şükela:  tümü | bugün
  • insanlık tarihi boyunca devam edegelmiş bir gerçek. insan ırkı var olduğundan beri zeki ve “daha az zeki” olanlar şeklinde ikiye ayrılmıştır.
    avcılık ve toplayıcılık döneminde mutlak güç, fizyolojik olarak daha güçlü olanın elindedir.
    tarımsal yaşama (bkz: civilization) geçildiğinde ise üretici bir sınıf ortaya çıkmıştır. ancak bu sınıfın ürettiği malların, güçlü olanlarca yağmalanabilme ihtimalleri sebebiyle, söz konusu malları koruyacak bir asker sınıfı oluşmuştur.
    ne yazık ki bu sefer de yağmanın başına bizzat askerler geçmiştir.
    işte bu ana kadar mutlak otorite hep “daha az zeki” olarak tabir edilebilen, sürüden güç alan, dolayısıyla bireyci düşünemeyen, budala kimselerin tekelindedir.
    söz konusu asker sınıfı da sapıtınca, içlerindeki bir parlak zeka şu fikri atmıştır ortaya:

    “tüm otoriteyi öyle birine devredelim ki; bu kimse hem askerlerin, hem üreticilerin, hem de tüketicilerin üzerindeki mutlak güç olsun”

    bu cümlenin söylendiği an şüphesiz devlet olgusunun başladığı andır.
    unutulmamalıdır ki tüm bu unsurları kontrol edebilen devlet yöneticileri zeki kimselerdir. bu durum çok önemli bir sosyolojik gelişmeyi dile getirir: “güç artık zekilerin eline geçmiştir”

    ancak ilk şehir devletlerinden itibaren ortaya çıkan miras kavramı, zekilerin iktidarını gehdit etmeye başlamıştır. zira bu kavram, yöneticilerin sadece maddi varlıklarını değil, sahip oldukları güçlerini de evlatlarına devretmeleri anlamına geliyordu. peki evladın budala olması durumu neyle sonuçlandı?

    cevabı şimdiden duyar gibiyim: zeki ama güçten yoksun bireylerin demokrasi haykırışlarıyla sonuçlandı elbette.
    peki mutlak güç nasıl demokrasi’ye teslim edilecekti? yanıt: bir halk hareketiyle!
    peki aptal olanlar hep fazla sayıda değil miydi? el cevap: elbette, çarklar böyle dönerdi dünyada!
    öte yandan bu insanlar (bkz: çoğunluk) zekadan yoksun da olsalar, çoğunluğun(!) iyiliği için demokrasi yolunda savaşabilirlerdi.

    öyle de oldu! artık güç unsurunu, mutlak otoriteyi demokrasi belirleyecekti.
    ancak bu durum da kendi içinde bir paradoks barındırıyordu: doğru azınlıktaydı. demokrasiler kolaylıkla totaliterliğe ve çoğunluk diktasına dönüşebiliyordu. öyle de oldu! güç tekrar “daha az zeki” olanların eline geçti.

    peki sırada ne var? bu döngü nereye kadar devam edecek? tarih tekerrürden ibarettir elbette. ancak zamanı gelen fikirler de asla geri çevrilmezler. bir fikrin zamanı gelmişse, hortlar! bundandır ki demokrasi’nin çöküşünün ardından yeni bir diktatörler çağı gelmeyecek. nitekim insanlık kaosa doğru ilerliyor fena halde yanılmıyorsam. bu kaos türümüzü tamamen yok etmezse şayet kızıl bir çiçek çağrıyor bizi!
    ancak sanmam!
    her şeyi yok edecek kadar güçlü olacak gibi görünüyor...
    edit: imla