şükela:  tümü | bugün
  • basilika iken camiye donusturulmus, daha sonra da kendi haline terk edilmis iken koc grubu tarafından restore edilen tarihi bir bina. istanbul'da zeyrek semtindedir. yanibasinda 'zeyrekhane' adinda bir restoran acilmistir, turistiktir, cooook pahalidir. ama balatin ve zeyrekin arka sokaklarini gezdikten sonra halic manzarali bir dinlenme molasi isteyenlere ugrayip bir kahve icmeleri onerilir.
  • camiye dönüştürülmeden önceki adı pantokrator kilisesi olan yapı, bizans döneminin ayasofyadan sonraki en büyük kilisesiydi. etrafındaki kalıntılar, içinde bir huzurevi, hastahane ve lepralılar merkezi olan vakfa aittir. hastahane göz hastalıkları konusunda uzmanmış. camii, zeyrek adını büyük ihtimalle 2. mehmed tarafından kurulan medresenin basmüderrisi molla zeyrek'ten alıyor. molla'nın lakabı farsça'da 'zeki, anlayışlı, uyanık' demekmiş.
  • pantokrator manastirinin, kilisesi/kiliseleridir. oniki havari kilisesi'nin bodrumunda mezar icin yer kalmayinca telaslanan comnenos ii ve esi irene tarafindan yaptirilan cift kilise. insaatlar bittikten az bir sure sonra ikisinin arasina iki kubbeli bir birlestirici ortu eklenip, ara duvarlar yikilmis, bugunkune benzeyen konfigurasyona ulasilmistir. mezar kismi bu ara bolmededir. ahunbaylar* oyalanir sanirim burasiyla.
  • ayasofya'dan sonra dünyadaki ikinci bizans yapısıdır. fatih sultan mehmet döneminde camiye dönüştürülmüş ve medrese olarak kullanılmıştır. dönemin bilginlerinden ve medresenin ilk müderrislerinden mehmet zeyrek efendi'nin adıyla anılır.
  • (bkz: zeyrek evleri)
  • zeyrek semti ibadethane sokağı’nda bulunan zeyrek camii, aslen bir bizans kilisesi’dir ve fetihten sonra camiye çevrilmiştir. orta bizans döneminin sonlarında yapılan pantokrator kilisesi’nin yapımına, komnenos hanedanının ikinci hükümdarı olan ii. ioannes komnenos’un (1118-1143) ilk eşi eirene tarafından başlanmıştır. 1136’da yazıldığı bilinen, kilisenin typikon adı verilen kuruluş yönetmeliği, kilise ile birlikte manastırın diğer belli başlı yapılarının bu tarihte tamamlanmış olduğu bilgisini vermektedir. eirene 1124 yılında öldüğüne göre, bu dinî kuruluşun imparator ioannes tarafından bitirildiği anlaşılıyor.

    “evrenin hakimi” isa’ya sunulan pantokrator manastırının esas büyük kilisesinin kuzeyine “şefkatli meryem”e sunulmuş daha küçük ikinci bir kilise yapılmış ve bu ikisinin arasına da, başmelek mikail’in adına bir mezar şapeli eklenmiştir. böylece kilise birbirine bitişik üç yapıdan oluşmuştur. muhtemelen, imparatoriçe eirene, 1124’te öldüğünde bu mıntıkaya defnedilmiştir. ii. ioannes komnenus (öl. 1143), i. manuel (1143-1180) ve alman asıllı eşi berthe von sulzbach (öl. 1158) da buraya defnedilmişlerdi.

    kilise ve manastırın mimarı nikeforos adında bir ustadır. eirene ve ii. ioannes, manastıra çeşitli yerlerde pek çok arazi ve mülk vakfettiler. bünyesinde 700 rahip bulunduğu rivayet edilen pantokrator manastırının vakıfları arasında, marmara çevresinde bir çok manastır vardı. bunlar, kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, gelir fazlasını pantokrator’a göndermek zorundaydılar. manastırın sahip olduğu araziler ise, makedonya’da, trakya’da, batı anadolu ile ege denizi adalarında bulunmaktaydı.

