şükela:  tümü | bugün
  • hiçbir zaman bitmeyen hırs ve azimleri, hayat mücadelesi, zirvede kalma isteği, daha fazlasını kazanma arzusuyla meydana getirdikleri durum.

    aynı şey bazı siyasetçiler için de geçerli. milyarların olmuş artık seçimlere girmesen, banka hesaplarında parayla gidip yerleşsen bir ülkeye (zaten diplomatik dokunulmazlığın var, pasaport derdin yok) orada yaşasan ne olurdu?

    mesele ideolojiye bağlılık, sadakat, davaya bağlı olmak falan değil tabi. bunlara sahip insanlar zaten parasını arttırmaya, servetine servet katmaya çalışmaz, fikirleri için mücadele eder. ama böyle bir derdi olmayan insanın köyden gelip, zenginliğine kavuştuktan sonra daha fazla zorlaması hem kendine hem bize çile çektirmesi gerçekten çok üzüyor.

    al bak steve jobs'a kanser oldu vefat etti. ne kaldı geriye? kaç trilyon serveti kaldı geride? ne kadar harcayabildi kendisinin çalışıp didinip kazandıklarını? yarın bir gün kolon kanseri olsan, insanlara bi şeyim yok deyip hastalığını gizleyip siyaset hayatına devam etsen ne olacak? sonunda öleceksin.

    hayır ulu önder gibi paraya tamah etmeyen, para kazanmak için değil, halkı için mücadele eden birisi olsan sana saygı duyarım hatta peşinden gelirim. ama öyle bir insan da değilsin. bildiğin halkın cebindeki parayı kaçıran, kara parayı aklayan birisin.

    siyasetçileri boşver, bildiğimiz milyarderlere bakalım... bill gates mesela 2000 yılında adam ceo'luktan istifa etmiş tabi hissedar yine. serveti 79,6 milyar dolar. tamam tüm milyarderlerin milyarlar kazanmasını sağlamış şirketlerini bırakıp kendi işlerine bakmalarını ben de beklemiyorum. zira altın yumurtlayan tavuk kesmek olur bu. ama en azından köşeye çekilin. hayatınızı yaşayın. can sıkıcı toplantılarla, uyku düzeninizi bozmayın. sakin bir hayat yaşayın ömrünüz uzun olsun.

    dipnot: bu adamlar yerinde olup da çoluğum çocuğum olmasa skerim adaleti deyip şirketi satardım banka hesaplarımdaki parayla da bir ömür yaşardım. zira kendimden sonra bunların bir sahibi olmayacaksa, satarım gider.
  • oyle olmuyor arkadas

    1 milyon tl kazanirsam birakirim diyorsun ama bir bakiyorsun ki ogrenmissin piyasayi sistemi artik ondan sonraki 1 milyon tl ler daha kolay geliyor

    aradan 10 sene geciyor bu sefer atiyorum 10 milyon tl ler daha kolay geliyor cevren genisliyor para parayi cekiyor bir turlu birakamiyorsun isi

    fakat akilli insan isi birakmazda ise yogun yuklenmez. ıs ve hayat arasindaki dengeyi iyi kurar. cunku onemli olan para degil hayat kalitesidir.
  • elbette herkes açısından farklı bir durumdur ama çoğunlukla "hayal ettiğiniz projeyi gerçekleştirmek", "yapılması gerektiğine inandığınız işi yapmak" minvalinde cereyan edebiliyor.

    gerekli maddi imkanlara sahip değilken "dünyada keşke şu olsa" diyerek yaşayan insanlar, dünyada o şeyin olabilmesini sağlayabilecek koşullara ulaşınca yatıyorsa, bugün daha net bir biçimde anlaşılan şu ki, çocuklarına yaşanacak bir dünya bile kalma olasılığı düşük.

    bir de şöyle bir not bırakayım: evi olmayan bir insandan alınan kira geliriyle yaşamanın en büyük ahlaksızlıklardan biri olduğunu düşünüyorum. bu tip bir gelirle yaşayıp da insani melekeleri gerilememiş bir insan evladı da görmedim. tabi iş merkezi, otel vb. yapılar için aynı şeyi söyleyemem.
  • sonuçta taş taşımıyor öyle işe can kurban onlar sadece zaman geçiriyor.
  • ben son model mercedesi olduğu halde başkasının yanında maaşlı çalışan adam biliyorum. (bkz: amk malı)
  • bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında otuzlu yaşlarda mutlu bir balıkçı yaşarmış. her sabah kayığına atlar, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, limana getirir, topladığı balıkları orada yapılan mezatta satarmış.
    kazandığıyla da ailesini geçindirir, birlikte mutlu neşeli yaşayıp gidermiş balıkçı.
    derken günlerden bir gün tam da mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, misafirlerinin istanbul’dan geleceğini, onlara ikram edeceğini söylemiş. “ne kadar istersin hepsine?” demiş. balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. yaşlı ve iyi giyimli adam,

    “ben istanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum! sudan ucuz vallahi” demiş.
    “burada balık çok. o yüzden burada balık bu fiyata. istanbul'u bilemem” demiş balıkçı.
    “sana bir yirmi kağıt versem, bunları eve kadar getirir misin? gelirken arabayı getirmedim de!”
    “olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. ihtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sık sık balığa çıkmayı istiyormuş.

