şükela:  tümü | bugün
  • her ay http://www.kadrikarahan.net/…kiceliksoylesileri.htm de, şair, yazar dostlarıyla birlikte şiir üzerine söyleşiler hazırlayan, onlara ilginç sorular yönelten şair ....

    söyleşilerinden bazıları:
    küçük iskender, turgay kantürk, abdullah nefes, vedat sakman, pelin onay, atilla birkiye, deniz durukan, tunay bozyiğit, kadir aydemir, haydar ergülen, mario levi, lale müldür, ataol behramoğlu, nevzat çelik, pelin batu, altay öktem, cezmi ersöz, yelda karataş.

    ayrıca şair yelda karataş'la birlikte her hafta perşembe akşamları istiklal caddesinde ücretsiz şiir akşamları düzenlemektedir.

    18 mayıs 2011 tarihinde kadıköy belediyesi ile birlikte barış manço kültür merkezinde organize ettiği, cezmi ersöz, altay öktem, deniz durukan, zafer diper, dursun gümüşoğlu, iran'lı şair behruz kia ve oyuncu melisa iclal gürmen ile birlikte dünyada ilk kez ülkemizde kutlanan ömer hayyam'ın doğum günü etkinliğini düzenleyendir, candır.

    ayrıca yazdığı şarkı sözlerinin içinde "armağan olsun"* eseriyle gündeme gelen söz yazarıdır.

    şair kimliğinin yanısıra 2011 yılında tiyatro3 ü kuran üç kişiden biridir, sanat gözlükleriyle bu şehre bakan, yaşayan, kovalayan ve paylaşan güzel yürekli insandır.
  • 1990-1994 yılları arasında bayrampaşa belediyesi özel kalem müdürlüğü yaparak en genç siyasetçi ünvanı alan adamdır.
  • 2011 yılıydı, bakırköy kadın ve çocuk tutukevine gidiyordum her hafta, bir dostum kck davasından alınmış ve tutuklanmıştı.

    ilk zamanlarda her hafta, sonraki yıl ailesiyle ve kardeşleriyle dönüşümlü, daha sonraları 2014'te salıverildikleri zamana kadar iyice tavsayarak gidiyordum görüşlere. görüşe ziyarete gideceğim zaman hep biraz erken gideyim orada çay içip sohbet edeyim diye istediysem de, çoğunda neredeyse görüş saatini kaçırmak üzereyken ucu ucuna yetişebiliyordum. cuma günleriydi görüş, haftanın her günü erken kalkıp işe gittiğim, haftanın o son gününde haftanın yorgunluğunun üstüme çöktüğünden olsa gerek erken kalkıp 9'daki görüşe yetişmek için hep koşturmak zorunda kalıyordum. bir de 9'da gitmek yetmiyordu, 8, 8.30 gibi orada olup ismini yazdırmak gerekiyordu listeye ki, devlet, senin her hafta baktığı gbt'ne tekrar bakabilsin. öyle ismin ziyaretçi listesine yazılsa bile giremeyebiliyordun da. erken gidip bir de askerlere ismini yazdırmadığın için.

    o erken gitmeyi başardığım az zamanlardan birinde tanıştık zeki abiyle. zaten kendisiyle görüş salonlarında tanıştırılmış olsak da, orada asıl muhabbet içerdekilerle yapıldığı için olsa gerek biz dışardakiler, ama aslında ben, pek kimseyle konuşmuyordum, pek kimse de benle. zeki abi ağırbaşlı, sıcak, kibar bir adamdı. yanlış anımsamıyorsam onun da eşi içerideydi. insan eşiyle yıllarca sadece görüş günlerinde görüşmekle nasıl sürdürebilirdi bir evliliği diye düşündüğümü anımsıyorum. orada her dakikanın ne kadar yüklü, ne kadar kıymetli olduğunu en çok bilenlerdenim, naçizane. ama sadece kullanılan dil değil, zamanla bakışlar da değişiyor birbirine. dışardaki, dışarda olmaktan utanır bir duruma geliyor eni konu. çaresizlik diz boyu. üstelik içerdekinin adli bir suçu da yok, düşündüğü şeyleri sen de düşünüyorsun ama söylemediğinden dışardasın. bir süre sonra dışarıda hayatın verdiği genel yorgunluk, iş, güç derken memleket gibisin işte, içeridekini oyalayacağım diye her hafta gündem takipleri, yeni dedikodular, hikayeler, bizimkinin dersim kartpostalları diye tutturmasından ötürü kartpostal avcılığı, don, gömlek alışverişi, bitmez kitap listeleri, yayınevleri, sahaflar derken hafta zaten bitiverirdi. bazen takılırdım, "sen çıkınca ben gireceğim, içeride dinlenip, bol bol kitap okuyacağım" diye. içerdekinin, dışardakini avutacağım, ona neşeli, hayat dolu, üretken, güzel görüneceğim diye çabalamaları, yapacağı işlerin planlarını daha sana söylerken görüşün bitmesi, bir dahakine daha ekonomik kullanacağım dakikaları derken hiçbir şey konuşamamak, tutulup kalmak, üstüne bir de her seferinde orada ağlamak, kışın soğuk diye, yazın sıcak diye dertlenmek...

