şükela:  tümü | bugün
  • dalga yaratmak maksadıyla havuza taş atmak gibi olur. belli bir süre içerisinde sistem daha adaletsiz biçimde kan gövdeyi götürerek eski halinin daha da beterine dönüşecektir.

    unutmayın ki (maalesef) insan doğasına *milyonlarca yılda evrimleşmiş beynimize bile* cuk diye olmasa da en rahat oturan sistem mevcut ekonomik sistemdir. serbest piyasadır, yani teşviktir. aksine gitmeye çalıştığımızda tıpkı altı delik bir bardak gibi, bardağa doldurduğumuz su tekrar masanın üstüne yayılıyor.

    kabaca:
    1- gelişme isteğimizden ve merakımızdan dolayı.
    2- çok kalabalık olduğumuzdan gelişmemeyi göze alıp bütün gün balık tutup uyusak bile mutlaka bir grup gelişmeye çabalayacak ve bizim gibi gelişemeyenleri geçecek. daha çok güçlendiği için baskılamaya çalışacak ve sen de karşılık vermek için durgunluğunu terk edeceksin.
    (hmm. kapitalizm vs. sovyetler diyebilir miyiz bu özete? sovyetler pek sakin değildi tabii ama teorik ve anlık olarak bakalım. )

    çocukluk hayalimiz... toz pembe bir dünya, herkes el ele, eşit yaşasın, eşit doğsun falan... keşke öyle olsaydı ama olmayacağını artık çocuk olmayıp eğitim gördükçe kavrıyorsunuz. hayat güzel genel olarak, ancak bazı gerçekleri gerçekten de acı.

    uzun uzun konuşmaya ve tartışmaya değmeyecek derecede olasılıksız bir iktisadi ütopya. (benim açımdan bu hareketin sonucunda kısa süreliğine oluşacak durum distopya değil, ütopya evet; ama saçmalık. çünkü bir günlük mutlu mesut oluruz, sonrası kaos olur. )

    para olmayan bir dünyada kurduğunuz eşitliği mutlaka birileri bozacak, birileri kazanacak, birileri kazandığı için birileri de kaybetmiş olacak. sistem de kursanız zaten halihazırda yıkılmışı var ve neden olmayacağını tarih bize öğretti. (teşvik her türlü eşitliği yener. *insan teşviğe güçlü cevap verir* doğamız bu. sistemi yıkar geçersiniz, madde 2'deki gibi.) en güçlü gelişimi teşvik sağlar ve teşvikle gelişen birileri varsa dünyayı size dar edecektir, siz de hayatta kalmak adına mevcut durumunuzu terk edip ona yetişmeye çalışacaksınızdır. (evet doğamız tam olarak bu.) bu nedenle eşitlikçi rejimler kapalı ve baskıcı olmak zorundadır. aksi takdirde sistemin devamlılığı sağlanamaz.

    basit bir parasız bir sistemin de neden kötü olacağını en basitinden; tabiatıyla para ile alakası olmayan ilkel kabilelerin yaptıklarını gözlemlemiş kaynakları okuyarak anlayabiliriz. kaynak elde etmek için sürekli kan gövdeyi götürüyor. mevcut sistemde borç, olmayan paralarla mal edinmek, bir şekilde gelecekten olası kaynaklarımızı vadetmek ile bu vahşetlere bariyerler koyuyoruz, öteliyoruz. böylece ardı arkası kesilmeyen isteklerimizi birbirimizi öldürmeden gerçekleştirebiliyoruz. (parasız sistemde çamaşır makinası almak için çocuğunu veya evini mi bırakacaksın? 1 çamaşır makinasına 100 gün balık yakalayacaksın belki, çocuğunu da 100 gün sonra alırsın gibi.) ardı arkası kesilmeyen istekleri kesmek de mümkün değil, bir şeyler üretilirse insanlar ister. bir şeyler üretmiyorsak da madde 2'ye döneriz.