    şehrin 1204’te latinler tarafından işgalinde, pantokrator manastırı’na katolik rahipleri tarafından el konuldu. bu işgal sırasında, latinler, manastırı tarihi eşya deposu olarak kullanmışlar ve ayasofya’daki “yol gösterici meryem” ikonasını buradaki kiliseye getirmişlerdi. vii. mihael paleologos (1261-1282), istanbul’u geri alıp 15 ağustos 1261’de törenle şehre girerken, tören alayının başında taşınması için, —aziz luke’un eseri olduğu söylenen ve ii. theodosius’un eşi imparatoriçe eudoxia tarafından kudüs’ten istanbul’a getirilmiş olan— bu ikonayı kiliseden aldırmıştı. latinler, altın yaldızlı “iconostasis”le kutsal eşyanın neredeyse tamamını venedik’teki sant marco kilisesi’ne götürmüşlerdi. geriye kalanı da tahrip etmişlerdi. isa’nın gerildiği çarmıhın parçası da, manastırın demir kasasından çıkarılarak (latin katolik başrahip martin tarafından) yine venedik üzerinden fransa’ya kaçırılmıştı.

    daha sonraları sırbistan kralı olacak olan stefan decanski, iki oğlu ile birlikte 1313-1320 yılları arasında manastıra kapatılmış, bir anlamda burada göz hapsine alınmıştı. manastır-kilise, pek çok imparator ve eşlerinin cesetlerinin defnedildiği yer olmuştur. paleologus devrinde, ortodoks ve katolik kiliselerinin birleşmesine karşı çıkanların kalesi haline gelen manastıra kapatılan kişilerden bir tanesi de, istanbul’un fethinden sonra, fatih sultan mehmed tarafından, ortodoks cemaatinin patriği olarak atanacak olan gennadios scholarios idi. ortodoks bizans ve latin-katolik kiliselerinin birleştirilmesine karşı çıkanlardan biri olan gennadios, imparator konstantin dragazes tarafından politik tahrikleri sebebiyle makamından alınarak bu manastıra hapsedilmiştir. buna karşın istanbul’un fethedilmesiyle birlikte sultan mehmed, gennadios ile yaptığı uzun görüşmeler sonunda halkın çok sevdiği ve katolik aleyhtarı olan bu kişiyi, patrik olarak atamıştır.

    pantokrator kilisesi’nde, demetrios, flours ve laurus gibi azizlerin cesetlerinin kalıntıları bulunmaktaydı. burada saklanan aziz blasius’un kafatası da, latin kralı ii. baudouin (1228-1261) tarafından fransa kralı saint louis’e gönderilmişti. hz. isa’nın çarmıhtan indirildikten sonra üzerine yatırıldığı tahta sehpanın da bu kilise de olduğu rivayet edilmektedir. jak deleon, bu “tahta sehpa”nın yanı sıra, bir de “mermer tabla”dan söz eder. deleon’un belirttiğine göre, “taşı 1204 yılında gören robert de clari, mermerin üzerinde meryem ana’nın gözyaşlarının izlerinin bulunduğunu öne” sürmektedir.

    istanbul’un fethinden sonra, manastır medrese, kilisesi de cami haline getirilmiştir. manastırın üçlü kilisesi, medresenin ilk müderrisi molla zeyrek mehmed efendi dolayısıyla zeyrek medresesi ve camii olarak meşhur olmuştur. fatih sultan mehmed’in vakfiyesinde ismi de bu şekilde geçmektedir: “biri dahi yine mahmiye-i konstantiniyye’de ulema-yı kiramdan mevlana zeyrek sakin olmak ile, molla zeyrek mahallesi dedikleri mahallede vaki kenisedir ki inşallah zeyrek camii ismi ile müsemma olmak mervidir.” vakfiyede, ayrıca, manastır hücrelerinin camiye çevrilen kilisenin batı ve kuzey taraflarında bulundukları da yazılıdır. daha sonra fatih külliyesi’nin medreseleri tamamlanınca, medrese hücreleri kapatılmış; fakat yapı, cami olarak hayatına devam etmiştir. caminin kapısı üzerindeki kitabede 1118 yılında başlanıp, 1143 yılında tamamlandığı ve 1453 yılında da camiye çevrildiği yazılıdır.

    evliya çelebi, on altıncı yüzyılda mimar sinan tarafından temizlenen ve onarılan camide “kubbe ve kemerler içinde altın sürülmüş resimler” gördüğünü, sütunların “kıymetli taşlardan” yapıldığını belirtir. molla zeyrek camii, 1756’da bölgede önemli ölçüde tahribat yapan cibali yangınından ya da 1766’daki büyük depremden sonra, ciddi bir onarımdan geçtiği belirtilmektedir. bu tamirat sırasında, kubbeleri taşıyan —on sekizinci yüzyıla kadar yabancı seyyahların gördükleri ve anlattıkları gövdeleri kırmızı renkli— sütunların yerlerine bugün mevcut olan barok üslubundaki payeler ile mihrap ve hünkar mahfili yapılmıştır. bu eklemelerin gösterdiği sanat özellikleri de, onarımın on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştiğini göstermektedir.