    ben bunun acemisiydim. üst aramalarının, makinelerden, retina taramalarından geçmelerin de acemisiydim. ortamda ben yabancıyım diye önüme pankart asılmış gibi dolanıyordum. ne söylesem olmuyordu.

    ilk görüşe gittiğim gün, içeri girmiştik de, dışarı çıkamamıştık, retina tarayan aletlerin bozulduğunu söylüyorlardı. yalandı tabii. girerken hepsi şakırt diye merkez bankası açılır gibi açılan makinalar, 45 dakika içinde mi bozulmuştu? saatlerce içeride mahsur kalmıştık. neredeyse bir ayaklanma çıkıyordu da en sonunda kapıları açmışlardı. görüşe gideceğimi bilen arkadaşlar, avukatlar hepsi telaşa vermişlerdi ortalığı. sonraları çıkışlarda pek o kadar zorlamadılar ama girişler hep uzun sürdü, zorluydu.

    işte zeki abi annelerin ama daha çok gençlerin olduğu o ortamda öyle sakin sakin duruyordu. her zaman koyu renk elbiseli, bakımlı. sonraları onu il'de ziyaret etmeyi hep düşündüysem de bir türlü yapmaya fırsatım olmadı ya da yapamadım. sonrası zaten açlık grevleri, benim en dayanamadığım. ziyaretler olmuyor, tutuklular görüşe çıkmıyorlardı. içerideki doktor acemiydi, açlık grevcilerine ne yapılır bilmiyordu. bir süre sonra zaman artık ilerlediğinde bakanlık onu da çekmişti. onlarsa onu istiyorlar, ondan başkasını istemiyorlardı. b vitaminlerini içeri sokamıyorduk, silivri'de mahkemeler olduğunda oraya götürüyorduk. bir sürü vitamin elimizdeydi ama onlara veremiyorduk. yazarken bile gerildim. zor zamanlardı. hele 2001 ölüm oruçlarını yaşayanlara tanıklık etmiş benim için durum daha travmatikti. elimizden bir şey gelmiyordu. avukatlar bile bir şey yapamıyorlardı. elim, gözüm, kulağım telefondaydı.

    zeki abi'yi o zamanlarda ve sonralarında görmedim. çünkü görüş olmuyordu. ama biliyorum ki o zor zamanlarda onun gibi insanlara ihtiyaç vardı, sakin, tutarlı, sabırlı. dışarıda beklemeye başlamıştık ama dışarısı çok kalabalıktı. hele milletvekilleri geldiğinde ana baba günü gibi oluyordu ortalık. bir de 19 yaşında bir genç vardı, her hafta annesini görmeye gelen, dağ gibi, iri yarı ama o kadar utangaç bir çocuktu. bu iki yüzü unutmuyorum işte. lepra hastanesinden bakırköy tutukevine çıkan yolda üç yıl görüşe gittiğim o yerden ne kadar az şey kalmış bana. zeki abiyi bugün böyle anımsadım tutuklandığı haberiyle beraber. geçmiş olsun demek içindi bunların hepsi.

    geçmiş olsun zeki abi.
  • tutuklanmistir.
  • beşiktaş'ın transfer edeceği söylenen istanbulsporlu sağ bek oyuncusu.
  • (bkz: lille osc) takımına transfer olduğu söyleniyor.
    kaynak : bein sports
  • hakkinda kimsenin yuruyedir cocuk demedigi lille’in yeni transferi.ilk macinda cok basarili oynadi ve 85’te hocasi oyundan cikarip alkislatti.helal olsun.cok daha basarili olur insallah.
  • neden hakkında bu kadar az entry olduğunu anlamadığım futbolcudur.
    sağ bek, istanbulspor' dan lille' e gidiyor. a takımda maça çıkıyor, asist yapıyor.
    hadi ben curling sevdalısı birisi olarak futboldan pek anlamıyorum, peki size ne oluyor yazar arkadaşlar?
  • istanbulspor'da oynayan oyuncuya 2.5 milyon euro yatırım yapacak kadar güvenenin bir türk değil de fransız takımı olması cidden akıl alır iş değil. lille osc'nin son 5-6 senede türkiye'ye 30 milyon euroluk oyuncu ihraç ettiği düşünülürse, bir kaç sene sonra yabancı sınırının durumuna göre bu oyuncuyu ne pahasına olursa olsun isteyecek takımlarımız olacaktır bence.
  • 2.5 milyon euro bugun 20 trilyon ediyor. lille bu riske girep kendisini alabilir ancak 4 buyukler icin yemez.
    lille proje takimi oldugu icin geldim diyor. bugun 4 buyuklere gelse 2 sene yedek beklerdi bunu da biliyor.
    kendisine basarilar diliyoruz.