    *zihnimize "default" gelen "parasız sistem" ile olmaz. ancak farlı bir sistem geliştireceksek, verimliliği öldürmeyecek ve içine paradan bağımsız teşvikli bir sistem sokacaksak ileride belki olabilir.* (binlerce veya yüzbinlerce sene sonra...)

    zihnimizin vücudumuza ve vahşi doğamıza göre hızlı gelişmiş olduğu ve gelişiyor olduğu bir gerçek. yani gittiğimiz yol geçmişimize göre daha aydınlık. gene de kurduğumuz ve uyum sağlayabildiğimiz sistemlerimiz hala bizim eski vahşiliğimize daha uygun, demek ki ağır basan kısmımız hala eski vahşetimiz. ancak bu farkı kapatma yönünde geliştik ve gelişiyoruz.

    elbette bu zihin ile iktisat anlayışımız da değişim gösterecektir. zamanla daha iyiye gideceğimize şüphem yok ancak iktisadi açıdan son 300 yılda gitgeller yaşasak da sistem ve perspektif olarak pek ilerleme göstermiş değiliz (teknolojik gelişmeler haricinde). 300 yılda bile pek gelişim göstermediğimizin farkına varırsak, zihnen yaşanacak gelişimlere uygun bir sistemi biz bugün yaşayan ölümlüler olarak göremeyeceğiz, çünkü bugün sadece bazılarımızın ağırlıkla sahip olduğu ama çoğumuzun içinde olsa da pratikte kendini göstermeyen bu zihinsel farkındalığı toplu halde tatmamız için çok uzun yıllar gerekiyor. daha farkındalık yaratan potansiyel (daha başarılı) iktisadi sistemler artık daha gelişmiş beyinleri ile gelecek nesillerin ellerinden öper.
  • afrika’nin tahil deposu zimbabve’de robert mugabe isimli diktatorun yaptigi bir eylem.

    mugabe, cogunlukla beyazlar tarafindan isletilen ciftliklere cokup, kendi destekcilerine verince sonuc ne olmustur?

    zimbabve ekonomisi cokuse gecmis, devaluasyon ve hiperenflasyonla ugrasan bir millet ortaya cikmistir. bir zamanlar tum afrika’ya gida gonderen ulkenin bm gida yardimlarina mubtac kalmasina ne diyeceksiniz acaba?
  • akp'nin yaptığı tam olarak budur. şöyle ki zenginin malına el koyup ,kaldırıp/geliştirip, o malı fakire dağıtıyor.
    (bkz: argoda mal)
    (bkz: malafat)
  • bence herkes kedine bir para basma makinesi alsın. bu dahi senin dediğine göre daha mantıklı geliyor.
  • robin hood masalıdır.
  • ülke dahilinde hiç olmuş bir eylem değildir. zira burada ‘ fakirden alıp, zengine vermek ‘ ana ilke olarak gelişmiştir bu coğrafya dahilinde.
  • fakirler bunları almayacak kadar fakir ama gururlu mu? yoksa bi makarnaya birbirimizin a.......k....... mıyız?
  • bu dağıtım işlemi ile uğraşmak yerine adaletli bir sistem teklif ediyorum. yani geniş bir orta sınıfın olduğu, yoksul ve zenginin çok düşük oranlarda olduğu bir sistem ve zengini yoksula bakmakla mükellef bırakan bir sistem. olamaz mı, olabilir?
  • şu anki sistemle imkansız olan şey. çünkü sistem fakirden alıp zengine dağıtarak işliyor. amerika'da, avrupa'da ve bir çok batı ülkelerinde her krizde önce bankalar kurtarılır.

    halbuki krizde parayı bankalar yerine, bankalara borçları olan fakirlere verip, bankalara borçlarını ödemelerini sağlasalar, bankalar da batmaz, fakirlere de yeni bir başlangıç şansı verirler.
hesabın var mı? giriş yap