şükela:  tümü | bugün
  • bugünkü anma töreninde öğrencisi zeki demirkubuz şöyle bir anısını anlattı:

    "türkiye'de insanların seslerini çıkarmaya korktuğu bir dönemde 'ses' filmini çekmeye karar vermişti. bir gün sete milli güvenlik konseyinden yüksek rütbeli biri geldi ve bize selam verdi. zeki abi kafasını çevirdi. daha sonra "abi" dedik "naptın, şimdi durdururlar bizim çekimleri." zeki abi bize dönüp şöyle dedi:

    "ben bu ülkenin çocuklarına işkence edenlere selam vermem!"

    ruhun şad olsun zeki ökten.
  • zeki ökten’in anısına…

    uluslararası arenada türkiye sineması ile özdeşleşmiş birkaç filmden biri olan ve evrensel değerde ödüller almış tek filmi sürü’dür. zeki ökten’in kemal sunal’lı filmlerini de çok severim, ama sürü’nun bendeki yeri çok başkadır. bu çok güzel ve hakkında pek çok şeyin söylenebileceği filmle ilgili değil de; güney’in cezaevinde yazdığı senaryoları filme alan zeki ökten ve şerif gören’in, bu filmlerin yönetmenleri olmalarına rağmen yok sayılmaları üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. bu iki ustaya minik bir saygı ifadesi niyetiyle, tabi becerebildiğim kadar.

    senaryolarını çeken yönetmenlerin, yaşadığı dönem halk nezdinde bir mite dönüşmüş olan yılmaz güney’in adı altında kalmaları ve bundan ötürü hak ettikleri ilgiyi, takdiri görmemiş olmaları çok anlaşılır bir durumdur. ne var ki, o filmlerin yönetmenleri değillermiş, hatta daha önce birkaç filminde yardımcı yönetmenlik yapmalarından hareketle, bu filmlerde de güney’in asistanlarıymış gibi muamele görmeleri kocaman bir ayıptır.

    bu öyle bir mağduriyet ki, şimdiye kadar ne şerif gören’in ne de zeki ökten’in bu filmlerle ilgili bir yorumuna, bir söyleşisine denk gelmedim. bu yazıyı yazarken imdb’ye baktım, orada bile yılmaz güney, düşman’ı zeki ökten ile çekmiş gibi gözükmekte, aynı şekilde yol’u da şerif gören ile…

    kuşkusuz güney’in senaryolarını cezaevinde yazdığı filmlerin hayata geçmelerinde payı büyüktür, daha doğrusu o filmler onun inadı sayesinde çekilebilmişlerdir. öyle ki, kimi zaman dönemin önde gelen kabadayılarından dündar kılıç’ın sahibi olduğu kumarhanelerin kazancından yaptığı bağışlarla çekimleri sürdürebilmişler. ve evet, güney bir senaristten, bir yapımcıdan çok daha fazla dahildir sürece:

    “sürü’nün yönetmenine, oyuncularına, kameramanına düşüncelerimi ayrıntıları ile anlatırım. senaryoyu, başından sonuna, en ince ayrıntılarına kadar, oynayarak anlatırım. trenin hareketinden rüzgarın sesine, berivan’ın acılı bakışından trendeki orospucuğa kadar, filmde varolan her şeyi bir bir, usanmadan… ayrıca, çekim için önerilerimi yazarım…”*

    güney’in bu ifadelerinin dışında, castı baştan sona kendisinin yapması, senaryoya onun bilgisi dışında en ufak bir müdahale şansı tanımaması gibi bir sürü koşulu vardır. yıllar önce, sürü’nün setinde çalışan hüseyin kuzu’dan, güney’in çekim senaryosu yolladığı ve filmin o senaryo üzerinden çekildiğini duymuştum. doğrusunu söylemek gerekirse; bu iddianın hem teknik, hem de dönemsel gerçekliğinin olabileceğini sanmıyorum, hele ki koşullar göz önüne alındığında... muhtemelen çok önemsediği sahneler için kimi çizimler yapmıştır, ama filmin bütününün dekupesini, mekanları görmeden çıkarmak ne kadar mümkündür? hadi güney büyük bir ego ile tek tek her sahnenin dekupajını yaptı diyelim, bunları birebir uydurmak söz konusu olabilir mi?

    “ben, sürü’den, bir senarist olarak, bu işin önercisi olarak sorumluyum ve başarıdaki payım budur; gerçekte, filmin esas başarısı, başta zeki ökten olmak üzere, oyuncusundan asistanına, set teknisyeninden figüranına kadar, onu gerçekleştiren arkadaşlarımındır. özetle sürü bir dayanışmanın, kolektif çalışmanın ürünüdür.”

    güney’in yukarıda alıntıladığım ifadelerinde de anlaşılacağı gibi, kendisi yönetmene hakkını fazlasıyla teslim etmiştir.( ayrıca, yol filmi için de benzer ifadeleri mevcuttur) peki bütün bunlara rağmen zeki ökten ve şerif gören neden yok sayılmışlardır?