    1950’li yıllarda son derece bakımsız durumda olan caminin güneydeki büyük kısmının ahşap bölümü söküldüğünde, evvelce mevcudiyetinden haberdar bulunulan ancak üstündeki döşeme nedeniyle görülmeyen çok zengin bir zemin süslemesi ortaya çıkmıştır. yapının zemin yüzeyinde, renkli taşlardan yuvarlak levhaların etraflarına geçmeler yapılmış, köşelerde ise koyu renkli taşların içlerine beyaz taşlardan kakma tekniğinde figürler işlenmiştir. buradaki mozaiklerin temizlenmesi sırasında, ortadaki mezar şapeli, kariye camii’nin minberi de buraya taşınmak suretiyle, namazgâh haline getirilmiştir. 1960’lı yılların ikinci yarısında vakıflar idaresi tarafından gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları neticesinde, yapının kuzeydeki üçüncü kısmı ve batıdaki girişi, yeniden yapılırcasına büyük bir onarımdan geçmiştir. caminin —kullanılmayan— bir de kuyusu bulunmaktadır.

    bugün pantokrator manastırı’ndan toprak üstünde kalmış bir iz mevcut değildir. ancak, caminin çevresinde, daha önceleri manastır yapısının altında oldukları tahmin edilen sarnıçlar bulunmaktadır. güneydeki yapının, üç binadan oluşan camii kompleksinin en eski bölümü olduğu tahmin edilmektedir. bu binanın dışında, daha sonraki bir döneme ait, her biri çapraz tonozlarla örtülü beş bölümden oluşan bir dış narteks bulunur. güneydeki yapının yine beş bölümlü esas narteksinin orta kısmının üstünü yüksek kasnaklı bir kubbe kapatır. güneydeki yapı, dört sütunlu kapalı haç biçimli planda inşa edilmiştir. güney binasının apsis kısmında duvarlarda renkli mermer levhalardan oluşan bir kaplama görülür. binanın kilise olduğu dönemde duvarların yukarı bölümleri ile kemer, tonoz ve kubbelerin mozaikler ile bezenmiş olduğu anlaşılır. bugün bunlardan hiçbiri görünürde yoktur. fakat 60’lı yıllardaki restorasyon çalışmaları sırasında, örülü bir penceresinin içindeki dolgu boşaltıldığında, pencere kemerinin içinin altın zemin içinde tezyini bir mozaikle süslü olduğu ortaya çıkmıştır.
    kuzeydeki yapı ise, tek bir nartekse sahiptir ve plan bakımından, güneydeki binanın küçük ölçekli bir benzeridir. ortadaki kubbeyi taşıyan dört sütunun yerine, daha sonra, kare kesitli dört paye yapılmıştır. yapının narteksinin dış cephesi, —mimari özellikleri anlaşılamayacak derecede— harap bir durumda iken, 60’lı yıllarda başarıyla restore edilmiştir.

    bu iki yapı arasında bulunan mezar şapeli ise, üstü oval biçimli bir kubbe ile kapatılmış dar ve uzun bir mekandan ibarettir. bu şapelin altındaki bir mahzende, komnenos ve paleologos hanedanından şahısların mezarlarının bulunduğu iddia edilmektedir.

    zeyrek camii’ne batı yönünden bitişik, şimdi arsa halinde olan bir ek bina kalıntısı bulunmaktadır. bu kalıntıların, bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen temeller üzerine inşa edilmiş bir tekke kalıntısı olduğu sanılmaktadır. buradaki türk mimari tarzında yapılmış bir pencere üzerindeki ta’lik hattıyla yazılmış yedi satırlık kitabede, fatih sultan mehmed döneminin meşhur ulemasından akşemseddin’in burada kalmış olduğu belirtilmektedir. kitabenin sonundaki 855/1451 tarihi, o sırada istanbul henüz fethedilmemiş olduğundan, muhtemelen yanlıştır. caminin minaresi yakın bir geçmişte, şimdiki haliyle yenilenmiştir. kadınlar ve müezzin mahfili olmayan caminin avlusundaki çeşme, meşhur kırk çeşmelerdendir. cami yakınında zenbilli ali efendi ve cemali efendi’nin türbeleri bulunmaktadır. fatih vakfiyesinde 50 hücreli olarak belirtilen medreseden ise bugün hiçbir iz mevcut değildir.

