınlar çok güler güler de hani sonra hafiften boyunlarını aşağıya bükü...
    eeh. olmuyor işte.

    üç harf lan.

    (bkz: helal)
  • çoğu araştırmacı, zekayı, kişinin

    'muhakeme etme,
    sorun çözme,
    planlama,
    soyut düşünme,
    karmaşık fikirleri kavrama,
    hızlı öğrenme ve
    tecrübelerinden ders çıkarma'

    yeteneği olarak tanımlar.

    diğerlerinde problem yok ama bu tecrübelerden ders çıkarma kısmı sıkıntılı.
  • anastasi tarafından "bireyin belli bir kültür içinde yaşantısını sürdürüp, uyum yapması için gerekli olan yeteneklerin bir örüntüsüdür" şeklinde tanımlanmış bir kavramdır. anastasi'nin bu tanımı son derece sade ve açıklayıcı bana göre. daha antin kuntin tanımlamalar da yapmak mümkün elbette. mesela şöyle: kavramlar ve algılar yardımıyla soyut veya somut nesneler arasında akıl yürütme (mantıklı düşünme yeteneği), plan yapma, problem çözme, soyut düşünme, karmaşık fikirleri kavrama, çabuk ve deneyimlerden öğrenme yeteneklerini içeren genel bir zihinsel kapasitedir. bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yeteneklerini de kapsar. bu yetenek sadece kitaptan öğrenme, dar anlamda akademik bir beceri ya da bir testten alınan yüksek puan anlamında değildir. daha çok çevremizdeki anlamada varlıkları izleme, anlamlandırma veya ne yapacağını aklında da biçimlendirebilme yetenekleri ile ilgili geniş ve derin bir kapasiteyi yansıtır. zekanın iki yönü vardır; soyut, potansiyel enerji olarak varolan, ölçülemeyen yönü ve bu enerjinin davranışa dönüşümü olan, ölçülebilen ve gözlenebilen yönü. zeka testleriyle ölçüldüğü söylenen, bu ikinci yöndür.

    20. yüzyılın başında zekanın "g-faktörü (genel bilişsel yetenek)" olarak adlandırılan genel bir zihinsel faktörden oluştuğu varsayılıyordu. bu faktörün (g-faktörü), zekanın her bir yöndeki performansını etkilediğini varsayarak, zeka testinin bu g-faktörünü ölçmeye yönelik olduğunu kabul ediyorlardı. daha sonraki araştırmacılar "akıcı zeka" ve "kristalize zeka" olmak üzere zekanın iki çeşidi olduğunu öne sürdüler. akıcı zeka; yeni problemleri ve yeni durumları başarıyla ele alabilme yeteneğini kapsar. kristalize zeka ise; bilginin saklanması, beceriler, akıcı zekanın kullanılması ve deneyimlerden elde edilen stratejileri kapsar. akıcı zekanın yaşla beraber düştüğü, kristalize zekanın yükselmeye devam ettiği söylenir.

    daha sonraki zamanlarda çok boyutlu zeka teorileri gündeme geldi. zekanın ne olduğu konusunda en çok bu konuda çalışanların kafası karışık sanırım. hep anlatılan bir hikaye vardır. gerçek mi değil mi bilemem. binet'ye yaptıkları zeka testi çalışmaları sırasında, araştırma ekibinden birileri "zeka ne demek?" diye sormuşlar. binet biraz düşündükten sonra cevap vermiş: "zeka, bizim ölçmeye çalıştığımız şeydir". bu diyalog her şeyi anlatıyor aslında.
  • kimisinde olmayan bir şey.