şükela:  tümü | bugün
  • geçen kremdölakrem bi düğündeyim, aklıma bu geldi.
    zengin olunca, illa antin kuntin şeyleri yemek zorunda kalmak gibi bir durum söz konusu. örneğin standart bir düğünde, rahat rahat köfte patates gibi, 10 numara 5 yıldız bir yemek yiyebiliyorken, düğünün elitlik puanı arttıkça, önce parça ete, sonra biberiye ile 83 gün dinlendirilmiş kuzu bacağına, ordan da chokzenginiz dağlarında avlanmış ve isviçre kültürüyle terbiye edilmiş geyik poposuna doğru yükselen bir gidişat oluyor.

    artık nasıl bir sıkıldıysam, ancelina coli'nin filan verdiği yemekleri düşündüm. şimdi bu insanlar kalkıp corc kluni filan ağırlıyorlar evde, kalkıp buna taze fasulye vardı dünden, berabercene paylaşırız; yabancı değilsin corc denmez ki.

    gidip kaz ciğeri koyuyorlar masaya. neden? çünkü zengin olmak bunu gerektirir. sevsen de sevmesen de artık zenginsin ve bütçen neye yetiyorsa, onu sevmen lazım.

    yani havyar bokum gibi bi şey de olsa, zengin olunca yemen lazım. en babası beyaz mıydı bunun? altın mıydı? hah, o ennn zor alınanı neyse, onu sevmen lazım. halbuki belki de hamsili pilav koysalar önüne, elinle filan dalıcaksın.

    golf sevmeyeni dövüyolardır mesela. zengin olunca, "lan geçen bi halı sahaya gittik, baldırıma gömdü şerefsiz sör maksimus antonyus üçüncü lorenzo" denmez; cümlede duruşu bile tuhaf.

    sanat keza... yani ruhun cin aliiiiii diye bağırsa bile, ımmmm modern sanat, uuu sikimsonik enstalasyonlardan kim bilir kaçıncısı... şeklinde koleksiyon yapmaz farz.

    düşündüm, taşındım. zenginlik çok zor. o nedenle bir süre daha orta direk hayatımı sürdürmeye karar verdim.

    neticede bizi bekleyen pek çok keşfedilmemiş tükürük köftesi var. bunlar uğruna kültürümüzden vazgeçmeye hazır değilim.

    evet, sadece bu yüzden. yoksa biliyosunuz...