    bence bu durumu yaratan iki önemli faktör vardır; birincisi güney’e tanrısal anlamlar yükleyen ve yaşadığı dönem neredeyse müridi gibi davranan solcuların yarattığı algıdır. emeği kutsayan bu arkadaşlarımız, filmlerle ilgili yaptıkları hiçbir konuşmada, yazdıkları hiçbir yazıda yönetmenlerin hakkını vermemişlerdir. ikinci neden ise; komünist güney’e kara çalmak için takla atan meydanın bu filmleri de tıpkı güney’e yaptıkları gibi topyekûn reddetmeleridir. düşünme yetileri azcık gelişkin olsa, güney’e buradan saldırabilirlerdi aslında…

    bu iki faktörün dışında, cannes’da yol filminin kazandığı altın palmiye'yi güney’in alması da etkili olmuştur. halbuki sahneye güney’in çıkmasının basit bir teknik açıklaması vardır; cannes’da ödül törenlerinde filmin yönetmeni hazır bulunmuyorsa, ödül yapımcıya teslim edilir şeklinde bir kural mevcuttur. 12 eylül cuntasının vize vermediği gören’in yerine ödülü güney almıştır. anlayacağınız güney sahneye ne yönetmen, ne de senarist sıfatıyla çıkmıştı… yıllar sonra yapılan cannes film festivali’nin 50. yıl özel törenine, o ana dek en iyi film ödülü almış yönetmenler çağrılmıştı ve yol adına da şerif gören davet edilmişti. bir diğer faktör de kitap fuarlarında kocasının yazdığı kitapları imzalayan fatoş güney’in tutumundan kaynaklanmaktadır. o filmlerin senaryo kitaplarına her türlü eleştiriyi, kritiği koyan fatoş güney, nedense yönetmenlerin görüşlerine dair en ufak bir şey eklememiştir.

    son olarak şunu belirtmeden geçemeyeceğim; senaryolarını yılmaz güney’in cezaevinde yazdığı filmlerden sürü ve yol’un çekim süreci içinde yığınla enteresan hikaye barındırmaktadır. sinema aşkı ve siyasal inanmışlık eseri olan bu filmler, öyle zor koşullarda çekilmişler ki, bizzat bu süreçler bile filme alınacak niteliklerle doludur. türkiyeli sanatçılar geçmişleriyle yüzleşecek erdeme ve ondan beslenmeyi akıl edecek düzeye geldiklerinde bunların da filme çekileceğine inanıyorum.
  • türk sinemasının en underrated yönetmenidir, lütfi ömer akad ile ertem eğilmez arası bir stili olup, en zarif,en samimi ve en "toplumsal" yeşilçam filmlerini çekmiştir, burada yeşilçam'dan bahsedişim sonsuz olumlu anlamda bir aidiyet, coğrafi bir sinematografik kimliktir. düşman ve sürü gibi senaryoları yılmaz güney'e ait olan mühim politik filmler, bir demet menekşe gibi yeşilçamın en nevi şahsına münhasır melodramlarından biri, tarık akan'ın olgunluk döneminin belki de en iyi filmi olan pehlivan, şaşkın damat, kapıcılar kralı ve çöpçüler kralı gibi kemal sunal'ın en sıkı filmleri ve (ve...ve...) estetik,sinema dili ve senaryo bakımından sadece "muazzam bir film" olarak tanımlanabilecek askerin dönüşü -ki bu satırların yazarına göre türk sinema tarihinin en iyi bir kaç filminden biridir- hep zeki ökten üstadımız tarafından yönetilmiştir.

    didaktik olmayan politiklik, toplumsalı ıskalamayan komedi zeki ökten'in alamet-i farikasıdır, kendisinden daha nice şaheserler bekliyoruz.
  • dünyanın en güzel filmi mi bilmiyorum, ama dünyamın benim kişisel sinema cennetimin en güzel, en yalansız, en gerçekçi, en abartısız filmini bana armağan etmiş büyük, kocaman dev gibi bir adamdır zeki ökten.. bugun yıllarca buralara yazıp çizerken, elimin kalem tutmasından para kazandıysam, tüm bu uğraşım içinde aslında hep çöpçüler kralının anlatımının naifliğine ulaşmaya çalıştım.. hem o yalınlığa, hep o kimsenin beyaz veya zifiri siyah olmadığı, herkesin gri olduğu o tonda yazmaya çalıştım. zeki ökten de tüm sinema hayatı boyunca çöpçüler kralının izindeydi aslında.. hikayelerini anlatırken, toplumun güncel yaşamından uzakta durmadı hiç bir zaman. zeki ökten'in filmlerinde olan şeydir bugun beni ben yapan (aynı ekol'den rifat ılgazın da adını anmak istiyorum burada.. madem beni ben yapanlardan bahsediyor, olayı şahsileştiriyorum)..

