1. -şehir dışı otobüs yolculuklarında uyarı alacağımı bilmeme rağmen koltuğu 180 derece yatırıyorum. uyarı almayı bekliyorum. normalde uyuyacak olsam bile kesinlikle o koltuğu yatıranlardan değilim. yolculuk boyunca her halükarda dik olması lazım o koltuğun, çünkü bir kere ben rahatsız olurum öyle oturamam ancak; sırf arkamda oturan kişiyi gıcık etmek adına bunu yapıyorum. bazıları hiç ses etmiyor ve tahammül gösteriyor. belli bir süre sonra acıyıp ben normale döndürüyorum.

    -her balık pişirdiğimde kürdanla balığın gözlerini güzelce deliyorum. içine buhar girince ve fırın sıcaklığını alınca daha leziz oluyor. ama gözlerinin içinden girmesi lazım buharın, başka yerleri delince olmaz... yok be yok. şaka. öyle şey mi olur? zevk meselesi. delik deşik ediyorum öyle. mazo falan değilim. ölü balıkta uyguluyorum sadece. nedenini 20 yıldır çözemedim.

    -ara sıra anneannemi arayıp yapmamdan hoşlanmayacağı şeyleri yapmış gibi gösterip ''anneanne sana bir şey söyleyeceğim ama sakın kızma'' diyerek onu heyecanlandırarak kızdırıp azar yiyorum. küçüklüğümden beri anneannemden azar yemek bana nahoş bir zevk veriyor. azarı yiyorum, sonra ''şaka yaptım seni kandırdım'' deyince üzerine bir fırça daha yiyorum. anneannemin kızgın olunca kelime dağarcığının muhteşemliği açığa çıkıyor ve her seferinde kendini yenilemesi ve hep orjinal sözler çıkarabilmesi de ekstra bir zevk veriyor. onu her geçen gün yeniden keşfetmek.. evet, zevkten kuduruyorum. ama her zaman yemiyor. ara vererek gerçekleştirmek lazım bu eylemi. zamanlama önemli.

    -bazen geceleri dişlerimin arasında bir yün ipi olduğunu ve onu kemirdiğimi düşünüp, kendi kendimi gıcık ediyorum. bu benim kendime uzun yıllar uyguladığım bir ritüel. şu an mesela yine geldi aklıma. yine sinir olup kafamı ''bla bla'' diye sallayarak bu düşünceyi kafamdan kovmaya çalıştım. kesinlikle halıyı sürttüğümü düşündüğümde falan olmuyor. yün ipini kemiriyorum hayallerimde.

    -kırmızı ışık yandığında, eğer en ön tarafta isem daha yeşil ışığın yanmasını beklemeden sarı ışık yandığında abanıyorum kornaya. önümde kimse yok ama, nasıl olsa arkamdan gelen korna seslerine gıcık olacağım ve ''daha yeni yandı ışık be nasıl hareket edeyim anında'' diyerek kendimi üzeceğim boşu boşuna. kornaya ben de abanıyorum ki, arka taraftakilere gıcıklığım bir nebze azalsın. trafikte sinirim zıplamasın.

    -oje sürdükten sonra, henüz tam kurumadan dilimle tırnağın üzerini yalıyorum. sonrada üflüyorum. daha çabuk kurumasını sağlıyor. *

    -eğer kış günü ise, buz gibi ellerimi, o anda yanımda kim varsa ansızın şapp! diye yanağına, boynuna, ensesine, eline-koluna yapıştırıyorum. ''hiiiii o neydi'' çığlığı duyup, arkalarına bir hışımla dönünce rahatlıyorum. *

    -portakalı soyduktan sonra, soyulmuş olan uzun kabukları kuş başı boyutunda bıçakla doğruyorum. sonra işlem bitince kuş başı doğradıklarımı bir daha küçültüyorum.. sonra bir daha küçültüyorum. sıkılıp tabağı mutfağı götürene kadar bu işlem devam ediyor. hayır amaç ne? daha çözemedim..

    -üniversite zamanlarında, yurtta kalınan dönemlerde yaptığımız en zevk verici şeylerden biriydi. kız arkadaşın gizlice odasına girip, uyurken kaşlarının şeklini bozardık. ama bu işlem çok hassas. çünkü uyuyan kişi hemen uyanabilir. her bir dakika arayla 2 tel çekerdik. beşinci dakikanın sonunda kaşın şekli bozulmuş olurdu. sabah mahmur uyanınca da hemen fark edilmez, anca okula gittiğinde falan birisi uyarınca kafa dank ederdi. sonra iki üç gün okula gidemzdi toparlansın kaşın şekli diye. ayak tabanlarına keçeli kalemle çizilen hayvan figürlerini ise söylemek istemiyorum. onlar fazla çocukça.

