şükela:  tümü | bugün
  • eziklerin en büyüğüdür.

    yaşı küçükse, zengin arkadaşlarındaki oyuncakları babasının ona neden almadığına anlam veremez.

    yaşı ilerlediğinde, zengin çocukları hala lütfedip onunla arkadaşlık yapıyorsa, lüks otomobillerin içinde arkadaşlarıyla sağda solda gezerken biraz sonra ödemek zorunda kalacakları hesabı ödeyemeyeceğini arkadaşlarına anlatmaya çalışırken ezilir büzülür.

    iş hayatına geçiş yaptıklarında ise, zengin arkadaşlarının ayda 15 gün çalışıp kazandığı parayı kendisinin 15 ayda hatta 15 yılda çalışıp kazanamadığını hesaplar ve bunalıma girer.

    peki arkadaşım, senin ne işin var son model mercedes kullanıp gecede 3-5 bin yetele hesap ödeyen zengin çocuklarının arasında, mal mısın sen? otur evinde kuru ekmek kemir.

    bu salak bi de zengin arkadaşlarının çevresindeki zengin kızlarına aşık falan olur. ay buna götüyle mi gülsünler yoksa suratına işeyip öyle mi gülsünler?

    salak.
  • bu, bendim sanırım, eskiden.

    ilkokul 1'den orta sona kadar özel bir okulda burslu okudum. arkadaşlarımın hiçbiri kadar maddi durumumuz yoktu ama ben yine de fena değiliz gibi düşünürdüm, çok kafama takar mıydım hatırlayamıyorum o zamanlar. seneler geçtikten sonra ailem bana o zamanlar benim tahmin ettiğimden çok daha kötü olduğumuzu söyledi. babamın işsiz kaldığı, annemin ise ona "git limon mu satacaksın, naparsan yap" dediğini ve babamın 7 ay eve gelmediğini, bana ise "iş gezisinde baban" dendiğini yıllar sonra öğrendim. o zamanlar idrak edememiştim sanırım.

    psikiyatrist seanslarımın ilkinde, sosyal fobimin neyden kaynaklanıyor olabileceğini doktor bana ilk sorduğunda sanki bütün anılarım tekrar canlandı. küçücük çocukken insanlara yaranmaya çalıştığımı hatırladım, kabul görmek için aralarında ne kadar çırpındığım tekrar aklıma geldi. çok ağlardım küçükken.

    liseye geçtiğimde iki sene devlet lisesinde devam ettikten sonra, okulun rezilliği yüzünden tekrar bir sene özel okula gitmek zorunda kaldım. orada emin oldum artık, "özel okul insanları"nın arasında büyümüş biri olarak, onlarla genelde aynı paydada bir türlü buluşamadığımı, tekrar okul değiştirdim son sene için.

    neticede şu an iyi bir devlet üniversitesinde öğrenciyim, mutluyum, sanırım. en azından şunu biliyorum: dünya üçüncü milenyum'un içindeyken, para benim için sadece bir araç, ruhumu satıp ulaşmaya çalıştığım bir amaç değil. varsın lüks arabalarımız olmasın, insanca yaşayabilelim yeter.

    edit: mor da bir renktir çok güzel bir mini ekleme yaptı ben de hak verdim. onun da izniyle paylaşıyorum:
    "son cümlene minik bir ek yapacağım. kazandığımız para, bizi değilse bile çevremizdeki insanları mutlu etmek için bir araçtır. para insana mutluluk vermez. para çevrendeki insanlara mutluluk vermeni sağlar. yeğeninin istediği bir şeyi, cebinde olmayan para ile borç harç, bir şekilde almanı, onu mutlu etmeni sağlar."