    şimdi tek dileğim o cennet diye vaad edilen yerin, insanların yer yüzündeki hatiralarini unutmadıkları bir yer olması. ve umarım orada kemal sunalı ve yılmaz güney'i bulur zeki ökten. mükemmel insanları da yanına alıp, cennetin yaşantısı, işleyişini arka plana koyup mükemmel kişi hikayeleri anlatırlar biz oraya gitmeden önce.. biz de izleri cennet sinemamızı, cennetin tam ortasında kocaman kahkahalarımız ve dup duru göz yaşlarımız ile..

    rahat uyu büyük adam.. biz filmlerini izlemeye devam edeceğiz ölene kadar.. emin ol..
  • 70'li yılların sonlarına doğru çektiği filmlerinde**, o dönemin istanbul'unun o gri, soluk ve soğuk renklerini perdeye birebir aktarabilmiş bir sanatçıdır*.
  • türk sinemasının önemli yönetmenlerindendir, filmografisi aşağıdaki gibidir.
    gülüm (2003)
    güle güle (2000)
    ask üzerine söylenmemis hersey (1995)
    saygilar bizden (1992) tv dizisi
    düttürü dünya (1988)
    davaci(1986)
    kan (1986)
    ses(1986)
    firar (1984)
    pehlivan (1984)
    derman (1983)
    faize hücum (1982)
    düsman (1979)
    sürü (1978)
    çöpçüler krali (1977)
    sevgili dayim (1977)
    kapicilar krali (1976)
    hanzo (1975)
    kaynanalar (1975)
    saskin damat (1975)
    askerin dönüsü (1974)
    bos ver arkadas (1974)
    hasret (1974)
    agri daginin gazabi (1973)
    bir demet menekse (1973)
    vurgun (1973)
    ölüm pazari (1963)
  • bugünden geriye bakıldığında birçok filmini acı-tatlı anımsamak mümkündür:

    sınıf çelişkileri: bir demet menekşe (1973).

    70’lerde melodramatik salon filmi yönetmenlerinin aklına bile gelmeyen flashback’i psikolojik prosesin nabzını tutmak için pratize eden bir film: askerin dönüşü (1974).

    sınıf atlama hayallerini komik bir formda tasvir eden kapıcılar kralı (1976).

    acısıyla tatlısıyla bir aile filmi: sevgili dayım (1977).

    senaryosunu yılmaz güney’in yazdığı iki film: ataerkil topluma, kaçakçılığa, ezilen kadınlara, baba-oğul ilişkilerine, mega-kent ve taşra çelişkisine, yitip giden toprak insanlarına kuşatıcı bir bakış niteliğindeki sürü (1979) ve modernleşen bireylerin bilinç kaybına, kadın-erkek ilişkilerinin hastalıklı görünümüne bakan düşman (1979).

    kapitalizm şahlanırken ezilen proletere bakmak: faize hücum (1982).

    otantik anadolu coğrafyası: pehlivan (1984).

    12 eylül işkenceleri: ses (1986).

    büyük şehirlerin yuttuğu küçük insanların dramı: düttürü dünya (1988).

    aile içi uyumsuzlular ve hayatta kalma çabaları: gülüm (2003).

    zeki ökten, türk sinemasında altın gibi parlayan bir simadır. atıf yılmaz’ın yanında ve yılmaz güney’in sofrasında yetişmiştir. ustalarından öğrendiklerini kendi algısı çerçevesinde yaşayan bir sinemaya dönüştürmüştür. toplumsal-gerçekçi bir bakış açısıyla konjonktürel olarak hemen birçok sorunu tematize ettiği filmlerinde küçük insanın dünyasına olabildiğince realist bir şekilde ayna tutmaya çalışmıştır. anadolu insanına, proletere, köylüye; hülasa mümkün mertebe sıradan insana odaklanmış, süssüz, abartısız bir dil geliştirmiştir. senaryosunu güney’in hapishanedeyken yazdığı sürü ile düşman, unutulmaz finaliyle anımsanan pehlivan, avrupa’da da geniş yankı bulmuş, ödüller almıştır. 80 sonrası giderek bireyselleşen, toplumla göbek bağları kesilen türk sinemasının ondan öğreneceği çok şey var. çağdaşı şerif gören gibi zeki ökten de bir kültür mirasıdır.
  • benim için türk sinemasının en iyi yönetmenidir. ülkesini çok iyi tanır, doğusundan batısına her bölgeden her sosyal tabakadan insanı çok iyi bilir. onların nasıl konuştuğunu, düşündüğünü, hissettiğini bilir ve filmlerinde bize hissettirir özellikle kemal sunal ile çektiği dönem filmlerinin her biri üzerine tez yazılabilecek kadar derindir (diğerleri değildir gibi bir anlam çıkmasın sadece kemal sunalın yeri çok ayrıdır bende). ve müzikler, bugün onun filmlerinde kullanılan herhangi bir müziği duyunca sanırım hepimizin gözlerinin önünde akar film şeritleri. nur içinde yat büyük usta.
  • bana göre kemal sunal'ın en güzel iki filminde (çöpçüler kralı ve yoksul) imzası olan adamdır.
  • zeki demirkubuz'un ustam dedigi yonetmen. demirkubuz, kader filmini kendisine ithaf etmistir.

    kader'in baslangicinda soyle bir yazi vardir;

    degerli ustam / for my master

    zeki okten'e...