    “demek balık çok burada. günde kaç saat çalışıyorsun? ”
    “sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum”
    “öğlene kadar mı?”
    “evet” demiş balıkçı.
    “peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.
    “öğleden sonra da, dinleniyorum, ailem ve arkadaşlarımla zaman geçiriyorum.”
    “tembelik ediyorsun yani” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.
    “tembellik mi? yoo''..

    o sırada, iş adamın evine ulaşmışlar. balıkları derin dondurucuya koyup bahçeye çıkmışlar. yaşlı adam parayı balıkçıya vermiş. sonra bu iyi kalpli balıkçıya bir iyilik yapmaya hatta belki de balıkçıyı zengin bir adam yapmaya karar vermiş.eh ne de olsa bu güne kadar yüzlerce adama yüzlerce kere tavsiyelerde bulunmuş, yüzlerce konferansta gözlerinin içine bakan genç öğrencilere ve genç girişimcilere fikirlerini anlatmıştı. bu balıkçı da artık bunu hak etmiş olmalıydı. belki de bir gün zengin bir balıkçı olarak karşısına gelecekti ve siz bayım, hayatımı değiştirdiniz diyecekti. yaşlı iş adamı ise, mağrur bakışlarla, kaderini değiştirdiği yüzlerce zengin kişiye baktığı gibi bakacak, “ben bir şey yapmadım, sadece kendi potansiyelinin farkına varmanı sağladım diyecekti.

    “haydi şurada oturalım.sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var”
    balıkçı, ihtiyar adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.

    “günde kaç kilo balık tutuyorsun” demiş yaşlı adam.
    “on veya onbeş kilo” demiş balıkçı.
    “demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. vay canına, burada balık gerçekten çok. bu ciddi bir rakam.”
    “nasıl yani! anlamadım” demiş balıkçı.
    “ayda yirmibeş gün balığa çıksan. yirmibeş çarpı onbeş o da eşittir üçyüz yetmiş beş kilo eder. bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”
    “iyi de bu ne işime yarayacak ki” demiş balıkçı.
    “sen beni anlamadın galiba. sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. hatta büyük bir motor alırsın.”
    “peki o kadar motoru kim kullanacak. bir balıkçıyım ben!” demiş balıkçı şaşkın.
    “demek yavaş yavaş anlamaya başladın. işte burası çok önemli. artık patronluğa adım atıyorsun. bir kaç adamı yayına alacak ve onları çalıştırmaya, diğer tekneleri onlara kullandırmaya ve daha çok balık tutmaya başlayacaksın.”
    “iyi de bu kadar balığı ne yapacağım. onu anlamadım! burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”
    “ hiç güleceğim yoktu. geniş düşüneceksin, ileriye doğru geniş bakacaksın. şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. belki biraz kredi de alman gerekebilir. neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları istanbul'a göndereceksin''.

    ”balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş.
    ona “peki sonra ne olacak?” demiş.
    “sonra mı? gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. derken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin. sadece bu kasabada değil, bu kente iş yapmaya başlayacaksın.
    “o zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. sonra ne olacak o kadar balık. helak mı olacak?” demiş balıkçı.
    “bak, her sorun bir fırsat aslında. sorular, fırsatların kapılarıdır. yeter ki doğru soruyu sormasını bil. balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.
    ”balıkçı, kendini koca fabrikanın patronu olarak düşlemiş. yüzlerce işçi, yüzlerce balık. yavaş yavaş üzerine bir ağırlık gelmeye başlamış.
    “iyi de bu benim ne işime yarayacak.
    “çok zengin olacaksın. işi iyice genişletip tüm ege ve akdenizde bu tesislerden kuracak hatta karedenizde bile bu tesislerden açacaksın. çok zengin olacaksın, çok ” demiş yaşlı adam. anlatırken balıkçıyı da hayal ediyor ve onun o halinden keyif alıyormuş. sanki kendi yükselişi ve şirketinin yükselişi gibiymiş balıkçının durumu.
    “çok zengin olmak ne işime yarayacak? para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.
    “bak burada haklısın. para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. her yere davet ediliyorsun. yüzlerce binlerce iş adamı konferanslarda ağzından çıkacak o sihirli başarı kelimesine odaklanıyor. gençler üniversitelerde ağzı açık seni dinliyor. alında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”

    “peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı. yaşlı adam, balıkçının meraklandığını ve heveslendiğini düşünmüş.
    “sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye girecek ve şirketi onlara, başarına başarı katsınlar diye devredecek onları uzaktan kontrol edeceksin. onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.” burada biraz durmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam.

    “en tatlı kısım burası. artık yaşlandın ve yoruldun. belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında mutluluk içinde geçireceksin.”

    balıkçı bir ihtiyar adama bakmış,bir de bahçeden görünen denize bakmış ve demiş ki;.

    ''iyi de ben zaten şu anda senin dediğini yapıyorum”....
  • (bkz: fakirlerin fakir olduğu halde çalışmaması) durumunu getirmiştir akla.
  • insanlarin sadece para icin calistigini dusunen cahilleri bir araya getirmis baslik. bak genc zihinli kardesim, zengin diye tanimladiginiz insanlarin pek cogu, sadece ceplerini parayla doldurmak icin calismaz. yani para amac degil aractir.
  • parayı kazanana kadar bireysel, parayı kazandıktan sonra küresel düşünmeye başladığı içindir. bill gates 87,4 milyar dolar servetle ışığı görüp "dünyadaki hastalıkları yenmeliyim!" diyor. dert bir yerden sonra başka şekilde zuhur ediyor çünkü.

    (bkz: trilyoner olsan da dünya derdi biter mi)
  • ''iyi de ben zaten şu anda senin dediğini yapıyorum.”

    iyi de öyle öldüğünde bu dünyadan hiçbir şey yapmadan gitmiş olacaksın. odun gibi yaşayıp sığır gibi ölmüş olacaksın.