    -karşında oturan arkadaşı aramak.. ekranda isminizi görmesine rağmen, hemen hızlıca bakıp refleks olarak tuşa yeltendiği için, açıp kulağına götürüyor ve işte tam o anda anlıyor. hatta farklı zamanlarda iki kez yapıldığında bile yeme ihtimali var. sadece aynı kişiye üçüncüyü hiç denemedim. yapısı müsaitse, üçüncü deneme de başarılı sonuçlanabilir. numarayı yeme kapasitesine bağlı yani.

    -iş yerinde tuvalette kapıyı tıklatıp ''dolu'' sesini duyduktan sonra, aynada yüze göze baktıktan sonra sanki bu sefer başka biri gelmiş de kapıyı çalıyormuş gibi bir daha aynı kapıyı tıklatarak, ''dolu'' sesini bir daha duymayı bekliyorum. sonra tuvalete girip çıktıktan sonra kişi hala içeride ise ve benden önce çıkmamış ise, muslukta işim bittikten sonra bir daha son kez tıklatıp hemen oradan ayrılıyorum.

    tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki, 3. denemeden sonra kişi olayı çakıyor ve muhtemelen sinirli bir vaziyette uzuuun bir offfffff çekerek o kapıdan çıkıyor. etrafına bakınıyor. kimse yok. tekrar ofluyor. hayır o değil de bir gün yakalanacağım ve yakalandığım kişi de muhtemelen insan kaynaklarındaki çok cici ve pozitif ve her daim güler yüzlü olan halkla ilişkiler sorumlusuna denk gelecek ve birilerinin sebebi olacağım ona yanıyorum. allah'ım ne kadar utanç verici! çok zevkli ama..

    -küçük yeğenimle her boks maçı yaptığımızda numaracıktan yenilmiyorum ve onu her yere yatırıp elini kolunu tutup öpme komasına sokarken sinirden damarlarının çıkmasından büyük mutluluk duyuyorum. hırs yapıp üzerime atlayınca yeniden yatırıyorum ve yeniden öpüyorum. daha da sinirleniyor. kuduruyor küçük fırtına. yenilmeye tahammülü yok ve deli gibi bağırıyor. yine de acımıyorum. sadece en son artık ağlayacak haddeye geldiğinde son raund da yenilmiş gibi yaparak tüm sinirini yatıştırıyorum.

    not: çok isterdim bir tane de kız yeğenim olsun. evcilik falan oynayalım. çiçek resimleri yapıp, onu yoldan çıkarayım. ama olmadı, olmadı..
  2. kışın soğuk yatağa üst bedenim çıplak şekilde girip yavaş yavaş yatağın ısınmasını hissetmek. o soğuk anlardan sonra sıcaklığın zevkine varmak.
  3. arabayla alacağım panpamı 5 dakika erken aşağı indirerek yağmurda ıslanmasını sağlamak, gelen telefondaki küfürleri duymaktan uber keyif almak. her seferinde de yiyor gerizekalı ahaha.
  4. çocukken sahip olunan sanal hayvanı * döverek patlatmak.

    peşinen edit 1: evet çok dövünce şişerek patlıyordu o hayvancık.
    peşinen edit 2: çocukların oynadığı bir oyuncağa dayak özelliği neden eklenir ki?
    peşinen edit 3: bir hayvan neden dayak yiyerek şişer ve patlar?
    peşinen edit 4: babam bu kadar güzel pasta yapmayı nereden öğrendi?
  5. anne kişisi bilumum hamur işlerinden yapmaktadır. malzemeleri kapta bir güzel karıştırırken vci' a un eklemesini söyler. vci annesini kırmayıp unu eklerken bir anda elini paketin içinde bulur. henüz ne olduğunu idrak edemeden, çıplak tenine değen unun yumuşaklığı karşısında savunmasız kalmıştır, söylenen hiçbir şeyi duyamaz olmuştur. neyse ki annenin, 'ne yapıyorsun orda eşek sıpası' moduna beş kala beyin rasyonalitesini yeniden kazanmıştır.

    bu da böyle bir çocukluk anısı işte.
  6. dudakta çıkan uçuk, ufak yara benzeri şeylere tuz döküp acıtmak ve deri koruyucu bir katman salgılayıncaya kadar o acıya dayanmaya çalışmak
  7. banyo yaptıktan sonra bir süre bornozla oturmak.
  8. duştan çıkmadan son 10 saniye soğuk suyu açmak. *
    böylece çıkınca uykulu da olmuyorum. çok zekiyim. evet.
  9. koşarak yetişmeye çalışan birisi için ıslıkla minibüs/otobüs durdurmak.
  10. kapıyı çaldıktan sonra kapı dürbününü parmağımla kapatmak.
    göremesinler, kim o diye bir daha sorsunlar, noluyo ya diyip kapıyı açsınlar, beni görüp hee sen miydin desinler..

zevk alınan ufak sapıklıklar hakkında bilgi verin