şükela:  tümü | bugün
300 entry daha
  • zen üstadı mu-nan'in kendisini izleyebilecek sadece bir öğrencisi varmış, shoju. zen öğrenimini tamamladıktan sonra shoju'yu yanına çağırmış mu-nan.
    - "ben yaşlanıyorum artık. ve bildiğim kadarıyla bu öğretiyi benden alıp devam ettirebilecek tek kişi de sensin shoju. burada bir kitap var. 7 nesil boyu üstadtan üstada geçerek buraya kadar geldi. anlayabildiğim kadarıyla bir iki nokta da ben ekledim kitaba. bu kitap çok değerlidir ve beni izleyebilecek tek kişi olarak sana veriyorum onu" demiş.
    shoju:
    - "eğer bu kitap bu kadar değerliyse, sizin elinizde olması daha iyidir." demiş ve devam etmiş:
    - "sizin zen öğretinizi hiçbir yazıya bağlı kalmadan da aldım üstadım ve ondan yeteri kadar memnunum."
    - "biliyorum" demiş mu-nan "ona rağmen bu kitap nesilden nesile ustadan öğrencisine aktarılarak geldi. öğretimizin bir sembolü olarak elinde tutabilirsin. al."

    bunun üzerine bir şeye sahip olma konusunda hiç arzusu olmayan shoju kitabı almış ve yanlarında duran, yanmakta olan mangalın içine atmış.
    daha önce hiç kızmamış olan mu-nan hiddetle bağırmış:
    - "ne yapıyorsun?"
    shoju da bağırarak cevap vermiş:
    - "ne söylüyorsun?"
  • her şeyi içeri taşıdık. oturup bir bira kaptım. tek kravatlı insan bendim. tek düğün hediyesi getiren de. aristo'nun çiğnediği bacakla duvarın arasına sakladım hediyeyi.

    "charles bukowski..."

    ayağa kalktım.

    "ah, charles bukowski!"

    "hı, hıı."

    sonra:

    "bu marty."

    "merhaba marty."

    "ve bu elsie."

    "merhaba elsie."

    "siz gerçekten," diye sordu, "sarhoş olunca eşyaları ve camları kırıp ellerinizi parçalar mısınız?"

    "hı, hıı."

    "bu işler için biraz yaşlısınız."

    "bak elsie, kafamı bozma benim…"

    "ve bu tina."

    "merhaba tina."

    oturdum.

    adlar! ilk karımla iki buçuk yıldır evliydik, bir gece misafirlerim gelmişti. karıma: "bu yarım-kıç louie, bu marie, saksofon kraliçesi, bu topal nick," demiştim. sonra gelenlere dönüp, "bu karım… bu karım… bu …" deyip durmuştum. sonunda karıma dönüp sormuştum: "neydi senin adın allahaşkına?"

    "barbara."

    "bu barbara," dediydim onlara.

    zen üstadı henüz gelmemişti. oturup bira içmeyi sürdürdüm.

    birtakım başka insanlar gelmişti. merdivenlerden çıkıp duruyorlardı. hollis'in akrabaları. roy'un bir ailesi yoktu anlaşılan. zavallı roy. ömründe bir tek gün çalışmamıştır. bir bira daha aldım.

    merdivenlerden yukarı çıkıyorlardı: sahtekârlar, düzenbazlar, sakatlar, değişik aldatmaca alanlarında çalışan pazarlamacılar. aile fertleri ve dostlar. düzinelerle. düğün hediyesi yok, kravat yok.

    biraz daha çekildim köşeme.
4 entry daha