şükela:  tümü | bugün
  • kışın buzz gibi yorganın altına girip yorganla beraber yavaş yavaş ısınmak.
  • kadıköy çarşıda, kiliseye nazır oturup kokoreç yiyip bira içmek; arkasından şekercizade’nin tatlılarına gömülmek.
  • yaz için çırak olarak verildiğiniz hiç tanımadığınız usta namlı adamın size ilk günden tokat atması.

    çok da zevkli değildi. aslında üzücü lan. niye bunu yazdım ki?

    hmmm... belki de ilk para kazanıldığında ailenin bir ihtiyacını gidermektir. ya da en azından pasta/tatlı almaktır.

    bundan büyük bir zevk düşünmüyorum.
  • (bkz: avunmak)
  • kışın çetin geçtiği memleketlerde geceleyin; sobanın üstündeki güğümlerin,demliklerin suyu kaynatma sesleri ve cızıltıları duyulurken ,sobanın üst kapağındaki delikten tavana vuran ışığının loşluğunda yer yatağında uyumaya çalışmak .
  • pudingli petibör tatlisi.
  • tek başına otobüs durağında beklerken, gelen otobüse binmeyeceğini belli etmek için elleri cebe koyup, tripli şekilde uzaklara bakmak.

    ağzına kadar dolu toplu taşımadan inmek için bir durak öncesinden mücadeleye başlamak, inememe korkusu yaşamak. full heyecan.
  • çifte kavrulmuş bisküviyi çaya bana bana yemek.
    macaron falan halt etmiş. yok böyle bir tat! tabi bisküviyi çayın içinde fazla tutunca düşen parça bünyede derin üzüntü yaratsa da sıkıntı değil. seviyoruz.
  • keşke bunların hiçbirini ben de bilmeseydim diye derin düşüncelerle okuduğum entriler. hayır yani zevk diye yazdığınız herşeyi ben de yaşadım üstelik hiç de zevk almadım. ekstra fakir olduğumu düşünüyorum.