    pantokrator manastırı’nın bir kütüphanesinin olduğu ve bu kütüphaneden çıkarılmış birkaç kitabın varlığı bilinmektedir. zeyrek semtinde bulunan, fetihten sonra şeyh süleyman mescidi olarak kullanılan merkezî planlı küçük bizans yapısının bu kütüphane olduğu iddia edilmiştir; ancak bu iddia, henüz, doğrulanabilmiş değildir.
    bir kopyası günümüze kadar ulaşabilmiş olan yönetmeliğinden, manastır hastanesinin kadrosu ve düzeni öğrenilebilmektedir. hastanenin toplam 50 yatağının 10’u yaralılara, 10’u göz hastalarına, 10’u iç hastalıklarına, 8’i başka hastalara ve 12’si kadın hastalıklarına ayrılmıştı. ayrıca her bölümde, acil durumlar için birer yatak bulundurulmaktaydı. 6 yatak da yatalak hastalara tahsis edilmişti. yoksullara hizmet veren hastanede, 10 doktor ve 15 sağlık memuru çalışmaktaydı. hastanenin yanında 24 yataklı bir yaşlılar yurdu vardı. yurdun sakinlerine ekmek, şarap, yağ, peynir ve odun ücretsiz olarak temin edilmekteydi. akıl hastaları için ise, şehrin başka bir yerinde bir birim oluşturulmuştu. şehrin latinler tarafından işgaline kadar çalıştığı tahmin edilen hastanenin bundan sonraki tarihi hakkında herhangi bir bilgi yoktur.

    manastırın ve külliyeyi oluşturan yapıların su ihtiyacı, geniş hacimli sarnıçlardan karşılanmaktaydı. evliya çelebi seyahatnamesinin istanbul’da yaşanan garip ve acayip hadiseleri anlattığı bölümünde, istanbul halkının pantokrator kilisesi bitişiğindeki sarnıçlarda kışın zemheri geceleri olunca, nice koncoloz denilen cadıların çıkıp arabalara binip dolaştıklarına inandıklarından bahseder. inanışa göre de cadılar seher vakti olunca hepsi adı geçen mağara içinde kaybolurlarmış.
  • istanbul'da ayakta kalabilen bizans yapı topluluklarından birisidir. yapının konumu, etrafındaki destekleyici yapı topluluğu kalıntıları ve de eklektik mimarisi ile bir anda göze çarpan bir kilise-cami olarak öne çıkmaktadır.

    üç yapının zaman içinde birleşerek tek bir yap grubu olduğu, asıl adı pantakrator isa kilisesi olan binanın çekirdek kısmı 12. yy da imparatoriçe eirene tarafında haz. isa ya ithafen yaptırtılmıştır. zaman içinde diğer kiliselerin eklenmesiyle bugunkü yapı ortaya çıkmıştır. tüm bu özelliklerin sonucunda günümüze ulaşan kilise üç apsis li olarak inşa edilmiş gibidir. latin istilası sırasında talan edilen ve büyük zarar gören kilisenin manastır komplekslerinden bir kısmı istiladan sonra kullanılmamıştır. fetih ve ardından camiye çevrilen kilise günümüzde hala cami olarak kullanılmaktadır.

    günümüzde orta kısım cami olarak hala kullanımdadır fakat, gerek maddi imkansızlıklar, gerekse de restorasyon ekibinin yetersiz olması sonucunda yapının durumu kötüleşmektedir. 1950-60'larda ek kiliseler güvercin gübresi toplama amacıyla kullanıldıysa da şükürler olsun ki günümüzde bu işlev devam etmemektedir.

    zeyrek camii'nin istanbul'daki bizans yapıları arasındaki önemini arttıran başka bir unsur ise günümüze ulaşan nadide bizans yer mozaiği örneklerini barındırıyor olmasıdır. bina içindeki imparator mezarının çevresinde ve de hz. isa ya ithafen inşa edilen ilk kilisede bulunan samson'un aslanlarla dövüşmesini betimleyen mozaik hala görülebilir.
  • buyuk ümitlerle gitmeme rağmen halini gördüğümde üzüldügüm yapı. bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmus durumda, duvarları mahallenin gençlerine kale görevi görüyor. penceleri paçavralar ve tahtalarla kapatılmış. kısacası bir tarih ve aynı zamanda kültür başkenti olan istanbulun, zamanın kıyısında kalmış bir süre sonra da unutulacak yapılarından biri.

    edit: benim az önceye kadar zeyrekhane sandığım yapıdır ayrıca, düzeltme icin samatya'ya teşekkürler.
  • yıllarca süren restorasyonun ne zaman biteceğini merak ediyor, bir zamanların bu önemli bizans kilisesini birgün pisliğinden ve bakımsızlığından utanmadan gezdireceğim günleri umutla bekliyorum.